Derecelendirme kuruluşları

Derecelendirme kuruluşları

1.Derecelendirme Nedir?

En basit tanımıyla derecelendirme, borçlunun ana para ve faiz yükümlülüklerini ödeme isteği ve kabiliyetinin zamanında ve tam olarak yerine getirilip getirilememesini ölçen bir araçtır. Özellikle ödeme isteği ve kabiliyeti derecelendirmenin en hassas konularıdır. Derecelendirme, tek bir işlem, kuruluş veya ülke için yapılabilir. Genel kural, Derecelendirme sınıflarının her biri ile karşılaştırma yapılmasına imkan sağlayacak yeterli sayıda kriter kullanmaktır Derecelendirme kuruluşları yanında bankalar veya banka dışı kuruluşların da bu tür çalışmaları vardır. Bu çalışmalar bir model çerçevesinde geçmişe yönelik 15-20 yıllık veriyi kullanarak, sürekli ve tekrar gözleyen bir perspektifte risk faktörünü ölçmeyi amaçlamaktadır.

Derecelendirme ile ilgili gelişmelerin hızlanması, 1980’li yılların ortalarına rastlamaktadır. 1970’lerdeki borç krizleri ve 1982 Meksika olayı, uluslararası para sisteminin daha hızlı ve etkin bir kredi derecelendirmeye olan ihtiyacını gündeme getirmiştir. Bir taraftan, IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlardan beklenen performansın görülemeyişi, bir taraftan da finans sistemindeki hızlı büyüme ve farklılaşma, derecelendirme kuruluşlarının ön plana çıkmasına neden olmuştur. Özellikle:

 Uluslararası sermaye hareketlerindeki hızlanma ve yeni yatırım imkanlarının oluşması,
 Sermaye akımlarının finansal piyasalarda alım – satıma konu olması,
 Büyüklü küçüklü bankalardan, tahvilleri elinde tutanlara kadar geniş bir kitlenin mali piyasalara ilgisinin artması,
 Ülkelerle ilgili olarak IMF’in “son ödeyici” rolünü oynamasının garanti edilmemesi
gibi etkenler ülke riski derecelendirmelerinin önemini artırmıştır.

Derecelendirmenin bir çok alanda fayda sağladığı tartışılmaz. Bu alanların başında yatırımcı ve fon sahipleri, ihraççılar, devlet ekonomileri ve dış ticaret finansmanı gelir. Derecelendirme, yatırımcı ve fon sahiplerine, kolay anlaşılabilir semboller aracılığıyla ihraç edilen menkul kıymetin kalitesi ve taşıdığı risk kategorisi hakkında bilgi sağlar. Kuruluşlar hakkında yatırımcıların yapamayacağı bağımsız analizleri yapar ve bunların sonuçlarından açıklanan dereceler kanalıyla yatırımcılar haberdar edilir. Yatırımcı ve fon sahiplerinden başka, derecelendirme, şirketler için, kurumsal yatırımcıların borçlanma araçlarını piyasadan çekerek, şirketlerin menkul kıymet ihraç etmelerini kolaylaştırır ve borçlanma faaliyetlerinde maliyet tasarrufu sağlar. Derecelendirme açısından ekonomiye baktığımızda, faiz oranlarının riske göre farklılaştığını, borç araçlarının ihracının kolaylaştığını, piyasadaki aktörler arasında dengenin kurulduğunu, işlem hacmine bir istikrar geldiğini görürüz.

2.Derecelendirme Kurumları

Derecelendirme kuruluşları, sermaye piyasası kurumlarının risk durumları ve ödeyebilirliklerini; borçluluğu temsil eden sermaye piyasası araçlarının ana para, faiz ve benzeri yükümlülüklerini vadelerinde karşılanabilme riskini ölçerek piyasaya bilgi sağlayan finansal kurumlardır. Yatırımcılar tarafından işe yarar olarak nitelendirilebilecek finansal bilgilerin zor elde edilebilir ve yüksek maliyetli olduğu açıktır. Bu bilgiler önce işin uzmanları tarafından ortaya koyulmakta, daha sonra belli kriterlere göre süzgeçten geçirilmekte ve daha sonra işlenerek finansal piyasalara etkin bir şekilde dağıtılmaktadır. Bu kadar işlemden geçerek yatırımcılara ulaştırılan bedelsiz olmayacağı da doğaldır. Konusunda uzmanlaşmış bir derecelendirme kurumunun yatırımcılara sağladığı bilgi, bu bilgiye ihtiyacı olan herkesin bu konuda yarı ayrı araştırma yapması gerekliliğini ve bu doğrultuda harcanan emek ve maliyeti azaltarak kaynakların daha verimli kullanılabilmesini sağlamakta ve böylece işlem maliyetini azaltmaktadır.

3. Derecelendirme Kriterleri

3.1 Ülkelerin Derecelendirme Kriterleri:

Ülke risklerini ölçerken genelde ekonomik ve politik risk faktörlerine bakılır. Temel göstergeler alınır.
 Ekonomik risk olarak; döviz cinsinden nakit akışının düzeni,
 Borç rasyoları,
 İhracatın büyümesi,
 Ekonominin açıklığı,
 Cari işlemler dengesi,
 Kısa vadeli sermaye akışının rezervlere oranı,
 Rezervlerin durumu ve gelişmesi, büyüme hızı,
 Toplam tasarruflar,
 Kamu sektörünün mali açıkları,
 Yatırımlar ve enflasyon en temel göstergeler olarak alınırlar.

Politik risk faktörleri ise,
 Seçim sistemi ve zamanları,
 Dış politika gelişmeleri, demokrasini ne ölçüde yerleştiği,
 Politik lider veya gündemdeki değişmeler,
 Koalisyonların yapısı,
 Muhalefetin durumu,
 Merkez Bankası’nın bağımsızlık derecesi şeklinde özetlenebilir.

Kısaca, derecelendirme kuruluşları veya bu tür çalışmalar yaşadığımız yılların bir gerçeğidir. İç ekonomik ve politik gelişmeleri kontrol edebilen ve de olumlu yönlere götürebilen ülkelerin derecelendirmeleri ona göre yapılmakta ve bu da sonuçlara yansımaktadır. Üst derecelendirmeye sahip olan ülkeler, uluslararası piyasalardan faiz, vade ve miktar açılarından daha iyi borçlanabilmekte, bu ise kalkınma sürecindeki ülkelerin tasarruf açıklarını kapatmakta yardımcı bir araç olmaktadır.

3.2 Firma ve Kuruluşların Derecelendirme Kriteri

Firma ve kuruluşlar açısından da durum farklı değildir. Ancak, son zamanlarda firma düzeyinde yüksek derecelendirmenin yarardan çok zarar getirdiği tartışılmaktadır. Bunun nedeni ise, yüksek bir derecelendirme elde etmenin kar azalmasına ve giderek hissedarların daha az gelir elde etmesine yol açtığı şeklinde bir düşüncenin oluşmaya başlamasıdır. Öte yandan Moody’s’in araştırmasında düşük derecelendirme alan firmaların ödeme güçlüğüne düşme olasılığının giderek düştüğü ve de fiyat farklılaştırılmasının azaldığına işaret edilmektedir. Buna bağlı olarak şirketlerin derecelendirme kriterlerini de şöyle sıralayabiliriz:
 Sermaye piyasasındaki kuruluşların organizasyon yapıları,
 Mali yükümlülükleri karşılayabilme gücü,
 Şirketin orta vadeli fırsat ve riskleri,
 Şirketin sektördeki diğer şirketlerle rekabet konumu , üretim kapasitesi, dağıtım sistemi ve pazarlama ağı,
 Finansal yönetim ve muhasebe politikaları,
 Şirketin geleceğini etkileyecek yönetsel ve sermaye yapısı değişiklikleriyle yatırımlardaki değişiklikler.

4.Derecelendirme Kurumları Nasıl Çalışır?
Derecelendirme bir ekonomik birimin kredi geçmişi ve kullandığı kredileri geri ödeme kapasitesinin saptanması için yapılan ölçme işlemidir. Piyasalarda yatırımcılar derecelendirme kuruluşlarının analizleri ile bilgilenmekte ve yatırım kararlarını bu analiz sonuçları doğrultusunda vermektedirler. Derecelendirme firmaları risk analizi konusunda edinmiş oldukları tecrübeler sonucunda herhangi bir yatırımcının kendi imkanları ile yapamayacağı araştırmaları yapabilmektedirler. Bu firmalar yabancı kaynaklardan faydalanmak isteyen kuruluşlardan gelen talep sonucu harekete geçmekle beraber, herhangi bir talep olmaksızın, sermaye piyasasının şeffaflığı gereği, bir bankanın kredi değerliliğini tespit edebilirler. Rating kuruluşları (derecelendirme yapan firmalar) tarafından verilen yüksek bir derece yükümlülüklerin zamanında ödeneceğini vurgularken, düşük bir derece ise daha büyük bir riski ifade eder. Bu analiz sonucunda yatırımcılar riskleri görerek etkin kararlar verebilirler.
Derecelendirme firmaları finansal kurumları, bankaları ve ülkeleri derecelendirir. İşlem sonucunda elde edilen veriler anlaşılması kolay ve kısa sembollere dönüştürülür. Böylece yatırımcıya o şirket hakkında bilgi verir. Bu işlemler yapılırken şirket hakkında çeşitli bilgiler toplanır. Kuruluşun kısa geçmişi, stratejisi ve felsefesi, faaliyet durumu, finansal yönetim ve muhasebe politikaları, gelecekte yapılması düşünülen projeler ile potansiyel kazançlar araştırılır.
5. Derecelendirme Süreci:
Derecelendirme 3 aşamalı bir süreç sonucunda ortaya çıkar. Bu süreçler:
1. Ön tarama
2. Ön derecelendirme notunun verilmesi
3. Son derece notunun verilmesidir.

5.1 Ön Tarama

Ortalama bir ay süren, potansiyel menkul kıymet ihraççılarının, tam araştırma sürecine girmeden önce bir derecelendirme kuruluşunun derecelendirme göstergesinin belirlenmesi için bir ön çalışmaya ihtiyaç duyduğu başlangıç sürecidir. Bu ön tarama sürecinde analizcilerin araştırma sonuçları derecelendirme komitesine ön rapor olarak sunulur. Daha sonra bu komite tarafından değerlendirmeye alınır.

5.2 Ön Derecelendirme

Bu süreç ön taramaya göre daha detaylı ve zaman açısından daha uzundur (2 ay). Ön taramadan gelen veriler ışığında, derecelendirme kuruluşu menkul kıymet ihraç edenin başvurusunu kabul ederse daha sonraki aşamalar için konusunda uzman analizciler tayin edilir. Bunun sebebi, ön derecelendirmede daha fazla ve detaylı bilgiye ihtiyaç duyulmasıdır. Araştırma sonuçları, analizciler tarafından derecelendirme komitesine rapor edilir ve bu aşamada ön derecelendirme komite tarafından gözden geçirilir. İhracat.ı, tüm bilgilerden haberdardır. Daha sonra kendisinin de izni ile, sonuçlar derecelendirme kuruluşu tarafından ilgili yerlerde yayınlanır.

5.3 Son Derecelendirme Notunun Verilmesi

Son derecelendirme güvenilirlik ve konuyla ilgili diğer dokümanların incelenmesinden sonra yaptırılmaktadır. Eğer dokümanlar derecelendirmeye ters etki yapacak özel bir madde içermezlerse ilk derecelendirmeyle aynı değeri alacaktır. Derecelendirmelerde bazı durumlarda değişmeler olabilir. Örneğin güvence veren veya menkul değer ihraç edenin durumundaki önemli değişmeler. Son derecelendirmenin belirlenmesi ihtiyaç duyulan dokümanların temininden bir hafta süre içerisinde yaptırılır. Bildiriler sözlü olarak yaptırılır ve yayınlanır. Menkul kıymet ihraç edenin izni alındıktan sonra derecelendirme basın yoluyla halka duyurulur.

6. Derecelendirme Notları

Dünya çapında hizmet veren derecelendirme kuruluşlarının en önemlileri ABD’ de faaliyet gösteren Moody’s, S&P ve Fitch IBCA olarak kabul edilmiştir.
Firmalara kredi notu veren bu kuruluşların kullandığı semboller benzer içerik taşımaktadır.
A : A ile başlayan kredi notları oldukça güçlü bir bilançoya sahip, geçmiş yıllarda yüksek karlılık göstermiş ve rahatlık ile finansman sağlayabildiği anlamına gelmektedir.
A/B : Kuruluşun sağlam bir mali yapıya sahip olduğu, olumlu gelişme gösterdiği ve görünürde bir zayıflığı olmadığını belirtir. Taşıdığı risk düşük olmakla birlikte yüksek rating kategorisindeki kuruluşlar kadar güçlü sayılamaz.
B : Kuruluşun güçlü bir finansal yapıya sahip olduğu ve para piyasalarında kabul gördüğünü belirtir. Bünyesinde bazı önemsiz, zayıf yönleri bulunmakla birlikte uzun vadeli planlarından sapması kısa süreli ve sınırlı olacaktır. Ciddi problemlerin ortaya çıkma olasılığı düşük olmakla birlikte üst ratinglere göre yüksektir.
B/C : Görünürde bazı eksiklikler olmasına rağmen bunlar ciddi değildir ve kısa sürede çözümlenebilir. Üst rating guruplarına göre daha az kredibiliteye sahiptir.
C : Temelde sağlam bir kuruluştur, belirli bir ödeme dengesi bozukluğu yüzünden daha iyi rating alamamaktadır.
C/D : Kuruluşun önemli bazı zayıflıkları bulunmaktadır. Mali bünyesinin daha da bozulması halinde sorunların üstesinden gelmesi üst ratingli kuruluşlara göre daha zordur.
D : Tamamen istikrarsız mali bünyesinde belirgin aksaklıklar bulunmaktadır. Sorunlar genelde aktif kalitesinin bozukluğundan yada zayıf bilanço yapısından kaynaklanabilir. İleriye dönük olarak önemli ölçüde belirsizlikler bulunmaktadır. Beklenmedik sorunlar karşısında direnme gücü yoktur.
D/E : Fonlama ve likidite(nakit para akışı) gibi çok ciddi zayıf yönleri bulunmaktadır.
E : Çok ciddi sorunların olduğunu, dış yardımlar olmaksızın devamlılığını sağlamasının şüpheli olduğunu belirtir.
Bu sembollerin yorumlanması sonucu ortaya çıkan derecelendirme, yatırımcılar için bir rehber niteliğindedir.

7.Başlıca Derecelendirme Kurumları
7.1 Standard and Poor’s
S&P, 140 yıldır finans alanında liderliğini sürdüren bir firmadır. Şirketin tarihi 1860’lara kadar uzanmaktadır. 1941 yılında “Standard Statistics Company” ve “Poor’s Publishing Company” adlı şirketler birleşerek Standard and Poor’s şirketini kurmuşlardır.1966 yılında bağımsız bir şirket olarak faaliyetlerine devam etmiş ve aynı yıl McGraw-Hill adlı şirketin bünyesine alınmıştır.
S&P’nin temel amacı dünya çapında, öncelikle finans alanında rakiplerine göre daha ön plana çıkmaktır. Bu doğrultuda uluslar arası pazarlarda yer alan katılımcılar için doğru, detaylı ve nicel bilgi sağlamaktadır. Katılımcılar hisse senedi satışına çıkacak kişilerle yatırımcıları kapsadığı gibi sponsor olmayı ve yeni Pazar oluşturmayı düşünen kişileri de kapsamaktadır. Bunların yanı sıra S&P “Pİ” adında bir yayın yapmaktadır. Bu yayın ile yatırımcıların ihtiyaç duyduğu alanlarda ve özellikle değişen pazarlarda bilgi sunmaktadır.
S&P’nin kredilendirmede uyguladığı başlıca kriterler, borcu ödeme olasılığı (Borçlunun anaparayı ya da faizini ödeme kapasitesi, anlaşma koşulları dikkate alınarak ölçülmektedir), borç antlaşmasının içeriği ve borç ödemesini etkileyebilecek durumların detaylı incelenmesidir.

S&P’ nin Uzun Vadede Kredi Notları

AAA Çok yüksek geri ödeme kapasitesi
AA En iyi dereceye çok yakın
A Yüksek geri ödeme kapasitesine sahip. Fakat ekonomik koşullardaki değişmelere AA ve AAA’ya göre daha duyarlı
BBB Yeterli geri ödeme kapasitesine sahip ama üst seviyelere göre ekonomik koşullardaki değişikliklere, anapara ve faizi geri ödeme kapasitesini zayıflatma ihtimali yüksek.
BB Spekülatif piyasa göstergesinin başlangıç derecesi. Piyasada ödeme dengesini etkileyecek belirsizlikler mevcut.
B Belirlenen sabit, yüksek risk beklenen şekilde gerçekleşir. Veriler şu an için ödemelerin yürütülebilir olduğunu göstermektedir.
CCC Büyük olasılıkla ödeme gerçekleştiremeyecek
CC Geri ödemede CCC’den daha zor durumda
C İflasın eşiğinde
D İflasın eşiğinde veya borçlarını belli bir süre ertelemeden ödeyemeyen kurum/kuruluşları ifade eder.

S&p’ nin Kısa Vadeli Menkul Kıymet Derecelendirme Notları

A Bu kategoride yer alan menkul kıymetlerin, anapara ve faiz ödemelerini zamanında yerine getirebilmek açısından en yüksek kapasiteye sahip oldukları kabul edilir
A-1 Bu dereceye sahip senetlerin güvenilirlik derecesi çok yüksektir
A-2 Kapasitesi güçlü; göreli güvenilirlik derecesi ise A-1 den daha azdır.
A-3 Kapasite tatmin edici olmasına rağmen olumsuz gelişmelerden etkilenme olasılığı A-1 ve A-2 ye oranla daha fazladır
B Kapasite ödeme konusunda uygunken , değişen koşullar veya kısa dönemli olumsuzluklardan etkilenebilmektedir.
C Bu dereceye sahip senetlerin ödeme kapasitesi kuşkuludur.
D Bu dereceye sahip senetlerde, borçlarının ödenmemesi beklentisi vardır.

7.2 Moody’s Investor Service

Moody’s şirketinin kuruluşu 1900 yılında olmuştur. Şirket ilk kredilendirmesini 1909 yılında 1500 hisse senedine uygulamıştır. 1970’ lerin başında Avrupa hisse senetlerini notlandırmaya başlayan Moody’s daha sonra banka ve sigorta çalışmalarına başlamıştır.

Moody’s, dünya çapında, kredi derecelendirmesi ve araştırması yapan, risk analizleri oluşturan, kredi imkanı sağlayan ve sabit gelir hisseleri alternatifi sunan bir firmadır. Kredi derecelendirmeleri ve araştırmaları, kreditörlere yatırım araçlarının taşıdıkları riskleri ve mevcut durumları açısından kolay anlaşılır bilgi sağlar.

Moody’s kredilendirme notlarını belirlerken analitik yöntemlerden çok nitel yöntemleri tercih etmektedir. Bunun sebebini ise, analitik yöntemlerin hızla değişen veriler ve eklenen yeni değişkenler nedeniyle notlandırmada sağlıklı sonuçlar vermeyeceği düşüncesidir. Bu amaca hizmet vermek için 17 ülkede, 1,700firmasıyla Moody’ s şirketlerinde 88’ den fazla analist çalışmaktadır.

Moody’s tüm kredi notlarını dünya çapında basın yoluyla açıklamaktadır. Yeni kredi notu çalışmaları ve mevcut şirketlerin kredi notu değişiklikleri Reuters, Telerate gibi ajanslar aracılığıyla duyurulmaktadır. Tüm listeyi kapsayan kredi notları ise aylık olarak hazırlanan “Moody’s Global Ratings Guide” dergisi ile yazılı olarak basına açıklanmaktadır.

Bir şirket Moody’ s vasıtası ile kredi notlandırması talep ederse şirketinin büyüklüğü ve borç yapısına göre 10,000 $ ile 60,000$ arasında ücret ödemek zorundadır.

MOODY’S Uzun Vadeli Kredi Notu Tanımları

Aaa Bu tahviller en iyi kalitede tahvillerdir. En küçük düzeyde yatırım riski taşımakta ve “gilt-edged” olarak bilinmektedir. Anapara güvencededir ve faiz ödemeleri geniş ve son derece durgun bir marjla korunmaktadır
A Orta üst grubunu oluşturur.Borç geri ödeme göstergesi yeterli düzeydedir
Baa Orta not grubudur. Anapara va faiz geri ödeme seviyesi şu an için yeterli fakat bazı güvensiz eğilimlerden dolayı ileri bir tarihte aksaklıklar oluşabilir.
Ba Spekülatif grup. Ekonominin eğilime hem iyi hem de kötü olduğu zamanda ödeme düzeninde aksaklıklar oluşabilir. Belirsizlik bu grubun karakteristik özelliğidir.
B Yatırım yapılabilme seviyesinden uzak bir konumda. Uzun vadede faiz , anapara ödemesi veya herhangi bir anlaşmadaki koşullarıyerine getirmedeki başarı olasılığı düşük.
Caa Alt seviye grubu. Bazı ekonomik göstergeler tehlike işareti vermektedir
Ca Yüksek derecede spekülatif
C En düşük seviye

Moody’s Kısa Vadeli Menkul Kıymet Derece Tanımlamaları

P1(PRIME) P1 ile derecelendirilen ihraçcılar kısa vadeli borç yükümlülüklerini ödeme konusunda son derece güçlü bir yapıya sahiptirler.
P2 Bu kategoride yer alan ihraçcıların da kısa vadeli borç yükümlülüklerini zamanında yerine getirebilme kabiliyetleri çok yüksektir
P3 Bu dereceye sahip ihraçcıların da kısa vadeli borçlarını ödeme güçleri kabul edilebilir düzeydedir. Ancak sektörün özelliklerinden ve pazarın yapısından daha çok etkilenirler
NOTPRIME P1,P2,P3 derecesinde yer almayan ihraçcılar bu şekilde derecelendirilmektedirler.

8.Türkiye’nin Kredi Derecelendirme Karnesi

TARİH ŞİRKET DEĞERLENDİRME
ŞUBAT 2001 S&P B+/B (olumsuz izlemeye alındık)
ŞUBAT 2001 FITCH BB (Uzun dönem notu korundu)
ŞUBAT 2001 MOODY’S B1(Not korundu, görünüm durağana çevrildi)
OCAK 2002 MOODY’S Görünüm durağan, notlar aynı
ŞUBAT 2002 FITCH Ülke görünümü negatiften durağana çevrildi.
HAZİRAN 2002 S&P Ülke notu B-, ekonomik görünüm durağan
MART 2003 MOODY’S Ülke notu B1 görünüm negatif

9. Türkiye’ nin Durumu ve Çözüm Önerileri

Yukarıdaki tabloya baktığımızda Türkiye’ nin, ne yazık ki ümit edilen düzeyden çok daha aşağıda olduğu gerçeği ile karşılaşmaktayız. Politik ve ekonomik belirsizlikler ve gelişmeler, Türkiye’yi “Yüksek Gelir Sağlanan fakat Riskli” ülkeler konumuna sokmuştur.

Bu durumdan çıkmak için neler yapmamız gerektiği sorusuna bakarsak, yine hepimizin bildiği ve fakat çeşitli nedenlerle uygulayamadığımız konulara tekrar geldiğimizi görürüz. Bunlar ekonomide mali açıklara ve kamu giderlerine yönelik önlemleri içermektedir. Bu önlemler, enflasyonu düşürüp ödemeler dengesini de daha sağlıklı hale sokarak sürekli ve sürdürülebilir büyüme oranına ulaşmamızı sağladığında, ülkemizin kredi notunun artması da kaçınılmaz olacaktır.

Türkiye’nin, mevcut mali açıkları giderebilmesi için her şeyden önce kredibilitesi yüksek orta vadeli bir program hazırlaması ve bu programın uygulanmasının yapısal reformlar ile desteklenmesi gerekmektedir. Türkiye yapısal reformların bir çoğunu geçtiğimiz dönemlerde yapmıştır. Piyasa sistemi Türkiye’de çok önce kurulmuştur.

Türkiye’nin yapısal önlemler konusunda gerçekleştirdiklerini birçok ülke daha yeni yeni yürürlüğe koymaktadır. Ancak, yapılması gerekenler de mevcuttur. Bunlar kısa başlıklar halinde şöyle sıralanabilir:

 Vergi tabanının genişletilmesi ve bunun için vergi idaresinin geliştirilmesi, daha etkin yaptırım ve teşvik sağlanması, yatay ve dikey olarak daha geniş vergi eşitliği sağlamak için gerekli ön şartların hazırlanması, kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin kayıt altına alınarak vergi kayıt ve kaçaklarının azaltılması, üretim faktörleri üzerindeki vergi yükünün hafifletilmesi,
 Kamu İktisadi Teşebbüsleri’ndeki katı bütçe kısıtlamalarının uygulanmasının sağlanması ve özelleştirmenin hızlandırılması. Bilindiği üzere, özelleştirmenin temel amacı ekonomide verimliliğin ve maliyet yapısının rekabet edebilir seviyelere çıkarılması ve serbest piyasa koşullarını sağlayarak dünya piyasalarına entegre olmaktır. Böylece bir yandan sermayenin tabana yayılması ve teknolojik yenilenme sağlanırken, diğer yandan da kamu açıklarını azaltarak kamunun mali piyasalar üzerindeki baskısını hafifletmek ve kamu borcunu düşürmek mümkün olacaktır,
 Büyük açıkları olan sosyal güvenlik ve emeklilik sisteminde köklü reformlar getirilmesi. Son yıllarda sosyal güvenlik kuruluşlarının finansman dengesi ciddi bir şekilde bozulmuş ve bu kuruluşların bütçe üzerindeki yükleri hızla artmıştır. Sosyal güvenlik siteminin daha rasyonel bir yapıya kavuşturulması amacıyla sosyal sigorta kurumlarının yeniden yapılandırılarak kurumların idari ve mali sektör tesis etmeleri ve kaynak yaratmaları sağlanarak, bütçe üzerindeki yükleri azaltılacaktır ve bu da primlerin etkin bir şekilde toplanması ve Türkiye’nin çok düşük olan emeklilik yaşının yükseltilmesi gibi önlemleri içermektedir.

Bunlara paralel olarak;
 Kamu harcamaları insan sermayesinin gelişimini sağlamaya yönelik olarak yeniden tahsis edilmelidir. Kalkınmanın temel faktörlerinden biri olan bilgi ve teknoloji düzeyinin yükseltilmesi hususunda gerekli yatırımlar yapılmalıdır.
 Mali sürecin şeffaflığının artırılması; bütçe disiplininin sağlanması konusunda görüş birliği oluşturulmasını sağlayacak, ekonomik rant arayışlarını azaltacak ve izlenen politikaların kredibilitesini artıracaktır.
 Tüm bunların yanında yapısal reformların para ve döviz politikalarıyla desteklenmesi gerekmektedir. Merkez Bankası’nın temel para politikası hedefinin, mali piyasalarda istikrarın sürdürülmesi ile birlikte enflasyon seviyesinin düşürülmesi şeklinde oluşturulması gerekmektedir.

İstikrarsızlık tek ve kesin bir paketle çözümlenecek bir konu değildir. Aksine, kamu sektörü açıklarını azaltmak, rekabet ve güvenilirliliği artırmak için bir dizi araştırmayı gerektiren bir süreçtir. İstikrarsızlık, ekonominin ve sosyal yapının bağışıklığını, bir daha düzelmemek üzere bozabilmektedir.

Burada, en önemli konulardan biri aşırı enflasyonun kontrol altına alınması amacıyla mali sistemde bütçenin artık Merkez Bankası finansmanına ihtiyaç duymayacağı şekilde düzenlenmesidir. Bütçe dengesinin sağlanmasında, gerekli finansman için Merkez Bankası’nın para basması yerine sermaye piyasalarına başvurulması gerekmektedir. Kamu kuruluşlarının mali yapısının düzeltilmesi de şarttır. Kamunun finansman zayıflığı, para basımı için bir bahane yaratmamalıdır.

Bazı ülkelerin istikrar programı deneyimlerinden çıkarılacak en büyük ders, ülke ekonomisinin uzun süre bu hastalıkla kemirmiş olması gerçeğidir. Ülke tecrübelerinde bir diğer önemli husus ise, kamu harcamalarının azaltılması olarak anlaşılan mali konsolidasyon ve bütçe açıklarının azaltılması sonucu yıllarca süren mali istikrarsızlıkların yerini istikrara bırakmasının anahtar rol oynadığı hususudur.

Yüksek enflasyonun olduğu bir toplumda, özel sektör ve kamu sektörüne getirilen temel disiplin özel bir önem taşımaktadır. Ekonominin dışa açılımı, liberalleşme ve özelleştirmeye bağlı iç ve dış rekabet özel sektör için mükemmel bir disiplin mekanizmasıdır. Kamu sektörü için ise bütçe, bir disiplin mekanizmasıdır. Bütçenin ve piyasaların etkin yönetimi için gerekli şeffaflığın sağlanmasında ise finans sistemi anahtar bir rol oynayacaktır.

İstikrarlı bir para politikasının sürdürülmesi piyasalara olan güvenin giderek artmasına yardımcı olur; böylece yeni enstrümanlarla birlikte, kamu borçları için daha geniş piyasaların ortaya çıkması ve faiz oranlarında düşüş sağlanması mümkün olur. Faiz oranları; ancak, daha büyük bütçe fazlası gerektiren tutarlı mali düzenlemelerin, kararlı anti-enflasyonist politikalar ve güçlü yapısal reformların uygulanması ile düşürülebilir. Bu ön koşullar sağlandığında ortalama borç vadesi uzayacak ve borç servisi maliyetleri azaltılabilecektir.

Bir ülkenin kredibilite düzeyini etkileyen en önemli faktörlerden biri de ödemeler dengesidir. Çünkü, ülkenin dış borçlarını ödeyebilme gücünün en önemli göstergesidir. Ödemeler dengesi iç ve dış ekonomik gelişmelere karşı esnek olmalıdır. Bu esneklik ülkenin ithalat-ihracat yapısına bağlıdır. Diğer bir anlatımla, reel ekonomideki gelişmeler ödemeler dengesini dolaylı ve dolaysız bir biçimde etkilemektedir.

Siyasi otoritenin her şeyden önce ekonomik istikrarın sağlanmasını hızlandıracak özelleştirme ve yapısal reformlar konularında yoğunlaşması gerekmektedir ve bu konularda sağlanacak başarı, geniş çaplı vergi gelirlerinin artırılması ve sosyal güvenlik sistemi sorununun çözülmesi gibi politik açıdan zor tedbirlerin uygulanmasına zaman tanıyacaktır. Bu tür bir başarı, yurt içi mali piyasaları güçlendirecek, Türk lirasına olan güven, daha istikrarlı döviz kuru ve dış finansman akımlarının gelişmesine yardım edecektir.

Kısacası, Türkiye’nin kısa dönemdeki kredibilitesinin artması, mali piyasalarda güvenin kazanılmasında ve enflasyonun düşürülmesinde anahtar rol oynayacak olan bütçe ve sosyal güvenlik reformları ile özelleştirmede mesafe kat edilmesine bağlıdır.

Orta vadede ve süreklilik kazanacak bir kredibilite artışı için enflasyonu düşürmeyi amaçlayan tutarlı ve istikrarlı orta vadeli bir programa ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç, enflasyon tek haneli rakamlara düşse dahi devam edecektir. Çünkü, enflasyonun artmayacağını garanti edecek makroekonomik programlar kredibiliteyi sürekli aynı düzeyde tutabilecek veya artıracaktır.
Bütün bunlar için ise, siyasi ve ekonomik istikrar bir ön şarttır. Bu konulardaki istikrarsızlık iç ve dış kredibilitede oynamalara neden olacaktır.

Etiketler: , , , , , , ,

Yorum yazın