Cumhuriyet Döneminde Bankacılığın Gelişimi (1923-1932 Dönemi)

Cumhuriyet Döneminde Bankacılığın Gelişimi (1923-1932 Dönemi)
Cumhuriyetin ilanından sonra Türk bankacılık sektöründe banka-kredi sistemi büyük ölçüde yabancı sermayenin elinde kalmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında bankalar çoğunlukla varlıklarını yabancı sermayeye bağımlı olarak sürdürmüşlerdir. Bu nedenle Cumhuriyetin ilk yılları (1923-1932) milli bankacılığın geliştirilmesine yönelik çalışmalara önem verildiği dönem olmuştur.
Yabancı sermayeyi Türk sermayesine devretmek ve milli sanayi ve ticareti korumak düşüncesi o dönemde hâkim olmaya başlamıştır.
Bu düşünceden hareketle 1923 yılında İzmir’de toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde İktisat Bakanı Mahmut Esat Bozkurt kongre açılış konuşmasında şöyle belirtmiştir; “Kredi kuruluşlarından yoksun bir Türkiye, ekonomik gelişimini yürütemez ve daha uzun yıllar yabancılar için çalışan bir sömürge niteliğinden kurtulamaz” ifadeleri ülkenin içinde bulunduğu durumu ortaya koyması açısından önemlidir. Bu durumun önüne geçilmesi için önemli kararlar alınmıştır.
1923 yılında toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde milli bankacılığın geliştirilmesi yönünde alınan kararlar kağıt üzerinde kalmamıştır.
Ziraat Bankası’nın sermayesi arttırılarak yeni bir yapısal düzenlemeye gidilmiştir. Böylece Cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonra milli banka-kredi sisteminin gelişmesine büyük önem verilmiş Ziraat Bankası ile de tarımsal krediler yeniden örgütlenmiş sanayii ve ticaretin geliştirilmesine yönelik olarak İş Bankası ve Türkiye Sanayii ve Maadin Bankası kurulmuştur.
1924 yılında Cumhuriyetten sonra devlet ve özel sermayeyle ilk büyük banka Türkiye İş Bankası olmuştur. Her türlü bankacılık işlemleri yapmak, tarım, sanayii, madencilik, enerji üretim ve dağıtımı, bayındırlık işleri nakliyecilik, sigortacılık, turizm, ihracaat alanlarında her türlü teşebbüs kurmak veya iştirak etmek gibi görevlerle bir milyon sermaye ile kurulan banka Ticaret Bakanlığı’nın yanında sanayi ve ticari yatırımlara da katılmıştır.
1925 yılında Sanayii Bankası olarak da Türkiye Sanayii ve Maadin Bankası kurulmuştur. 1927 yılında Emlâk ve Eytam Bankası kurulmuş bu banka daha sonra 1946 yılında konut sorununu çözmek ve konut kredisi vermek için kurulan Emlâk ve Kredi Bankası’na dönüştürülmüştür.
Yabancı sermayeye tepki olarak kurulan yerel bankalara da bu dönemde yenileri eklenmiştir. (1923-1932) yılları arasında çoğunlukla tek şubeyle bankacılık faaliyetinde bulunna yirmibeş kadar yerel banka kurulmuştur.
30 Haziran 1930 yılında en önemli gelişme olarak Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası kurulmuş ve o zamana kadar Osmanlı Bankası tarafından yürütülen para basma fonksiyonu Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’na verilmiştir.
Ticari bankalara bankacılık tekniği yönünden benzerlik gösteren Merkez Bankaları, bankaların yapısı bakımından Ticari bankalardan büyük ölçüde farklıdır. Ticari bankalar kâr amacıyla hareket ederken Merkez Bankası’nın faaliyetleri kâr amacı taşımamaktadır. Bunların yaptıkları faaliyetler görev niteliğindedir. Yani kamunun hizmetinde olun kuruluşlardır. Durum böyle iken Merkez Bankaları’nın görevleri şu şekilde sıralanabilmektedir; Merkez Bankası kağıt para ihracını gerçekleştirirler. Devletin mali danışmanlığını ve hazinedarlığını yaparlar ve ödünç verme dairesidir. Ülkenin altın ve döviz rezervlerini koruyan Merkez Bankası, ticari bankalar için takas merkezi görevi yapmaktadırlar. Ekonomik gelişmenin gerçekleştirmesine yardımcı olan Merkez Bankası ticari bankaların ihtiyaçlarını muhafaza ederler. Merkez Bankası bankaların rakibi değil aksine onları tamamlayan kuruluşlardır. İşlevleri açısından faklı olmakla birlikte aynı zincirin halkalarını oluştururlar. Kağıt para ihrac etmeleri ve devletin hazine işlemlerini, diğer bankaları kendileri ile sürekli ilişki kurmak zorunda bırakmaktadır. Merkez Bankası üstlendikleri görevler arasında, para hacmini ekonominin ihtiyaçları ölçüsünde karşılamak bunu korumaktır. Bunun yanında ekonominin seyrine göre kredi faaliyetlerini düzenlemekle yükümlü olan Merkez Bankası onbey milyon lira sermaye ile kurulmuştur. Banka ekonomi de farklı menfaatlerin temsilcisi olma özelliğini kazanmış ve dolayısıyla özelleştirilmeleri gündeme gelmiştir.
1923-1932 yılları arasında yabancı, özel türk ve devlet bankalarının toplam mevduat toplam kredilerdeki payları şu şekildedir;
1924 yılında yabancı bankaların toplam mevduattaki payı %78, özel türk bankalarını payı %12, devlet bankalarının payı ise%10 olduğu görülmüştür. Toplam kredilerde ise yabancı bankaların payı %53, özel türk bankalarının payı %5, devlet bankalarının payı ise %42 olarak gerçekleşmiştir.
1924-1929 yılları arasındaki beş yıllık dönem ortalaması olarak yabancı bankaların mevduat toplamındaki payları %57 olurken, özel türk bankalarının payı %20, devlet bankalarının payı ise %23 olarak gerçekleşmiştir. Aynı dönemde toplam kredilerde yabancı bankaların payı %47 olarak gerçekleşirken, özel türk bankalarının payı %15, devlet bankalarının payı %39 olarak gerçekleşmiştir.
1930-1934 yıllarına gelindiğinde yabancı bankaların toplam mevduattaki payı %30, özel türk bankalırının payı %27, devlet bankalarının payı ise %43 olarak gerçekleşmiştir. Toplam kredilerde ise yabancı bankaların payı %32, özel türk bankalarının payı %23, devlet bankalarının payı ise %45 olduğu görülmüştür.
Sonuç olarak Cumhuriyetin ilk yıllarında milli bankacılığın geliştirilmesi yönünde yapılan çalışmalar ve yabancı sermayeyi türk sermayesine devretmek düşüncesinin hakimiyeti düşüncesinin uygulanmasındaki başarı yabancı bankaların mevduattaki ve kredi kullandırmaktaki paylarının düşmesini, özel türk ve devlet bankalarının mevduattaki ve kredi kullandırmaktaki paylarının yükselmesini sağlamıştır.

Yorum yazın