BÖLÜŞMELİ TRETE ANLAŞMALARI

BÖLÜŞMELİ TRETE ANLAŞMALARI

Bir trete anlaşmasının geçerli olabilmesi ve aksaklıklara, anlaşmazlıklara yer vermeyecek şekilde uygulanabilmesi için üç temel konunun sigortacı ve reasürör arasında görüşülmesi ve net bir şekilde karara bağlanması gerekmektedir. Bunlar sırasıyla, Tretenin Kapsamı, Muhasebe Şartlan ve Teknik Şartları’dır. Aşağıda bu konular tek tek ele alınmış ve incelenmiştir,
3.1. TRETENİN KAPSAMI
Tretenin kapsamı, bir binanın kaba inşaatına benzetilebilir Adeta ana hatları belirleyen bir çerçeve gibidir ve teknik konulardan çok sigorta şirketi ile reasürör arasındaki iş ilişkisinin doğurduğu hukuki konulara açıklık getirir. Bunlar sırasıyla, tretenin konusu, coğrafi alan, reasürörün bilgi isteme hakkı, tretenin başlaması ve sona ermesi, hata ve düzeltmeler ve tahkim’dir.
3.1.1.TRETE SEÇİMİ VE KONUSU
Bir sigorta şirketi mali açıdan çok güçlü olmadıkça reasürans yapmadan faaliyetlerini etkin bir şekilde sürdürme şansına sahip değildir. En başta risk kabulünde belirlenmiş olan konservasyon limitinin dışına çıkamayacağı için pek çok sigortalı ve broker tarafından yeterli bulunmayacağı gibi afet durumunda kumul oluşturacak hasarlar söz konusu olduğunda yalnız kendi rezervlerini kullanacağından zor duruma düşebilecektir, Bu yüzden mali açıdan çok güçlü şirketler bile sigortacılığın güvenli ve tatminkar olabilmesi için reasüransın gerekli olduğunu kabul etmektedirler.
Gerekli olacak reasürans anlaşmalarını bir araya getirirken en önemli kural mümkün olduğunca basite indirgenmiş anlaşmalar oluşturmaktır. İki taraf arasında pazarlık yapılırken kesin ve katı kurallar öne sürülmemesi daha uygun olmaktadır.
Reasürans anlaşmaları oluşturulurken aşağıdaki konulara dikkat edilmesi gerekir;

• Reasürans kapasitesi,
• Portföyün genişliği ve yapısı
• Hasarların büyüklüğü ve sıklığı,
• Uygulanacak bölgenin coğrafi yapısı,
• Geleceğe yönelik pazar planlaması,
• Sermaye ve serbest rezervlerin durumu,
• Yatırım ve likidite durumları,
• Karşılıklı iş alışverişi,
• Reasürans bilgisi,
• Reasürans piyasasının durumu.

Ne tür bir reasürans anlaşmasına ihtiyaç duyulduğuna karar verirken öncelikle yönetimin söz konusu yıl ile ilgili nasıl bir hedef saptadığının bilinmesi gerekir. Yönetim değiştiğinde hedef de değişebilir. Eğer amaç mümkün olduğunca çok prim üretmek veya en büyük sigorta şirketi olmak ise konservasyonun yüksek tutulması ve Kot-par yerine X/L, yöntemine yer verilmesi daha doğru olacaktır. Eğer amaç üretilen net prim miktarının büyüklüğü değil de istikrarlı bir şirket yaratmaksa bu durumda tamamıyla farklı bir reasürans planlaması yapmak gerekecektir. Sigorta şirketi belirli bir branşta reasürörlerinin yeteneklerinden emin ise onların yapacağı ekspertiz çalışmalarının yeterliliğine güvenip ihtiyari yöntemi tercih edebilir.
Bazı yöneticiler masrafları azaltabilmek için karmaşık ve pahalı olan Eksedan yerine Kot-par veya X/L yöntemini tercih edebilirler.
Sigorta şirketi reasürans anlaşmalarım yapmadan önce her branş için elindeki mevcut portföy üzerinde çalışmalıdır. Bir portföyü oluşturan risklerin, ufak ve orta büyüklükteki çok sayıda riskten mi, yoksa az miktardaki büyük risklerden mi oluştuğu bilinmelidir. Örneğin, Nakliyat ve Havacılık sigortalarında hasarlar genellikle sayıca az ama miktar olarak büyüktürler. Bu tür işlerde Kot-Par yerine Eksedan seçilmeli ve büyük miktarlardaki risklerin treteye devredilmesi sağlanmalıdır. 3.Şahıs Mali Mesuliyet’te ise genellikle yüksek limitli poliçeler tercih edildiğinden Kot-Par reasürans yöntemi daha uygun olacaktır.
Gerekli reasürans yöntemlerine karar verirken sigorta şirketinin çalıştığı bölgenin coğrafik yapısının da incelenmesi gerekir. Bölgede sorun yaratan özel risk unsurlarının olup olmadığına bakılmalı, hasarların kumul teşkil ettiği bölgelerin olup olmadığı, varsa buna uygun bir X/L anlaşmasının yapılması adeta zorunlu olmalıdır.
Sadece geçmişe bakıp iyi bir reasürans planlaması yapmak pek mümkün olmaz Ayrıca gelecekte sigorta şirketinin neleri hedeflediği ve nasıl bir gelişme istediği de önemlidir.
Sigorta şirketinin ödeme yapabilme gücü doğrudan doğruya sermayesine ve serbest rezervlerine bağlıdır. Bunlar yüksek olduğunda şirket daha fazla riski konservasyonunda tutabilir. Bir reasürörün ek reasürans kapasitesi sağlaması demek aslında sermayesini ve rezervlerini sigorta şirketininkilerle birleştirmesi demektir. Para akışı da önemli faktörlerden biridir. Hızlı para akışına sahip bir portföy için daha yüksek konservasyon tutulabilir
Sigorta şirketi hangi reasürans yöntemini tercih ederse etsin reasürörün kabul edebileceği şartlan içerir bir teklifle bulunması gerekir. Bu yüzden gerçekçi bir teklif yapabilmek için reasürans pazarının son durumunun bilinmesi gerekir.
Her ne kadar kesin bir kurala bağlanamasa da sigorta şirketlerinin belirli branşlar için reasürans seçiminde ortak davranışlar sergilediği göze çarpmaktadır. Örneğin, İngiltere’deki dört büyük sigorta şirketi incelendiğinde bütün mal sigortalarında , hırsızlık, cam kırılması, yangın gibi, Eksedan yöntemini tercih ettikleri ama diğer branşlarda farklılık gösterdikleri dikkati çekmektedir.
Trete anlaşmalarında koruma altına alınan branş mutlaka belirtilmelidir. Bazen bir branşın alt branşları ayrı ayrı tretelerle koruma altına alınabilir. Bu seçimi yaparken riziko çeşitliliği ve farklılığı önem taşır. Anlaşma şartları belirlenirken tretenin koruma altına aldığı riskler, açık ve net olarak yanlış anlamaya fırsat vermeyecek şekilde belirtilmelidir. Ayrıca trete kapsamına dahil edilmeyen konular da belirtilir. Pek çok trete anlaşması savaş, halk hareketi, terörizm gibi durumlardan kaynaklanan hasarları kapsamına almaz.

3.1.2.COĞRAFİ ALAN
Coğrafi alan kavramı sigortacı ve reasürör için farklı şeyler ifade etmektedir Sigortalı açısından coğrafi alanı ele alırsak; Sigorta şirketleri genellikle kendi bulundukları bölge ve ülke içerisindeki riskleri sigortalarlar. Yaptıkları yatırımlar da aynı ülke içerisinde olur. Bu ülkede meydana gelebilecek kumul teşkil eden hasarlar sözkonusu olduğunda tek başına bir sigorta şirketinin mali yapısı ne denli iyi olursa olsun böylesi bir yükün altından kalkması mümkün olmaz, Bu nedenle sigorta şirketlerinin uluslararası reasürans şirketlerinden korunma satın alması oldukça gereklidir. Bu sayede bir ülkeye ait riskler başka ülkelere de taşınmış olur.
Sigorta şirketleri mümkün olduğunca çok teklif toplamayı istemekle birlikte bazıları sadece en uygun teminatı veren reasürör ile anlaşmayı yeğler. Çünkü çok sayıda reasüroıle çalışmanın portföyün idaresini zorlaştıracağını düşünürler. Bazı sigorta şirketleri ise risklerini mümkün olduğunca geniş bir coğrafi alana yaymayı tercih ederler. Bunun nedeni ülkeler arasında olabilecek gerginlikler ve olağanüstü hallerin sigorta şirketine yıkıcı darbe vurmasını engellemektir. Çünkü portföy ne kadar geniş coğrafi alana yayılmış olursa o portföyün hasar sonuçlan o denli dengeli olur.
Bölüşmesiz reasürans anlaşmalarında olduğu gibi teminat veren az sayıda reasürans şirketi olduğu zaman sınırlı bir coğrafi dağılım sorunu ortaya çıkmaktadır. Aynı sorun özel ihtisaslaşma gerektiren mühendislik ve kredi sigortalarında da vardır.
Reasürörler açısından coğrafi alanı ele alırsak; genellikle trete anlaşmasında belirtilmiş olan coğrafi alan riskin bulunduğu yer ile sınırlandırılmıştır. Örneğin, Yangın, Hırsızlık, Cam Kırılması ve Hayvan Hayat branşlarında olduğu gibi riskin bulunduğu yerde sigortalanması esastır. Sadece Nakliyat ve Ferdi Kaza branşlarında böyle bir belirleme yapılması mümkün olmasa da en a/mdan poliçenin, sigorta şirketinin bulunduğu ülke sınırları içinde veya trete anlaşmasında belirtilmiş ülkelerde yayılmış olması gerektiği gibi sınırlamalara çoğunlukla gidilir.

Reasürörler, tretenin hangi coğrafi alan için kullanılacağını bilmek rizikonun ağırlık derecesinin ülkeden ülkeye farklılaşmasını izlemek ve ülkeler açısından birikim durumlarını görmek isterler. Bunu yapabilmek için sigortalılara ait istatistiki bilgiler ile hasar istatistiklerinin ülke ve branş bazında dağılımını temin etmek zorundadırlar. Son yıllarda reasürörler yoğun bir şekilde kendilerine teklif edilen işleri doğru bir şekilde değerlendirebilmek için branşlar bazında derecelendirme modelleri üzerinde çalışmaktadırlar
Reasürörler, teminat verdikleri ülkenin ekonomik şartlarını, politik yapısını, uluslararası ticarete bakış açısını, enflasyon oranım, para birimi ve döviz politikasını, varsa devletin kontrol altında tuttuğu konulan bilmek istemektedirler. Ayrıca sigortacılık alanında iş yapılacak ülkedeki yasal düzenlemelerin yeterli olup olmadığı da bir diğer konudur Toplumun ve bireylerin sigortaya bakış açısı da önemlidir. Bütün bunların yanısıra para transferlerinde engeller olup olmadığı ya da zorunlu reasürans tekelinin varlığı ve teminat yatırma zorunluluğu kesinlikle bilinmesi gereken konulardır. İlgili ülkenin coğrafık yapısı doğal afetlere ne sıklıkla maruz kaldığı da anlaşma öncesi bilinmesi gereken diğer konular arasındadır.
Yukarıda sıralanan bilgiler ışığında trete anlaşması oluşturulurken sözkonusu tretenin hangi ülke veya bölgede geçerli olacağı açık bir şekilde yazılmalıdır. Örneğin, tretenin Türkiye, Kıbrıs, Serbest Bölgeler ve Türki Cumhuriyeti eri’nde hazırlanmış poliçeleri kapsadığı söylenebilir.

3.1.3.REASÜRÖRÜN BİLGİ İSTEME HAKKI, İHMAL VE HATALARIN DÜZELTİLMESİ
Reasürans anlaşmaları her şeyden önce karşılıklı güven esasına dayanır. Devirler otomatik yapıldığı için reasürör teminat verdiği işleri tek tek inceleme olanağına sahip değildir. Ayrıca reasüröre yollanan prim ve hasar bordroları da günden güne daha az bilgi içermekte hatta tamamıyla kaldırılmaktadır. Bu uygulamalar reasürörün portföyü kontrol altında tutmasını gittikçe zorlaştırmaktadır. Bu nedenle reasürörün inceleme hakkı onun için hayati öneme sahip bir korunma unsurudur. Reasürör eğer isterse mesai saatleri içinde sedanın trete ile ilgili tuttuğu bütün evrakları inceleyebilir. Fakat bu hakkını çok sık olmamak kaydıyla kullanması gerekir. Her ne kadar sigorta şirketleri bu tür incelemelerden hoşnut olmasalar da reasüröre gerekli kolaylığı sağlamak zorundadırlar.
Reasürör sedanın evraklarını incelerken aradaki iyi niyetin kötüye kullanıldığını, anlaşma şartlarına uygun olmayan devirler yapıldığını tespit ederse trete anlaşmasını iptal etme hakkına sahiptir.
Diğer taraftan aradaki iyi niyeti pekiştirmek amacıyla bazen sedan kendiliğinden reasürörünün evraklarını incelemesini isteyebilir. Bunun başlıca nedeni ya büyük meblağlı hasarların analizini yapmak, ya sahip olduğu reasürans yöntemini değiştirmek ya da karmaşık hasarlarla ilgili fikir almak içindir. Reasürörler bu gibi durumlarda kazanmış oldukları deneyimlerini ücretsiz olarak sigorta şirketlerinin yararına kullanılırlar.
Trete anlaşmalarında yer alan hata ve ihmallerin giderilmesi hakkındaki madde daha çok sedanın hakkını korur gibi gözükse de reasürör açısından da önemlidir. Hata ya da ınutma sonucu sedan treteye devir yapmamış ise bu hata hasar olduktan sonra bile farkedilse geriye dönük düzeltme yapmak mümkündür. Yeter ki ağır ihmal veya kasıtlı bir davranış sözkonusu olmasın. Ama bu tür olayların da kanıtlanması oldukça zordur. Benzer şekilde sedan treteye devir yapmayı unuttuğu için trete reasürörlerine prim ödemesi yapmamış olabilir. Hatarnın farkedildiği andan itibaren geriye dönük düzeltme yapılabilir ve reasürör prim alacağını tahsil edebilir.

3.1.4.TRETENİN BAŞLAMASI VE SONA ERMESİ
Trete anlaşmasının başlaması iki farklı kavramı ifade eder. Birincisi, reasürör ile sedan arasında hukuksal açıdan yasal bir trete sözleşmesinin başlamasıdır. Buna göre reasürör belirli bir risk veya riskler için teminat vermeyi taahhüt etmiştir. İkincisi ise,belirli bir risk için reasürörün ekonomik sorumluluğunun başlamasıdır. Bu iki kavramın birbirinden ayrılması oldukça önemlidir. Çünkü her ikisinin de eş zamanda olması gerekli değildir. Yani bir tretenin iptal edilmesiyle birlikte ekonomik sorumluluklarının da aynı anda bittiği söylenemez.
Diğer tüm anlaşmalar gibi bir trete anlaşması da taraflardan birinin teklif edip diğerinin kabul etmesiyle birlikte aktif hale gelmiş olur. Her ne kadar anlaşmanın kabulü yüz yüze hatta telefonla bildirilebilse de genellikle yazılı olarak yapılması tercih edilir. Trete anlaşmasının geçerli olabilmesi için,
• Anlaşmayı iki taraf aynı anda imzalayabilir,
• İmzaladıkları kopyayı birbirine yollayabilir veya,
• Telex, fax ile anlaşmayı kabul ettiklerini birbirlerine bildirebilirler
Bir trete anlaşmasının sonuçlandırılabilmesi için tarafların temel konularda görüş birliğine varmış olmaları gerekir. Temel konuların ne olduğu konusunda genelleme yapmak oldukça zordur. Örneğin, bir X/L tretesi için en azından tahmini konservasyon miktarının, reasürörün sorumluluğunun ve bu teminat için ödenmesi gereken fiyatın ne olacağı konularının açıklığa kavuşturulmuş olması gerekir. Bir Eksedan tretesinde ise sedanın konservasyon payı, plen adedi ve komisyon oranı tespit edilmelidir. Eğer söz konusu trete bir Kot-par ise bu defa da Kot-par’a devredilecek olan oranla reasürans komisyon oranının belirlenmesi gereklidir. Bu temel konularda görüş birliğine varılmadığı taktirde trete anlaşmasının tamamlandığı söylenemez. Ancak bazı durumlarda anlaşma şartlarının belirlenmesi uzun zaman alabilir. Bu durumda sigorta şirketi anlaşma tamamlanana kadar reasürans koruması altında değildir. Genellikle karşılıklı iyi niyete dayalı olarak sigorta şirketlerinin sanki anlaşma yapılmış gibi devir yaptıkları görülmektedir.
Hukuksal açıdan taraflardan birinin trete anlaşmasını diğerine teklif etmesi gerekir. Karşı taraf bu teklifi kabul ettiğinde anlaşma tamamlanmış demektir.

Bir trete anlaşmasında reasürörün sorumluluğunun tam olarak ne zaman başlayacağı, otomatik olarak mı devreye gireceği yoksa sedanın bu sorumluluğu özel olarak mı başlatması gerektiği konusuna açıklık getirmek gerekirse; sedan tarafından kabul edilen bir riziko reasürans anlaşmasının kapsamına giriyorsa sedanın sorumluluğu başladığı an reasürörün de sorumluluğunun başladığı kabul edilir. Yani reasürörün sorumluluğu sedanla birlikte otomatik olarak başlar. Kot-par anlaşmasında sedan poliçeyi düzenlediği an reasuröre de mutlaka pay verileceğinden sorumluluk başlamış olur. Eksedan’da ise hem poliçenin düzenlenmesi hem de saklama payının aşılması gerekmektedir. Eğer hata sonucu bir rizikonun reasüröre devri gerçekleşmemiş olsa ve bu rizikoya ait bir hasar meydana gelse hata düzeltilir ve hasar reasürörlerden talep edilir. Reasürörün bu hasara itiraz etme hakkı yoktur.
Sedan tarafından yazılan bir poliçe genellikle takvim yılı esasına göre yapılmaz, başlaması ve sona ermesi yılın herhangi bir gününde olabilir Bu yüzden sedan l Ocak geldiğinde hala bir önceki yıla ait poliçelerin sorumluluğunu taşıyor olacaktır. Buna karşın trete anlaşmalarının neredeyse tamamı l Ocak tarihinde başlar. Bu durumda bir önceki yıla ait olup ta henüz süresi dolmamış poliçelerin reasürans koruması altında olup olmadıkları konusu gündeme gelebilir. Reasürörün önünde iki seçenek vardır. Bunlardan birincisi sadece yürürlükte olduğu dönem içerisinde yazılmış ya da yenilenmiş poliçelerin sorumluluklarını üstlenecek, ikincisi ise ister poliçenin tamamı ister bir kısmı trete anlaşmasının yürürlükte olduğu zaman dilimi içerisine isabet etsin poliçelerin tamamından sorumlu olacaktır. Ama bir önceki yılda başlamış olup ta ikinci yıla sarkan poliçelerin l.yıl sonunda primlerinin tamamının kazanılmış olmayacağı açıktır. Bu kazanılmamış kısımlar ikinci yıla sarkacağı için reasuröre sorumluluk yüklerken portföy prim girişinin de yapılması gerekecektir.

Trete anlaşmaları genellikle bir yıllık bir süre için yapılırlar ve bu sürenin sonunda genellikle tekrar yenilenirler. Bazı durumlarda anlaşma otomatik olarak sona erdirilebilir. Örneğin, tarafların bulunduğu ülkelerde savaş çıkması halinde anlaşma otomatik olarak sona erer. Bunun yanısıra eğer reasürör veya sedan sermayesini kaybeder, tasfiye olur veya satılırsa diğer taraf anlaşmayı sona erdirme hakkına sahiptir. Anlaşma konusuyla ilgili bir alanda sedanın bulunduğu ülkede çıkan yasaklayıcı veya kısıtlayıcı bir kanun da anlaşmanın son bulmasına bir nedendir. Ancak anlaşma iptali için fesih ihbarı verilmiş olsa bile iptal gerçekleşene kadar tretenin bütün şartlan geçerlidir. İptal gerçekleştikten sonra bile eğer trete tabi sona FTİŞ ireri vor ise reasürörün sorumluluğu bitmiş sayılmaz ve hasar olduğunda kendisine düşen payı ödemek zorundadır. Ancak sedan açısından tabi sona eriş içeren tretelerin takibini yapmak oldukça yoğun iş gücü gerektireceğinden buna alternatif olarak geliştirilen “Clean cut” yöntemi oldukça pratik bir çözüm getirmektedir. Çünkü tretenin sorumluluğu sadece bir yıl sürmekte ve bu yılın sonunda trcte reasürörlerinin sorumlulukları kendilerinden sonra gelen trete reasürörlerine devredilmekte bu yapılırken de yukarıda belirtildiği gibi bir portföy prim devri yapılması gerekmekte, ayrıca henüz ödenmemiş hasarlar için de bir Portföy Muallak Hasar devri sözkonusudur. Fakat bu yöntemi ti Mühendislik, Nakliyat ve havacılık gibi sigorta dallarında kullanılması mümkün olmamaktadır.
3.1.5.TAHKİM (ARBITRATION)
Reasürans anlaşmalarına taraf olan sigortacı ve reasürörün iş ilişkilerinden doğabilecek anlaşmazlıkları gidermek amacıyla anlaşma metinlerine tahkim hükmü konulur. Her ne kadar taraflar aralarında çıkabilecek anlaşmazlıkları çoğunlukla karşılıklı iyi niyetle çözüyorlarsa da nadir de olsa bazen anlaşmazlıkların çözümünde tarafsız bir merciye ihtiyaç duyabilmektedirler. Ödenmemiş borçlara ilişkin durumlarda doğrudan doğruya mahkemeye gidilebildiği halde, uygulamaya yönelik farklılıklar sözkonusu olduğunda iki tarafın da belirleyeceği bire/ hakem ve bu iki hakemin belirleyeceği bir baş hakemden oluşan “Tahkim Kurulu” anlaşmazlıkların çözümünde görev yapar. Tarafların belirleyeceği hakemler genellikle sigorta ve reasürans şirketlerinin yönetim kurulu üyelerinden konuyla ilgili olup taraf şirketlerle bağı bulunmayan kişiler arasından seçilir. Ücretleri kendilerini seçen şirket tarafından karşılanır. Baş hakem ücreti de iki şirket arasında paylaşılır.

Tahkime gidilebilmesi için taraflardan birinin bu yolu tercih etmesi ve hakemini seçmesi gerekmektedir. Diğer taraf ta makul bir süre içerisinde hakemini seçmez ise anlaşmada belirlenmiş bir merci (Sigorta Şirketleri Birliği, Ticaret Odası gibi) onun yerine hakem seçebilir.
Tahkim kurulu incelemelerini sürdürürken katı formüllerden ve kurallardan kaçınmalı ve daha ılımlı ve karşılıklı iyi niyete dayanarak karar vermelidir. Tarafların hakemleri ortak bir karar almakta başarılı olamazlar ise baş hakemin kararına başvururlar Karar verilirken daha önceki uygulamalar ve hakkaniyet ilkesi göz önüne alınır.
3.2. TRETENİN TEKNİK ŞARTLARI

3.2.1.KONSERVASYON PAYI (RETENTION)
Sigorta Şirketinin yazdığı işlerden kendi üstünde tutabileceği maksimum risk payı dernek olan “Konservasyon” ya da “Saklama Payı”, reasürans işlemlerinin belkemiğini oluşturur. Konservasyon kelimesi iki farklı durumu açıklamakta kullanılır. Bunlardan birincisi “Global Saklama Payı” denen ve sigorta şirketinin kendi üzerinde net hesabı için tuttuğu işlerin toplam tutarım ifade eder. İkincisi ise şirketin riziko başına veya hadise başına üzerinde tuttuğu konservasyon ümitlerini ifade eder. Global Saklama Payı, tutmanın amacı sigorta şirketinin yıllık gelirinde olabilecek aşırı dalgalanmaları önlemek ve bunları katlanılabilir düzeylerde tutmaktır. Bunu yapabilmek için şirket en fazla ne kadarlık bir maddi kayba katlanabileceğim bilmek zorundadır. Diğer taraftan riziko başına konservasyon limiti belirlemekte amaç ise reasürans maliyetini en aza indirgemektir. Bunu yapabilmek ise doğru saklama payı limiti belirlemekle mümkündür. Limit gereğinden düşük belirlenirse daha fazla reasüransa ihtiyaç duyulacağından reasürans maliyeti artacak, gereğinden yüksek belirlendiğinde ise reasürans maliyetleri düşük olacaktır. Buna karşılık büyük bedelli hasar ihtimaline karşı şirket yeterince korunmamış olacaktır.
Az gelişmiş ülkelerde faaliyet gösteren sigorta şirketleri kendilerini güvence altına alabilmek amacıyla konservasyon limitlerini gereğinden yüksek belirleme eğilimindedirler Konservasyon tespitinde kullanılabilecek herhangi bir formül bulunmamakla birlikte aslında her sigorta şirketinin belirleyeceği konservasyon, şirketler birbirine yakın özelliklerde olsalar bile farklılık arz ederler. Bu yüzden bazı sigorta şirketlerinin yaptığı gibi diğer şirketlerle aynı konservasyon limitlerini kullanma veya basitleştirilmiş limit belirleme pek doğru olmadığı gibi şirketi sigortalı karşısında çok zor durumlara düşürebilir.
Konservasyon limitlerinin en doğru şekilde belirlenebilmesi için gözönüne alınması gereken bazı durumlar aşağıda sıralanmıştır;

• Limitin belirleneceği branşla ilgili durumlar: Öncelikle ilgili branşın tahmini beklenen hasar yüzdesi büyük önem taşır. Bu hasarların sıklık dereceleri, büyüklükleri (Maximum Probable Loss) dikkate alınmalıdır. Büyük meblağ!ı hasarlar beklenmekte ise konservasyonu küçük tutmak gerekir.

Bir branşın prim hacmi de direkt olarak konservasyon tespitinde etkilidir. Çünkü prim geliri ne kadar yüksek olursa büyük sayılar kanunu o kadar fazla işler Hasar olduğu zaman bu hasarların getireceği maddi yük daha az yıkıcı olur Teorik olarak saklama payının prim gelirinin %1-10 arasında olması beklenir. Ayrıca prim gelirinin yüksek olması Prim/Hasar oranının daha düşük çıkmasına yardımcı olacaktır. Prim geliri yüksek olan şirketler daha yüksek konservasyon limiti tespit edebilirler.

Bir branşta yazılan poliçeler aynı bölge içerisinde yoğunluk gösteriyorsa katastrofık nitelikte bir hasar olma ihtimali oldukça yüksek demektir ve yüksek konservasyon tespiti şirket açısından kötü sonuçlar doğurabilir.

Poliçe başına yazılan primlere eklenen emniyet payı arttıkça o işin riskinin arttığı düşünülür ve yüksek riskli işlerden oluşan bir portföy için daha düşük konservasyon limiti belirlemek isabetli olur.

Bazı sigorta dallarında idari masraflar büyük yekünler tutmaktadır. Bu masraflara tek başına katlanmak istemeyen şirket düşük konservasyon belirleyip reasürans yaparak fazla komisyon alabilir ve masraflarda böylece azalma sağlama yoluna gidilebilir.

• Şirketin yapısıyla ilgili durumlar: Bir sigorta şirketi ne denli güçlü bir mali yapıya sahipse o denli güçlüdür. Bu güç şirketin sermayesi ve serbest rezervlerinin büyüklüğü ile ölçülür. Şirket güçlendikçe daha yüksek konservasyon limiti tespit edebilir. Mali açıdan güçlü olmayan şirketler daha fazla reasürans yapmak zorunda kalırlar. Teorik olarak şirketin ödenmiş sermayesi ile serbest rezervlerinin toplamının %l-5 oranında konservasyon tutulması doğrudur. Bir başka kıstas ta likit varlıkların durumudur.

Bütün bunların yanısıra yetişmiş ve yetenekli personele sahip şirketler, teknik konularda daha iyi yönlendirileceğinden kaynak israfına uğramadan düşük maliyetle en yüksek kazanç elde edecekler ve daha az reasüransa ihtiyaç duyacaklardır.

• Reasürans teminatıyla ilgili durumlar: Yukarıda belirtilen şartların tamamı en iyi şekilde değerlendirilip, şirketin gerçek durumuna uygun konservasyon limiti tespit edilmiş olsa bile reasürans piyasalarının durumu her zaman istenen teminatların elde edilmesine fırsat vermeyebilir. Bazı reasürans yöntemleri pahalı bazıları da ucuz olabilirler. Bu ayrıntılar da göz önüne alınarak konservasyon paylarıyla ilgili son düzeltmelerin yapılıp en uygun reasürans yöntemi tercih edilmelidir.

Konservasyon, Nakliyat, Zirai gibi her sigorta branşı için belirlenebileceği gibi altı branşlar itibariyle inşaat. Montaj, Makine Kırılması gibi ayrı ayrı da belirlenebilir. Bölüşmeli Reasürans Treteleri için konservasyon belirlerken trete tipini de göz önünde tutmak gerekir Örneğin, ICot-par tretesinde her poliçenin belirli bir kısmının treteye devredilmesi gerektiğinden konservasyon tespiti buna göre yapılmalıdır. Ya da Eksedan tretesi sözkonusu ise Kot-par’a kıyasla konservasyon limitleri artacak, ufak işlerin tamamı limitin altında kalacaktır. Bu durumda meydana gelmesi beklenen hasarların büyüklüğüne bağlı olarak dağılımı önem kazanacaktır. Ayrıca Eksedan trete limitlerinin de konservasyonun katları şeklinde ifade edildiği unutulmamalıdır.
Eksedan tretesinde gruplandmlan rizikolar için genellikle ayrı konservasyon limitleri belirlenir. Özellikle Yangın ve Nakliyat Eksedan tretelerinde rizikolara ilişkin konservasyon limitleriyle sigorta fiyatı ters orantılı olarak gelişir. Yani sigorta fiyatı düştükçe konservasyon limitleri yükselmektedir.
3.2.2.PLEN ADEDİ
Eksedan reasürans anlaşmalarında konservasyona bağlı olarak belirlenen ve reasürörlerin konservasyonun kaç katı sorumluluk taşıyacaklarını ifade eden son derece hayalı unsurlardan biridir. Bir tretede Plen adedi belirlenmemiş ise sorumluluk devri yapılamaz.
Sigortacı ve reasürörler Plen adedini birlikte belirlerler. Sigortacının kendi başına bağımsız olarak hazırlamış olduğu konservasyon tabloları esas alınarak treteye bunun kaç katı devir yapılabileceğini kararlaştırır.
Plen adedi reasürör için bir emniyet sübobu gibi düşünülebilir. Treteye yapılabilecek devirleri belirli bir noktada durdurmayı sağlar.

3.2.3.REASÜRÖR PAYLARI
Reasürans anlaşmalarında ihtiyari reasürans yöntemi dışında kalan mecburi üçte anlaşmalarında birden çok reasürör yer alır. Anlaşma şartlan sedan ile lider reasürör arasında belirlenir. Lider reasürör genellikle anlaşmaya en yüksek payla iştirak eder ve şartların belirlenmesinde etkin rol oynar. Anlaşmada imzası bulunan bütün reasürörler treteye devredilecek risklerin belirli bir yüzdesine teminat vermeyi taahhüt ederler. Bölüşmeli trete reasüransında risk hangi oranda paylaşılır ise prim ve hasarlar da aynı oranda paylaşılır Bölüşmesin trcte reasüransında ise reasürörler payları oranında minirnun depo primi alırlar, hasar olduğunda da yine payları oranında hasar ödemesine katılırlar.
Reasürörler bir treteye iştirak ederlerken yüzde kaç pay alacaklarına iyi karar vermeleri gerekir. Hasar meydana geldiğinde yapılacak ödemeler reasürörün mali dengesini bozucu nitelikte olmamalıdır. Ayrıca aynı treteden dolaylı olarak ikinci bir kez pay almamaya özen göstermelidirler. Aksi halde kontrol edebileceklerinden daha çok riski bünyesinde toplamış olabilirler.
Bir trete anlaşması için direkt olarak profesyonel reasürans şirketlerine başvurulabileceği gibi bir broker şirketi de aracı olarak kullanılabilir, Böylece uluslaıarası reasürans piyasalarından da maksimum ölçüde yararlanılmış olur. Gerçekte en önemli konu karşılıklı güvenilirliğin sağlanmasıdır. Özellikle uzun yıllar devam eden hasarların saptanması ve ödenmesi yıllar alabilir.
Amerika, İngiltere, Fransa gibi ülkelerde reasürans işlerinin broker aracılığıyla yapılması adeta bir gelenek halini almıştır. Çünkü brokerm sağlayabileceği bazı avantajlar vardır. Bunların başında brokerin bulunduğu ülke içindeki reasürans piyasasını daha iyi tanıyor olması ve daha güvenilir bir reasürans seçimi yapabileceğidir. Ayrıca broker sigortacı için bir danışman gibi çalışır ve onun reasürans programını oluşturmasına yardımcı olur.

3.2.4.PRİM
Prim, sigorta güvencesinin fiyatı olarak bilinir. Sigorta şirketi sigorta güvencesi verdiği değer için hesapladığı bir sigorta primini sigortalısından tahsil eder. Bu prim risk primi, masraf payı, kar payı ve afet payını içerir ve bunların bir araya getirilmesinden oluşur. Prim rakamının esasını risk primi teşkil eder ve sözkonusu riski karşılayacak bir prim hesaplanır. Masraf payı ise hem komisyon, aracılık hizmetleri gibi masrafları hem de şirketin bir işletme olarak katlanması gereken masraflarını karşılamak üzere belirlenmiş bir paydır. Ticari bir kuruluş olarak faaliyet gösteren sigorta şirketlerinin makul oranda bir kâr elde edebilmesi için prime belirli bir oranda bunu yansıtması gerekir. Ayrıca olağanüstü durumlara karşı şirketin daha iyi korunabilmesi ve bir fon oluşturabilmesi için bir miktar da afet payı ilave etmek gerekmektedir. Bütün bunların yamsıra sigortalının ödediği prime Gider Vergisi ve eğer Yangın Primi ise Yangın Sigorta Vergisi ilave edilir. 1981 yılına kadar vergiler primin içinde yer alırken daha sonra bu uygulamaya son verilmiş ve vergiler primin dışına alınmıştır. Böylece eskiden reasürörün vergilere katılımı saklanırken sonradan verginin tamamı sigortalıya yüklenmiştir.
Prim ile ilgili pek çok kavram vardır ve bu kavramların birden çok tanımlamaları bulunmaktadır. Risk primi ile afet payının toplamına brüt risk primi, risk primi ile kar payının toplamına ise brüt prim denilmektedir. Net prim denildiğinde ise farklı şeyler ifade ediliyor olabilir. Örneğin, brüt primden reasürörlere devredilen primler çıkarıldığında ulaşılan rakama net prim denilebileceği gibi, reasürans priminden reasürans komisyonu ve vergiler düşüldükten sonra kalan prime de net prirn denmektedir. Ayrıca ilk net prim tanımlamasından kazanılmamış primleri düşersek bu defa da kazanılmış net prime ulaşmış oluruz.
Görüldüğü gibi kavramların birden fazla tanımlaması olabilmektedir Karışıklıkları önlemek amacıyla anlaşmalarda hangi tanımlamanın kastedildiği açık bir şekilde belirtilmelidir.
Sigorta şirketinin her hangi bir yılda yazmış olduğu ya da yenilediği poliçelere ait prim gelirleri yazılmış prim olarak adlandırılır. Yazılmış prim geliri poliçenin başlangıç tarihindeki yıla ait bir gelir olarak kabul edilir. Sigortalı tarafından sigorta şirketine ödenen prime ise ödenmiş prim denilmektedir. Yıl içerisinde hesaplara girmiş olan bütün primlerin toplamı ise hesaplara alınmış prim geliridir.

Sigorta şirketi her hangi bir yılda poliçe yazmıs ve primini almış olabilir. Ama bu poliçenin süresi sona ermeden aldığı primi hak etmiş sayılmaz ve tamamını poliçeyi yazdığı yılda gelir olarak gösteremez. Çünkü bu primin bir kısmı bir sonraki yıla sarkacaktır. Bir sonraki yıla sarkan kısım kazanılmamış primi ifade eder. Buna karşılık kazanılmış prim ise her hangi bir yılda yazılmış primlerden kazanılmamış primler düşülüp bir önceki seneye ait kazanılmamış primler ilave edilerek bulunur. Bir önceki yılın kazanılmamış primleri bir sonraki yıl artık kazanılmış olacağından gelir olarak kabul edilir.
Reasürans tretelerindc reasürörün üstlendiği riske karşılık hesaplara alınması gereken prim geliri genellikle yazılmış prim olarak kararlaştırılır. Bu primler hesaplarda brüt prim olarak görülmek zorundadır. Yani reasürans komisyonu ayrı olarak hesaplara alınır. Bunun nedeni muhasebe kurallarına göre prim ve komisyon miktarları K/Z tablosunda ayrı ayrı bulunurlar Hem böylece vüzde kaç komisyon hesaplandığı net olarak görülmüş olur
Sigortalıdan prim tahsilatı yapılır yapılmaz sedan şirket reasürans primini reasürörün hesabına Alacak olarak kayıt etmek zorundadır. Çünkü hem sedanın hem de reasürörün belirli bir poliçeye ait sorumluluğu aynı anda başlamaktadır.
3.2.5.CARİ RİSKLER KARŞILIĞI VE PRİM REZERVİ
Prim rezervi sigortanın tarihi gelişimi düşünüldüğünde oldukça yeni bir uygulamadır. Prim rezervi ayrılması ihtiyacı 1.Dünya Savaşı sırasında pek çok reasürans anlaşmasının son bulması ve reasürans şirketlerinin iflası ile doğmuştur. Çünkü sedan reasürörünün herhangi bir nedenle sorumluluklarını yerine getirememesi durumunda kendini garantiye almak istemiştir. Bir reasürans tretesi reasürörün iflasıyla ya da kanuni nedenler yüzünden son bulduğunda sorumluluğun reasüröre ait kısmı da sedanın omuzlarına yüklenmiş olur. Böyle bir durumla karşılaşmak istemeyen sedan reasüröre ödemesi gereken primin bir kısmını alıkoyar.
Günümüzde prim rezervi bölüşmeli reasürans tretelerinin hemen hemen tamamında bulunan vazgeçilmez bir unsur haline gelmiştir. Bölüşmesiz ve ihtiyari reasürans anlaşmalarında böyle bir uygulama yapılmamaktadır.
Bir poliçe yazıldığı tarihten itibaren bir yıl boyunca yürürlükte kalır. Poliçelerin tamamının başlangıcı yılın ilk ayında olmayacağına ve yılın değişik aylarına dağılacağına göre yıl içerisinde tahakkuk ettirilen primlerin tamamı yıl sonunda kazanılmış olmayacaktır.
Sigorta şirketleri primlerin kazanılmamış kısımları için bir karşılık ayırmak zorundadırlar Buna “Cari Riskler Karşılığı” denir.
Primin ne kadarının kazanılmamış olduğunu bulabilmek için bazı hesaplama teknikleri kullanılmaktadır. Bunlar sırasıyla şöyledir:
Pro-Rata: Kazanılmamış primleri hesaplamakta kullanılan en gerçekçi yöntemdir Çünkü her poliçe için tek tek hesaplama yapmayı gerektirir. Aşağıdaki şekilde formüle etmek mümkündür;
Bir sonraki yıla sarkan gün sayısı X Direkt Prim
365 gün
Pek çok şirket henüz bu yöntemi kullanamamaktadır. Çünkü güçlü bir bilgi işlem desteğine gerek vardır.
1/24 Sistemi: Günümüzde en çok kullanılan ve doğruya en yakın sonuç veren yöntemdir. Bu sistem, primlerin aylara eşit şekilde dağıldığını varsayar. Her bir ay ikiye bölünerek bir yıl 15 günlük 24 eşit parçaya ayrılmış olur. Örneğin, Ocak ayındaki primlerin %50’sinin ilk yarıda %50’sinin ikinci yarıda yazıldığı varsayılarak ikinci yarıda yazılan primlerin 15 günlük kısmının bir sonraki yıla sarkacağı düşünülür ve toplam primin 1/24’ünün kazanılmamış olacağı kabul edilir. Aralık ayını ele aldığımızda ise aynı mantıkla toplam primlerin 23/247ünün kazanılmamış, sadece 1/24’ünün kazanılmış olacağı bulunur
Bu yöntemin doğru sonuç verebilmesi için poliçelerin sürelerinin bir yıl olması gerekmektedir.
1/8 Sistemi: Temelde 1/24 sistemine benzemesine karşılık bir yılı 3’er aylık (trimestr) dönemlere ayırıp, bunun yarısını alarak 8 eşit parçaya bölmüş olur. l.trimestrda yazılmış primlerin yarısının ilk yarıda diğer yarısının ikinci yarıda yazıldığı düşüncesiyle ilk yanda yazılanların ise bir sonraki yılın l.trimestrına sarkmış olduğunu kabul edip 1.trimestr primlerinin 1/8’inin kazanılmamış olacağını hesaplar. 2.trimestrda yazılmış primlerin ise aynı hesaplama yöntemiyle 3/8’inin kazanılmamış 5/8’inin ise kazanılmış olacağı ortaya çıkar Bu yöntem 1/24 sistemi kadar doğru sonuç vermez ama daha pratik olduğu söylenebilir.
1/2 Sistemi: Uygulaması en basit, buna karşın doğruluğu en az olan yöntemdir. Çünkü bir yıl içerisinde yazılan primlerin yarısının kazanılmış diğer yarısının kazanılmamış olduğunu kabul eder. Prim dağılımlarının aylar arasında düzgün dağılmadığı durumlarda hatalı sonuçlar vereceği açıktır.

Yukarıda belirttiğimiz sistemlerin tamamı brüt kazanılmış primleri hesaplamakta kullanılır. Brüt kazanılmamış primler brüt primler üzerinden hesaplanmıştır. Reasürans komisyonları brüt primden düşülüp kalan net prim üzerinden hesaplanmadığı zaman reasürör henüz tahsil edememiş olduğu primlere ait komisyonları da peşinen ödemiş olmaktadır. Bu nedenle net kazanılmamış primi hesaplamak reasürör açısından daha adil olacaktır.
Sabit Yüzde Yöntemi: Bu yöntem, net kazanılmamış primi hesaplamakta kullanılır. 1/2 sistemi esas alınarak primlerin %50’sinin kazanılmamış olacağı hesaplanır. Ardından %30 ile %40 arasında değişen reasürans komisyonunun yarısı bu orandan düşülerek, kazanılmamış primin %30 ile %35 arasında hesaplanması gerektiği kabul edilir. Açıklanan bu yöntem doğruluğuna en az güvenilecek yöntemdir. Yine de pek çok şirket tarafından kullanılmaktadır Hatta en çok kullanılan yöntem olduğu söylenebilir.
Sedan Bölüşmeli trete reasürörleri için Cari Riskler Karşılığı ayırmaz, bunu reasürörler kendileri yapmak zorundadırlar. Ancak reasürörlerin çeşitli nedenlerle sorumluluklarını yerine getiremedikleri durumlarda sedanın zor durumda kalmasını önlemek için “Prim Rezervi” olarak adlandırılan bir karşılık ayrılır. Sedan ile reasürör arasında gerçekleşen prim rezervi devredilen primler üzerinden hesaplanıp reasürörün hesabına Borç kaydedilir.
Sigorta şirketi, reasüröre devrettiği primler üzerinden ayırdığı prim rezervini kanunen bir yıl tutar. Sürenin sonunda reasüröre iade etmek zorundadır. Ancak bir yıl boyunca bu parayı tuttuğu ve kullandığı için trete anlaşmasında yer alan, önceden kararlaştırılmış bir faizi reasüröre öder. Faiz oranı şirketler ve ülkeler arasında farklılık gösterir ama uygulanan oranın genellikle piyasa fiyatının altında olduğu bilinmektedir. Bunun nedeni sedanın reasürans maliyetini düşürecek ek bir gelir kaynağı aramasıdır. Türkiye’de bu oran %40 civarındadır.

3.2.6.PORTFÖY PRİM VE MUALLAK HASAR GİRİŞ-ÇIKIŞLARI
Bölüşmeli reasürans tretelerinde yer alan bir diğer konu da Portföy giriş ve çıkışlarıdır. Tretenin son bulması halinde reasürörlerin sorumluluklarını bitirmeyi kolaylaştıran bir maddedir, Bir trete anlaşması her ne kadar bir yıl sürse de reasürörlerin o yıl ile ilgili sorumlulukları hasarlar tükeninceye kadar devam eder. Bu uygulama hesapların takibini zorlaştıracağı ve masrafları arttıracağından genellikle sedan ve reasürör tretcnin belirli bir yılın sonunda feshedilmesini kararlaştırır. Eğer fesih birinci yılın sonunda gerçekleşiyorsa buna Clean-Cut Yöntemi denir. Bu yöntemde trete reasürörlerin için sorumlulukları bir yıl sürer. Birinci yılın sonunda ilgili trete reasürörlerinin sorumlulukları Portföy çıkışlarıyla bitirilir ve bir sonraki trete reasürörlerine portföy girişleriyle devredilir. Bir tretenin sorumluluklarının devredilmesi Borçlan ile Alacaklarının devriyle mümkün olur Bu dunımda prim ve hasaHarm bir şekilde devrinin yapılması gerekir. Tretenin yürürlukte olduğu yıl trete reasürörlerine ödenen primlerin kazanılmamış kısımlarını Sabit Yuzde Yöntemiyle bulup reasürörlerin hesaplarına Borç vererek çıkarmak ve bir sonraki yıl yürürlüğe girecek trete reasürörlerinin hesaplarına Alacak vererek devretmek gerekir Kazanılmamış prim hesabında en çok kullanılan oran %35’tir. Toplam primlerden %.30 reasürans komisyonu düşülüp yarısı alınarak bulunur. Ancak komisyon oranı şirketten şirkete değişebileceği için portföy primi de değişebilir. Reasürans komisyonundaki artışın portföy prim oranında düşüşe neden olacağını söyleyebiliriz.
İlgili yıl sonunda treteye düşen Muallak Hasarların %90’ının ödeneceği varsayılarak ilgili trete reasürörlerinin hesaplarına Borç kaydedilerek Portföy Muallak Hasar Çıkışı yapılır ve yine bir sonraki trete reasürörlerinin hesaplarına Alacak kaydedilerek devredilir Portföy Muallak Hasar Giriş ve Çıkışı için belirlenecek oran %90 ile %100 arasındadır ve trete anlaşması içinde yer alır.
Trete hesaplarının üçer aylık ekstrelerle takip edildiği durumlarda 4.trimestr ekstresinde portföy çıkışları yer alır. Bir sonraki yılın l .trimestrında ise ayrı bir ekstreyle portföy girişleri yapılır.
Yukarıdaki Tablo 9 ve Tablo 10 incelendiğinde 1990 ve 199! yıllarında reasııro< oranlarında bazı değişiklikler olduğu görülür. Bunlardan ilki Gerling KonzernMn 1991 yılında yerini ARIG'e bırakmasıdır. Destek Re'nin payında ise 1991 yılında %5'lik bir a/alma olmuştur. Portföy çıkışları yapılırken 1990 oranlarıyla reasüröler Borçlandırılmış, portföy girişleri yapılırken de 1991 oranlarıyla alacaklandınlmışlardır. 3.2.7.HASARLAR Hasarlar, sigorta poliçesi kapsamında olan, meydana gelmiş ve ihbar edilmiş, meydana gelmiş ama henüz ihbar edilmemiş veya henüz meydana gelmediği halde meydana geleceği kesinleşmiş olaylardır. Örneğin, bir bina eksik malzemeyle hatalı bir şekilde yapıldıysa ve yapıldığı yıldan bir yıl sonra yıkılıp hasara neden olduysa ilk yıl hasar olmadığı halde hasar olma ihtimali kesinleşmiş sayılır. Pek çok ülkede hasardan bahsedebilmek için onun meydana gelmiş olması gerekir. Fakat az da olsa bazı ülkelerde hasara sebebiyet veren hata veya davranışlar esas alınmaktadır. Bu durumda hasar ödemesi söz konusu olduğunda yukarıdaki örnekte ödeme yapacak olan ilk yıl reasürörleri olacaktır. Sedan hasar konusunda oldukça yetkilidir. Hatta reasürörlerine danışmadan hasar ödemeleri yapabilir. Bir hasar ödemesi söz konusu olduğunda sigortalı ile anlaşmaya gidebilir, hasarı reddedebilir ya da mahkemeye başvurabilir. Neye karar verir ise versin reasürörün sedanın kararına uyması zorunludur. Sedana hasar ödemelerinde tam yetki verilmesinin en önemli nedeni gelişmeler karşısında hızlı hareket etmesine olanak vermesi böylece kendisi ve reasürörii için en doyurucu sonuca ulaşabilmesidir. Bazı durumlarda sedan poliçe şartlarına göre hasarı ödemek zorunda olmadığı halde Ex-Gratia diye adlandırılan poliçe kapsamında olmayan hasarlar için bir miktar ödeme yapmaya karar verebilir. Reasürör bu ödemeye de “Kader Birliği” prensibine göre katılmak zorundadır. Ancak trete anlaşmasında Ex-Gratia ödemelerine reasürörün katılmayacağına dair bir madde konulmuş ise reasürör bu tür ödemelerden muaf tutulur. Reasürörler payları oranında hasar ödemelerine katılırlar. Yapmış oldukları ödemeye “Harici Hasar Masrafları” (External Claims Settlement Costs) dahildir. Örneğin; belirli bir hasar için yapılmış olan ekspertiz masrafları ve mahkeme masrafları bu gruba girerler. Bunun yamsıra “Dahili Hasar Masrafları” (Internaİ Claims Settlement Costs) olarak kabul edilen hasar servisi çalışanlarının maaşları gibi masraflar reasürans komisyonu yoluyla reasürörden peşinen tahsil edildiği için tekrar alınması olası değildir. Sedan belirli bir hasar ile ilgili sovtaj gelirini de reasüröre payı oranında vermek zorundadır. Sedan çalıştığı reasürörünü değiştirdiği zaman hasar ödemelerinin tranti reasürör tarafından karşılanacağım belirlenirken bazı noktalara dikkat etmelidir. İşyılı yöntemi dikkate alındığında belirli bir poliçe ile ilgili hasar olduğunda o poliçenin primi hangi reasüröre ödenmiş ise hasarın da aynı reasürör tarafından karşılanması gerekir. Hasarların reasürörlere tahakkuku yapılırken hasar oluş tarihleri değil, ilgili poliçelerin yazıldığı tarih dikkate alınmalıdır. Calendac-Year reasürans yöntemi esas alındığında ise birinci yıl yazılan poliçelere ait hasar olduğunda birinci yılın reasürörleri, ikinci yılın poliçelerine ait hasar olduğunda ise ikinci yılın reasürörleri ödeme yapacaktır. Bu kural sadece Portföy uygulamasının yapıldığı tretelerde geçerli değildir. Sedan sigortalısına ödediği hasarları trete reasürörlerinİn hesaplarına Borç kaydetmek suretiyle yansıtmış olur. Konservasyon payı ve tretenin coğrafi alanı dışında kalan hasarlar reasüröre yansıtılamaz. Kot-Par yönteminde trete payı sabit bir oran iken Eksedan yönteminde ise poliçeden poliçeye değişen oranlar söz konusudur. Sedanın ödemiş olduğu hasar hakkında reasürörlerini bilgilendirmesi gerekir. Hasar bilgilen reasürörler için oldukça önemlidir. Özellikle bu bilgilerin hasarın oluş tarihini, ilgili işyılım ve branşını içermesi gerekir. Sedan hasar bilgilerini ya özel hasar bordroları ile ya da üçer aylık hesap özetlerinde detaylandırarak reasürörlerine yollar. PEŞİN HASARLAR: Normal şartlarda sedan ödediği hasarları reasürörlerine hasar bordroları ve hesap ekstreleriyle belli dönemlerde bildirir ve dönemsel olarak hesaplaştığı halde, özellik arzeden ve trete şartlarında belirlenmiş olan hasar limitinin aşıldığı durumlarda hasardan haberdar olduğu andan itibaren en kısa zamanda reasürörlerine bilgi vermesi gerekmektedir. Bu tür hasarlar reasürörden peşin olarak tahsil edilebilirler. Bu arada sedanın reasüröre borcu var ise bu borç peşin hasardan düşülebilir. Sedanın reasüröre yolladığı ekstrelerde reasürörden talep ettiği peşin hasar ödenen hasardan ayrı bir şekilde reasürörün bir Alacak kalemi olarak gösterilir. Bu Peşin Hasar rakamı aynı zamanda ekstrede Borç olarak kaydedilen ödenen hasar İçinde de yer almış olacağından ekstre bakiyesinin bu ön ödemeden etkilenmemesini sağlar. Aksi halde peşin hasar ekstrede ver almamış olsaydı, ödenen hasar içerisinde olduğundan reasürör tarafından tekrar ödenmiş olurdu. Öte yandan reasürörün peşin hasarları çabuk ödemesi onun mali yeterliliğinin bir göstergesi sayılır. MUALLAK HASARLAR: Tretenin yürürlükte olduğu dönem içerisinde, treteye devredilen poliçelerle ilgili pek çok hasar meydana gelir. Bu hasarların çoğu yıl içerisinde sedan tarafından sigortalıya ödenir ve reasürör paylan da reasürörlerden tahsil edilir. Fakat bazı hasarlar işyılı içerisinde gerçekleşmesine karşın çeşitli nedenler yüzünden aynı yıl ödenemezler. Bu ödenmemiş hasarlar “Muallak Hasar” olarak adlandırılırlar. Sedan ödenmemiş olan hasar miktarlarını mümkün olduğunca gerçeğe en yakın bir şekilde tespit eder. Bunu yaparken her hasar ayrı ayrı değerlendirilir. Genel olarak "tahmin yöntemi" kullanılır. Özellikle büyük hasarlarda daha önce meydana gelmiş benzer hasarlardan yararlanılır. Bu hasarların toplamı Muallak Hasar rakamını oluşturur. Yıl sonlarında reasürörlere düşen muallak hasarlar sedan tarafından bildirilir. Sedanın belirlediği Muallak Hasarlar, • Portföy Muallak Hasar hesaplamasında, • Muallak Hasar Karşılığı ayrılmasında, • Kar/Fark komisyon hesaplamalarında, Hasar/prim oranlarının hesaplanmasında kullanılır. İngiltere'de "The Instİtute of Actuaries" adında bir kurum reasürörlerin muallak hasarlardan eşit derecede etkilenmelerim sağlayabilmek amacıyla bir kılavuz hazırlamıştır. Bu kılavuz yardımıyla muallak hasar rakamları oluşturulurken aynı ölçülerin kullanılması sağlanmıştır. Her ne kadar bizim ülkemizde uygulanmıyorsa da Avrupa ülkelerinde henüz rapor edilmemiş hasarlar için de Muallak Hasar tespit edilmektedir. Böyle meydana gelmiş ama henüz rapor edilmemiş hasarlara IBNR (Incured but not yet reported) hasarlar denmektedir IBNR hasarlar bir önceki yıl geç bildirilmiş hasar rakamları baz alınarak tahmini bir rakam hesaplamaya dayanır. Muallak Hasar rakamları reasürörün muhasebe kayıtlarına Borç olarak alınama/lar Çünkü reasürör payına düşen hasarı sedan sigortalısına hasar ödemesi yapıncaya kadar ödemek zorunda değildir. Hasarlar tükeninceye kadar devam eden tretelerde Muallak Hasar rakamları da tükeninceye kadar her yıl sonu reasüröre bildirilir. Bir iş yılı ile ilgili tüm hasar ve Muallak Hasarlar bittiğinde sedan ve ilgili reasürörler bu işyılının son bulduğuna karar verir ve hesaplan kapatırlar. Clean-Cut yönteminin uygulandığı tretelerde ise Muallak Hasar rakamları yine reasurörlere bildirlir. Ayrıca Muallak Hasarların tamamı veya belirli bir yüzdesi (genellikle %90 alınır) Portföy Muallak Hasar olarak biten trete reasürörlerine Borç, bir sonraki trete reasürörlerine Alacak vererek sorumlulukların devri sağlanır. Portföy Muallak Hasarlar yıl sonunda hazırlanan bir ekstre ile karşılıklı hesaplara alınır.

Yorum yazın