BANKACILIK SORUNU ve GETİRİLEN ÇÖZÜMLER

BANKACILIK SORUNU ve GETİRİLEN ÇÖZÜMLER

1990-1999 yılları arasında ekonomide oluşan temel sorunlardan bir tanesi de kamu bankalarının sağlıksız yapısıdır. Kamu bankalarının mali bünyelerinin bozulmasının ise; devlet tarafından verilen tarım kesimi ve küçük ve orta boy işletmelerin desteklenmesi görevi sonucunda oluşan zararların zamanında ödenmemesi, yıllardır devam eden ve ekonomik etkinliğe ters düşen müdahalelerin yapılması, kamu bankalarının iyi yönetilememesi ve kamu bankalarına asli görevleri dışında görevler verilmesi gibi nedenleri vardır. Bu nedenlerden ötürü mali bünyesi bozulan bankalar finansman ihtiyaçlarını piyasadan kısa vade ve yüksek maliyetle karşılama yoluna gittiler ve zararları giderek arttı. Bunun sonucunda ise mali sektörde bir istikrarsızlık unsuru oldular ve piyasalarda faiz oranları yüksek boyutlara ulaştı.

Faizlerdeki bu artış kamu kesimi borçlanma ihtiyacında bir artışa neden olurken, özel bankaların da reel ekonomiye kaynak sağlamaktan çok kamu açıklarını finanse etmeye yönelmelerine neden olmuştur. Çünkü kamu kesimini finanse ederken elde edecekleri kar mevduat toplayarak elde edecekleri kardan çok daha fazla ve zahmetsizdir. Ayrıca bankaların varlık ve yükümlülükleri arasındaki fark da artmıştır çünkü yüksek enflasyon ortamı ve belirsizlikler tasarruf sahiplerini kısa vadeye yönlendirmesinden kaynaklanan bir vade uyumsuzluğu söz konusu olmuştur. Bankaların tercihinin bu yönde değişmesi ise üreticilerin ve reel ekonominin yeterince desteklenememesinin en önemli nedenidir.

Bu arada yüksek ve değişken enflasyon nedeniyle Türk Lirasına olan güven azalmış ve insanlar döviz tutmaya yönelmişlerdir. Bu da toplam mevduatların yarısına yakın bir kısmının döviz tevdiat hesabı olmasına neden olurken , bankaların giderek artan yurtdışı borçlanmaları ise döviz yükümlülüklerini önemli derecede arttırmıştır. Hal böyleyken bankaların yüksek getiri sağlayan Türk Lirası cinsinden araçlara yönelmeleri ise yabancı para açık pozisyonlarının yükselmesine ve kur riskine karşı dayanıksız olmalarına neden olmuştur.

Büyük ölçüde bankaların mali yapılarındaki bozukluktan kaynaklanan son kriz aslında bir değişim ve yenilenme dönemine girebilmemiz için uygun bir ortam sağlamıştır. Bu değişim ve yenilenme dönemi için hazırlanan program ise daha önce benzer krizleri yaşayan ülkelerden ders alarak hazırlanmış ve de bu yüzden başarı umudu sağlayan bir programdır. Daha önce benzer krizleri yaşamış olan ülkelerde ise belirgin bir ortak özellik vardır ki o da programın en hızlı bankacılık sektöründen tepki almış olması çünkü bankacılık sektörü bir ekonominin temel taşı gibidir. Yani bankacılık sektörü çalışmazsa diğer sektörlerde çalışmaz.

Bankacılık ve finans sektörü krizden dolayı büyük bir darbe yediğinden bankacılık ile ilgili yasal düzenlemeler büyük önem taşımaktadır. Yapılan uygulamaların öncelikli amacı halen ayakta kalmayı başaran bankaları ekonomiye hizmet etmelerine yardımcı olacak bir düzen içinde denetlemek ve sahiplerinden de sermaye artırmalarına gitmelerini hem özendirmek hem de onlardan bunları istemektir.

Elbette ki bu yeniden yapılanma döneminde bankacılara düşen önemli görevler var. Bu bağlamda bankacıların başlıca görevleri bankacılık sistemine ve Türk Lirasına olan güvenin yeniden oluşmasını sağlayarak Türk Lirasının yabancı para karşısındaki değerinin yükselmesine yardımcı olmak, bankacılık mesleğinin tekrar saygınlığını kazanmasıyla birlikte Türk Lirası tasarruflarını büyütmek ve bunları en etkin şekilde değerlendirmek,temel bankacılık ilke ve kurallarına uymak, riskleri doğru tespit etmek ve yönetmektir.

Gerçekten de güven sağlamak bir ekonominin yapısının sağlıklı olmasında en önemli husustur. Çünkü hiçbir ekonomik program halkın güvenini ve desteğini sağlamadan varlığını devam ettiremez. Nitekim son krizin nedeni de budur. Program da her ne kadar sabit kur politikası uygulanmış da olsa halk programa güvenip de elinde ki yabancı paraları , bankaların cezbedici faiz oranlarına rağmen çıkarmadı ve dolayısıyla program amacına ulaşamayarak sona erdi.

Krizle birlikte görüldü ki bankaların gecelik borçlanma pozisyonları tehlikeli boyutlarda ve reel sektör ile bankacılık sektörü arasında belirgin bir uyumsuzluk söz konusu. Bu yüzden bir bankacılık reformu yapılmalı ve bu reformla daha az ancak daha iyi bankaların oluşması sağlanmalı, bunun içinde özel bankacılık desteklenmelidir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), Kasım ve Şubat krizlerinin ardından ortaya çıkan istikrarsızlığı süratle ortadan kaldırmak, ekonominin yeniden yapılandırılmasına yönelik altyapıyı oluşturmak amacıyla Hükümet tarafından uygulamaya konulan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” çerçevesinde bankacılık sektöründe de yeniden yapılanmaya gidilmesi gerektiğine karar vererek, bu çerçevede bankacılık sektöründe mali ve operasyonel yeniden yapılanma ile gözetim ve denetim çerçevesini güçlendirici, sektörde etkinlik ve rekabet gücünü artırıcı yasal ve kurumsal düzenlemeleri içeren Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı hazırladı.

Programın temel amaçları şu şekilde özetlenebilir:
 Kamu bankalarını mali sistem içinde bir istikrarsızlık unsuru olmaktan çıkarmak,
 Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bünyesindeki bankaların sorunlarını en kısa sürede çözüme kavuşturmak
 yaşanan krizlerden olumsuz yönde etkilenen özel bankaların sağlıklı bir yapıya kavuşmalarını sağlayacak düzenlemeleri gerçekleştirmek

Bu programın mali ve operasyonel yeniden yapılandırma bölümünde kamu ve fondaki bankalar ile özel bankalarla ilgili politikalar da var. Programa göre, kamu bankalarında şu düzenlemeler gidilecek:
 Merkez Bankası ile yapılanlar dışında gecelik yükümlülüklerin ortadan kaldırılması,
 Merkez Bankası’na olan gecelik yükümlülüklerin sınırlandırılması.
 Bu yükümlülüklerin geri ödenerek kamu bankalarının bilançolarının küçültülmesi.
 Görev zararlarının tamamen tasfiye edilmesi ve verilebilecek yeni görevler için bütçeye önceden ödenek konulması
 Sermaye yapılarının güçlendirilmesi için ek kaynak aktarılması.
 Kamu bankalarının ortak ve profesyonel yönetim kurulunca yönetilmesi.
 Emlak Bankası’nın tasfiye edilerek Ziraat Bankası’na devredilmesi.
 Vakıflar bankasının özelleştirilmesi
 Verimsiz şubelerin kapatılması ve personel azaltımı için emekliliğin teşvik edilmesi
 Ziraat ve Halk bankalarının 3 yıl içinde özelleştirilmeleri

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun (BDDK) açıkladığı Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programına göre yapılan çalışmalar kapsamında fondaki bankalara yönelik tedbirler şu şekilde sıralanabiliriler:
 Fon bankalarının ortak yönetiminin sağlanması ve birleştirilmesi.
 Merkez Bankasıyla yapılanlar dışında gecelik yükümlülüklerin ortadan kaldırılması ve Merkez Bankası’na olan gecelik yükümlülüklerin sınırlandırılması.
 Bilanço yapısının düzeltilmesi ve sermayelerinin güçlendirilmesi.
 Şube personel sayısının rasyonalizasyonu
 Mali ve mali olmayan iştiraklerin, araç ve taşınır malların satışı.
 Kötü aktiflerin Fon bünyesindeki tahsilat dairesine devredilmesi.
 TMSF bünyesindeki bankaların alacaklarının tahsil kabiliyetinin arttırılması.
 2001 sonuna kadar Fon bankalarının satış ve tasfiye yolları ile çözümlenmesi.

Ayrıca bu programa göre, bankaların piyasa koşulları içinde öz varlıklarını ve bilanço yapılarını güçlendirmeleri amacıyla, BDDK, Hazine Müsteşarlığı ve Merkez Bankası bankacılık sisteminin önünü açmayı hedeflemektedir. Ülkenin ve mali sistemin içinde bulunduğu darboğazın süratle aşılması için reel sektör ile bankacılık kesimimin karşılıklı anlayış ve işbirliği içinde sorunlara ortak çözümler üretmeleri gerekmektedir.

Bunun yanı sıra özel bankalar da, sermaye artırımı, sermaye benzeri kredi temini, birleşme, şube ve personel sayısının rasyonalize edilmesi, maliyetlerin düşürülmesi, yoğunlaşmış kredilerin yeniden yapılandırılması, iştirak ve gayrimenkul satışı, hisselerin bir kısmı ya da tamamının yabancı ve yerli ortaklara satışı konularında önlemler alacakları taahhüdünde bulundu.

Bütün bu uygulamaların gerçekleşmesi ve başarıya ulaşması durumunda ekonominin temel taşı olan bankacılık sektörünün sağlıklı bir mali yapıya kavuşması umut edilmekte ve bunun doğal bir sonucu olarak diğer sektörlerin de sağlıklı bir şekilde çalışarak ekonominin düzelmesini sağlamaları beklenmektedir.

Yorum yazın