BANKACILIK SEKTÖRÜNDE PAZARLAMA SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

BANKACILIK SEKTÖRÜNDE PAZARLAMA SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

1- Bankacılık Sektörünün Genel Değerlendirilmesi ve Banka Sistemimiz

Bankalar, ekonomilerde fon arz edenlerle fon talep edenler arasında aracılık eden kurumlardır. Çeşitli tür ve vadelerdeki fonları ihtiyaçlara göre trasformasyona tabi tutarak ekonominin emrine vermektedirler. Bu nedenle ekonomilerin istikrar içinde çalışması ve gelişmesi banka sistemlerinin etkin çalışmasına bağlıdır. Bankacılık sektörü, ekonomimizin 1980 sonrasında gerçekleştirdiği dönüşümün öncülüğünü yapan sektörlerden biridir. Bu dönüşüm içinde, kullandığı yüksek teknolojiyi yetiştirdiği üstün nitelikli insan kaynağı ile donatan bankacılık sektörümüz, sunduğu hizmetlerin çeşitliliği ve kalitesi itibariyle gelişmiş ülkeler düzeyini yakaladığını ifade etmek gerekir.

Dünyada yaşanan globalizasyon süreci bir ülkeden bir diğerine sıçrayan ekonomik mali krizlerden en fazla Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, özellikle de bu ülkelerin mali sektörü içinde en büyük paya sahip olan bankacılık sektörü etkilenmektedir.

Bu durum hiç şüphesiz birçok ekonomik nedenin yanı sıra, bu ülkelerin mali piyasalarının yeterli olmayışından ve bankacılık sektörünün mevcut yapısal sorunlarından kaynaklanmaktadır.

Türkiye’de en büyük en önemli mali sektör bankacılık sektörü olmasına karşın göreceli olarak küçük kaldığı, sektörün konsolide bilanço büyüklüğünün GSMH’ya oranının OECD ortalamalarının altında olduğu görülmektedir.

Ülkemizde uzun yılar süren yüksek enflasyon ortamı ve değişken enflasyon beklentileri; bir taraftan tasarrufların küçük kalmasına, diğer taraftan kamunun artan finansman açığını mali piyasalardan karşılaması özel sektörün fon temininde güçlük çekmesine, yani kamu borçlanmasının özel sektörü fon piyasalarından dışlamasına (crowding-out etkisi) neden olmuş, böylece genelde mali sektör özel olarak da bankacılı sektörü yeterince gelişememiştir.

Ekonomimizin uygulanmakta olan makro politikalar sonucu istikrara ulaşması ve işletmelerimizin dünya kalite ve standartlarında mal-hizmet üretebilecek finansman imkanına kavuşması, bankacılık sektöründeki dönüşümün bir an önce gerçekleşmesi ve sağlıklı olması ile mümkündür. Hedef; daha ahlaklı, daha şeffaf, daha güçlü ve daha etkin kontrol altında ana işlevini gören, kredibilitesi yüksek bir bankacılık sistemi yaratmak olmalıdır.

2- Türk Bankacılık Sektörünün Genel Sorunları

Türk bankacılık sektörü her ne kadar güzel gelişimler gösterse de sorunları yoktur, sektör tamamen sorunsuz işlemektedir, her istediğini yapmakta ve sonucunu almaktadır demek ilk aşamada yanlış ya da eksik olur. Çoğu banka gerçekten gelişmiş ülkeler düzeyini yakalamış olsa da, bununla beraber bankacılığımızın bazı yapısal sorunlarının var olduğu da yadsınamaz bir gerçektir. Bu sorunları şöyle sıralayabiliriz:

2.1- Bankacılık Sistemine Verilen Önem

1980 sonrasında, globalleşme sürecinin bir sonucu olarak para ve sermaye piyasalarımızda önemli gelişmeler olmuştur. Özellikle serbest piyasa ekonomisine geçilmesiyle sektörde liberalizasyon ve bağımsızlaştırıcı düzenlemeler olmuştur. Bununla beraber banka sistemimizin mali sistem içindeki tartışılmaz ağırlığı ve önemi değişmemiştir. Mali sistemle özdeşliğini sürdüren banka sistemi ekonominin ağırlığını tek başına taşır durumdadır.

2.2- Bankaların Yeterli Büyüklük ve Derinliğe Kavuşmaması

Mali sistemimizin, ekonomimizin ihtiyacı olan büyüklük ve derinliğe kavuştuğunu söylemek de ne yazık ki pek mümkün değildir.

Son on yıl içindeki gelişmeler sistemin büyümekte olduğunu göstermekte ise de, ulaşılan sonuçlar yeterli değildir. 1990’da yüzde 43 civarında olan banka sistemi toplam aktiflerinin milli gelire oranı Eylül 2000 tarihi itibariyle yaklaşık yüzde 90 dır. Sistemin büyüklüğünü TL cinsinden ölçtüğümüzde, vadesiz, vadeli mevduat ile reponun (M2) milli gelire oranı 1990’da yüzde 17 iken, 1999’da yüzde 35 dir. Bu oranın 2000 yılı sonunda yüzde 30 olduğu görülmektedir. Sistemin büyüklüğü yabancı para cinsinden mevduat da dahil edildiğinde 1990 sonunda yüzde 22 iken, 1999 sonunda yüzde 55’e ulaşmıştır. Bu oran 2000 yılı sonunda yüzde 50 düzeyindedir. Bu durum, tasarruf hacminin yetersizliği yanında tasarrufların önemli bir bölümünün hala mali sisteme gelmemesinin, sisteme giren yabancı fon hacminin yetersiz olmasının sonucudur.

2.3- Bankaların Mali Bünyelerinin Bozulması

Yeterli büyüklük ve derinliğe sahip olmaması dolayısıyla sistemde zamanla piyasa için değil, öz tüketim için bankacılığa dönük bazı yapılanmalar oluşmuş, bankacılığın temeli olan likidite, solvabilite ve rantabilite ilkeleri yerine sermayedar gruplarının öz yararlarının yoğunlaşmalarına sebep olmuştur. Bu durum banka kaynaklarının irrasyonel kullanıma yol açtığı gibi bankaların mali bünyelerinin bozulmasına yol açmıştır. Bugün bazı bankaların TMSF bünyesine alınmış olmasının altında, bu tür oluşumların yarattığı mali bünye bozuklukları yatmaktadır.

Bir bankanın mali bünyesinin zayıflaması durumunda denetim otoritesinin hareket kabiliyeti arttırılmış, mali bünyenin güçlendirilmesini sağlayacak ya da bankanın faaliyeti ile ilgili olarak alınacak tedbirlere ilişkin kararlar daha objektif kriterlere dayandırılmış ve karar sürecini hızlandıran değişiklikler getirilmiştir. Ortakların ve yöneticilerin şahsi sorumlulukları arttırılmıştır. Mevzuata aykırı davranışlar nedeniyle ilk kez idari ceza sistemi getirilmiş, adli cezalar ise önemli ölçüde arttırılmıştır.

2.4- Sektörde Kamu Banklarının Ağırlığı ve Görev Zararları

Sektörün yaklaşık yüzde 40’ını oluşturan kamu bankalarının, son 10 yıl içinde çığ gibi büyüyen görev zararları, bir yandan kredi hacminin daralmasında önemli bir ağırlığa sahip olurken, diğer yandan piyasaların yarattığı likidite baskısı ile, gerek nominal, gerekse reel faizlerin yükselmesine yol açmıştır.

Türkiye’de Faaliyet Gösteren Bankalar

1995 1999 2000

Ticaret bankaları 55 62 61
Kamusal sermayeli 5 4 4
Özel sermayeli 32 31 28
Fon’daki bankalar 8 11
Yabancı sermayeli 18 19 18
Kalkınma ve yatırım bankaları 13 19 18
Kamusal sermayeli 3 3 3
Özel sermayeli 7 13 12
Yabancı sermayeli 3 3 3
Toplam 68 81 79

Bankacılık sistemi 2000 yılını 4 milyar dolar zararla kapatmıştır. Bu durum büyük ölçüde Fon’daki bankaların zararlarından kaynaklanmıştır. Zarar açıklayan bankaların cari dönem zararları 7 milyar dolar olmuştur. Sadece kar eden bankalar dikkate alındığında net kar yüzde 30 oranında azalarak 2,9 milyar dolara gerilemiştir.

2000 yılı sonunda 15 katrilyon TL dolayında bulunan görev zararlarının fonlaması için ekonomiden sağlanan kaynakların kredi olarak tahsis edilmiş olması halinde banka sisteminin kredi hacminin yaklaşık yüzde 50 daha büyük olması mümkün olabilirdi. Ya da kredi hacminin sabit kaldığı varsayımıyla faizlerin düşük olması gerekirdi.

2.5- Kronik Yüksek Enflasyon ve Ekonomik Durum

Kronik yüksek enflasyon ve kamu borçlanması, esasen yeterli büyüklük ve derinliğe sahip olmayan banka sistemimizin temel işlevini yerine getirmesini güçleştirmiştir.

Özellikle son 10 yılda yaşana kronik yüksek enflasyon ve büyük kamu açıklarının sebep olduğu yüksek ve dalgalı nominal ve reel faizler, bir yandan sermayenin reel yatırımlar yerine mali yatırımlara yönelmesine, diğer yandan mali kurumların işleyişini bozarak, reel sektör yerine kamuya fon aktarılmasına sebep olmuştur. Bugün repo hacmi de dikkate alındığında DİBS stokunun yüzde 90’ı bankalarca finanse edilmektedir. Kamunun borçlanma gereği düştükçe özel kesime daha fazla kaynak aktarmak mümkün olacaktır. Nitekim 2000 hem kredi arzı artmış, hem de kriz dönemi bir yana bırakılırsa fonlama maliyetlerinin düşmesine paralel olarak kredi faizleri önemli bir düşüş kaydetmiştir. Sistemin kredi hacmi 2000 yılı Eylül sonu itibariyle 31.8 katrilyon TL. dir. Önceki yılın aynı dönemine göre kredi hacmindeki artış yüzde 68’dir. Banka kredilerinin aktif içindeki ağırlığı bu dönemde 2 puan artarak yüzde 33’e yükselmiştir.

2.6- Bankacılık Sektörünün Heterojenliği

Bankacılık sektörümüz çok heterojen bir yapıya sahiptir. Bu yapı rekabet şartlarını bozmakta kaynakların irrasyonel kullanımına yol açmaktadır.

Bugün sektörde 7772 şubesi ile 80 banka faaliyet göstermektedir. Kalkınma ve yatırım bankası olarak çalışan ve sistem içinde büyüklüğü yüzde 4 civarında olan 19 banka dışında kalan 61 mevduat bankasının 4’ü kamusal sermayeli, 28’i özel sermayeli, 18’i yabancı sermayeli bankalardır. Kalan 11 banka 11 mali bünye sorunları sebebiyle TMSF’ye intikal etmiştir. 4 kamu bankası sistemin aktiflerinin yüzde 35’ine mevduatının yüzde 38’ine ve kredilerinin yüzde 26’sına sahiptir. Banka sisteminde giderek artan bir yoğunlaşma yaşanmaktadır. Hukuki ve mali yapıları, büyüklükleri, insan kaynakları ve teknolojileri itibariyle aralarında büyük farklar bulunan bu bankaların eşit şartlarda yarışmadıkları ortadadır. Rekabetin ve saydamlığın yeterli olmaması, kaynak maliyetlerini ve kredi faizlerini yükseltirken, rasyonaliteleri itibariyle bankalar arası da pozitif ve negatif rantlar yaratmaktadır. Bu nedenle sistemin istenmeyen haksız rekabetin tohumlarını kendi bünyesinde taşıdığını söylemek yanlış olmayacaktır.

2.7- Sistemin Üzerindeki Ağır Vergi ve Mali Yükümlülükler

Para politikası araçlarının sistem üzerindeki dolaylı vergileme etkisi ve mali işler üzerindeki vergi ve benzeri yükümlülükler ile son yıllarda sisteme getirilen çeşitli vergi yükleri sistemin mali yapısının güçlenmesine engel olduğu gibi kaynak maliyetleri ile kredi faizlerinin yükselmesine de yol açmaktadır.

Uygulamadaki MMK ve disponibilite yükümlülükleri banka sisteminin kaynak maliyetleri üzerine büyük bir yük getirmektedir. Günümüzde para politikası aracı olarak kullanılmayan, kullanıldıkları ülkelerde de yüzde 1-2 gibi çok düşük oranlarda uygulanan bu yükümlülükler ülkemizde dolaylı vergileme aracı haline gelmiştir. Banka sistemi yüksek maliyetlerle topladığı kaynakları, sıfır getiri ile TCMB’na vermektedir. Bunun sisteme maliyetinin 2000 yılında en az 1 katrilyon TL olduğu tahmin edilmektedir.

Bankacılık işlemleri üzerinden alınmakta olan BSMV, KKDF ve kambiyo gider vergileri reel sektörün fon maliyetlerini arttırdığı gibi bu yükümlülüklerden kaçınmalar mali sistemde onarılmaz deformasyonlara yol açmaktadır. Bankalar en karlı ve en kolay vergilendirilebilen kurumalar olarak görülmektedir. Ancak uluslar arası rekabete açık olan sistemin öz kaynak yaratma kapasitelerinin yeterli olmadığı göz önünde tutulduğunda sisteme bu gibi yükümlülükler getirilmesinin doğru olmadığı görülmektedir.

3- Bankacılık Sektörünün Pazarlama Sorunları

Günümüzde bankacılık sektörü, pazarlama sorunlarını ekonomik sorunlarla birlikte eş zamanlı olarak yaşamaktadır. Bankaların kendi hizmetlerini sunmada, kendi ürünlerini müşterilerine kullandırmakta yaşadığı sorunların birçoğunda temelden gelen veya bankanın kendi iç bünyesinden gelen değil de ya ekonominin kendisinden, mevcut yasal zorluklardan ya da devletin izlediği politikalardan kaynaklanmaktadır. Şunu da belirtmek gerekir ki bankaların pazarlama sorunları yerine hizmet sunma zorlukları demek daha doğru olacaktır. Şimdi bu zorluk ve sorunlara bakalım.

3.1- Likit Kullanımlarındaki Olumsuzluk

Bankaların en büyük sorunlarından biri de elde ettikleri nakitleri tam anlamıyla kullanamamalarıdır. Devletin belirlediği, karşılılıklar ve disponibilite oranlarındaki yükseklik nedeniyle bankaların elde ettikleri nakitler kendilerine yüksek maliyete neden olmakta, bu maliyeti karşılamak ve azda olsa kar sağlamak amacıyla kredi kullandırma esnasında uygulanan faizler mecburen yüksek olmaktadır. Bu yüksek kredi faiz oranları haliyle hizmet sunmada ve müşteri portföyünü genişletip elde tutmada ve hatta krediyi vermiş olsa bile tekrar tahsilde zorlanmaya neden olmaktadır. Sonuçta bankalar likitlerini tam anlamıyla olumlu yönlendirememekte ve müşteri kaybetmektedir. Aynı zamanda karlılığı da düşmektedir.

3.2- Bankacılıkta CAMEL Kuralının İyi İşletilmemesi

Bankacılıkta, CAMEL iyi bir bankanın sahip olması gereken unsurları belirler. CAMEL deve demektir.
C harfi…………… (capital adequancy) sermaye yeterliliği,
A harfi…………… (asset quality) aktif kalitesi,
M harfi………….. (management) Banka yönetimi,
E harfi…………… (earnings) kazançları, karlılığı,
L harfi…………… (liquidity) likiditeyi temsil eder.
Devenin yürüyebilmesi, koşabilmesi için arka ayaklarının güçlü olması gerekir. Ayrıca ön ayaklar, karlılık ve likidite, arka ayaklara uyum sağlayacak ölçüde güçlü olmalıdır. Eğer yönetici daha önce dürüst, bilgili, namuslu değilse ve bankanın yeterli sermayesi, kaliteli aktifleri yoksa, karlılığa devam etmiyorsa , iflas riski kaçınılmaz düzeye erişir.

Türkiye’de birçok banka, ne net sermaye yeterliliği bakımından, ne de net aktiflerinin büyüklüğü bakımından uluslar arası standartlara uygun değillerdir. Türkiye’de bu durum uzun süredir devam etmektedir. Tabiri caizse, uluslar arası standartlara göre, Türkiye’deki bankaların önemli bir kısmı köşe başındaki bakkal durumundadır. Bu bankalar; şimdiye kadar denetim yetersizliğinden yararlanarak şimdiye kadar gelebilmişlerdir. Böyle bankaların varlığı müşteriye hizmet sunma ve onu kendi şubesine çekme bakımından bankaların tamamıyla dezavantajı veya eksikliğidir. Bu durumda olan bankaların hizmet pazarlamasında ön sıralarda olması beklenemez. Ayrıca müşteri veya hizmetlere muhatap kişilerin böyle bankalara talebini çekmek çok zordur.

3.3- Kısa Vade Sorunu

Bilindiği gibi Türkiye ağır bir ekonomik krizin yanında siyasi, politik krizler de yaşamaktadır. Siyasiler arasında çıkan bir tartışma Türkiye’yi hemen kriz veya tartışma ortamına itebilmekte ve gündemi anında değiştirebilmektedir. Bu nedenle küçük tasarruf sahibi kişiler tasarruflarını uzun vadeli bir işlem gereğince bankaya yatırmaya pek sıcak bakmamaktadırlar.

Yurtiçi Tasarruflar ve Tasarruf Dengesi (GSMH’ye oranı, yüzde)

1997 1998 1999 2000

Yurtiçi tasarruflar 21,3 23,1 19,8 18,2
Kamu 0,8 -1,9 -6,4 -5,2
Özel 20,5 25,0 26,2 23,4
Tasarruf dengesi -3,8 -0,8 -2,8 -6,4
Kamu -5,5 -8,5 -12,6 -11,9
Özel 1,7 7,7 9,8 5,5
Dış kaynak 3,8 0,8 2,8 6,4
Kaynak: Devlet Planlama Teşkilatı
Yukarıdaki rakamlardan görüldüğü gibi tasarrufların seyri pek olumlu değildir. Ek vergiler, faiz oranlarındaki düşüş ve tüketimdeki artışa bağlı olarak özel kesim tasarruflarının milli gelire oranı yüzde 26,2’den yüzde 23,4’e gerilemiştir. Toplam tasarruf açığının milli gelire oranı yüzde 2,8’den yüzde 6,4’e yükselmiştir. Kamu kesiminde tasarruf açığı hemen hemen aynı kalırken özel kesim tasarruf fazlasının milli gelire oranı yüzde 9,8’den yüzde 5,5’e gerilemiştir.

Böyle zamanlarda bankaların sıkıntıya düşmesi kaçınılmazdır. Kendilerince haklı olan kişilerin tasarruflarını bankaya çekmek apayrı bir sorun ve gerektiğinde bankalara artı maliyetler getiren olaylar dizisidir. Müşteriyi bankaya çekmek amacıyla farklı bankacılık ürünleri sunulması, güven verici veya arttırıcı reklam, kampanya vb. çalışmaların yapılması gerçekten bankaları zorlamaktadır.

Bu noktada bazen nakit sıkıntısına düşen bankaların kısa vadeye evet demesine rağmen bile piyasadan para elde edemediği ve işlemlerini tam olarak yerine getiremediği görülmektedir. Böyle bir sorunu aşmak anacak devlet ve sektörün işbirliği sonucunda verilecek mevduat garantileri ile olacaktır. Böyle bir teşvikin bu soruna bir noktada tam olmasa da çözüm getirileceğine inanılmaktadır.

Toplam mevduatın vade bileşimi (Yüzde)
1999
Aralık
Mart 2000
Haziran Eylül
Aralık

Toplam 100 100 100 100 100
Vadesiz ve 7 gün ihbarlı 18 18 19 19 19
1 ay 18 21 24 24 29
3 ay 35 41 37 36 36
6 ay 19 11 12 14 9
12 ay+ 10 9 7 7 6
Ortalama (ay) 3,5 3,1 2,9 2,9 2,6

Yukarıdaki yüzde rakamlara bakıldığında, TL mevduatın vade yapısında da dikkati çeken bir hareketlilik olduğu açıktır. İlk üç aylık dönemde altı aylık mevduattan üç aylık mevduata hızlı bir geçiş yaşanmış, vadesiz mevduatın ve bir ay vadeli mevduatın toplam içindeki payı ise yaklaşık olarak aynı kalmıştır. İkinci üç aylık dönemde üç ay vadeli mevduattan daha çok bir ay vadeliye geçiş olmuştur. Üçüncü üç aylık dönemde genel olarak altı aylık vadeye geçiş olurken, son üç aylık dönemde vadesiz, yedi gün ihbarlı ve 1 ay vadeli mevduata hızlı bir geçiş yaşanmıştır. TL mevduatın ortalama vadesi 1999 yılında 3,6 aydan 2000 yılında 2,2 aya gerilemiştir. Yabancı para mevduatın vade dağılımında ise altı ay vadeli mevduattan bir ay vadeli mevduata geçiş olmuştur. Yabancı para mevduatın ortalama vadesi 3,5 aydan 2,6 aya gerilemiştir. Bu gelişmeler sonrasında, toplam mevduatın vadesi 3,5 aydan, 2,6 aya gerilemiştir. Geçen yıl sonuna göre, 12 ay vadeli ve büyük oranda da altı ay vadeli mevduattan bir ay vadeli mevduata hızlı geçiş olmuş, üç ay vadeli mevduatın payı ise yaklaşık olarak aynı kalmıştır.

3.4- Kaynak Maliyetlerinin Yüksekliği

Bankaların uzun vadeli fon temininde yaşadığı zorluk hem bankanın kendi maliyetlerini, hem de reel kesim açısından, özellikle uzun vadeli fon arzındaki kısıtlılığın yanı sıra finansman maliyetlerinin yüksekliği ayrı bir sorun teşkil etmektedir. Ekonomik istikrarsızlık ve belirsizliğin yarattığı yüksek risk priminin bankaların fonlama maliyetini artırması, kamusal yüklerin de fon aktarma maliyetlerini artırması fon kullanıcıları için önemli yük oluşturmaktadır. Bu durum özel sektör fon talebini azaltmakta ve bankacılık işlemlerine engel çıkarmaktadır.

Bu sorunun aşılmasında da ekonomik dengelerin ve kamu maliyesinin sağlıklı bir yapıya kavuşturulması temel faktör olarak görülmektedir. Zira yoğunlaşan rekabet ortamı bankaları daha verimli ve daralan kâr marjlarında çalışmaya zorlamakta, dolayısıyla fon aktarma maliyetlerini düşürmede yapacağı katkının çok sınırlı olduğu düşünülmektedir.

Reel kesimdeki işletmelerin önemli bir bölümünü KOBİ’ler oluşturmaktadır. Ayrıca, içinde bulunduğumuz bilgi çağında yaratıcılık, teknoloji ve proje geliştirme büyük önem kazanmıştır. Bu itibarla söz konusu girişimlerin ihtiyacı olan finansman imkânlarının sağlanması ve desteklenmesi üzerinde önemle durulması gereken bir husus olarak görülmektedir.
3.5- Ekonominin Durumuna Bağlı Güven Sorunu

Şu anda Türkiye’de yıllardır süregelen kronik enflasyonu aşmak için bir dezenflasyon programı uygulanmaktadır. Türk bankacılık sektörünün de, dezenflasyon programıyla gündeme gelen ve ekonomik-sosyal davranış kalıplarının değişmesini öngören bir süreçte kimi sıkıntılar yaşaması şaşırtıcı sayılmamalıdır. Özellikle bu davranış kalıplarından etkilenen türü güven bunalımı olarak bilinen yönüdür.

Ülkemizde son dönemde yaşanan banka başarısızlıklarının ardında, mevduata uygulanan devlet güvencesinin bazı bankalarca istismarı ile risk yönetim prensipleriyle bağdaşmayan spekülatif pozisyonlar yatmaktadır. Ancak, Türk bankacılık sektörü genel olarak dezenflasyon sürecinin getirdiği güçlükleri aşabilecek ve bu süreç sonunda ortaya çıkacak fırsatları değerlendirmek için gerekli yeniden yapılanma çabalarını sonuçlandırabilecek yetenek ve güçtedir. Bu süreçte gerileyen kâr marjlarına paralel olarak maliyetlerin kontrolü amacıyla birçok mekanizmanın hayata geçirileceği düşünülmektedir. Ancak bu noktada piyasadaki tasarruf sahibine güven vermek ve birikiminin güvende olduğu hissettirmek kolay değildir. Bu sorunu aşmak için bankaların yapacakları tek işlem piyasada güven attırıcı reklam ve çalışmalara yer vermeleri ve insanları bankaya çekebilecek çeşitli alternatifler sunmalarıdır.

3.6- Vadesiz Mevduata Verilen Düşük Faiz Oranı

Bankacılık sisteminde bilindiği gibi iki tür mevduat vardır: Vadeli ve vadesiz mevduat. Genelde her banka vadeli mevduat için kendi yapısına uygun olarak çeşitli vade uzunluklarına göre belli bir faiz oranı tespit etmektedir. Aylık, üç aylık, altı aylık ve yıllık vadelere uygulanan çeşitli düzeylerdeki faiz oranları her zaman vadesiz mevduat faiz oranlarından yüksek olmaktadır.

Genelde reel sektör, bankacılık sisteminde parasını tutarken veya işlemlerini yaparken günlük bazda yapmakta, herhangi bir vadeli işleme gerek duymamakta veya yapmamaktadır. Çünkü reel sektör sürekli likit düzeyde kaynaklara ihtiyaç duyduğundan bunu istememektedir. Bu durumda banka nezdinde bulunan para vadesiz işlem görmekte ve bunlara % 2-5 arası çok cüzi bir faiz oranı uygulanmaktadır. Üstüne üstlük bu oran genelde yıllık bazda olmaktadır. Böyle bir durumda reel sektör firmalarının paralarını bankada tutmak yerine kasalarında tutmak istemeleri kaçınılmazdır. Bu oranın düşüklüğü bankanın müşteri elde etmede zorlanmasına ve faaliyetlerini yapamamasına neden olmaktadır. Artık bu sorunun aşılmasında oranın yükseltilmesi veya gerçekten bu durumu aşacak bir işlemin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

3.7- Bankacılıkta Tam Anlamıyla Bir Sigorta Sisteminin Olmaması

Şu anda bankacılık sisteminde en büyük problem insanlara güven vermek ve onları bankaya çekmektir. Çünkü insanların tasarruflarına verilen 50 milyarlık sigorta rakamı (devlet güvencesi) insanlar için yeterli görülmemektedir.

2000 yılının Kasım ayında, mali sektörde çok ciddi bir çalkantı yaşanmıştır. Önce para piyasalarında hissedilen sıkıntılar daha sonra sermaye piyasasını da etkilemiştir. Mali piyasalar Kasım ayının 20’sinden itibaren, likidite sıkışıklığı nedeniyle, çok sıkıntılı bir ortama girmiştir. Yaşanan sıkıntının birden çok boyutu olduğu düşünülmektedir. Bankacılık sisteminde geçmişten gelen birikmiş sorunlar, bankaların Fon’a alınmasıyla birlikte daha açık görülmeye başlanmıştır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun faaliyete başlamasındaki gecikmeler, programın bankaların davranışları üzerine etkisi, bankaların kurumsal ve bireysel kredilere yönelmeleri, kamu kağıtlarına olan kurumsal talebin deprem vergisinden sonra sadece bankalardan gelmesi, beyanname nedeniyle de gerçek kişilerden kamu kağıtlarına talep olmaması, Ağustos ayından itibaren programın özellikle özelleştirme hedeflerinde ortaya çıkan sapmalar, cari işlemler açığındaki büyüme, yabancı ve yerleşiklerin yıl sonu itibariyle bilançolarındaki yabancı para risklerini azaltma eğilimi, para politikası tercihlerine bağlı olarak likidite yönetiminde Merkez Bankası’nın rolünün sınırlandırılması nedeniyle kriz sırasında Merkez Bankası’nın davranışı krizin ortaya çıkmasında ve derinleşmesinde etkili olmuştur.
Bunun sonucunda insanların çoğu bankalara hücum ederek tasarrufları çekmek istemişlerdir. Böyle bir ortamda tam bir devlet garantisinin sağlanamamış olması insanları böyle bir yola itmiştir. Sonuçta yine olan bankacılık kesimine olmuş, müşterilerini, müşterilerinin güvenlerini ve onlardan gelen tasarrufları kaybetmişlerdir. Bu bankacılık kesimine bir pazarlama sorunu olarak yansımıştır. Bankalar bir noktada kendi Pazar paylarında bir azalmayla karşılaşmışlardır.

3.8- Bankacılık Sektöründe Azalan Şeffaflık

Bankacılık sistemi, mevduat sahiplerinin bankalara duydukları güven ile ayakta durur. Şeffaf olmayan ve mali yapısında sorunlar bulunan bankacılık sektöründe, mevduat sahiplerinin haklarının korunması sorumluluğu düzenleyici ve denetleyici otoritedir. Etkin denetim ile sektöre çeki düzen verildikten ve şeffaflık sağlandıktan sonra mevduat sahiplerinin doğru banka seçme sorumluluğu doğar.

Şeffaflaşma, bankacılık sektöründe temel şart olmalıdır. Türk bankacılık sektörünün doğru analiz edilebilmesi ve kredibiletesinin yükselmesi için değil, başta mevduat sahipleri olmak üzere sisteme kaynak yaratan tüm yurtiçi ve yurtdışı birimler için gereklidir. Reformist bir yeniden yapılama sürecinin başlatılarak mali yapıları zayıflamış bankalar için çözümlerin üretilmesi ve böylece Türk bankacılığına mali güç ve kredibilite kazandırılması, sadece mali sektörün değil tüm ekonominin en önemli en acil ihtiyacıdır. Bu ihtiyacın bir an önce giderilmesi ve gerekenlerin en iyi noktada yapılması mevduat sahiplerinin bankacılığa olan bakış açısını farklı kılacaktır.

Şeffaflığını kaybetmiş bir bankanın talep toplamsı ve bankacılık pazarında ürünlerini arz edip işletmesi gerçekten zordur.

3.9- Genel Ekonomik Bozukluk ve Talep Yetersizliği

Türkiye’de 2000 yılının başından itibaren uygulanmaya başlayan enflasyonu ortadan kaldırıcı program paketi ve izlenen politikalar sonucunda zaman zaman mali piyasada krizler baş göstermiştir. Özellikle mali kesimde bankacılık sistemini etkileyen krizler nedeniyle program uygulamasının makro ekonomik büyüklükler üzerindeki genel etkisinin daha iyi görülmeye başlandığı bu dönemde ekonomik faaliyetin hedeflenenden daha hızlı büyüdüğü, talep genişlemesi nedeniyle enflasyon üzerindeki baskının arttığı, cari işlemler dengesinin ise rekor düzeyde açığa doğru gittiği tespit edilmiştir.

Faiz oranları (bileşik, aylık ortalama), Kurlar ve Enflasyon (12 aylık)

1999 2000
Aralık Mart Haziran Eylül Aralık

Yüzde
Faiz oranı (yıllık, bileşik)
O/n 103* 48 50 60 626
Kamu kağıtları 104* 40 44 34 50
Kurlar
TL/(dolar+0,77 euro) 63 51 43 34 20
TL/dolar 72 60 47 45 24
Enflasyon (Tefe) 63 66 57 44 33
* Yıllık ortalama

Programda yer alan yapısal reformların geciktiği ve özelleştirme gelirlerinde hedefin oldukça gerisinde kalındığı bu dönemde iç talepteki büyümenin sınırlandırılması tartışılmış, ancak gerekli tedbirler alınmamıştır. Bu arada, dış borçlanma imkanları artan Hazine’nin iç borç itfasının yaz aylarında göreli olarak düşük düzeylerde olması nedeniyle piyasalardaki baskı gerçekçi olarak tespit edilememiştir. Bu arada, uluslararası piyasalarda doların Euro karşısında değer kazanması nedeniyle TL’nin dolar karşısındaki değer kaybının yüksek kalması portföy tercihi nedeniyle döviz talebinin sürmesine neden olmuştur.

Bunun sonucunda da beklene kaçınılmaz olay, insanların tasarruflarını bankalardan çekmesine ve banka işlemleri ve ürünlerine talep etmemesine neden olmuştur. Özellikle dövize artan talep bu etkinin başlıca nedenidir. Sonuçta bankalar kendi pazarlama alanlarında talep yetersizliği ile karşı karşıya kalmışlardır.

3.10- Müşteri Memnuniyetinin Sağlanması

Şu anda büyük değişimlerin yaşandığı Türk bankacılık sektöründe bankacılığa uzun vadeli bakanlar yani perakende, kurumsal ve bireysel bankacılık alanlarında belirli bir piyasa payına sahip olan ve bu konuda geçmişte gerekli alt yapı ve teknoloji yatırımlarını tamamlamış bankaların daha istikrarlı gelişme kaydetmesini bekliyoruz. Yeni ortamda müşteri memnuniyeti büyük önem kazanacaktır. Düşen enflasyon döneminde doğru müşteri grubuna, müşterilerin ihtiyacını iyi anlayıp doğru ürünleri doğru fiyatla pazarlamak ve bu ürünleri müşteriye hızlı bir şekilde bütün dağıtım kanalları aracılığıyla iletmek gerekmektedir. Bankaların yaratıcı ürünlerle ve dağıtım kanallarıyla müşteriye yakınlığını arttırması güçlü rekabet ortamında farklılaşma sağlayacaktır.

Düşen enflasyon ortamında bankaların müşteri tabanlarına bankacılık dışı finansal ürünler sunarak komisyon gelirlerini arttırmaları da mümkün olacaktır. Önümüzdeki dönemlerde derinleşmesi beklenen mali piyasalar ortamında yatırım fonları, özel emeklilik fonları ve sigortacılık büyük önem kazanacaktır. Bankalar bu ürünlerini kendi dağıtım kanalları yoluyla müşterilerine sunarak, bankacılık ürünleri ile çapraz satış imkanları da yaratabilirler. Bankalarımız açısından internet bankacılığı çağrı merkezi, mobil bankacılık (WAP) gibi teknoloji ağırlıklı dağıtım kanallarının önemi ve gerekliliği yadsınamaz. Ancak, bireysel bankacılık ürünlerinin geniş kullanıcı kitlesine dağıtımında şube ve acente gibi fiziki dağıtım kanallarının da yaygınlaşması, sektörün piyasa penetrasyonu açısından bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.

4- Alınması Gereken Önlemler ve Çözüm Önerileri

4.1.- Bankalar Yasasındaki Düzenlemeler

Bankalar Yasası’nda yapılan son değişiklerle bankalarla ilgili tüm faaliyetleri siyasi iradeden tümüyle bağımsız bir şekilde yürütülmesi öngörülmüş ve bankalarla ilgili olarak kuruluştan tasfiyeye kadar olan süreçte alınması gereken kararların tümü Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun yetkisine bırakılmıştır. Bankalar Yasası’nda son yapılan değişikliklerle dolaylı kredi sınırının yüzde 25’e indirilmesi, iştiraklerin kredi tanımı içinde yer alması, konsolide denetim ilkelerinin daha kapsamlı olarak düzenlenmesi ile bankacılık mevzuatı AB ile uyumlu hale getirilmiştir. Bankacılık yasasında yapılan yeni düzenlemeler ile kronik sorunları bulunan bankacılık sisteminin sorunlarının çözümünde ve uluslararası rekabete açılmasında çok önemli adımlar atılmıştır. Bundan sonraki her durumda sektör ile ilgi her türlü yasa geciktirilmeden eksiksiz olarak çıkarılmalıdır. Böyle bir ortam insanların bankalara olan güvenini arttıracak ve kanuni boşlukları dolduracaktır.

4.2- Maliyetlerin Kontrol Altına Alınma Zorunluluğu

Reel faiz marjlarının yüzde 12’lerden yüzde 6-7’lere gerilediği bir dönemde bankaların karlılıklarını koruyabilmek için faiz dışı gelir yaratmanın yanı sıra operasyonel giderlerini de kontrol altına almaları gerekmektedir. Çünkü bankalar açısından, piyasa faiz oranları kontrol edemedikleri bir değişkendir. Oysa maliyetler tamamıyla kontrol edilebilir bir değişkendir. Bankalar böyle bir ortamda bazı operasyonlarını birlikte yaparak da maliyet azalması sağlayabilirler. Şu ana kadar bazı grup bankalarında görülen bu uygulama bankaların verimlilik artırımı açısından büyük bir fayda sağlayacaktır. Maliyet kontrolünün önem kazandığı bu dönemde alternatif dağıtım kanallarına gerekli yatırım yapmış bankalar verimlilik açısından büyük avantajlar sağlayacaktır.

4.3- Müşteri Memnuniyetinin Sağlanması

Şu anda büyük değişimlerin yaşandığı Türk bankacılık sektöründe bankacılığa uzun vadeli bakanlar yani perakende, kurumsal ve bireysel bankacılık alanlarında belirli bir piyasa payına sahip olan ve bu konuda geçmişte gerekli alt yapı ve teknoloji yatırımlarını tamamlamış bankaların daha istikrarlı gelişme kaydetmesini bekliyoruz. Yeni ortamda müşteri memnuniyeti büyük önem kazanacaktır.

Bankaların müşteri memnuniyetini sağlamaları ve onların isteklerine göre her işlemi gerçekleştirmeleri veya onlara birden fazla alternatif ürün sunmaları pazarlama konusunda problemlerini ortadan fazlasıyla kaldıracaktır.

4.4- Bireysel Bankacılık Alanında Büyüme Potansiyeli

Finansal ürünlerdeki düşük penetrasyon oranları beklenen düşük enflasyon ortamında bankalar için mükemmel büyüme potansiyeli yaratacaktır. Kredilere, yatırım fonlarına, sigorta ve sermaye piyasası aracılık servislerine olan talep artacaktır. Hayat standardının yükselmesi ile birlikte bireysel bankacılık ürünlerine talep artacaktır. Nominal ve reel faiz oranlarında yaşanan büyük düşüş paralelinde bireysel kredilerde 2000 yılının ilk 6 ayında büyük bir talep patlaması yaşanmıştır. 1999 sonunda 1.8 milyar dolar olan bireysel krediler Haziran 2000’de 5 milyar dolara ulaşmıştır. Talepteki bu artışın önümüzdeki günlerde de devam etmesi beklenmesine rağmen yaşanan kriz engel olmuştur. Türkiye’de yok denecek kadar düşük seviyededir. Konut kredilerine olan talebin artması ile birlikte 600 milyon dolar olan toplam konut kredi pazarının önümüzdeki birkaç yıl içinde 5 milyar dolar seviyesine ulaşmasını bekliyoruz.

Sonuçta bu talep artışı ve işlemlerin fazlalığı büyümeyi sağlayacaktır. Zaten aktif yapısı küçük olan bankalar iyi hizmet ve pazarlama için büyümek zorundadırlar.

4.5- Bankacılık Dışı Finansal Ürünler Sunarak Faiz Dışı Gelirleri Arttırma

Daha önce de belirttiğimiz gibi faiz marjlarının hızla gerilediği ortamda faiz dışı gelirlerin bankalar için önemi artacaktır. Düşen enflasyon ortamında bankaların müşteri tabanlarına bankacılık dışı finansal ürünler sunarak komisyon gelirlerini arttırmaları da mümkün olacaktır. Önümüzdeki dönemlerde derinleşmesi beklenen mali piyasalar ortamında yatırım fonları, özel emeklilik fonları ve sigortacılık büyük önem kazanacaktır. Bankalar bu ürünlerini kendi dağıtım kanalları yoluyla müşterilerine sunarak, bankacılık ürünleri ile çapraz satış imkanları da yaratabilirler.
Bankalarımız açısından internet bankacılığı çağrı merkezi, mobil bankacılık (WAP) gibi teknoloji ağırlıklı dağıtım kanallarının önemi ve gerekliliği yadsınamaz. Ancak, bireysel bankacılık ürünlerinin geniş kullanıcı kitlesine dağıtımında şube ve acenta gibi fiziki dağıtım kanallarının da yaygınlaşması, sektörün piyasa penetrasyonu açısından bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu noktada 4700 şube ve 10.000’in üstünde irtibat acentasına sahip PTT’nin önderliğinde post-bank oluşumunu elzem görmekteyiz. Gelişmiş ülkelerdeki örneklerine benzer şekilde, ülkemizde de isteyen bankanın bireysel bankacılık ürünlerini en fazla sayıda müşterisine ulaştıracağı post-bank dağıtım kanalını kullanmasının, sektörün eksikliklerinden birini telafi edecektir.

4.6- Mevduatta Vadelerin Uzatımının Yapılması

Yukarıda sorunlar bölümünde vade problemi açıklanmıştır. Bankalarımızın plasman politikalarını etkileyen ve kaynaklarının en büyük bölümünü oluşturan mevduatta 1-3 aya sıkışan vadelerin uzatılması için yeni bankacılık argümanları geliştirilmesine yönelik yasal düzenlemeler yapılmalı, bankalar kendi iç bünyelerinde bu konu ile ilgili çalışmalar yapmalıdır.

4.7- Diğer Önlem ve Öneriler

Yukarıda sayılan önlemler-öneriler dışında aşağıdakiler yapılabilir:

• Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Türkiye’de faaliyete bulunan bankaları daha yakın gözetim ve denetim almalı, sektördeki gelişmeler konusunda banka üst düzey yönetimleriyle sık sık genel görüşmeler yapmalıdır. Bu güven için lazımdır.
• Kamu bankalarının özelleştirilmeleri veya özel sektör bankalarıyla haksız rekabete sebebiyet vermeyecek şekilde yeniden düzenlemeleri yapılmalıdır. Bu sektöre yeni argümanlar ve Pazar derinliği kazandırmak açısından gereklidir.
• Merkez Bankasınca belirlenen karşılık oranları daha makul bir düzeye indirilmelidir.
• Bankaların risklilik derecesine göre, değişen miktarlarda prim ödemek suretiyle oluşturdukları gerçek bir sigorta sistemi kurulmalıdır.
• Müşterilere gün geçtikçe bankacılık ürünleri fazla çeşitte sunulmalı ve herkesin bu ürünlerden gerçekten tam anlamıyla yararlanabilmesi için çalışmalar yapılmalıdır.

Özetlemek gerekirse; bu kriz gibi geçiş sürecinde; bankacılık yapma tarzımızı, iş yapış stilimizi geleneksel bankacılık anlayışından arındırıp, yeni bankacılık tanımına uygun çerçevede değiştirmek zorundayız yani, pazar payı yerine müşteriden alınan pay, aktif satış yerine interaktif satış önem kazanmalıdır. Bu da bankacılığın bu yeni döneminde pasif yönetimi yerine aktif yönetiminin dolayısıyla risk yönetiminin daha öncelik kazandığı bir dönemin başladığının habercisi olmaktadır. Bu yeni dönemin başarılı bankaları; etkin maliyet yönetimi yapan, yeni piyasa koşullarına uygun ürün ve hizmetleri tasarlayan, verimlilik ve hizmet kalitesini arttıran ve en önemlisi bankacılık anlayışının odak noktasına müşteri kavramını oturtan bankalar olacaktır.

Yorum yazın