BANKACILIĞIN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ

B. BANKACILIĞIN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ
Bankacılık hizmetleri ticaret kadar eskidir. Tarihçiler bankanın ilk çıkış noktası ol¬arak zamanımızın altıbin yıl öncesini göstermektedir. Gerçekten Sümerlerin Oruk (Ourouk) sitesi etrafında gelişen ilk uygarlıklardan birinde M.Ö. 3500 yılında kurulan mabet, bilinen ilk banka kuruluşudur.
Hamurabi yasalarında, banka mabetlerde kredi işleminin nasıl yürütüleceği, bor¬cun vadesinde nasıl tahsil olunacağı, borçlunun hangi mallarının ne suretle borcun tas-viyesinde kullanacagı yazılı idi. Borçlanmada yıllık faiz %: 33, % 20 veya % 12’yi geçemezdi. Bu oranlar tahıl, hurma ve madenler için uygulanmaktaydi.Daha sonraki yüzyılda, bankacılık hizmetlerinin mabetlerin tekelinden çıktığını, ticaretle meşgul bazı zengin ailelerin bankacılık hizmetlerinde uzmanlaştıklarnıı gör¬mekteyiz.
Eski Mısır, eski Yunan ve Roma’da banka işlemleri ile uğraşan kurumların var olduğu bilinmektedir. Belli başlı Yunan mabetleri, devletten veya vatandaşlardan alınan ve faiz verilmeyen emanetlerden (depo), dinsel mülkiyetten gelen gelirlerden ve bağışlardan oluşan bir, sermayeye sahiptiler. Bu mabetler kaynaklarını ipotek ve rehin karşılığı, ödünç vermede kullanmaktaydı. Bu nedenle eski Yunan medeniyetinde de, zengin mabet¬ler ilk bankacılar olmuştur.
Ancak daha sonraki gelişmelermeler sonucunda tek tip mabet bankalarının yanına Özel ve kamu bankalarıda eklenmiştir. Nitekim M.Ö.3. yüzyılın sonlarından itibaren, Roma’da “argentarii” denilen özel bankacılık ve “numularii” adı verilen para değiştiriciler görülmektedir. Bu bankacıların çoğu, azat edilmiş Yunan esirleriydi. Roma bankacılığının, sonradan İtalyanlar aracılığıyla ilk devirlerde Avrupa bankacılığının, geniş ölçüde eski Yunan bankalarının etkisi altında kalmasının nedeni, buradan gelmektedir.
Dünya politikası ve ticaretinin Roma’ yığılması Roma bankerlerinin işlerini genişletmişti. Bankerlik çeşitli şubelere ayrılmış ve banka işlemlerini ilgilendiren birçok hukuki içtihatlar oluşturulmuştur, ki bunlar sonradan Justinian kanunlarına girmiştir. İmparatorluk devrinde, Roma’da merkezi bir kontrol bürosunun denetim ve idaresi altında olmak üzere bütün eyaletlerde Mısır bankaları tipinde devlet bankaları kurulmuştur. Bu bankaların hesap özetleri Roma’daki merkezi büroda toplanırdı.
Dördüncü yüzyılı takiben Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra, Batı’da o zamana kadar bankacılık alanında kaydedilen gelişmeler de kayboldu. Buna karşılık Doğu’da Bizans İmparatorluğu’nda Roma tipi devlet bankaları faaliyetlerine devam ettiği gibi Justinyen’in Roma Kanunlarını yeniden dokifiye ve devlet maliyesini esaslı surette ıslah etmesinden sonra bankacılıkta önemli gelişmeler kaydedilmiştir.
Ortaçağ avrupasında politik istikrarsızlık, yolların güvensizliği, şehirlerin kale duvarlarının arkasına çekilmeleri ve devamlı savaşlar, ekonomik ve ticari faaliyetleri geniş ölçüde felce uğratmştı. Öte yandan kilisenin, kredi işlerini ve faizi menetmesi ve şiddetli cezalara tabi tutması bankacılığın gelişerek yayılmasını önlemişti.
11. yüzyıldan itibaren, keşmekeş devrini izleyen nisbi barış, şehirlerin doğmasına yardım etmiş, şehirlerin gelişmeside ekonomik ilişkileri geliştirmiştir. Ticari şehirlerin başlıca geliştiği ülke İtalya idi. Özellikle Venedik, Bizans ile Latin ülkeleri arasında bir ilişki kuruyordu. Ticaretin gelişmesi banka gelişmesine yol açıyordu. Öte yandan Haçlı seferleri, bir taraftan doğu ticaretini açmak sureti ile değişlerin artmasına neden olmuş, diğer taraftan da büyük orduların ve levazımın nakli ve idamesi büyük miktarda para naklini gerektirdiğinden, güven kurumlarının da gelişmesine yardım etmiştir. Bankacılığın tam bir şekilde gelişmesini kısıtlayan faiz yasağı Hıristiyanların ve islamların bankerlik yapmalarına engel oluyordu. Bu nedenle Yahudiler her iki tarafta bankerlik yapıp, faizle para vermek olanağı buluyorlardı. Fakat esas itibarıyla Avrupalılara banka muamelerini öğreten ve bu konuda önayak olan Lombartlar’dır. Gerek bunlar ve gerek yahudiler gittikleri yerde hep aynı kuralları ve hükümleri uygulamak suretiyle ticaret ve banka muameleriyle ilgili hukukta yeknesaklık teminine neden olmuşlardır. Bu hususta panayır ve pazarların önemli etkileri görülmüştür. 12. ci yüzyıldan itibaren 14. Yüzyıla kadar, Avrupa’da birçok fuar kuruldu. Bu fuarların bankacılıkta zamanımızın hukukunu oluşturmada ve bankacılığın gelişmesinde önemlietkileri olmuştur.
1453’de İstanbul’un alınışı İtalya’ya doğru bir göç hareketine neden oldu. Bu göçle birlikte , Yunan belgeleri batı dünyasına girdi. Uygarlık Batı’ya yöneldi. Rönesans sanatta ve düşüncede, Reform dinsel alanda önemli yenilikler getirdi . Sonuç olarak faiz hakkındaki fikirler değişti ve faiz yasağı ortadan kaldırılarak faizin meşruluğu kabul edildi. Bu değişiklik başlıbaşına bankacılığın gelişmesine neden oldu. Rönesans ile birlikte gelen keşifler ve yeni buluşlar, Avrupa finans piyasalarını da etkilemiş ve bunun sonucunda da mali kuruluşlarda bir yapısal değişiklik ortaya çıkmıştır. Bu dönemde 1609’da Amsterdam Bankası, 1637’de Venedik Bankası kurulmuştur. 17. Yüzyılda bankaların para piyasası içindeki önemli bir işleve sahip olmasına karşın, paranın istikrarsızlığı önemli bir güvensizlik yaratıyordu. Nitekim 1694 yılında bu istikrarsızlığı ve hazinenin gereksimlerini karşılamak üzere İngiltere Bankası kuruldu. İngiltere Bankası bir devlet bankası idi ve piyasaya para çıkarma yetkisine sahipti. Yani bankayı bugünkü anlamda bir Merkez Bankası olarak nitelendirmemiz mümkündür.
Daha önceki yüzyıllardaki bankalar ve bankerler daha çok kendi sermayelerini ve kaynaklarını ödünç veren kurumlar oldukları halde, 18. Yüzyıldan itibaren bankaların, bir yandan ticari senetlerin özellikle poliçelerin iskontosu karşılığında banknot ihracı olanağı elde etmeleri; öte yandan kendilerine yapılan tevdiat karşılığı tüccarlara açtıkları kredi cari hesaplarını çekle kullandırmak suretiyle hesap parası düzenin iulaşmaları piyasaya hisse senedi ve tahvil ihracına aracılık yapmaları ve bu plasmanlarla elde edilen paralar kitle halinde endüstriyel ve ticari girişimlerin kurulmasına ve İşletme ihtiyaç¬larına tansis etmeleri, 19 ncu yüzyıl bankacılığına daha önceki yüzyıllarla kıyas¬lanmayacak surette geniş olanaklar ve o nisbetle büyük nüfus ve güç sağlamıştır.
Öte yandan, 19. yüzyıldan itibaren bankaların ekonomik ve ticari faaliyetlerin en yüksek büyük yardımcısı ve hatta bu faliyetleri geniş ölçüde düzenleyici kurumlar.haline gelmeleri, faaliyet alarlarına göre uzmanlaşmalarına neden olmuştur.
Degişimlerin çokluğu ödemelerinde öyle olmasını gerektirir. Bu ödemelerin bir kısmı pazarlarda ve borsalarda karşılıklı olarak ve borçların periyodik birşekilde likidite edilmesi sistemi sayesi’nde giderilmiş olur. Bununla beraber her gün ayrı bir ülke dahi-linde yada hududları. ötesinde satın alan ve satan milyonlarca kişi arasında ödemeler vardır. Bu ödemelerin çogu para olarak değil alacak olarak yapılır ve alacağın devri parasal ödemelerin yerini almıştır denilebilir. Bütün bu usullerin genelleşmesi kurumların ve özel banka araçlarının varlığından ileri gelmektedir.
İkinci Dünya Savaşı’ndan beri; özellikle, sosyal ye ekonomik düzende belirli bir gelişme görülmektedir. Dogal olarak banka sistemi de bu duruma kendini uydurmuştur.İkinci Dünya Savaşından önce bankalar ekonominin finansman kaynaklarının ancak küçük bir kısmından faydalanabiliyorlardı. Esasen likiditelerinin mümkün oldugu kadar gerçek degerini muhafaza edebilmek için ancak kısa vadeli kredilere razı oluyorlardı ve yatırımların finansmanına direkt iştirakleri uygulamada ihmal edilen ldir haldeydi. Diger yandan ancak iyi bir garanti aldıkları zaman verdikleri borcu alabileceklerini ümit ederlerdi.
Bugün banka mevduatları toplamının yarısı ekonominin finansmanına tahsis edil-miştir ve kaynaklarının en az beşte biri özellikle yatırımlara ayrılmıştır. Diger taraftan bankalar bugün çogu halde garantisiz ferdi kredi açmaktadırlar. Nihayet faaliyetleri sıkı bir biçimde düzenlenmiştir ve kontrol edilmektedir. Merkez Bankası daima reeskont için başvurmak zorundadırlar.
Şu halde son 30 yıl arasında bankalar, politikaları ve yöntemleri yönünden derin bir degişiklik.geçirmışlerdir. Bununla beraber, gelişmenin ancak geçici bir aşamasına ulaşmış gibi gözükmektedirler. Nitekim, devam eden faalietlerine birleşmik olarak eko-nomik ve sosyal yapı kendini değiştirmiştir. Bu degişim Yeni tekniklerin ön görülmesini ve uygulamasını gerektirmiştir.

Yorum yazın