Hava Kirliliğinin Araştırılmasında Uyduların Kullanılması

Hava Kirliliğinin Araştırılmasında Uyduların Kullanılması

Atmosfer hareketleriyle çok yakından ilişkili olarak ortaya çıkan bir sorun hava kirliliğidir. Her yıl endüstriyel etkinlikler, otomobil egzozları ve diğer kaynaklar yüz milyonlarca zehirli gaz çıkarmaktadır. Los Angeles ve öbür kentler üzerinde yer alan kirli hava bulutları uzaydan elde edilen fo toğraflarda görülür.

Bütün bu veriler elde edildikten sonra, ortaya garip bir durum çıkar. O kadar çok karbonmonoksit miktarına rağmen, artış belirli ve düzenli bir oranda olmamaktadır. Bu da şunu gösterir: Bu gazların temizlenmesini sağlayan doğal bir mekanizma olmalıdır.

Çok küçük gaz miktarlarını sap-tayabilen bir gereç atmosferdeki yoğun, az ve ortalama gaz oranını göstererek araştırmalara yardımcı olur. Uzun dönem içinde yinelenerek yapılan araştırmalarla gazın başka bir bileşime dönüşmesini sağlayan temizlik alanları saptanmış olacaktır.

Gazı ortadan kaldırma mekanizması tamamlanana kadar, karbonmonoksit oranının ilerde artıp artmayacağı ve artarsa bu artışın ne kadar olacağı hakkında kesin bir şey söylenemez.

Ayrıca atmosferdeki karbonmonoksit miktarının gittikçe arttığı yolunda söylentiler de vardır çünkü, XX. yüzyıl insanı fosil yakıtları yakarak enerji elde etmektedir. Bilim adamlarının bildirdiklerine göre bu yolla dünyanın üzeri kalın bir tabaka ile kaplanmaktadır. Böylece güneşin ışınlarının dünyaya inmesinin oranı değişmediği halde, yansıyarak uzaya geri dönüşünün oranı azalmaktadır. Böylece de ısı kaybı azalır. Eğer bu oranda fosil yakıtları kullanılmaya devam edilirse, 2025 yılında dünyanın ısısının bu kurama göre artacağı söyleniyor. Bu çok hoş bir durum değildir çünkü, ısının birkaç derece bile artmasıyla iklimler değişmektedir.

Dünyada doğal kaynakların giderek azalması, nüfusun artması ve çevrenin bozulması sonunda dünyanın ortaya çıkan yeni çehresinin nasıl bir görünümde olduğunu anlamak için bilim adamları dünya kaynaklarını araştırma uydularına baş vurdular. Ancak uzaydan okyanusların ve atmosferin bütünsel bir göıünümü’nü elde etmek olanaklıdır. Yine ancak böyle tarımsal alanda ve jeolojide meydana gelen değişiklikler anlaşılabilir. Değişiklik denildiğinde her zaman olumlu yöndeki değişiklikler anlaşılmamalıdır.

Bu amaçla yapılan ilk uydular NASA için General Elektrik tarafından yapılan LandsatTardır. Bu uyduların yapılmasındaki temel amaç şuydu: Canlı ya da cansız her şey dışarıya bir şeyler verir, emer, alır ve yansıtır. Elektromanyetik radyasyon farklı nesnelere kendi özel spektral özelliklerini verir. Bu değişik özellikler uyduda bulunan televizyon kameraları, radyometrik alıcılar tarafından kaydedilir. Görevleri tahıl türleri, tahılların sağlıklı olup olmadığı, jeolojik yapılar, kaya türleri, toprağın niteliği ve nem oranı, düzey sularının yayılımı ve endüstriyel kirliliğin yayılma hızıyla ilgili bilgi sağlamaktır Bilgiler dünyada kurulu olan yer istasyonlarına gönderilir. Bu bilgiler burada siyah-beyaz ve renkli film için saklanır ve gerekli anlarda kullanılır.

Landsat hem okyanuslardan hem de karadan bilgi elde edebilirken Se-asat yalnızca denizlerden bilgi elde edebilir. NASA şöyle bir açıklama yapmıştır. Gezegenimizin neredeyse yüzde 70’i denizlerle kaplıdır. İnsanların ulaşamadığı deniz uçları çoktur. Bu yüzden bu el değmemiş deniz ve okyanus alanlarının araştırılması çok önemlidir.

Dünyadaki tatlı suların yüzde 87’si buzul kutuplarda toplanmıştır. Büyük balık sürüleri denizleri doldurur. Bazı sürüler ısının ancak bir iki derece değiştiği bölgelerde gezerler. Böyle bir ısı farkını Seasat kaydedebilir. 800 km.’lik yörüngesinden beş ayrı gereçle dünyanın çevresinde 14 kez dönerken yağmurları, sisi ve öbür hava koşullarını ölçebilir. Bu tür araçlarla deniz yüzeyinin ısısı, rüzgârların hızı, rüzgârların yönü ve atmosferdeki su miktarıyla ilgili bilgiler elde edilir. Ayrıca bu aletler okyanus dalgalarının, buzulların ve buzların içinde gemilerin yol almasına yardımcı olan çatlakların resmini de çeker.

Bugüne kadar üç Landsat ve bir Seasat uydusu fırlatılmıştır. Bunlardan Landsat III, hâlâ işlevini sürdürmektedir. Buna ek olarak 1982 yılında dördüncü bir Landsat daha fırlatılmıştır.

Bugünkü verimli topraklar günün birinde çöllere dönüşebilir, şimdi verimsiz ve boş olan alanlar da ürünle dolup taşabilir.

Beklentilerin tersine, sontıçlar çok da iç açıcı değildir, örneğin, karbon-monoksitin bir dizi kimyasal etkileşime girerek atmosferin alt tabakalarında, 10-15 km.’lik yükseklikte, ozon maddesinin oluşumuna yol açtığına dair işaretler vardır.

Bu yüzden bilim adamları çok geniş bir biçimde, atmosferde oluşma olasılığı olan etkileşimleri sürekli olarak izlemektedirler. Bu süreç içinde yine uydular onlara yardımcı olmaktadır. Bilindiği gibi, güneş ışığı, nemlilik ve yağışlar havada oluşan kirliliğin niteliğini, miktarını ve dağılımını değiştirir. Uydulardan yapılan gözlemler kirlilik odaklarını, bu odakların değişimini ve yerel hava koşullarıyla olan ilişkilerini ortaya koyar.

En önemli uydu incelemelerinden biri, dünyayı koruyan ozon tabakasının bulunduğu stratosfer ile ilgilidir. Bu tabaka dünyayı ve onun sakinlerini güneyin ultra viole ışınlarından korur.

Bulutların üstünden 50 km.’lik bir yüksekliğe varan strafosfer ayrıca küçük toz gibi parçacıklar ve damlacıklar taşır. Bunlara aerosol denir. Bu parçacıklar ozon tabakasının maksimum yoğunluk alanının ötesinde yer alırlar. Jet uçakları sürekli olarak stratosfer tabakasına aerosol ve gazlar bırakırlar.

Dünyanınm üstünde oluşan aerosol tabakası 22-28 km. arasında değişir. Dünyanın yüzeyine ulaşan güneş ışığını filtre eder. Bu yüzden bilim adamları, aerosol miktarının artması ve güneş ışığının etkisiyle oluşan kimyasal değişimlerin dünyanın iklim koşullarını değiştirdiğini, hatta buzların erimesine neden olduğunu ve dünyanın ekolojik dengesinde yeni oluşumlar meydana getirdiğini kabul ederler.

Bu konuyla ilgili bir çalışma yapılmıştır. Atmosferdeki aerosol araştırmalarını konu edinen bu çalışma ile stratosferin gaz ve aerosol oranı incelenmiştir. Her yirmi dört saatte bir bu konuyla ilgili olan aletler 5 kez güneş doğuşu ve aynı miktarda güneş batışı kaydeder. Bu işi ışınların aydınlık ya da hafif karanlık olduğu dönemlerde dört ayrı renk şeriti halinde tespit eder.

NASA yetkililerinin yaptığı açıklamalara göre, uydunun yaptığı ozon ölçümleri diğer verilerle birleştirildiğinde ozon tabakası üzerindeki tahmini methan gazı etkisini belirlemekte yardımcı olur. Eğer methan gazının akımı 1975 yılındaki hızı ile sürseydi, bütün ozon miktarının yüzde 8 ile 3”u tahrip olurdu.

Bir derecelik bir ısı düşüşü, bütün ortalama içinde, kuzey yarım kürenin tarımsal konumunu tümüyle etkiler.

Aerosol tabakasının bazı temel doğal yardımcıları vardır. Bunların arasında volkanlar başta yer alırlar. Bunlardan stratosfere fırlatılan gazlar ısı yansıtan sülfirik asit damlacıklarına dönüşürler ve bunlar güneş radyasyonunu önler.

En son ısı düşüşü l.S. 1450-1615 yıllan arasında görülen Küçük Buz Çağı’nda olmuştur. Bu dönemde İngiltere’de Thames nehri o kadar kalın bir buz tabakasıyla kaplanmıştır ki, buzlann üzerinde ateşler yakılarak şenlikler düzenlenmiştir. NASA yetkililerine göre bunun nedeni sürekli olan bazı volkanik patlamalardır. Bu patlamalar başka etkenlerle birleşin-ce, örneğin güneş radyasyonundan meydana gelen değişiklikler gibi, bu tür bir etkisi olmuştur.

Eğer bu doğru bir açıklama ise, gezegenimizin ne kadar dengeli olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır ve insanoğlunun atmosferdeki kirliliğe katkısının ne oranda olduğu da daha iyi anlaşılmaktadır.

MADENLER VE YAĞLAR

Uydu çalışmaları dünyada yer alan maden yataklarını, doğal gaz tabakalarını, petrol yataklarını da ortaya çıkarır. Landsat çalışmaları içinde bu araştırmaların önemli bir yeri vardır.

Jeologlar dünyanın yeraltı tabakaları arasında maden depolarını bulup çıkarırlar, petrol ve gaz tabakalarını belirleyebilirler. Madenler, kayaların renkleri ve topografik yapılarından anlaşılır. Ama uydularla yapılan çalışmalar sonunda yerden yapılanlardan çok farklı sonuçlar elde edilmiştir. Landsat ile elde edilen görüntülerin değerlendirilmesi sonunda nükleer enerji santraliarımn yapılacağı bölgeler ona göre belirlenmiştir.

KARLARIN ERİMESİ

Yeryüzü araştırmaları yapan uyduların başka önemli bir hizmetleri de karla kaplı bölgelerin ve dağların düzenli olarak fotoğraflarının çekilmesidir. Bu oldukça önemlidir çünkü karların erime döneminin kesin olarak bilinmesi suyun enerji için kullanım zamanlarının doğru saptanmasına, sel sularının denetlenmesine ve ana kentler için su ihtiyacının sağlanmasına yardımcı olur.

Çok kısa bir zaman öncesine kadar suların hemen kullanılıp kullanılmayacağı ya da depolanacağı hakkında verilen kararlar daha az kesin olan kararlara dayanıyordu. Landsat bu süreyi azaltmış ve kararların kesinliğini sağlamıştır. Doğal olarak, uydularla yapılan çalışmalar zaman açısından tasarruf sağladığı gibi, parasal açıdan da büyük bir tasarruf sağlar. ,

Yorum yazın