Gezegenlerin İncelenmesi

Gezegenlerin İncelenmesi

Yıllarca önce, Konstantin Tsiolkovsky, insanın en son varacağı noktanın yıldızlar olduğunu söylemişti. İnsan, öbür gezegenlere de ayak basacaktır ama, şimdilik dünya dışındaki dünyaların araştırılması ancak makinelerle yapılmaktadır. Bu yolla evren hakkındaki bilgimizi genişletecek yeni yeni bilgiler elde etmekteyiz.

Gezegenler üzerine bir inceleme yapmak için, zamanın, çok iyi ve tam olarak ayarlanmış olması gerekir. Bu arada gönderilen uydunun ağırlığı ve taşıdığı yük oranını da hesaba katmak gerekir. Eliptik güneş yörüngesi içinde dolaşan bir uydu için en uygun yük, kalkışta dünyanın yörüngesine dokunan, dönüşte gitmesi gereken gezegenin yörüngesine dokunan ağırlığı sağlayan yüktür. Eğer uydu bundan daha ağırsa, bir yörüngeden diğerine geçişi çok yavaş olur ve planlanan gezegene varışı da aynı derecede yavaştır. Tersine, eğer daha hafif olursa o zaman planlanan gezegene daha çabuk varır ama bu kez de araştırma yapmak için taşıdığı yükten vazgeçmek zorunda kalınır. En az hız en fazla yük ilkesine bağlı olan ve uyduyu neredeyse güneşin yarı çevresine kadar götüren geçiş yoluna Hohmann Geçiş Yörüngesi denir. Her bir gezegen güneşin çevresinde farklı bir hızla döndüğüne göre, birbirlerine göre konumları sürekli olarak değişmektedir. Bu yüzden de gezegenlerle ilgili yapılacak araştırmalar, öyle zamanlanmalıdır ki, uydu varması gereken gezegene başladığı yerle güneş arasındaki uzaklığın tam yarısında varmalıdır. Son yıllarda birkaç uydu, daha uzak gezegenlere yaptıkları yolculuklarda, daha yakın gezegenlerin yakınından geçerken yerçekimi gücüne dayalı bir itici kullanmışlardır, örneğin, bu ilkenin işlerliğini, Merkür’e ulaşmak için Venüs’ün kullanılışında görürüz ve Satürn’e ulaşmak için Jüpiter’in Uranus’a ulaşmak için Satürn’ün kullanılışında.

Güneş sisteminin dış yörüngesindeki gezegenlerin araştırılması 1972 yılında Pioneer 10 ile başladı. Bu tür araştırmaların gerçekleşebilmesi için uzay araçlarına gerekli enerji sağlayacak Güneş enerjisinin yeterli olduğu bölgelerin seçilmesi gerekir. Bu tür araştırmalar da çok uzun zaman almaktadır. Bu yüzden, uzay aracının çevresine geniş bir anten yerleştirmek ve nükleertermoelektrik jeneratörlerle çalıştırmak yolu seçilmiştir.

Pioneer 10’un hedefi Jüpiter’di. Bu 21 ay sürecek bir yolculuktu. Bin milyon km.Tik bir yol alınacaktı. Yolculuğun başlamasından 180 gün sonra Mars ve Jüpiter arasındaki astro-id kemerine varıldı. 3 Aralık 1973’te varılabilinecek en yakın noktaya gelindi. Bu nokta Jüpiter’den 130.300 km. uzaklıktaydı. Pioneer 10 gezegenlerin en büyüğünün yanından geçerken Jüpiter’in ve gezegenlerinin 300 adet resmini çekebildi. Daha sonra Jüpiter’in yerçekimi alanı uzay aracını öyle bir yola soktu ki, Pioneer 1987 yılında Pluto’nun yörüngesinden geçecek.

Böylece, güneş sisteminden ayrılan insan yapısı ilk nesne olacak.

Pioneer 11 1974 yılının Aralık ayında Jüpiter’in 42940 km. yakınına kadar varabildi. Aym fırlatılma olayı onun da başına geldi. Ama bu kez araç Satürn’e doğru yol almaya başladı.

Pioneer 10 ve 11, Jüpiter’in en yakın resimlerini çekebildiler. Radyasyon kemerlerinden 10.000 defa daha yoğun olduğu ortaya çıktı. Pioneer 11,1 Eylül 1979’da Satürn’ün ana dış dairesinin yanından geçti. Gezegenin

100.000 km. dışında oluşan bu dış daire hakkında önemli bilgiler elde edildi. Her iki uzay aracı da Jüpiter ve Satürn’ün bulutlarla kaplı yörelerini de görüntülediler. Jüpiter’in daha açık ve berrak resimleri daha sonra Voyager I tarafından çekildi; Voyager 11’de buna katıldı. Bunların çektikleri resimler her iki Pioneer’inkin-den çok daha iyiydi. Bu resimlerde Jüpiter’in atmosferi sürekli olarak değişen bir turuncu, kırmızı, sarı, yeşil renklerden oluşuyordu. Gezegenin orta- yerinde bulunan Büyük Kırmızı Nokta, statik bir orta noktayı oluşturuyordu. Çevresi bir bulut kümesiyle kaplıydı.

Ayrıca Jüpiter’in ayları da (uyduları da) resimlerle tesbit edilmişti. Bunların içinde Kallisto’nun çevresi

1.000 km.’ye varan halkalarla kuşatılmıştı. Europa, renk olarak belirsizdi ama, yüzeyinde düzenli bir biçimde çatlaklar vardı. Ganyme de mavi ve kahverengi bir buz dünyasıydı. Üzerinde garip beyaz çizgiler vardı. Ve lo, elektromanyetik güçle yüklü ve diğerlerinden oldukça farkİı bir uydudur. Düz olan yüzeyi kraterlerle bölünür. Su yoktur.

Jüpiter’e yapılan her uçuştan sonra uzay araçları kendi kaderlerine ter-kedildi. Ama hepsi sistemin içinde en yakın gezegen olan Satürn’ün yakınından geçtiler.

Yorum yazın