Genişleyen Evren Nedir

Genişleyen Evren Teorisi Nedir – Genişleyen Evren Modeli Nedir

İnsanoğlunun karşılaştığı yanıtlanmamış sorular arasında evrenin kökenine ilişkin olanları en büyüleyici ve özellikle en karmaşıklarıdır.

Doppler’in Önemi

Işık saçan bir cismin yapısının incelenmesi bu cismin yaklaştığını gösterecektir. Eğer yaklaşıyorsa ışığın dalgaboyu azıcık kısalır ve fazlaca mavi» görünür. Eğer uzaklaşıyorsa dalgaboyu uzar ve gövde fazlaca kırmızı» olur. Bu olay 1842’de, konuya dikkati çeken Avusturya’lı fizikçi Christian Doppler’in (1803 – 1853) adı doiayısıyle Doppler etkisi olarak bilinir. Doppler etki si kendinden ışık saçan bütün cisimlerin tayfında görülür. Eğer tayfdaki çizgiler kırmızıysa yani daha uzun dalgaboylarına kaymışsa bu cismin uzaklaşmakta olduğunu verir.

Bir dış gökadanın tayfı milyonlarca yıldızın bileşik tayflarından oluşur, ancak ana çizgiler seçilebilir. Ve bizim bölgesel gökadalar grubunun üyeleri dışında bütün değişimlerin kırmızıya doğru olduğu keşfedilmiştir. Eğer bu değişimler Doppler etkisi ise bütün evrenin bir genişleme durumunda olduğu ortaya çıkar. Ayrıca anlaşılmıştır ki, bir gökada ne kadar uzaktaysa kırmızıya kayması, dolayısıyla geri çekilme hızı da
o kadar büyüktür. Bu olgu 1923’ü izleyen yıllarda Edwin Hubble’in (1889 – 1953) Mount Wilson gözlemevindeki çalışmaları sırasında ortaya çıkmıştır. Hubble, belirli bulutsuların, aslında bizim bulunduğumuz Samanyolu sisteminin cisimleri olmayıp, dıştaki gökada sistemleri olduğunu göstermiştir.

Evren ile ilgili Kuramlar

Hubble, evrenin genişlediğini gözlemsel kanıtlarıyla ortaya koymadan birkaç yıl önce, HollandalI gökbilimci Willem de Sitter (1872 -1934; matematikçi ve fizikçi Albert t-‘nvliin’in (13711 – 1955) 1917’de ya-yınladrfr: kozmoloji kuramına bir çözü»! bulmuştu. Bundan hemen sonra Ras bilini adamı A. Friedman« (1(188 – 1925) Einstein denklemlerinin bir dizi çözümünü buldu. Einsıein denkleminde evrenin yarıçapı ve ortalama yoğunluğunun zamanla orantılı olarak değiştiği ifade edilmekteydi. Friedmann’ın çözümlerine karşın, gene de yanıt bekleyen çok sorun olduğu gibi durmaktadır.
Denklemlerdeki paramenterleri uyarlıyarak evrenin zamanla belirsiz ölçüde genişleyeceği veya tersine, sonunda sıkışıp çökeceği doğrultusunda kuramsal modeller ortaya atılmıştır. Arthur Eddington (1862 – 1944), Georges Lemaitre (1894 – 1938) gibi birçok tanınmış kuramcılar evrenin genişlemesiyle ilgili çeşitli modeller kurmuşlardır. Bu modellerin hepsindeki ortak özellik ilksel maddenin sonsuz küçüklükte bir uzay içine sıkıştığı bir «ilk zamanla» başlamasıdır.

1946’da George Gamow (1904 -1988) bu ilk aşamada olağanüstü yüksek ısının bir ilk patlamaya yolaçarak oluşumu başlattığını öne süren bir kuram geliştirmiştir (buna «big-bang»; yani büyük patlama denilmektedir). Aynı fizikçi ortak elementlerin patlamanın başlamasını izleyen ilk dakikalarda ilksel hidrojenden oluştuklarını da ileri sürmüştür.

Zamanın başlangıcı gibi kavramsal zorluklar (ve Dünya’nın yaşı ile evren için tahmin edilen yaş arasında bir karşılaştırma) T. Gold’un ve Fred Hoyle’nin (1915 – ) 1943’de evrenin başlangıcı olmadığını, kesintisiz ve sürekli bir

yaratma olduğunu öne sürmelerine yolaçtı. Bu kuram hidrojen atomlarının sürekli yaratılarak yıldızları oluşturdukları, bu yıldızların da giderek evrenin sürekli genişlemesi yüzünden görme alanımızın dışına çıkan gökadaların yerine geçecek yeni gökadalar oluşturdukları şeklindedir. Savaş sonrası döneminde evrenin köşeleriyle ilgili radyo araştırmaları, ölçümlerin, evrenin sürekli bir oluşum içinde mi, yoksa evrimsel bir genişleme içinde mi olduğu üzerine büyük tartışmalara yolaçmıştır.

1965’de New Jersey’deki (ABD) Bell Telefon Laboratuvarlarında, bir raslantı sonucu, gökyüzünden her yönden aynı yoğunlukta ve en büyük kısmı 7 sm dalgaboyunda olan ışınımlar geldiği anlaşıldı. Yine o yıllarda bu mikrodalga ışınımların tayf ölçümleri Gamow’un öngördüğü evrenin yüksek – ısı, yüksek – yoğunluk başlangıç aşamasından «kalma» bir ışınım olduğu düşüncesini pekiştirmiştir.

Evrim Konusunda Sorular

Bu kalıntı mikro – dalga ışınımının bulunmasından sonra evrenin sürekli olarak aynı durumda değil, devama değişmekte olduğu yaygın bir görüş haline gelmiştir. Yine de bu konuda kuşkular vardır. İnsan evrenin gelecekteki durumunu düşünürse evrende genişleme güçlerinin yerçekimiyle üstesinden gelebilecek yeterli madde (kütle) var mıdır? Kritik yoğunluk 2x 10″29 gr/Sm3 dür, ama uzayda görünmeyen ne kadar kütle olduğu kesinlikle bilinmediğinden yoğunluk ölçümünün bu soruyu yanıtlaması söz konusu değildir. Evrende kuasarlar gibi uzak kütlelerin gözlenmesiyle bu sorulara yanıt bulunması daha yakın bir olasılıktır; örneğin, kuasarların geri çekilme hızları uzaklıklarına bağlı olarak nasıl değişmektedir?

Şu sıralarda bulgular herhangi bir sonuca varmak için çok dağınıktır. Önemi büyük olan bir soru da evrenin zamanın başlangıcındaki durumudur. Kuramlar, sıfır zamanda sonsuz yoğunlukta tek durum olduğunu belirtmektedirler. Mikro – dalga ölçümleri büyük olasılıkla genişlemenin başlangıcından yalnızca bir dakika kadar sonraki bir zamanı göstermektedirler. Bugünkü fizik kuramları ise, çok daha öncesinin, evrenin genişlemesinin başlangıcından, saniyeden de kısa bir zaman sonrasını ele alabilmektedirler.

Yorum yazın