Ay’da Yapılan Deneyler

Ay’da Yapılan Deneyler

Astronotların, Ay kayalarını toplamaktan başka yapacakları önemli işler de vardır. Bunların arasında dört bilimsel deneyin gerçekleştirilmesi başta geliyordu. Surveyor ve Lunar Orbiter programları, Ay’ın yüzeyini haritalamada olağanüstü işler başarmışlardı. Şimdi, Ay çevresi araştırılacak ve Ay yüzeyinin altındaki oluşumlar incelenecekti.
Bu dört deney uygulaması şunlardan oluşuyordu:
1) Pasif deprem ölçer uygulaması: Ay’da volkanik bir hareket olasılığını kanıtlayacağı için, doğal bir Ay depreminin kaydedilmesi büyük bir önem taşımaktadır.
Ancak bilim adamları, Ay’da bir depremin meydana gelmesini beklemek yerine bunu kendileri yapay olarak gerçekleştirdiler. Apollo 12 uçuşunda, Ay modülünün çıkış bölümünün yanına bir depremölçer bırakıldı. Eğer bu deney, Dünya’da yapılmış olsaydı, depremölçer yaklaşık
4 dakika titreşim gösterecekti. Astrojeologlar, Ay depremölçerinin de aynı süre kadar titreşim kaydedeceğini sanıyorlardı. Oysa, hiç beklenmedik bir biçimde sismik dalga silsilesi bir saat kadar sürdü. Ay bilimcileri bunu, “Ay bir çan gibi çaldı” diye tanımladılar.
Bu izlenim kimi Ay bilimcilere, Ay kabuğunun iki sert katmanı arasında dağınık ve gevşek oluşumlar bulunabileceğini düşündürdü. Bir başka deprem deneyi de Ay’ın yüzeyine Satürn roketinin üçüncü bölümünün düşmesiyle meydana gelen sarsıntının ölçülmesiyle gerçekleştirildi. Yüzeye bırakılan depremölçerden 120 km öteye düşen parça, aygıtta beklendiği gibi bir deprem kaydı göstermişti. Ancak bu yapay depremin kayıtları iki sert katman arasındaki gevşek tabaka kuramını destekleyecek nitelikte değildi. Tersine, Ay kabuğunun sanıldığı gibi birçok katmandan değil, salt ve tabakasız bir oluşum olduğunu gösterdi.

Ay’da altın ve gümüş de vardır. Ay kayalarında her iki metalin de izine rastlanmıştır. Altının hemen hemen tümü, yaklaşık yüzde 98’i, büyük bir olasılıkla meteorlardan gelmektedir.
Çok az rastlanan ve üzerinde tartışılan bir gök- taş türünün izleri de bulunmuştur. Karbonlu kondirit diye bilinen bu göktaşına Dünya’da o kadar az rastlanmaktadır ki, şimdiye kadar yalnızca 35 örneği bulunabilmiştir. Bu göktaşı hayli tartışmalıdır, çünkü gökbilimciler, bunun varlığının uzayın derinliklerinde ilkel yaşam biçimlerinin var olabileceğini gösterdiğine inanmaktadırlar. Karbonlu kondiritler organik maddeler bakımından zengin olduklarından, uzayın başka bir yerinde yaşam olabileceği görüşünü destekleyici kanıtlar olarak kabul etmektedirler.
Şikago Üniversitesi’nden Dr. Edward Anders, kimyasal analizlere dayanarak Ay toprağının yüzde 2 kadarının karbonlu kondirit kalıntısından oluştuğunu bildirmektedir.
Bununla birlikte Ay’da hiçbir yaşam belirtisi görülmemiştir. Ne Ay taşları, ne de Ay yüzeyi hiçbir biyolojik madde taşımamakta, ya da biyolojik faaliyet belirtisi göstermemektedir. Hiç fosil bulunmamıştır. Yaşam belirtisi için Ay’dan gelen örnekleri inceleyen birçok bilim adamından biri olan Dr. Cyril A. Ponnamperuma, “köken olarak biyolojik denebilecek herhangi bir yapının olmadığını” bildirmiştir.
Ay’da hiçbir yaşam belirtisinin bulunamama- sına karşın, Ay tozunun yaşam üzerindeki etkileri bilim adamlarının ilgisini çekmiştir. Ay toprağına ekilen eğreltiotu ve tütün otu gibi bitkilerin bazıları, kontrol için normal toprağa ekilen bitkilerden daha fazla büyümüş ve daha yeşil olmuşlardır. Ancak “Ay gübresinde” büyüyen öteki bitkiler iyi gelişmemişlerdir.
Bir başka deney için bilim adamları, mikroplardan arındırılmış 200 fareyi, iyi öğütülmüş Ay malzemesi ile aşıladılar. Fareler, hiçbir ters tepki göstermediler. Ama üç bakteri türü — antibiyotiklere karşı dirençlerini ve çevresel değişikliklere uyma yeteneklerini ölçmek için — Apollo 11 astronotlarının getirdiği Ay toprağına korunmasız bir şekilde bırakılınca aniden öldüler. Toprak bir “çekirdek örneği” idi. Yani toprağın yaklaşık 20 sm. altından alınmıştı. Apollo 11 ve 12’nin iniş bölgelerinden gelen düzenli toprak örneklerinin bakteriler üzerinde hiçbir etkisi olmadı.
Apollo 12 astronotlarının Fırtınalar Okyanusu’ndan getirdiği Ay kayalarından birinde, diğer Ay kayalarına kıyasla daha fazla radyoaktif bulunmuştur. Radyoaktivite ısı üretir; böylece bu kayanın bulunuşuyla, Ay’ın soğuk ve ölü bir kitle olmadığı belirlenmiş oldu.

2) Güneş rüzgârlarım saptama: Güneş rüzgârları denen bu yumuşak rüzgâr, Güneş’ten fışkıran ve Güneş sistemi içinde her yöne dağılan elektron ve protonları taşır. Güneş rüzgârı, birçok Ay bilimcilerince Ay’ın yüzeyini etkileyen en önemli güç sayılır.
Güneş rüzgârı, Dünya gibi manyetik alanlarca saptırılmaktadır. Onun varlığının Ay’da da duyulmaması, Ay’ın güçlü bir manyetik alana sahip olduğunu kanıtlayacak ki, bu da o manyetik alanı neyin ürettiği sorusunu ortaya çıkaracaktı. Dün- ya’nın manyetik alanını erimiş demir çekirdeği oluşturduğuna göre, Ay’ın da bir erimiş çekirdeği bulunması söz konusu olabilirdi.
Güneş rüzgârı deneyinin ilk sonuçları, Güneş rüzgârının gerçekten Ay’ın yüzeyinde estiğini göstermiştir. Bu da, Ay’ın manyetik alanı varsa da çok zayıf olduğunu göstermiştir.
3) Ay yüzeyindeki manyetik alanın gücünün ölçülmesi: Ay’ın yüzüne bırakılan manyetometre, manyetik bir alanın varlığım ortaya çıkarmıştır. Bu alan zayıf olmakla birlikte, bilim adamlarının tahmin ettiğinden daha güçlüdür. Manyetometre ayrıca, gezegenler arası manyetik alanı bulacak biçimde de yapılmıştır. Bu alan, aslında Güneş rüzgârı tarafından uzaya taşınan, Güneş’in manyetik alanının bir parçasıdır.
4) İyonosfer saptayıcı ve atmosfer saptayıcısı: İyonosfer saptayıcısının amacı, Ay yüzeyinin hemen üstündeki elektrik yüklü tanecikleri kaydetmektir. Atmosfer saptayıcısının amacı ise, nötr tanecikleri bulmaktır. Ay’da eğer atmosfer varsa, bu taneciklerden oluşacaktır. Her iki saptayıcı da, Ay’daki herhangi bir elektrik ve manyetik alandan korunmak için, Ay yüzeyine konan tel— ağ hasırının üzerine yerleştirilmiştir, j
Gökbilimciler, yıllardan beri, Alphonsus krateri gibi, Ay’da gaz çıkması olaşı bazı sıcak noktaları dikkatle izlemekteydiler. Uzaktan yapılan gözlemlerin ne zaman ve ne sonuç verebileceği belli değildi. Belki de gazın varlığı hiçbir zaman saptanamayacaktı. Eğer Ay’ın içinden dışarı sürekli ya da zaman zaman çıkan bir gaz varsa, bunu uzak gözlemlerle saptamak yine de zordu. Ancak, Ay’a insanın ayak basmasıyla ve yüzeyine bazı araştırma aygıtlarının bırakılmasıyla Ay’ın içinden ya da çevresinden kaynaklanan gelişmeleri saptama olanağı elde edilmiş olacaktı.
Dünya’daki yansıtıcıya geri gelecek biçimde bir laser ışını göndererek, Dünya ile Ay arasındaki uzaklığı 15 santimlik bir yanlış payıyla ölçebildiler. Dünya ile Ay arasındaki uzaklık, bir aylık dönem içinde sürekli olarak değişmektedir. Bunun nedeni Ay’ın yörüngesinin elips biçiminde olmasıdır.
Apollo’nun Ay’a gitmesiyle gerçekleştirilen bir başka deney de; üç metre derinliğinde iki çukur açılarak bir metre boyunda iki termometreyi Ay’ın yüzeyine saplayarak yapılmıştır. Bu deneyle Ay’ın sıcak ve eriyik bir çekirdeği olup olmadığı araştırılacaktır.

Yorum yazın