Ay Yüzeyindeki Kraterler ve Yüzey Şekilleri

Ay Yüzeyindeki Kraterler ve Yüzey Şekilleri

Ay’a ulaşan ilk uzay aracının kumandanı Astronot Frank Borman, Apollo 8’in kumanda modülünün penceresinden baktığında Ay yüzeyini şöyle açıkladı: “Geniş, ıssız, ürkütücü, çorak ve büyük bir yer.”
Astronot Neil Armstrong’un izlenimi daha olumluydu. Ay’a ayak basan ilk insan olmadan hemen önce: “Kendine özgü kaskatı kesilmiş bir güzelliği var” demişti, “Amerika’daki çölleri anımsatıyor. Burası çok değişik ve güzel.”
Ay’ın jeolojik ayrıntılarını inceleyen Armstrong, Ay’daki kayaların çeşitliliğini anlatmak için, “Kaya koleksiyonu yapanlar için ideal bir yer” demişti. Ay modülünün merdiveninden dikkatle inerken, Ay yüzeyinin “Çok ince, adeta pudrayı andırarı bir tozla” kaplı olduğunu söylemiş ve bu düzeye ayak bastıktan sonraki izlenimlerini
şöyle dile getirmişti: “Yüzey incecik tozdan oluşmuş; bu tozu ayağımın ucuyla rahatça yerden kaldırabilirim. İnce tabakalar halinde botlarımın önüne ve kenarlarına yapışıyor. Ayağımı en hafif şekilde yere değdirdiğimde bile botlarımın ince toz tabakası üzerindeki izlerini görebiliyorum.”

İşte Kartal adlı uzay aracının Ay yüzeyinde iniş yaptığı Dinginlikler Denizi böyle bir yerdi. Ay denizleri, Ay yüzeyinde görebildiğimiz geniş alanlardır. Ay’ın Dünya’ya dönük yüzünün üçte biri bu koyu renkli alanlarla kaplıdır. Açık renkli alanlar ise, genellikle denizlerden daha yüksek olan tepelerdir. Dağlık alanlarda birçok büyük krater vardır ve bunların bazılarında merkezden çevreye yayılan ve ışın yansıtan çizgiler vardır. Ay yüzeyinde ayrıca çatlaklar ya da derecikler yer alır.

Kimbilir hangi güçler, hangi nesneler, hangi olaylar bu değişik oluşumları meydana getirmişti? Galilei’nin teleskopla Ay’ın yüzeyini gözlemlediği günlerden bu yana gökbilimciler ve ay bilimciler (Ay’ı inceleyen bilginler), Ay’ın yüzeyindeki bu özelliklerin kökenini tartışmaktadırlar.

Son zamanlarda, bu konuda en çok iki ana kuram ilgi görmektedir: 1) Ay’ın yüzeyinde bu oluşumların biçimlenmesine, Ay yüzeyine çarpmakta olan göktaşları gibi çok hızlı seyreden nesneler yol açmaktadır. 2) Bu özellikler volkanik püskürmelerin sonucudur.
İlk kurama göre; Ay’ın soğuk ve ölü bir yapı olduğu varsayılmaktadır. İkincisinde ise, sıcak olduğundan ya da başlangıçta sıcak olduğundan ve
yüzeyinin altında erimiş maddeler bulunduğundan yola çıkılmaktadır. Ne var ki, Ay’ın daha önceleri tümüyle ya da bir parçasının erimiş durumda olduğu varsayımı, çarpma kuramına ters düşmemektedir. Çarpma kuramını savunan bilginler, şimdi genellikle, göktaşlarının Ay’ın yüzeyine çarpıp yüzeyin altındaki erimiş maddeleri harekete geçirdiklerini ve ana oluşumların bu yolla meydana geldiğini söylemektedirler.
Ay’la ilgili araştırmalar ve Apollo yolculukları, Ay’da volkanik bir faaliyetin var olduğu ve Ay’ın iç kısmının bir zamanlar eriyik olduğu savını güçlendirmektedir. Şimdi daha ayrıntılı olarak, Ay’ın tüm oluşumlarının ana tiplerini gözden geçirelim.

Denizler (Maria): “Mare” Latince’de “deniz” anlamına gelir. Galilei’yi izleyen gökbilimciler Ay üzerindeki koyu lekeleri deniz sanmışlardı. Birçok modern gökbilimci “maria” sözcüğünü Galilei’nin yarattığına, ama “Siderius Nuncius” adlı kitabında kullanmadığına inanmaktadır.
Bu “denizler” koyu renkli ve düz olup, genellikle volkanik kökenli ağır kayalardan oluşmuşlardır. Bunların gerektiğinden düz olmaları garip bir olgudur. 1960’larda Amerika’da yürütülen Ay araştırmalarında daha ilginç bir duruma rastlanmıştır. Ay’ın öteki yüzünde yalnız bir ana deniz vardır. Bu nedenle, denizlerin bize görünen’parça- sının aşağı yukarı beşte dördü, Ay’ın görünmeyen yüzünde bulunmaktadır. Ay’ın oluşumu ve gelişimine ilişkin tüm kuramlar bu ilginç deniz dağılımını göz önüne almak zorundadırlar.
Göz önüne alınması gereken bir başka nokta bu denizlerin yaşıyla ilgilidir. Bilim adamları bu denizlerin Ay yüzeyindeki diğer oluşumlardan daha genç olduğuna inanmaktadırlar. Bu görüşe göre; bu denizler oluştuğu zaman eriyik maddeler, çevrede daha eskiden oluşmuş tepelere sıçramıştır.

Denizleri çevreleyen kayaların bazıları çok yüksektir. Denizlerin kıyıları çoğu yerde gerçek kıyılara benzer. Buralarda deniz, kendisini çevreleyen yükseltilerin çukurlarına körfezler oluşturarak, sokulmuştur. Kıyıların kraterle birleştiği yerlerde, kraterlerin deniz yönünde olan kenarları bazen denizi oluşturan maddeler tarafından oyulmuştur. Bazı yerlerde ise, kraterlerin deniz yönünde olan duvarları kara yönündeki duvarlarından daha alçaktır. Fırtınalar Okyanusu’nun (Oceanus Procellarum) Güneş’e dönük yüzünde yer alan Letrone krateri buna güzel bir örnektir.
Ay denizlerinin nasıl oluştuğuna ilişkin birkaç kuram daha vardır. Bunlardan biri; denizlerin, uzay boşluğundan düşen dev cisimlerin Ay yüzeyine sürtünmesi sonucu meydana geldiğini savunmaktadır. Bu çarpma sonucunda yüksek bir ısı oluşmuş ve bu ısı hem o gökcismini, hem de düştüğü alanı eritmiştir. Meydana gelen büyük lav gölü, yayıldığı alandaki her şeyi eritmiştir. Lavların soğumasıyla da koyu renkli ve düz denizler oluşmuştur. Bu kurama “soğuk ay” kuramı denilmektedir.
Bu konudaki diğer kuram “sıcak ay” kuramıdır. Bu kurama göre Ay yüzeyinin altında eriyikler vardır. Boşluktan gelen dev cisimler Ay yüzeyine değdiği anda kabuk kırılmış ve lavlar yüzeye fışkırmıştı. Bunlar akıp donmuş ve bir deniz meydana getirmişti.

Duvarlı Ovalar: Ay yüzeyindeki denizlerin bazıları dev kraterlere, bazı dev kraterler de küçük denizlere benzer. Bunlara duvarlı ya da çevrili ovalar denir. Platon, Arşimet,Ptolemaeus, Claviusve Fracastorius ovaları bunun güzel örnekleridir. Duvarlı ovalar sığdır, tabanları düzdür, dı; duvarları ya alçaktır ya da hiç yoktur. Bunlar daha çok dağlık alanlarda bulunurlar.
Kraterler: İnsanoğlunun Ay’a inişinde, en büyük tehlikeyi yaratan kraterler, gök ve ay bilimcilerin ilgisini uyandıran çok ilginç oluşumlardır. Hangi nesneler ya da olaylar sonucu bu kraterler ortaya çıkmıştı? Bilim adamları, bu sorunun cevabını bulduklarında, Ay’ın, Ay’daki denizlerin ve diğer oluşumların da nedenini bulmuş olacaklardı.
Ay yüzeyi, çiçekbozuğunu andırır biçimde, milyonlarca kraterle doludur. Bunların çapları 10 — 15 sm ile 320 km. (Bailly Krateri) arasında değişir. Birkaç kratere ünlü kişilerin adları verilmişse de, büyük kraterler gökbilimci ve bilginlerin adlarını taşır, örneğin, Platon, Immanuel Kant ve Jules Verne’in adları Ay’daki bazı kraterlere verilmiştir. Ay’daki bir diğer krater de 17. yüzyılın Cizvit gökbilimcisi Peder Maximilian’ın adını taşır.
Tipik bir Ay krateri yuvarlak ve yüksek kenarlıdır; ortasında bir tepe ya da koni vardır. Kraterlerin tabanları genellikle çevredeki yüzeyden daha alçaktır. Bazen kraterlerin içinde başka kraterler de yer alır; bazılarıysa üst üste binmiştir. Çoğunlukla küçük kraterler, bütün kraterlerin çevresine dizilmişlerdir.
Ay’daki büyük kraterlerin çoğu tepelik alanlardadır. Tycho kraterini çeviren alan o kadar dik ve sarptır ki, buraya Ay’ın “çorak topraklan” denir. Büyük kraterler, bütünüyle Ay’ın dünyamızdan görülmeyen yüzünde yer alırlar.
Ay’daki en düzenli kraterler, Ay’ın sol yarısında bulunan Copernicus, Tycho, Kepler ve Aristarchus; Ay’ın hemen ortasında yer alan Ptolemaeus, Alphonsus ve sağ yarısını dolduran Lang- renus, Cleomedes, Theophilus ve Aristoteles kraterleridir.
Gökbilimciler, kraterlerin oluşum nedenleri konusunda birbirlerinden ayrı görüştedirler. Çarpma kuramını savunan bir grup bilim adamı, kraterlerin çoğunun, büyük kitlelerin Ay yüzeyine çarpması sonucu oluştuğuna, volkan kuramını savunan bir başka grup bilim adamı ise, kraterlerin sönmüş volkanlar olduklarına ya da volkanik olaylar sonucu oluştuğuna inanırlar.
Volkanik oluşum kuramını savunan bilim adamları, kuramlarının doğru olduklarını kanıtlamak için şu üç noktayı gerekçe olarak göstermektedirler:

1) Ay’daki birçok krater, Dünya’daki kaldera adı verilen volkanik kraterlere benzer. Kalderalar volkanik dağların tepesinde yer alan büyük kraterlerdir. Oluşumları, şiddetli bir patlamada volkanın tepesini uçurmasına ya da lavlar çekildikten sonra, volkanın tepesinin çökmesine bağlanabilir.
2) Apollo astronotları Ay’da bulunan pek çok kayanın, volkanik kökenli olması olasılığı üzerinde durmuşlardır.

3) Bazı bilim adamları, Ay’da volkanik olaylar olduğunu ileri sürmektedirler. Sovyet gökbilimcisi N.A. Kozyrev, Alphonsus kraterinden gaz çıktığını farketmiştir. Gerçekten de, Alphonsus’- un tepesinden çıkan gaz açık bir biçimde görülmektedir.

Çarpma kuramını savunan bilim adamları ise, kendi kuramlarının doğruluğunu kanıtlamak için şu nedenleri ileri sürmektedirler:
1) Ay’daki pek çok krater, Arizona’da bulunan 1 mil genişliğindeki göktaşı krateri (Barringer Krateri) gibi Dünya’daki göktaşı kraterlerine benzerler.
2) Gökbilimciler, Dünya ve Ay yörüngelerinden geçen bazı büyük asteroidler bulunduğunu gözlemişlerdir. Asteroidler, genel olarak Mars ile Jüpiter arasında bulunan ve çapları 1 – 700 km. olan küçük gezegenlerdir. Geçen 3,5 milyar yıl içinde, bu küçük gezegenlerden bazılarının Ay’a çarpmış olması, olasılıktan da öte bir gerçektir. Ay bilimci Paul D. Lowman, Jr., “Eğer Copernicus ve çevresindeki kraterler bu çarpışmaların izleri değilse, o izler nerede?” diye sormaktadır.
Mantık gereği, bilim adamlarının bu iki kuramın yanı sıra iki diğer olasılığı da göz önüne almaları gerekir ki, bu da üzerinde durulan bir konudur. Bu olasılıklardan birincisi kuramların hiçbirinin doğru olmadığı, İkincisi ise her iki kuramın
da doğru olabileceğidir. Yani, kraterler ve denizler hem çarpışma, hem de volkanik olaylar sonucu meydana gelmiş olabilir. Apollo astronotlarından biri, bir ara, “Ay’da o kadar çok çukur var ki, sanırım her iki kurama da yetebilir” demiştir.
Copernicus tipik bir çarpma krateridir. İç duvarları set biçimindedir, tabanı Ay yüzeyinden daha aşağıda ve düz olup, ortasında tepeler bulunur. Çevresi, alçak duvarlı ya da duvarı olmayan pek çok küçük kraterlerle doludur. Küçük kraterler büyük bir olasılıkla Copernicus’un oluşum döneminde çevreye saçılan yığınlardan oluşmuştur. Copernicus’a genellikle birincil krater, bunun oluşturduğu küçük kraterlere ikincil kraterler denir.
Durgunluklar Denizi’ndeki (Mare Serenitatis) Linne gibi bazı kraterlerin durumu ise tartışmaya açıktır. Geçen yüzyılda Linne’nin özel bir durumu vardı. Bu krateri 1600’lerde Riccioli keşfetmiş ve iki yüzyıl boyunca gökbilimciler onu gözlemlemişti. Daha sonra 1866’da gökbilimci Julius Schmidt, kraterin artık yerinde olmadığı gibi ilginç bir açıklama yaptı. O günden bu yana gökbilimciler Linne’nin yerinde bazen küçük bir kratercik görebilmekte, bazen de hiç bir şey görememektedirler. Bu bilmece henüz çözülememiştir.

Krater çizgileri:
Ay’daki kraterlerin bazıları “genç”, bazıları da “ya$lı”dırlar. Genç olanların çoğunda merkezden çevreye yayılan ve belirgin bir biçimde ışın yansıtan çizgiler vardır, “yaşlılar” ise çizgisizdir ya da çizgiler belirsizdir. Dolunay sırasında Tycho kraterine baktığınızda bu ışını! çizgileri görmemeniz olanaksızdır; çünkü çizgiler, Ay’ın tüm yüzeyine yayılır. Tycho’nun çizgileri, birçok ışını yansıtan çizgileri gibi, yalnızca dolunay süresince görülebilir.
Merkezden çevreye yayılan bu ışınlı çizgilere ilişkin bir açıklama da; onların kraterlerden atılan maddelerden oluştuğudur. Kraterlerden atılan bu maddeler, çevreye düzgün bir biçimde yayılmışlardır. Işın yansıtan bu çizgilerin belirsizleşmesi için, milyonlarca yıl ile ölçülen uzun bir zamanın geçmesi gerekmektedir.
Ne var ki pek çok yerde bu çizgiler boyunca, ikincil krater dizileri görülür. Copernicus’a yakın olan Eratosthenes’in çizgileri, uzun zaman önce donuklaşan kraterlere bir örnektir. Yani, daha yeni bir krater oluştuğunda, merkezden yayılan çizgiler eski krater biçiminde maddeler sıçratır, örneğin, Copernicus’un çizgileri Eratosthenes’in kenarıyla çakışır ve onun tabanından geçerek devam eder. Bu da Copernicus’un Eratosthenes’den daha yeni bir oluşum olduğunu gösterir.
Çizgilerin parlak olmasının nedeni, çok küçük zerrelerden oluşmasına bağlanabilir. Genellikle
ince zerreler kaba zerrelerden daha iyi ışın yansıtırlar.
Krater çizgilerine ilişkin bu bilgiler, onların tüm gizemini çözmeye yetmemektedir. Gözlemler sonucu edinilen yeni bilgiler, yeni sorular doğurmaktadır. Bunlardan biri de; tüm çizgilerin kraterlerin ortasından çıkmadığının anlaşılmasıdır. Tycho’nun ışınlı çizgilerine dikkatle bakıldığında, onun hemen yanından çıkan iki büyük çizgi daha görülebilir.
Derecikler ve Vadiler: Ay yüzeyindeki başka bir gizemli oluşum da, derecik denilen uzun, dar, nehir yatağı benzeri vadilerdir. Başlıca Ay dereciklerinden biri de, Sessizlikler Denizi’nde (Mare Tranquillitatis) bulunan Hypatia kraterinin yakınındaki, Apollo astronotlarınca “U.S. 1” adı verilen Hypatia dereciğidir. Bu derecik Apollo II uçuşunda yön belirlemede önemli bir rol oynamıştır.
“U.S. 1” gibi bazı derecikler olmasına karşılık, düz Sağanaklar Denizi (Mare İmbrium) yakınındaki Apennies’deki Hadley dereciği ve diğer derecikler kıvrımlı ve dolambaçlıdır. Birçok dereciğin derin kraterlerden başladığı sanılmaktadır. Ay yüzeyindeki oluşumların hepsinde olduğu gibi, bu dereciklerle ilgili olarak da çeşitli varsayımlar öne sürülmektedir. Bunlardan biri; dereciklerin yüzeydeki çatlaklar olduğu ve çatlakları alttaki erimiş maddelerin doldurduğudur. Bir başka varsayıma göre de, derecikler Ay yüzeyinde akan bir sıvıdan meydana gelmiştir. Üçüncü bir varsayım ise, derecikleri, çatıları çökmüş lav kanalları olarak açıklar.
Ay üzerinde yüzlerce derecik görülebilir. Bunlar genellikle birkaç m. derinliğinde ve 50 – 80 km. uzunluğundadır. En büyük derecik dizilerinden birisi Triesnecker – Hyginus- Ariadaeus dizisidir. Derecikler, Sessizlikler Denizi’nin (Mare Tranquillitatis) kıyısında bulunan bu üç krater arasında yer alır. Hadley dereciğinin yakınlaştırıcı mercekle çekilmiş fotoğraflarında dereciğin tabanındaki asıl kayalar açıkça görülmektedir.
Ay yüzeyindeki vadiler ise, dereciklerden daha büyük, ama sayıca daha azdır. Bu vadilerin en ünlüleri; en geniş yeri 10 kilometre ve uzunluğu 100 kilometre olan Alpine vadisidir. Alpleri bölerek Sağanaklar Denizi’ne (Mare İmbrium) uzanan bu vadi, dev bir keskiyle açılmış bir oluğu andırmaktadır. Tabanı düzdür ve ortasından vadiyi baştan başa geçen bir derecik uzanır. Alpine Vadisi, belki de bir”graben”dir; yani kabuk çatladığı sırada açılan yarıktan daha derinlere düşmüş büyük ve uzurı bir kaya parçasıdır.
Bir başka büyük vadi, Ay’ın sağ yarısında, Ha- yatsuyu Denizi (Mare Nectaris) yakınındaki Rhe- ita ve Janssen kraterleri arasındaki Rheita Vadisidir. Alpine vadisinin tersine Rheita Vadisi, büyük bir krater zincirine benzer. İnsansız uzay araştırma aracı Lunar Orbiter 4, Ay’ın uzak tarafında Alpine vadisine benzer bir çukur daha keşfetmiştir. Çukura henüz bir ad verilmemiştir.
Dağlar: Ay’da en çok bilinen dağlar Sağanaklar Denizi (Mare İmbrium) çevresindeki Alpler, Ape- ninler, Kafkaslar ve Karpatlar’dır. Ortak merkezli iki dağ dizisi Doğu Denizi’ni (Mare Orientale) tümüyle bir halka gibi çevreler. İç halka yaklaşık 600 kilometre çapındaki Rook dağları, dış halka da yaklaşık 1000 kilometre çapındaki Cordillera dağlarıdır.
Birbirinden ayrı iki dağ ise Sağanaklar Denizinin (Mare İmbrium) düz yüzeyinden yukarılara doğru yükselir. Bunlar Ay fotoğraflarında kolaylıkla görebileceğiniz Pico ve Piton dağlarıdır.
Kraterlerin pek çoğunun duvarları o kadar yüksektir ki, halka biçiminde dağlar oluştururlar. Kraterlerin pek çoğunun ortalarında tepecikler vardır.
Bilinen en yüksek dağlar, Ay’ın güney tarafının en ucundaki 7900 metre yüksekliğinde Leibnitz dağlarıdır. Ay’daki dağların yüksekliği hiç de sağlıklı olmayan bir yöntemle – gölge uzunluğuna dayanarak bulunmaktadır.
Ay’daki dağların çoğunun çarpmalar sonucu meydana gelen kitleler olduğuna inanılmaktadır. Dünya’daki başlıca dağlar, tabakalar halindeki çöküntü kayalardan oluşmuştur. Ay’da ise, ne su, ne de atmosfer izi olmadığına göre, çöküntü kayaların bulunması da söz konusu olamaz. Bu bakımdan, Ay’daki dağların yapısal olarak Dünya’- dakilere benzediği söylenemez.
Dağlık alanlar: Ay’daki dağlık alanlar, Dünya’daki kıtaların karşılığıdır. Bunlar denizlerin arasında ve üzerinde yükselirler. Bu alanlarda denizlerden çok kraterler bulunduğu için, bunların çok yaşlı olduklarına inanılmaktadır. Pek çok ay bilimci, dağlık alanların 4,6 milyar, denizlerin ise 3,5 milyar yaşında olduğu düşüncesindedirler.
Fra Mauro.Deslandres ve Hipparchus gibi pek çok eski krater dağlık alanlardadır. Bu kraterler o kadar eskidirler ki, yerlerini saptamak genellikle çok güçtür. Bulutlar Denizi’ne (Mare Nubium) doğru uzanan dağlık alanlarda yer alan Fra Mau- ro, Apollo’nun iniş yapabileceği yerlerden biriydi.
Dağlık alanlar nasıl oluşmuştur? Bu alanlar Ay denizlerindeki bazalt denilen maddeden mi, yoksa yeryüzündeki kıtalardaki gibi, granitten mi oluşmuştur? Yoksa Dinginlikler Üssü’nden alınan Ay toprağında izine rastlanan ve kalsiyumu yüksek bir feldispat olan, anorthosite adı verilen maddeden mi oluşmuştur? Ay bilimciler bu konuda kesin bir yargıya varabilmek için bu dağlık alanlardan daha fazla örnek gelmesini beklemek zorundadırlar.

Yorum yazın