Ay Nedir

Ay Nedir – Ay hakkında bilgiler

Dünyadan yarım milyon kilometre kadar uzaklıkta olan Ay, uzaydaki en yakın komşumuzdur. Ay, çapı 3.475 kilometre olan kayadan bir küredir ve Dünyanın çevresinde dolaşmaktadır. Dünyadan, hep engebeli yüzü görünür. İlk uzay araçları Aya gidinceye kadar, Ayın öteki yüzü konusunda bilinenler, çok daha uzak yıldızlarla ilgili bilgilerden fazla değildi.

Ay Nedir - Ay hakkında bilgiler

Ayda, hava, su ve dolayısıyle hayat yoktur. Güneş, Ayı Ay günü boyunca son derece ısıtır. Ay günü bizim takvimimizle iki hafta sürer. Daha sonra Ay, iki hafta kadar donar. Ayın kutuplar çevresinde sıcaklık daima donma noktasının altındadır. Ay Dünyadan bakıldığında, gezegenlerden ve yıldızlardan çok daha büyük ve Güneşle aynı irilikte görülür. Gerçekte ise birçok gezegenden ve yıldızdan küçüktür. Büyük görünmesinin nedeni, Dünyaya yakın oluşudur.

Bilim adamları Aya karşı daima büyük ilgi duymuşlardır. İtalyan astronomi uzmanı Galileo Galilei Ayın haritasını çizen ilk bilim adamlarından biridir. Galileo, Ay haritasını 1610 yılında çizmiştir. Newton, Ayın hareketini, yerçekimi kuramıyle açıklayan ilk bilgindir. Yine de Ayla ilgili bilgilerin ancak XX. yüzyıldan sonra büyük gelişme gösterdiğini belirtmek gerekir. 1960’larda, Sovyetler Birliğinden ve A.B.D.’den gönderilen insansız uzay araçları Ay yüzeyinin fotoğraflarını çektiler. Daha sonra, 20 temmuz 1969’da Amerikalı uzay adamı Neii Armstrong Aya ayak basan ilk insan oldu. O günden bu yana, Ay hakkında çok geniş bilgiler edinildi.

Dünya ve Ay, Güneş sisteminin öğeleridir. Güneş sisteminin merkezinde Güneş vardır. Gezegenler, Güneşin çevresinde, yörünge denilen yollarını izleyerek dönerler. Kimi gezegenlerin çevresinde yine yörüngelerinde dönen uydular vardır. Ay, Dünyanın uydusudur.

Dünyanın yalnız bir uydusu olmakla birlikte kimi gezegenlerin birkaç uydusu vardır, örneğin Jüpiterin on iki, Satürnün on uydusu vardır. Bazı gezegenlerin uyduları, Aydan büyüktür. Ay yüzölçümü açısından Güneş sistemindeki en büyük uydu olmakla birlikte, uyduların boyutları çevrelerinde döndükleri gezegenin boyutlarıyle oranlandığında, en büyük uydu olmaktadır. Bu neden le Ay ve Dünya kimi zaman, çift gezegen olarak tanımlanırlar.

Uzaydaki her cisim, öteki cisimleri kendine doğru çeker. Güneş bütün gezegenleri, güçlü bir çekim kuvvetiyle çekmektedir. Gezegenler bu çekim nedeniyle yörüngelerinde kalabilirler. Güneşin çekimi olmasaydı gezegenler boşlukta, düz hatlar üzerinde dolaşırlardı. Oysa, gezegenler çok açık bir biçimde belirlenen oval yörüngeler izlerler. Ayın Dünya çevresindeki yörüngesi de ovaldir.

Ayın, kendi çekimi de Dünyaya etki eder. Gelgit olayları, Ayın Dünyadaki okyanuslara etki yapan çekim kuvvetinin bir sonucudur. Gelgit, yeryüzündeki okyanuslarda, suyun günde iki kere yükselip alçalması olayıdır.

Ay geceleyin parlıyormuş gibi görünür. Hattâ kimi zaman, gündüz de görülür. Ancak tüm gezegenler gibi Ayın da kendi ışığı yoktur. Ay, Güneşten aldığı ışığı yansıtır. Ay, geceleyin yeryüzünden çok parlak görünür. Oysa Ayın kayalıkları gerçekte koyu renktedir. Apollo uzay aracı ile giden uzay adamlarının getirdikleri taş parçaları da bu gerçeği doğrulamaktadır. Aydaki kayalar, Güneşten gelen ışınların ancak yüzde yedi kadarını yansıtmaktadır.

 

Ayın bir yüzü Güneş tarafından sürekli olarak ışıklandırılır. Ancak Ayın yörüngesindeki değişiklikler nedeniyle, Dünyadan ışık alan bölümlerin farklı miktarları görülür. Kimi zaman Ayın Güneşten yansıttığı ışıkla parlayan bütün bir yarısı görülür. Bu duruma dolunay denir. Başka zamanlarda Ayın sadece küçük bir bölümü ışık yansıtır. Ayın bu haline hilâl denir. Ayın, yeryüzünden izlenen değişik görüntüleri Ayın evreleri olarak adlandırılır.
Ay, bütün evrelerini yirmi dokuz buçuk günde tamamlar. Ayın evreleri son derece düzenli olduğu için zaman ölçümünde birim olarak kullanılırlar. Bir “Ay ayı” Ayın bütün evrelerini tamamladığı yirmi dokuz buçuk günü belirler. Bu ay, takvimlerde kullanılan aydan farklıdır.

Ay, Dünya ile Güneşin arasına girdiği zaman, Güneş Ayın Dünyadan görülemeyen yüzünü aydınlatır. Ayın Dünyadan görülmediği bu evresine yeniay denir. Bir iki gün sonra Ay, Dünyadan, Güneş ışığını yansıtan ince bir bölümü görülecek biçimde hareket eder. Bu duruma görülen hilâl denir.

Daha sonra hilâl büyür ve yeniaydan, aşağı yukarı bir hafta sonra ışığı yansıtan bölümün yarısı görülebilir. Bu evre ilk dördün adını alır. Çünkü Ay, yörüngesinin bir çeyreğini tamamlamıştır. Son dördün evresinde, Ayın ışığı yansıtan bölümünün dörtte üçü görülebilir. Yeniaydan aşağı yukarı iki hafta sonra ortaya çıkan dolunayda ise, Ayın ışık yansıtan yarısının tümü görülebilir. Bu evrede, Dünya Güneşle Ayın arasındadır.

Dolunaydan sonra, Ayın yeryüzünden görülen parlak bölümü küçülmeye başlar. Ayın son dördün evresi gerçekleşir. Sonunda Ay yeniden yeniay evresine girer.

Ayın, Dünya çevresindeki yörüngesini bir “Ay ayından” daha kısa sürede tamamlaması tuhaf görünebilir. Ay yörüngesini 27 1/3 günde tamamlar. Oysa bir “Ay ayı” 29 1/2 gündür.

Bu iki günlük farkın nedeni, Ayın, Dünya çevresindeki yörüngesini tamamlarken, Dünyanın da Güneş çevresindeki yörüngesinde hareket etmesidir. Böylece Dünya-Güneş çizgisi de yer değiştirmiş olur. Ay yörüngesini tamamlamış olduğu halde, henüz Güneşle Dünyanın arasında yer almaktadır. Başka bir deyişle Ay, Dünya-Güneş çizgisine ulaşmamıştır; bu çizgiye iki gün sonra ulaşır.

Ayın yörüngesinde hafif bir çarpıklık vardır. Bu nedenle Ay, genellikle, doğrudan doğruya Dünya ile Güneşin arasından geçmez. Ancak, zaman zaman Güneşle Dünyanın arasından geçer ve Dünyanın aydınlık yanında bir gölge bırakır. Yeryüzünde Ayın bıraktığı bu gölge içinde kalan kişiler, Ay tarafından bütünüyle veya kısmen gizlenmiş olan Güneşi görürler. Güneşin Ayın arkasında kaldığı bu duruma, güneş tutulması denir. Ayın gölgesi yeryüzüne saatte 1.500 kilometre hızla düşer. Bu nedenle, Dünyanın herhangi bir kesiminde, Güneş tutulması yedi buçuk dakikadan fazla sürmez.

Güneş tutulması sadece yeniayda meydana gelir. Bu sırada Ayın karanlık yüzü Dünyaya dönüktür ve Güneş Ayın öteki yüzünü aydınlatmaktadır. Ay tutulması ise ayın dolunay evresinde meydana gelir. Ay tutulması sadece Dünyanın Güneşle Ay arasında olduğu bir zamanda olur. Ay tutulması sırasında, Dünyanın gölgesi, Ayın Güneş tarafından aydınlatılan yüzüne düşer. Ayın bu gölge içinden geçmesi belli bir zaman alır. Bu nedenle, Ay tutulması üç buçuk saat kadar sürebilir.

Ay ekseni etrafında sürekli olarak döner. Ay, ekseni etrafında yaptığı bir dönüşü, tam 27 1/3 günde, yani yörüngesini tamamladığı zamanda yapar. Sonuç olarak Ayın Dünyaya dönük yanı hep aynı kalır. Ayın öteki yüzü, Dünyadan hiç görülmez.

Ay ekseni etrafında hep aynı hızla döner. Ancak Dünya çevresindeki hareketi zaman zaman hafifçe hızlanır veya yavaşlar. Bu hız değişikliği düzenlidir. Ayın yörüngesindeki durumu, belli zamanlarda, ekseni etrafındaki dönüşüne uymaz. Bu nedenle Ay, iki yana sallanıyormuş gibi görünür. Bu durumda ilk önce Ayın öteki yüzünün çok az bir bölümü görünür. Daha sonra öteki yüz, öbür kenardan görünür. Buna sallantı (librasyon) denir. Dünyadan herhangi bir anda, Ay yüzeyinin sadece yüzde 50’si görülür. Ancak, belli zamanlarda yukarıda sözü edilen durum nedeniyle, Ay yüzeyinin yüzde 59’u görülebilir. Böylece Ayın, Dünyadan hiç gizlenemiyen kesimleri toplam yüzeyinin yüzde 41’i olmaktadır.
Ay yüzeyinin incelenmesi için en uygun zamanlar ilk ve son dördündür. Çünkü bu sıralarda Güneş Ayın Dünyadan görülen yüzünü aydınlatmaktadır. Ay yüzeyindeki engebeler, uzun gölgeler bıraktıkları için, kolayca farkedilirler. Ayın gözlenmesi için en uygun zamanın dolunay evresi olduğu düşünülebilir. Ancak, bu sırada Güneş ışınları Aya dik düşmektedir. Bu nedenle gölge meydana gelmez ve Ay yüzeyindeki engebelerin yüksekliği ve derinliği gerektiği biçimde saptanamaz.

Ayın, Dünyaya dönük yüzündeki yer şekilleri basit aygıtlarla da gözlenebilir. Bunun için, Aya açık bir gecede bir dürbünle veya küçük bir teleskopla bakmak yeterlidir. Astronomi gözlemlerinde kullanılan bir teleskopla bakıldığında Ay baş-üstü görülür. Yeryüzündeki şekilleri incelemek için hazırlanan bir teleskopla veya dürbünle bakıldığında ise, Ay olduğu gibi yani kuzey kesimleri yukarıya gelecek biçimde görülür.

Ay yüzeyine bakıldığında, yer yer karanlık ve aydınlık kesimler görülür. Ayrıca kraterler göze çarpar. Kraterler, yüksek kenarlarla çevrili, tabaka biçiminde çöküntülerdir. Kimi kraterlerin çapı 250 km. ve kenarların yüksekliği ise 6.000 m. kadardır. Ay yüzeyinin milyonlarca küçük kraterle kaplı olduğu, ancak son uzay yolculuklarından sonra ortaya çıkmıştır. Bu kraterlerden kimisinin çapı sadece 60 santimetredir.

Aydaki koyu renkli lekeler, çıplak gözle görülebilirler. Bu lekelere deniz denir. Ancak Ayda su yoktur. Denizler aslında düz ve geniş ovalardır. Aya, ilk dördün evresinde bakıldığı zaman, sağ yanının ışık aldığı görülür. Sevinç denizi (Mare Serenitatis) kuzeye doğru yer alan geniş bir alandır. Sessizlik denizine (Mare Tranquillitatus) ise Apollo 11 iniş yapmıştır. Aya adımını atan ilk insan olan Neil Armstrong uzay gemisinden bu kesimde inmişti. Ayrıca Bunalımlar denizi (Mare Crisium) ve Bereket denizi (Mare Foecunditatis) de dikkati çeken kesimlerdir.

Aya son dördün evresinde bakıldığında, sol yanı görülebilir. Bu sırada gözlenebilecek kesimler yağmur denizi (Mare Imbriurn) Fırtınalar okyanusu (Oceanus Procellarum) ve Bulut denizi (Mare Nubium) dir. Kimi kraterler belirgindir, örneğin, Yağmur denizinin üst kesiminde kalan plato ve Fırtınalar okyanusunun yakınındaki Aristarchus kraterleri kolaylıkla görülebilir. Aristarchus en parlak kraterdir. Copernicus, 90 kilometre çapında bir kraterdir. Bu krateri çevreleyen dağların yüksekliği, kraterin tabanından hesaplandığında 3.000 metreyi bulur. Ayın güney kutbuna yakın bir yerde bulunan Clavius’un çapı 235 kilometredir.

Ayın en çok dolunay evresinde belirginleşen yerel şekilleri, ışın denilen parlak çizgilerdir. Işınlar kimi kraterlerden, bir tekerleğin merkezinden kenarlarına uzanan parmaklıklar gibi, dışa doğru parlarlar. Sözü edilen ışınlar en belirgin olarak Clavius kraterinin kuzeyinde yer alan Tycho kraterinde görülürler. Bilim adamları, bu ışınların kökeni ve nitelikleri hakkında henüz kesin bir yargıya varmış değillerdir. Işın denilen bu parlak çizgilerin, kraterin meydana gelişi sırasında, dışarı atılan maddelerden oluştuğu sanılmaktadır. Ayın Dünyadan görülemeyen yüzü ile ilgili olarak 1959’da yapılan uzay yolculuğuna dek hiç bir bilgi edinilememiştir. 1959 yılında Ay yörüngesinde bir uçuş yapan Sovyetler Birliğinin insansız uzay aracı Lunik 3 Dünyaya, Ayın bu yüzünden çektiği fotoğrafları iletti. 1966 ile 1968 yılları arasında A.B.D.’de hazırlanan bir program uyarınca, Ayın Dünyadan görülemeyen yüzü ayrıntılı bir biçimde incelendi. Bu kesimin en iyi fotoğrafları yeniay evresinde, yani Güneşin burayı bütünüyle aydınlattığı sırada çekilebilmektedir.

Ayın görülemeyen yüzünün fotoğrafları, bu kesimde deniz diye adlandırılan geniş alanlardan çok az sayıda bulunduğunu göstermektedir. Bunlardan Doğu denizi (Mare orientale) en geniş alanıdır. En göze çarpan alan ise Sovyet bilim adamı Tsiolkovsky’nin adını taşıyan alandır. Bu bilim adamı uZay yolculukları için roket kullanılması fikrini ortaya atan araştırmacıdır. Tsiolkovsky kraterinin tabanı koyu renklidir ve tam ortasında parlak bir dağ vardır.

Son yıllarda yapılan uzay yolculukları çok başarılı olmuştur. Ancak halen yanıtlanması gereken birtakım sorular vardır. Örneğin, Ay yüzeyindeki kraterlerin ve Ayın kütlesinin nasıl meydana geldiği henüz bilinmemektedir.
Aydaki kraterlerin ortaya çıkışı ile ilgili üç kuram vardır. Birinci kuramı ileri süren bilim adamları, kraterlerin Ay yüzeyindeki yanardağ patlamaları sonucu meydana geldiklerine inanmaktadırlar. İkinci kurama göre, kraterlerin oluşumuna Ay yüzeyine hızla çarpan göktaşları yol açmıştır. Göktaşları, uzayda gezen kaya veya demir kümecikleridir. Günümüzde, hem yanardağ patlamalarının hem göktaşı çarpmalarının meydana geldiği, kesinlikle bilinmektedir. Ancak Apollo uzay yolculuklarında elde edilen kaya parçacıklarından, bu olaylarda hangisinin daha etkili olduğu anlaşılamamıştır.

Üçüncü kuramı savunan bilim adamları ise, Ayın ilk dönemlerinde uydunun iç kesimlerinden birtakım gazların fışkırdığını ileri sürmektedirler. Bu gazların fışkırması Ay yüzeyindeki serbest maddelerin bir sıvı gibi kabarıp kabarcıklar yapmasına yol açmıştır. Gazların etkisi geçince, kabarcık ların oluştuğu yerlerde, kraterler kalmıştır.

Ayın bir zamanlar Dünyanın bir parçası olup olmadığı da merak edilen bir konudur. Ayın kökeniyle ilgili ilk kuramlardan biri, bu uydunun Dünyadan kopan bir kaya parçasından meydana geldiği görüşünü savunmaktaydı. Doğruluğu daha mümkün olan bir başka kuram ise, Ay ve Dünyanın, bir zamanlar Güneş çevresinde, değişik yörüngelerde dolaşan iki ayrı gezegen olduğunu ileri sürmektedir. Bu kurama göre Dünya daha sonraları güçlü yer çekimi kuvvetiyle, Ayı kendi çevresinde bir yörüngeye oturtmuştur.

Aydan gelen taş parçalarından, bu uydudaki kayaların Dünyadaki yanardağ kökenli kayalarla aynı yapıda oldukları anlaşılmaktadır. Dünya ve Ay büyük bir olasılıkla aynı yaştadırlar. Ancak Ay milyonlarca yıl geçmesine karşın pek az değişmiştir. Uzay adamlarının getirdikleri toprak örneklerinden bazıları 4 milyar 600 milyon yıllıktır. Dünyanın da4 milyar 700 milyon yaşında olduğu sanılmaktadır.

Bilim adamları Ayda hayat olmadığına ve daha önceleri de hiç bir yaşam belirtisi görülmemiş olduğuna kesinlikle inanmaktadırlar. Ayda atmosfer bulunmaması, oksijen olmadığını, uzaydan ve Güneşten gelen zararlı ışınımlara karşı korunma olanağı bulunmadığını göstermektedir. Ayda, büyük bir olasılıkla su da yoktur. Dünyada, hava sıcaklığı geceyle gündüz arasında çok az farketmektedir. Oysa Ayın, Güneş tarafından ısıtılan kesimlerinde sıcaklık 120°C’yi bulmaktadır. Buna karşılık, karanlık bölgelerde sıcaklık -162°C’ye düşer.

Etiketler:

Yorum yazın