Ay Hakkında Bilgi

Ay Hakkında Bilgi

Yer’in tek doğal uydusu.

AY’IN YÖRÜNGESİ VE HAREKETİ

Ay Hakkında BilgiAy’ın merkezini Yer’in merkezinden ayıran ortalama uzaklık 384 400 km’ dir (Yer’in yarıçapının yaklaşık 60 katı). Bu uzaklığın doğru olarak ilk değerlendirilmesi Eskiçağ’da (İskenderiye dönemi) yapıldı; ama gerçekten kesin bir değerin nirengi yöntemiyle elde edilmesi için, XVIII. yy’ı beklemek gerekti. Bu yöntemin yerini, sonradan Ay üstüne yansıtılan radar-yankı yöntemi ve lazer ışınlarının kullanılmasına dayanan yöntem aldı. Işığın Yer ile Ay arasında gidip gelmesi yaklaşık 2,6 saniye sürer. Zaman aralığının ölçümü, aranan uzaklığın bulunmasını sağlar. Ölçülebilir bir yankı elde etmek için, güçlü ve kısa bir sinyal
gönderilmesi ve Ay üstündeki yansıtıcı yerin iyi tanınması yeterlidir. Ölçülerin günümüzdeki kesinliği, 20-30 sm kadar değişebilmektedir. Ay’ın yörüngesi tam bir elips biçimindedir; bu nedenle uzaklığı 356
0- 406 000 km arasında değişir. Ay’ın yörünge düzlemi, tutulum düzlemiyle 5°8’lık bir açı yapar. İki düzlemin arakesit doğrusu düğümler çizgisidir (söz konusu doğru, gökküreyi çıkış düğümü ve iniş düğümü diye adlandırılan iki noktada keser).
Düğümlerin geriye doğru bir hareketi vardır; bu hareketin devri >B -y yıldır. Yer’den bakıldığında Ay’ın, yörüngesi üstündeki dolanımını tamamlayıp yıldızlara göre aynı doğrultuya gelmesi, 27 gün, 7 saat. 43 dakikada gerçekleşir. Bu süre içinde, Yer de kendi yörüngesi üstünde
Güneş’in çevresinde hareket eder. | Böylece, Yer’den bakıldığında, Ay! ancak 29 gün, 12 saat, 44 dakika sonunda Güneş’le gene aynı doğrultuda yer alacaktır.

AY’IN BÜYÜKLÜĞÜ, KÜTLESİ VE DÖNMESİ

Ay’ın çapı (3 476 km) Yer’in çapının aşağı yukarı 3/11’üne eşittir. Bu, Ay’ın, Güneş sisteminde, ana gezegene göre en büyük uydu olduğu anlamına gelir. Ay’ın kütlesi 74.10*’ kg’dır; buradan da Ay’ın suya göre 3,3 olan yoğunluğu elde edilir: oysa Dünyanın yoğunluğu 5,52’dir. Ay yoğunluğunun bu düşük değeri, Ay’ da demir-nikel karışımı bir merkez çekirdeği bulunmadığını düşündürmekte. Ay’da önemli bir magnetik alan olmaması da bu düşünceyi doğrulamaktadır. Ay’ın yerkabuğu gibi silikatlardan oluştuğu sanılmaktadır. Biz Ay’ın hep aynı yarıküresini görürüz. Demek ki. kendi çevresinde dönme devri. Ay dolanımına eşittir (29 gün, 12 saat,44 dakika). Ancak. Ay küresinin kendi çevresindeki açısal hızı aşağı yukarı değişmez olduğu halde. Ay’ın yörüngesi üstündeki açısal hızı değişkendir. Bundan dolayı, Ay’ın Yer’den görünen yarıküresinde boylamsal olarak devirli bir salınım gözlenir (Ay’ın dönme ekseni, yörünge düzlemine dik olmadığından, ayrıca, enlemsel bir salınım da gözlenir). Bu salınımlar, Ay’ ın yüzeyinin % 59’unun görülmesine olanak verir. Ay’daki yerçekimi Yer’dekinin 1/6’ine eşittir ve kurtulma hızı (cisimlerin çekimden kurtulmaları için gerekli olan hız) Yer’de
11, 2 km/sn, Ay’daysa 2,38 km/sn’ dir.

AY FİZİĞİ
İlk olarak Galilei tarafından gözlemlenen Ay engebeleri en küçük gök- dürbünleriyle görülebilir. Dolunayda gölgeler yoktur; yalnızca parlak (“karalar”) ve karanlık (“denizler”) alanlar gibi değişik yüzey bölgeleri arasındaki renk farklılıkları gözlenir. Çıplak gözle büyük gri lekeler biçiminde gözlenen “denizler”, aslında, içinde yer yer tepeler bulunan geniş ve düz ovalardır. Parlak bölgeler yani “karalar”sa, tersine, gerçek sıradağlarla son derece karmaşık yüzey şekilleridir. En yüksek doruklar 8 000 m’yi aşar.
Ayrıca, “denizler” ve “karalar”, çeşitli büyüklükteki kraterlerle delik deşik haldedir (yüzey şekillerinin başlıca özelliği de budur). Çapı 100 km’yi aşan en büyük ovaların ya da kraterlerin (Clavius, Ptolemaios, vb.) yamaçları, yumuşak inişli ve parçalıdır. Catherina gibi boyutları daha küçük kraterlerde de durum aynıdır; ama Kopernik gibi boyutları aynı büyüklükte olan bazı öbür kraterlerin yamaçları sarptır (bu tür kraterler genellikle daha gençtirler). Çok küçük kraterler ya da kratercikler, genellikle tam bir daire biçimindedirler ve Ay’ın yüzeyini delik deşik etmişlerdir. Ay yüzeyinin öbür özellikleri şunlardır: Dar ve keskin köşeü, geniş ve hafif ya da kıvrımlı yarıklar; tek başına kayalık tepeler ve tepecikler; bazı “genç” kraterlerin çevresinde, dolunayda görünen parlak ışınlar. Sözgelimi Kopernik ya da Tycho’nun çevresindeki parlak ışınlar, binlerce kilometre uzaklığa yayılabilmektedir.
Uzay araştırmalan, Ay’ın görünmeyen yüzünün de görünen yüzüne benzediğini, ancak buradaki “denizler” in daha az ve daha küçük olduğunu ortaya koymuştur (Sovyet uzay aracı Lunik III, 4 Ekim 1959’da, Ay’ın bilinmeyen yüzünün ilk fotoğraflarını ulaştırmıştır).
Ay’ın atmosferi yoktur: bu nedenle yüzey sıcaklığı gündüz ile gece arasında en yüksek değerinden, en düşük değere hızla geçer: Zenitinde (başucu) Güneş bulunan noktalarda + 110°C; kürenin karanlık kesiminde —150°C.
Rengi sarımsı olan Ay yüzeyi, güneş ışınlan eğik olarak gelmeye başlayınca hemen kararır. Ay yüzeyinin birbirine bitişik çok sayıda çukurla kaplı olduğu ve bu çukurların tabanının da, güneş ışınları dik olarak gelmemeye başladığı an hemen karanlıklaştığı düşünülürse, durum daha
iyi anlaşılır. öte yandan, polarma düzlemiyle ilgili ölçümler Ay yüzeyinin, dünyadaki yanardağ küllerini andıran, tozlu ya da çok ince tanecikli bir tabakayla kaplı olduğunu göstermiş, bu sonuçlar da uzay araçlarının araştırmalarıyla doğrulanmış ve açıklığa kavuşturulmuştur: 31 Temmuz 1964’te A.B.D’nin Ranger VII adlı otomatik uzay sondasıyla çekilen fotoğraflar; 1969 Temmuzunda A.B.D’li Neil Armstrong’un Ay’a inişi; vb. Apollo ll’in ardından Ay’a birkaç kez inilmiş,son iniş Apollo 17 ekibi tarafından 1972’de gerçekleştirilmiştir. Ay’ın zemini serttir ama, bu zeminin yüzey kesimi ufalanıp toz olabilecek durumdadır. A.B.D’li astronotlar tarafından getirilen ilk örneklerin incelenmesi sonucunda, tozların, göktaşları ile yanardağ küllerinin bileşimi arasında yer alan bir bileşimi olduğu saptanmıştır. Başlıca elementlerse, silisyum, alüminyum, demir, titan, kalsiyum ve magnezyumdur. Bileşenlerinin çapları 0,1 mm ile 2 mm arasında değişen bu toz, bazen çapı 1 metreyi bulan çakıllar ve küçük kayalarla birlikte, “regolit” adı verilen ve kalınlığı yer yer birkaç metreyi aşan tabakayı oluşturur (Ay’daki kayaçlarm bileşiminde 33 mineral varken, Yer’deki kayaçların bileşiminde yaklaşık 2 000 mineral bulunur).

YÜZEY ŞEKİLLERİNİN KÖKENİ

Bazı kraterlerin ortalarındaki tepeler her ne kadar sonradan katılaşmış magma birikintisi kalıntılarına benziyorsa da, Ay kraterleri yanardağ kaynaklı değil göktaşı kökenlidir. Gerçekten, hızlı ve büyük kütleli bir göktaşı Ay yüzeyine çarpınca, kendi içinde, sesüstü bir hızla yayılan bir şok dalgası yaratır ve ısınma nedeniyle hemen buharlaşıp, patlama sonucu yer çukurlaşır (buradaki maddeler kraterin yamaçlarını oluşturacak biçimde kenarlara sıçrar). Yer’de de göktaşı kökenli birçok krater örneği bulunmaktadır (Arizona’daki Göktaşı Krateri), ama aşınma sonucu Yer’deki göktaşı kökenli en eski kraterler düzleşmiş ya da toprak altında kalmışlardır.
Buna karşılık Ay’da atmosferin, dolayısıyle aşınmanın bulunmaması, Ay’ın varoluşundan bu yana geçen süre içinde (yaklaşık 5 milyar yıl) oluşmuş bütün kraterlerin, bozulmadan kalmalarını sağlamıştır. Ayrıca en küçük göktaşları bile Ay yüzeyine ulaşabilmekte, oysa Yer yüzeyine varmadan atmosferde yanmaktadırlar.

AY’IN YAPISI VE KÖKENİ

A.B.D’li astronotların Ay’ı doğrudan doğruya incelemeleri, Ay yüzeyinin fiziksel ve kimyasal yapısıyla ilgili bilgileri genişletmişse de, bu incelemenin, Ay yüzeyinin ancak çok küçük bir kesimini kapsadığı unutulmamalıdır. Bu kısıtlı inceleme Ay’m iç yapısı ve kökeni konusundaki bilgilerin gelişmesini de engellemiştir. Ay’a yerleştirilmiş sismograflarla sağlanan bilgiler, bir Ay kabuğunun bulunduğunu düşündürmektedir (bu kabuğun bileşiminin, Apollo görevlilerinin getirdikleri örneklerin birleşmesiyle aynı olduğu sanılmaktadır). Sismograflar, günde ortalama bir Ay depremi kaydetmektedirler. Bu yer sarsıntılarının çoğu,göktaşı düşmesinden kaynaklanır; ama depremlerin sıklığının incelenmesi sonucu, bir bölümünün! Dünya çekiminden ileri geldiği anlaşılmıştır.
Ay’ın kökeni sorununa gelince,’ Yer-Ay sistemi,Yer ile aynı zamanda mı oluşmuştur, yoksa Yer Ay’ı daha sonra mı kendi sistemi içine almıştır sorusu günümüzde halâ tartışılmaktadır.
Astronotların ya da otomatik Sovyet sondasının getirmiş olduğu en eski taşlar yaklaşık 5 milyar yıllıktır. Bu, hem en eski Yer taşlarının yaşı, hem de Güneş sisteminin yaklaşık yaşıdır. Durgunluk Denizi’ndeki kayaçların son “ısınma” tarihi de saptanmıştır: 3,6 milyar yıl. Bu kayaçlar daha eski kayaçlardan kaynaklanmış ve Durgunluk Denizi’nin yüzeyi bir lav akıntısı sonucu sonradan oluşmuştur.

AY’IN YEK ÜSTÜNDEKİ ETKİNLİĞİ

Deniz gelgitlerine, Ay’m, okyanus kütleleri üstündeki çekimi neden olmaktadır. Bununla birlikte, Güneş’ in de, ya kendi etkisini Ay’ınkine ekleyerek ya da Ay’ın etkisini azaltarak, bu gelgit olayına katkısı olduğu söylenebilir; ama gene de, Ay’ m etkinliği ağır basmaktadır.
Ay’m Yer atmosferi üstünde de çekim kuvveti vardır ama, atmosfer gelgitleri gizli kalmaktadır; çünkü atmosferin gaz halinde olan cisimlerinin hem yoğunlukları azdır, hem de sayısız etmenlerin etkisi altında bu- lunurlar.Ayrıca, Michelson’un ortaya çıkardığı ve Ay’ın, magma üstünde yüzen yerkabuğunu etkilemesiyle yarattığı gelgitler de vardır.

AY’IN EVRELERİ

Ay, Güneş’le kavuşum halinde olduğunda, yani Yer’e göre Güneş’le aynı konumda bulunduğunda Yer’ den görünmez. Bu yeniay evresidir. Kavuşumdan, aylara göre, t-j- gün ya da ‘4″ gün sonra, ay yarım daire biçiminde, kısmen gündüz görülecektir. Yarım Ay’ın görüldüğü bu ara evreye de ilk dördün adı verilir. Yeniaydan on beş gün sonra, aydınlanan yarımküre bütünüyle görülür: Dolunay evresi. Sonra, aydınlık bölümün dairesel görünüşü, hareketinin başlangıcındaki gibi, hilâl (ayça) biçiminde,ama karşıt yöne doğru azalma göstererek değişir. Bu da yeni bir kavuşum öncesindeki son dördündür. îlk dördünden önce ve son dördünden sonra, Ay’ın karanlık bölümü de gece hafifçe görünürdü solgun ışık, Ay’a doğru yansıyan Yer ışığından kaynaklanır.

Yorum yazın