Taşıl Fosil Nedir

Taşıl Fosil Nedir

Taşıl, bugünkü jeolojik çağdan önceki çağlarda toprak katmanlarına gömülerek kalmış hayvan, bitki kırıntısı ya da izine verilen addır. Taşıllar tarihöncesi dönemde yeryüzünde yaşam olduğunu doğrudan doğruya gösteren bir kanıt oluştururlar.
Birkaç tür taşıl vardır. En iyi bilinen tür bir canlının vücudunun sert bölümlerinin, yani kemiklerinin, dişlerinin ya da kabuklarının kalıntılarıdır. Öbür türler arasında, bir canlının bir kaya üzerindeki izi sayılabilir. Bu iz bir yaprak, bir hayvanın bütün vücudu ya da vücudunun bir bölümü ve hatta bir ayak izi olabilir; bir kayada, bir canlının vücudunu gösteren biçimde bir oyuk olabilir. Bu tür taşıllara kalıp taşıl adı verilir. Böceklerin kehribar (ağaçlardaki reçinenin sertleşmiş durumu) içinde korunmuş olan vücutları gerçekte bu türden taşıllardır. Sonradan kalıbın içine başka bir çeşit kaya dolup canlının vücut biçimini tam olarak gösterirse buna da döküm taşıl adı verilir. Kuzey kutup bölgesinde bulunan donmuş mamutlar (çok büyük boydaki tüylü filler) gerçek taşıl olarak kabul edilmez. Bu kalıntılar da soyu tükenmiş bir hayvanın eskiden nasıl olduğunu tam olarak gösterirler. Fakat bunlar bir dondurucuda korunan etlere benzer; hava ısınır ısınmaz çürümeye başlarlar. Gerçek taşıllar ise içine gömüldükleri toprağın ve kayaların etkisiyle sürekli olarak korunurlar.

Taşılların oluşumu: Taşılların büyük bir çoğunluğu çökelti kayalarının arasında bulunur. Bu kayalar kum, çamur ya da öbür çökelti maddelerinin sıkışması ve sertleşmesi sonucu oluşan kayalardır.
Çok eski bir dönemde, örneğin, milyonlarca yıl önce ölen bir canlının mercanlı, yarı batak bir bölgenin yumuşak, kireçli çamurunun üzerine düştüğü varsayılsın. Bir rastlantı sonucu canlının vücudunun hemen başka bir çamur katmanıyla örtüldüğü kabul edilsin. Bu çamur katmanı bir gelgit olayı sonunda meydana gelebilir. Bunun sonucu olarak hayvanın kalıntıları leş yiyen hayvanlar tarafından yenmeden gömülmüş olarak kalır. Çamur katmanları arasında kalan bu canlının tüyleri çamurun içine gömülerek bugüne dek kalacak olan çok belirgin izler oluşturur. Tabi canlının eti kısa bir sürede, tüyleri de daha sonra çürür. Buna karşılık kemikler, kayalar gibi belli bir oranda madenlerden oluştuğu için çürümez.
Uzun bir süre içinde bu canlının kalıntılarının içinde bulunduğu yarık yavaş yavaş üzerine yığılan çökelti maddelerinin ağırlığı altında sıkıştırılır. Sonunda kalıntılar sertleşerek bir çeşit düzgün, ince taneli kireçtaşı oluşur. Bu sürenin sonunda hayvanın tüylerinin izi kayanın içinde iyice çıkar. Bu arada kireçtaşının arasından sızan su kalıntı kemiklerin deliklerinden içeri girer. Suyun içinde erimiş durumda madenler vardır. Bunlar da kemiklerin içinde birikir.-Sonuç olarak, bu deliklerin hepsi sert madenlerle dolmuş ve kemikler, eski biçimlerini koruyarak sert kayalar durumuna gelmiştir. Milyonlarca yıl önce ölen canlının iskeletinin gerçek bir taşılı oluşmuş, tüylerinin ise taşıl izleri çıkmıştır. Bu taşıllar bilinçli ya da bilinçsiz olarak yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkarılırlar.
Kemiklerin, madenlerin birikmesiyle taşıllaşması sürecine taşlaşma adı verilir. Bu durumlarda bu süreç tam olarak gerçekleşmez ve delikli ya da süngersi bir alt-taşıl oluşur. Bu gerçek bir taşıldan daha hafiftir. Yumuşakçalar gibi bazı deniz hayvanlarının kabukları kayaların içinde tıpkı canlı hayvanlarda olduğu biçimde korunmuştur. Bazı durumlarda ise bunlar taşlaşarak gerçek taşıllar oluştururlar. Yumuşak vücutlu hayvanların ancak kalıp taşılları vardır. Bunlara da az rastlanır.
Bilim adamları hayvan taşıllarından daha az ölçüde bitki taşılları bulmuşlardır, özellikle yer bitkilerinin taşılları azdır. Fakat bir bitkinin bir bölümü, iki çökelti katmanı arasına sıkışırsa bir iz bırakabilir ya da dokularındaki kimyasal maddelerin büyük bir bölümü sıkılarak dışarı çıkar ve geriye bitki görünümünde ince bir karbon katmanı kalır. Kömür, bitki kalıntılarından bu şekilde oluşur. Bir kömür parçası üzerinde bazen bir yaprak izi görülebilir. Bazı yerlerde ağaçların gövdeleri bütünüyle taşlaşmıştır. Taşlaşmış olan ağaç parçasının üzerinde çoğu kez ağacın dokularının çok küçük ayrıntıları bile görülebilir. Bu ayrıntılar arasında ağacın gövdesindeki yıllık halkalar ve hatta hücreler olabilir.
Taşılların en önemli yönü bunların evrim kuramı için çok sağlam bir kanıt oluşturmasıdır. Paleontoloji uzmanları (tarihöncesi yaşamı inceleyen bilim adamları) değişik çağlardan kalma, birbirinin benzeri taşılları karşılaştırarak canlıların nasıl geliştiğini ve milyonlarca yıllık Dünya tarihi boyunca nasıl değiştiğini bulabilirler.
Taşılların böyle bir yöntemle ele alınması ancak son 200 yıl içinde gerçekleşmiştir. Aralarında Aristoteles’in de bulunduğu bazı Eski Yunanlılar taşılların ölmüş canlıların kalıntıları olduğunu anlamışlardır. Fakat XV. yüzyıl Avrupa’sında birçok kimse bunların ölmüş canlılara benzeyen taşlar olduğunu sanmıştır. Bazıları da çok eski çağlarda meydana gelmiş olan büyük tufanda boğulmuş olan canlılar olduğunu ileri sürmüşlerdir.
XIX. yüzyılın başlarında, iki bilim adamının yaptığı çalışmalar taşıl konusundaki bilgilerin kazanılmasını sağlamıştır. Bu bilginler İngiliz araştırmacısı William Smith ile Fransız doğa uzmanı Georges Cuvier’dir. Cuvier soyu tükenmiş birçok canlının taşıldan iskeletlerini bir araya getirerek bunların canlıyken ne yapıda olduklarını ortaya çıkarmıştır. Ayrıca taşılların da, tıpkı bugün yaşayan canlılar gibi türlere ve cinslere ayrılabileceğini göstermiştir. Daha sonra bilim adamları kayaların gerçek yaşlarını bulmuş ve çeşitli taşılların birbirleriyle olan bağlantılarını ortaya çıkarmıştır.
Bilinen en eski taşıllar aşağı yukarı 3 milyar 200 milyon yıl yaşındadır ve son derece basit yaşam biçimlerine aittir. Bakteriler ve tek hücreli yosunlar çok basit bir yaşam biçimi gösteren varlıklardır. Fakat 600 milyon yıldan daha eski olan çok az taşıl vardır. Bunun nedeni bilinmemektedir. Yeryüzü tarihinin Kambriyum dönemi adı verilen ve aşağı yukarı 570 milyon yıl önce başlayan döneminde çök çeşitli hayvanlar vardı. Fakat bu dönemde yaşayan hayvanların hepsi omurgasızlar sınıfından, yani omurga kemiği olmayan basit canlılardı. Kambriyum döneminde denizlerde en çok bulunan canlılar vücutları üç bölümden oluşan bir çeşit deniz böcekleriydi. Bunlar bugünkü tespihböceğinin büyük boydaki atalarıydı. Bulunan en eski balık taşılı 480 milyon yıl önceden kalmıştır. Bu balıklar da bugünkü taşemengiller gibi çenesiz yaratıklardı.
Diğer bazı taşıllardan anlaşıldığına göre aşağı yukarı 435 milyon yıl önce başlayan Silür döneminde bitkiler denizlerden karalara yayılmaya başlamış ve bunları ilk kara hayvanları izlemiştir. Bu hayvanlar örümcek ve kanatsız bazı böcekler gibi yaratıklardı. Aşağı yukarı 390 milyon yıl önceden kalan taşıllardaki balıklarda akciğerlerin ilk kez ortaya çıktığı görülür. Aşağı yukarı 365 milyon yıl önce, Devon döneminin sonunda ise bu balıkların soyundan gelen bazı canlılar karada sürünmeye başlamıştır. Bunlar ilk ikiyaşayışlıların (hem karada hem suda yaşayabilen hayvanların); ortaya çıkmasına yol açmış ve sonunda sürüngenler ve öbür omurgalılar görünmüştür. Gelmiş geçmiş en büyük sürüngen örneği olan dinozorlar Trias döneminde, yani aşağı yukarı 225 milyon yıl önce ortaya çıkmıştır. Bundan kısa bir süre sonra, Jura döneminde ise ilk ilkel kuşlar ve memeliler görünmeye başlamıştır. Bunların evrimi sonucu bugün, Üçüncü Zamanda yaşamakta olan çeşitli canlılar ortaya çıkmıştır. Bu dönem 70 milyon yıl önce, dinozorların soyunun ortadan kalkmasından kısa bir süre sonra başlamıştır.
Bütün bu bilgiler, binlerce taşılın bulunmuş, bilim adamları tarafından dikkatle incelenmiş, sınıflandırılmış ve tarihlendirilmiş olmasının sonucudur. Taşılların bilim adamlarına başka yararları davardır. Jeologlar taşılların yardımıyla aynı çağda değişik yerlerde oluşmuş kayaları saptayabilirler. Belirli bazı taşıllar (bunlara indeks taşıllar adı verilir) sadece belirli bir çağa ait kayalarda bulunur. Taşıllar ayrıca kıtaların yüzmesi kuramının geliştirilmesinde de önemli bir rol oynamıştır. Birbiriyle çok yakından bağlantılı olan bazı canlılara ait taşıllar çoğu kez birbirinden binlerce kilometre uzakta, değişik kıtalarda bulunur. Bu da bu kıtaların bir zamanlar tek bir kara parçası durumunda olduğunu gösterir. Kaya katmanlarındaki taşıllaşmış çiçek tozu taneciklerini incelemek yoluyla da, petrol jeologları petrolün bulunabileceği yer hakkında bilgi edinirler.
Taşılların bulunması ve incelenmesi: Taşıl arayan bir paleontoloji uzmanı ya Dünya tarihinin belirli bir dönemiyle ya da belirli bir bölgeyle ilgilenir. Jeolojik çalışmalardan, istenilen döneme ait çökelti kayalarının nerelerde yüzeye çıkmış olabileceğini bilir. Seçmiş olduğu bölgeye gittiğinde kayanın aşınmış olduğu kanyonları, dik kayaları, ırmak vadilerini, taş ocaklarını arar. Buralarda yüzeye çıkmış olan taşılları bulma olasılığı yüksektir.
Uzman, bir bölümü ortaya çıkmış bir taşıl bulduğunda bunu içinde bulunduğu kayadan çıkarmaya çalışmaz. Sadece kayanın, üzerinde örneğin bulunduğu bir parçasını keser ve bunu laboratuarına götürür. Çoğu kez taşılın açığa çıkmış olan yüzeyini alçı ile koruması gerekir. Laboratuarda taşılı kayadan çıkarmak için çeşitli yöntemler kullanabilir. Çeşitli boylarda matkaplar kullanır. Kayayı asitle eritebilir ya da sadece kazıyarak çıkarabilir. Taşıl bir kez kayadan ayrıldıktan sonra alçıdan ya da plastikten bir kalıbı yapılabilir. Bundan sonra taşıl ayrıntılı olarak incelenebilir.

Yorum yazın