Tarihte Anadolu mezarlıkları

Tarihte Anadolu mezarlıkları

Bu devirde Anadolu mezarları şehir içinde ve şehir dışındadır. Orta Anadolu’da bulunan mezarların hepsi höyüklerde, o zamanki kasaba ve köylerde, evlerin içinde, iki ev arasında meydan ve sokaklardaydı. Alişar mezarlarının, evlerin döşemeleri altında olduğu görüldü. Orta Anadolu’da, Kalkolitik çağda şehir içine ölü gömme âdeti, Bakır, ilk tunç, hattâ Hitit çağına kadar sürdü. Şehir içinde, gelişkin ve çocuklara belirli yerler ayrılmazdı, onlar çoğunlukla evlerin içine, gelişkin kişiler ise hem evin içine hem de dışarıya gömülürdü. Ahlatlıbel ve Hashöyük mezarları da Alişar niteliğindedir. Kale odalarına, sur kasalarına gömülen ölüler için belirli bir alan ayrılmazdı. Batı ye Kuzey Anadolu’da bilinen şehir dışı mezarlıklar da vardır. Kusura, Babaköy, Yortan, Balıkesir, Çandarlı mezarlıkları bu türdendir. Kusura’da toprak, küp ve sandık mezarlar yan yanadır. Mezarlıkta ayrı mezar tipleri için özel yerler ayrılmamıştır, ölü hediyelerine ve buluntu durumlarına göre üç mezar tipi de birbirinin çağdaşıdır. Kusura mezarlığı, mezar tipleri bakımından Anadolu’nun en çeşitli belgelerini veren bir araştırma yeridir. Babaköy’de mezarlık alanı üçgen biçimli bir platodur, kuzey ve kuzeybatıya açıktır. Küplerin ağızları ve ölülerin başları doğuya, küplerin dipleri ve ölülerin bacakları ise batıya dönüktür. Dündartepe’de Bakır çağı evlerinin döşemesi altında bir çocuk mezarı bulundu. Burada ölülerin şehir dışına gömüldüğünü gösterecek belirtiler yoktur. Doğu Anadolu’da ve Amik ovasında şehir dışı mezarlıklar bulunamadı. Van Tiîkitepe’de ölüler şehir içine gömülüdür. Güneydoğu Anadolu’da durum daha değişiktir. Kargamış mezarları şehrin içindedir. M.ö. III. binin ortasına veya II. binin yarısına tarihlenen Tilbaşar yanındaki Karahasan bir şehir dışı gömüdür. Komşu ülkelerin mezarlıkları da Anadolu’dakilere benzer.
Kıta Yunanistan’ı ve ion adalarında Neolitik çağdan kalma mezarlar iskân yeri içindedir, Tunç çağının Rahmani, Malti, Koraku ve Eutresis gibi şehirlerinde yalnız çocuk mezarları bulundu. Kıbrıs’ta Neolitik çağda şehrin, hattâ evin içine gömülen ölüler Eski Tunç çağından sonra şehir dışı mezarlıklarına yerleştirildi. Bundan sonra Kıbrıs mezarlıkları kesiksiz olarak geç çağlara kadar kullanıldı. Anadolu, Kuzey Suriye ve Mezopotamya’daki Tell-Halaf kültüründe mezarlık bulunmadı. El-Ubeyd çağına tarihlenen Arpaçiye mezarlığı, Kuzey ve Güney Mezopotamya’nın ilk nekropolleridir. Uruk’ta 14. yapı katında şehir içi gömmeye rastlanıldı. Tepe Gavra VII. kata tarihlenen mezarlar evlerin döşemeleri altında bulundu. İran’da ve özellikle Tepe Sialk ile Tepe Giyan’da ölülerin şehir içine gömüldüğü anlaşıldı. Aşağı ve Yukarı Mısır’ın gömme durumu, Batı ve Orta Anadoluhıunkine yakındır. Kafkasya’da, ilk Madenler çağından sonra görülmeğe başlayan kurganlar uzun süre devam etti. Kafkasya kurganları bir tümülüs nekropolüdür. Güney Rusya’nın Neolitik ve Tripolye kültüründe ölülerin iskân yerleri içine ve evlerin döşemeleri altına gömüldüğünü belirten mezarlar bulundu. Güney Rusya’da ilk Tunç çağının başlangıcında görülen kurganlar, Kafkasya’dakiieri andırmaktadır, iyice tarihlenemeyen kafkas dolmenleri kurgan nekropollerinden ayrı birer mezarlıktır. Nahcivan bölgesindeki Şahbatı mezarlığı taş sandık mezarlarının taşlarla tekerlek biçiminde çevrilmesiyle yapılmıştır. Kafkasya’da, İran, Anadolu ve öteki ön Asya ülkelerinden ayrılan üç mezarlık tipinin uzun süre yaşadığını anlıyqruz. Kurgan, dolmen ve taş sanduka mezarları aynı çağda doğmamış fakat aynı zaman ve aynı kültür bölgesinde geçerliğini uzun süre korumuştur. Aynı bölgede oturan, aynı kültürü yaşatan, aynı halktan olan insanların din ve geleneklerinin birbirinden ayrı olması, ölülerinin şehir içine veya dışına gömülmesine yolaçmıştır. Anadolu’da birbirine karışan bu gelenekler ahret inançlarıyle birleştirilemez. Batı Anadolu’da, bu iki geleneği belgeleyen mezarların yan yana olması, ayrı iki kültür bölgesinden gelen ayrı kavimlerin bir geçit alanında birbirine karışmasıyle açıklanabilir. Çünkü Kuzeybatı Anadolu’da şehir içine gömülenlerle, mezarlıklardakilerin kafatasları arasında büyük bir ayrılık olduğu görülmüştür.Anadolu’da gömme âdetleri: öntarihte, Anadolu ölülerinin çoğu tek, pek azı da çiftolarak gömülmüştür. Topluca ölü gömme âdeti Anadolu’da yoktur. Doğu Akdeniz bölgesinin Neolitik çağdaki durumu da Anadolu’nunkinden farklı değildir. Anadolu’da aile veya kabile mezarları olmadığı gibi ön- tarihteki Anadolu mezarlarının’ biçimleri topluca gömmeye de elverişli değildir. Ege’nin ev biçimindeki mezar anıtları, kayalara oyulan geniş teşkilâtlı mağaraların, sahte kubbe veya kemerli mezarları ontarih anadolu kültürlerinde bilinmemektedir. Anadolu’nun çift gömmeye tanıklık eden ilk buluntusu Alacahöyük’ün Geç Kaltolitiğe tarihlenen sanduka mezarıdır. Buraya birincisi yetişkin erkek, İkincisi çocuk olmak üzere iki ölü gömülmüştür. Alişar’m. bakır çağ yerleşmesinden kalan kerpiçten sandukada 15 yaşında bir kız ile bir bebek iskeleti bulundu,. Alişar’da aynı çukurda ve aynı derinlikte bulunan iki iskeletten birinin çok hırpalanmış olması bunların ayııı zamanda gömülüp gömülmediklerini anlamağa engeldir. Babaköy-Yortan mezarlarında bir küpte de bir iskelet bulundu.Tespit edildiğine göre ölülerden yüzde ikisi uzatılmış durumda gömülmüştür, ikisi çift ve yüzde ikisi de birbirine yakın durumda bulundu. Bunlardan başka Kalkolitik Truva I ve Bakır çağında Truva IFde uzatılmış iskeletlerin bulunmaması bu âdetin Anadolu’da yayılmadığım gösterir.
Anadolu’da, ölüler tek olarak gömülürdü Yalnız Tekeköy’de aynı zamanda ve yan yana gömülen iki. ölünün belden yukarıları eksiktir. Anadolu’da bundan önceki çağ ile bundan sonraki devirlerde eşine rastlanmayan bu türlü gömmenin anlam ve kaynağı kesin olarak bilinemiyor. Avrupa’da da Tekeköy’de olduğu gibi başsız iskeletler bulundu. Bu düşünceye göre sağ kalanlar ölülerden korktuklarından onun geri dönmesini önlemek için vücudunu yaktıktan veya herhangi bir yo.Ua yok ettikten sonra zararsız olan başlarım atalarının kafatası kültü ile ilgili olarak evlerinde saklamışlardır. Bir başka görüşe göre de kafatasları tanrılara baş kurbanı olarak sunulmuştur. Son görüş ise, uzakta, gurbette ölenlerin bütün vücudu yurduna getirilemeyeceğinden, yalnız başı alınmış ve vücudu da öldüğü yerde bırakılmıştır.
öntarih Anadolu’sunda, mezarlara hediye bırakmak, ölülere yemek, içki sunmak ve dünyada işine yarayan eşyayı beraberinde götürmek âdeti vardı. Buna karşılık, Alacahöyük’ün 13 mezarı bir yana bırakılırsa, Anadolu’daki kalkolitik ve bakır çağı mezarlarında bırakılan hediyelerin zengin ve çeşitli olmadığı anlaşılır. Aiişar’m kalkolitiğe tarihlenen 12 mezarından yalnız .dördünde (üçü küp, biri sanduka) ölünün süs eşyalarına rastlanmıştır. Tilkitepe’de bulunan 15 mezardan yalnız . beşinde, Kusura mezarlığındaki 14 örnekten onunda çanak çömlek bulundu. Kusura’daki ölü hediyeleri tek ve çift kulplu kaplardır ve çoğu ölürnün başı ardasına, bir kısmı da bacakları dibine ve mezarın hemen dışına bırakılmıştır. I ünün yanında ikiden fazla kap bulunu ….¡ıştır. Kumtepe?nin en eski mezarında ve ölünün dizi altında mermer bir taş parçası bulundu. Batı, Orta ve Doğu Anadolu’da kalkolitik çağ ölü hediyeleri, içine yemek ve içki konan çanak çömlekle, ölünün madenden yapılmış özel süs eşyası, taştan bıçağı ve topuz başı gibi nesnelerdir. ölü hediyelerinin teknik ve biçimi, şehir içinde evlerde bulunanların aynıdır. Bu çağda mezarlara yalnız günlük işlerde kullanılan eşva bırakılmış, idol ve mühür gibi din ve hukuk belgeleriyle, öbür kült eşyalarına yer verilmemiştir. Kalkolitik çağın ölü hediyeleri şehir içi ve şehir dışı mezarlarında da bulundu. Bu çağın toprak, kaya oyuğu, sanduka ve küp mezarları içinde hediye koyma yerleri yoktur. Hediyeler, mezar ve ölünün istenilen yerine konmuş, belirli yere veya yöne bağlı kalınmamıştır. Bakır çağı ölü hediyeleri üçe ayrılır:
1. profan anlamları olan ve günlük işlerde kullanılan ölü hediyeleri. Bunları da çanak çömlek, savaş araçları ve süs eşyası olmak üzere üç sınıfa ayırabiliriz.
Tekeköy, Dündartepe, Alişar, Ahlatlıbel ve Hashöyük’te yalnız günlük işlerde kullanılan ve benzerlerine kültür katlarında da rastlanan ölü hediyeleri bulundu. Bu mezarlarda testi, tencere, vazo, fincan, obsidyen bıçak, taş balta, sapan taşı, bakır veya tunçtan hançer, kefen, elbise iğnesi ve özel süs eşyaları bulundu. Anadolu’nun az buluntulu mezarlarında süs eşyası bakımından kadın, erkek ve çocuklar birbirinden ayrılmamış, aynı tipe giren süs eşyası her üçünde de ölünün yanma bırakılmıştır. Ahlatlıbel mezarları da maden ölü hediyeleri bakımından zengindir. Bakır hediyelerin yanında, altın ve gümüşten, yüzük veya küpe gibi süs eşyası bulunmuştur. Savaş araçları sapı delikli ve yassı balta ve kama v.b.) hem kadın, hem de erkek mezarlarına konulmuştur. Kadınların süs eşyası (gerdanlık, bilezik, yüzük v.b.) boyun bilek ve parmaklara geçirilmiş durumdadır, öntarihte Anadolu mezarlarına gerçek eşyanın özentili küçük örnekleri bırakılmadı, ilk Anadolu mezarlarında değersiz ve işe yaramayan hediye görülmüyor. Bu bakımdan, Anadolu mezarlarındaki ölü hediyeleri Kıta Yunanistan’ı, Girit ve Kıbrıs’takile’rden ayrıdır. Mezarlarda pişmiş toprak ve madenden kap kaçağın bulunması, bunların ölülerin yanına dolu olarak yerleştirildiğini gösterir. Tekeköy ve Kaledoruğu’nda düz dipli çanaklar, ağızları yukarıya gelmek üzere konulmuştur. Hepsi de dolu gibi dur^ maktadır;
2. din ve kültle ilgili ölü hediyeleri: Anadolu’da bu tür ölü hediyeleri büyük yer tutar. Kalkolitik ve Tnıva ile çağdaş olan mezarlarda idol, tanrı sembolleri ve kült eşyası bulunamadı. Yortan’da, Truva II ve
Namurt idolleri tipine giren taştan üç figür bulundu. Alacahöyük’te yalnız üç kadın mezarında idol’e rastlandı. Bakır çağının levha biçimli idolleri gelenekleşen belli bir biçimde yapılırdı. Din ve kültle ilgili ölü hediyelerinin en güzel örnekleri Alacahöyük mezarlarında çıktı. Bu mezarlardan çıkan güneş kursları şimdilik aydınlatılamadı. Güneş kurslarından başka, bu mezarlarda, tunç veya bakırdan geyik heykelleriyle bakırdan elektron kakmalı boğa heykelleri de bulundu. Heykeller dört çatallı uzunca tabanlarda veya mahmuzlu, T harfi biçimli uzun bir sap üzerinde durmaktadır. Alacahöyük mezarlarında bulunan bakır veya tunçtan yapılmış sivri üçlü, delikli, mahmuzlu ve mahmuzsuz kancaların dini anlam taşıdığı bilinir. Alacâhöyük’te buluntuların böl ve çeşitli oluşu mezar sahiplerinin büyük bir törenle gömüldüğünü gösterir. Bu törende kurban ve ölü hediyelerinin ön planda geldiği anlaşılır;
3. kurban töreni ve Ölü yemeği ile ilgili buluntular: incelenen mezarlar içinde ölüye kurban edilmiş hayvan iskeletlerine veya hayvan parçalarına’rastlanmıştır. Bütün Anadolu mezarlarında ölüye kurban edilemeyen pahalı hayvanların birer örneği bulunmuştur. Bunlar pişmiş topraktandır. Kurban törenleri ve ölü yemeğini belgelendiren en iyi kalıntılara Alacahöyük’te rastlanır. Höyüğün düz ve toprak sıvalı mezar damlarının üstünde, düzenli sıralara göre yan. yana ve arka arkaya konulmuş hayvan iskeletlerinin büyük parçaları bulundu. Hayvan iskeletleri başları kuzeye bakmak üzere yerleştirilmiştir. Köpek iskeleti tam olarak ele geçmedi. R. M. mezarında da ince bir toprak tabakası üzerinde bir çift sığırın baş ve bacakları bulundu. Sığırların ön bacakları ileriye, arka bacakları da geriye dönük olarak yan yana yerleştirilmiştir. Kurban edilen hayvanların her mezarda çift olduğu görülür, Yenilebilir hayvanlarla ilgili bu kemikler, ölü gömerek hediyeleri yerleştirildikten ve mezar kapandıktan sonra başlayan kurban törenleri ve ölü yemeği kalıntılarıdır.
Yunanistan’da Ege ve Miken alt dayanağı önce Akdeniz gömme usulünü uyguladı. Orta İtalya’da gömme tarzında görülen ilerlemeler, Etrüsk medeniyetinin gelişmesine rastlar, imparatorluğun gelişme gösterdiği bölgelerde yerli âdetleri Etrüskler de devam ettirmişlerdir. Hıristiyanlığın kabulü, gömülmeyi zorunlu hale soktu, ilk hıristiyanların, yahudilerin, cesedin dirileceği inancı ile değil de, millî bir âdete uymak için ölü gömdüklerine değinmek gerekir.
Gömme usulü Etruria ve sonra Roma’da pişmiş toprak, taş veya mermerden yapılmış zengin mezarlar serisinin gelişmesine yolaçtı. ikinci derecedeki gömme, mezardan çıkardıktan, etlerin ayrılmasından veya ölünün kısmen yakılmasından sonra kemiklerin biraraya toplanmasıdır.
— Etnogr. Genellikle ceset, toprakla temasını önlemek için bir küp veya tabuta konur; buna bazen bir lahit de eklenir. Küp tabutun kullanılışı, defin işinin bazen iki kademede yapıldığı Güney Amerika’da, Hindistan’da görülmektedir. Tabutlar «Aynalarda olduğu gibi, küçük kulübelere benzeyen acayip yapılarda da olabilir.

Yorum yazın