Ordovisyen ve Silüryen Devirleri

Ordovisyen ve Silüryen Devirleri

Jeologlar genellikle bir jeolojik devrin ne zaman bitip, ötekinin ne zaman başladığım saptamada güçlük çekerler. Çoğunlukla bir devrin dönemleri, bazı bölgelerin su altında kalışı, ötekilerin de yükselişine göre belirlenmiştir. Jeologlar büyük bir bölgenin apansızın (jeolojik bir olay ne kadar «apansızın» olabilirse) su altında kaldığı yada deniz içinden büyük bir kara kütlesinin yükseldiği durumları, altbölümlemede bir kolaylık olarak görürler. Dönemler, hızla evrim geçiren hayvan yada bitkilerin ortaya’ çıkışlarına yada yokoluşlarına göre de saptanabilir.
Birçok ülkenin jeologları, yeryüzü kayalarını ve çeşitli kaya tabakalarına gömülü fosilleri incelemiş, buluşlarına göre yeryüzünü zaman, devir, dönem ve yaşlara ayırmışlardır. Ama yazık ki, değişik sınıflandırma biçimleri gelişmiştir; bunun nedeni, belli bir zamanda gerçekleşen jeolojik ve biyolojik olayların değişik bölgelerde farklılık göstergesidir. Bu yüzden devirleri, dönemleri ve yaşlan adlandırmada bazı karışıklıklar ortaya çıkar .Sözgelimi Kambriyen devrinden hemen sonraki ve Devonyen devrinden önceki zaman dilimine Avrupada Silüryen devri denir. Oysa A.B.D.’nde bu 75 milyon yıllık süre iki devire ayrılır: Ordovisyen ve Silüryen. Ordovisyen, Kambriyen sonunda, 480 milyon yıl önce başladı ve 45 milyon yıl kadar sürdü. Silüryen ise 435 milyon yıl önce başlayıp 30 milyon yıl, yani 405 milyon yıl önceye dek sürdü. Bu devirlerin daha küçük bölünmeleri kıtadan kıtaya değişir.
Bu iki devir boyunca kara, üç temel bölümden oluşuyordu: Kuzey Atlantik kıtası, Asya kıtası, Avustralya – Ekvator kıtası. Konum ve biçimleri bakımından bu kıtalar, bugünkülere çok az benziyorlardı.
İlk kıta kütleleri sürekli değişikliklere uğramaktaydılar: Enlem ve boylam değişiklikleri; bazı bölgelerin su altında kalmasına, bazılarının yüze çıkmasına yol açan yükselti değişiklikleri; dağların belirmesine ve aşınma süreçlerine bağlı değişiklikler; derinliklerdeki magmanın hareketleri yüzünden yeryüzü kabuğunda ve yüzey şekillerinde ortaya çıkan değişiklikler. Zamanla —yüzlerce milyon yıllık bir süre sonunda— yüzey şekilleri evrim geçirerek bugünkü biçimlerini aldılar.
Ordovisyen devrinin başlıca özelliği, Kuzey Amerika’nın doğusundaki Taconian dağlarının ortaya çıkışı oldu. Bu dağlar giderek aşındılar ve aşınmanın ürünleri, Birinci zamanın son bölümünde Apalaş dağlarını oluşturdu.
Silüryen’in sonuna doğru Britanya adaları, Norveç, Spitzberg ve kuzeydoğu Grönland oldukça önemli dağoluşumlar geçirdi. Bu dağlar Kaledoniyen dağoluşumu ile oluşup geniş alanları etkiledi.
Ordovisyen ve Silüryen’in 75 milyon yıllık süresi, milyarlarca yıllık Arkeyen (Alt Prekambriyen devrinin başları) devriyle karşılaştırıldığında kısa kalır. Ne var ki, bu kısa sürede, yaşam biçimleri büyük ölçüde ilerlemiş, canlı organizmalar giderek çoğalmış ve karmaşıklaşmıştır. Kambriyen devrinde hayvanların büyük çoğunluğu tekhücreliyken, Ordovisyen ve Silüryen devirlerinde çokhücreli hayvanlar çoğalmıştır. Hayvanlar çabuk evrim geçirmişlerdir; çünkü bir organizma ne kadar karmaşık olursa, o kadar çok değşinime uğrar.Silüryen devrinin sonlarına doğru organizmalar karaya doğru ilk atılımlarını yaptılar. En eski kara bitkileri arasında ota benzeyen Pteridophytes vardı. Yarı yarıya da olsa, karasal bir yaşama ayak uyduran ilk hayvanlâr Eurypteride’-lerdi; bunlar iki büyük pençesi ve bir akrebinkini andıran bir kuyruğu olan karides benzeri organizmalardı. Bu hayvanlar tamamen suya bağlı değillerdi. Sonraki devirlerde canlı organizmalar, karaları fethederek çeşitli bölgelere yerleştiler.

ORDOVİSİYEN VE SİLÜRYEN DEVİRLERİNDE KARA VE DENİZLER
Bu devirlerdeki kara ve denizler, Kambriyen devrindeki ve günümüzdeki düzlem küreden oldukça farklı bir görünümdedir. Günümüzdeki yorumlar, bu iki devirde üç büyük kıta bulunduğunu belirtir: Kuzey Atlantik kıtası, . Asya kıtası ve Avustralya – Ekvator kıtası.
Kuzey Atlantik kıtası, bugünkü Kuzey Amerika, Grönland ve İskandinavya ile Rusya’nın Avrupa kıyısından oluşuyordu. Bu dev kara kütlesinin, Kuzey yarıkürenin öteki karalarından ve Asya’dan Ural jeosenklinalini dolduran deniz parçasıyla ayrıldığı sanılır. Asya kıtası zaman zaman okyanusla birleşen birçok denizle doluy
du. Büyük bir okyanus uzantısı, Avrupa’nın kuzey bölümlerini Afrika ve Hindistan’dan ayırıyordu.
Atlas Okyanusu kuzey ve güneyden karayla çevriliydi. Kuzeyden, Kuzey Atlantik kıtasıyla kapalıydı. Güneyden Güney Amerika’yla Afrika’yı birleştiren bir kara parçasıyla sınırlandırılmıştı. Bilim adamları bu kara parçasının haritada gösterildiği kadar uzun olup olmadığını kesinlikle söylememektedirler. Kıtalar bu haritadakinden daha yakın da olabilirler ve o zaman güney yarıküredeki bu kara kütlelerini birleştirmek için daha kısa bir köprü yeterli olur. Avustralya-Ekvator kıtası, Afrika-Hindistan karalarından ancak dar bir deniz koluyla ayrılmıştı.
Güney Amerika’nın bir bölümü su altındaydı. Kuzey Amerika Üst Ordovisiyen ve Qrta Silüryen dönemlerinde su baskınlarına uğradı. Üst Silüryen dönemindeyse su baskınları çok kısıtlıydı ve Kuzey Amerika’nın büyük bölümü su üstündeydi. Bu iki devir boyunca Kayalık dağlar ortada yoktu. Bu dağların şimdi bulundukları yerde büyük bir jeosenklinal denizi vardı. Sözkonusu denizden adalar yükseliyordu ve büyük bir olasılıkla jeosenklinalin batış ve çıkışlarından doğan volkanlar oluşuyordu. Apalaş joesenklinalinin bir bölümünde su üstüne yükselmişti; ama, Kuzey Amerika’nın öteki bölümlerinden bir deniz parçasıyla ayrılıyordu.

Yorum yazın