ÖLÜ DENİZ YAZMALARI

ÖLÜ DENİZ YAZMALARI

1947 yılında, Ölü Deniz Kıyısında Kumran’da, çobanlık yapan bir
Bedevi’nin kaybolan hayvanlarını
ararken girdiği bir mağarada
bulduğu yazmalar bilim ve teoloji
dünyasını alt üst etmişti. Tarihe
Ölü Deniz Yazmaları olarak
geçecek olan bu yazmaların sırrının
çözülebildiğini söylemek için ise
daha çok erkendir.
Yazmaların 1947 yılında çoban tarafından bulunmasından sonra,bu yazmalar Kudüs Üniversitesi’nin eline geçmiş ve bu mağaralarda araştırmalar başlamıştır.1958 yılına kadar süren çalışmalarda bir çok yazmanın yanı sıra arkeolojik başka bulgulara da rastlanmıştır.10 yıl süresince 11 mağarada yapılan kazılar 800 kadar yazmanın ve bir çok parçanın gün ışığına çıkmasını sağlamıştır.Bunlar arasında Tevrat’ta geçen metinler bulunduğu kadar bulunmayanlar da mevcuttur. Bu metinlerin aşağı yukarı dörtte biri kadarı Tevrat’ta geçen metinlerdir. Bunların dışında kutsal metinlerin imitasyonları da söz konusudur. Ancak yazmaların pek çok yeri okunamadığı için bunları yeniden derlemek çok zor olmuş, bazı bölümler ise derlenemez şekilde bozulmuştur.Metinler daha çok deri üzerine yazılmış olmakla birlikte papirüs ve bakır üzerine yazılmış metinler de vardır. Bu metinlerin dilleri İbranice, Arami dili ve yerel dillerdir. Bu belgeler aynı zamanda bunları yazan topluluğun inançları ve yaşayışları hakkında da bilgi vermektedir.Bu metinleri bir Yahudi topluluğunun yazdığına kuşku yoktur.Bu topluluk genellikle Esseniler olarak düşünülmektedir. Metinlerin yazılış tarihleri de metinlerin bir topluluk tarafından yazıldığını ve saklandığını göstermektedir. Metinlerin en eskisi MÖ 250 en yenisi ise 68 tarihine tarihlenmektedir. 68 tarihi aynı zamanda Kudüs’e giden Roma ordularının Kumran kentini yıktıkları tarihtir.

YAZMALARI KİMLER YAZDI ?

Yazmaların bir Yahudi tarikatına ait oldukları konusunda
araştırmacılar görüş birliğine varmışlardır. En olası gözüken
topluluk ise Esseniler olarak düşünülmektedir. Bu topluluğun
Esseniler olup olmadığını bir kenara bırakıp yazmalara göre bu
topluluğun kurallarına ve yaşayışına bakmakta fayda vardır.
Çıkan yazmaların arasında bu tarikatın kurallarını belirleyen
yazmalar da vardır. Bunların arasında bu topluluğun Tanrı ile
yeni bir ahit yaptığına ilişkin yazmalar da vardır.
Kanunlar yazmasında bu tarikatın kuralları ile ilgili ayrıntılı bilgi
sahibi olabiliyoruz. .Bunun dışında tarikat hakkında bilgi
alabileceğimiz başka yazmalar da vardır.
Yazmalara göre bu topluluk İsrail halkından çıkma , katılmak
isteyen ve akıl ve disiplin sınavlarını verebilen herkese açıktı.
Tarikata girenler için , artıkbu hayata başladığına ilişkin törenler
yapılmaktaydı. Yeni girenler ayrıca günahlarını itiraf ediyor ve
Tanrı’nın lutfunu talep ediyorlardı. Bu törenlerde ilgi çekici bir
yön de Tanrı’nın adı yüceltilirken şeytan yani Belial yeriliyordu.
Yeni girenin tam olarak kabul edilmesi ise seneler sonra yaptığı
işlere göre oluyordu.
Topluluk içinde ruhban sınıfının tam bir hegemonyası vardı.
Ruhban sınıfı da kendi içinde bir hiyerarşiye tabii idi. Rahipler
her sene yaptıklarına göre bir sıralamaya sokulmaktaydılar.
Topluluğa girenler için ise her seneneler yapacağı önceden
belirlenmişti.
“Kardeş”ler arasında ise tam bir sevgi ortamı öngörülmekteydi.
Herkes kardeşini kendi kadar sevmeli, etrafına iyilik yapmalıydı.
Kötü davranışlar ise sert bir biçimde cezayı hak etmekteydi.
Topluluğa girenler maddi zevklerden uzaklaşmak, bunların
peşinden koşmamak zorundaydılar. Evlilik yasak olmamakla
beraber sıkı kurallara bağlıydı.
Bu topluluk aynı zamanda “Kanun Evi” olarak da
adlandırılıyordu. Yazmalara göre on kişiyi geçtiklerinde
içlerinden birinin “gece ve gündüz” kanunları okuması
gerekiyordu.
Kanunlara karşı koyanlar ise cezalandırılıyor ve topluluktan
ihraç ediliyorlardı.
Törenler :
Topluluğa kabul edilen kişi tam bir yıl geçmeden bazı törenlere
katılamıyordu.
Bu törenlerden en önemlisi ise arınma (purificatio) töreni idi. Bu
tören vaftiz törenine benzeyen ve suyla yapılan bir törendi.
Törenin ayrıntıları günümüze kadar ulaşmamıştır ; ancak Şam
yazmasına göre suyun “kişiyi tam olarak kaplayacak” kadar
olması gerektiğini biliyoruz. Bu töreni büyüsel bir tören olarak
kabul etmemek gerekmektedir. Bu sembolik bir arınmadır. Zaten
bu törenin etkili olabilmesi için kişinin kalbinin de temiz olması
gerekmektedir.
Bir önemli tören de komünyon, topluluk yemeği idi. Yemek
konseyden on kişi hazır bulununca toplanabiliyor ve ekmek ve
şarabın kutsanmasıyla gerçekleşiyordu.
Bu iki önemli tören de farklı şekillerle de olsa Hristiyanlığa
geçmiştir.

YAZMALARIN İÇERİĞİ

Daha önce de belirttiğimiz gibi 11 mağaradan çeşitli boyutlarda
yazmalar çıkmıştır. Bu yazmalar dışında bölgede yaşayan
Bedevilerden satın alınanlar yazmalar da vardır. Bu yazmalar
içinde çok iyi korunanlara da rastlanmıştır, tamamen
parçalanmış olanlara da.
Bu yazmaların konuları çeşitlidir. Bakır yazmalar dışında
kalanları kısaca özetleyecek olursak:
-Yaradılış (Tekvin bölümünün apokrif’i)
-Kurallar
-Işık oğulları ve Karanlık oğulları (İyi kötü mücadelesini anlatan yazılar)
-Tevrat yorumları
-İlahiler
Ölü Deniz yazmaları içinde farklı konularda olanlar olsa da
kabaca bu başlıklar altında toplanabilirler.
Bir envanter çıkartmak gerekirse, parçalı olarak 600 civarında
yazma sözkonusudur. Bu yazmaların yaklaşık dörtte biri Tevrat
metinleridir, hatta çoğu metinin bir çok kopyasına rastlanmıştır.
Bu metinlerin arasında apokrif metinler de vardır.
Bulunan parçaçaldan bir bölümü de , 1896-1897 yıllarında
Kahire’de bir sinagogda Salomon Schechter tarafından bulunan
ve 1910’da yayımlanan yazmalarla aynı bölümleri içermektedir.
Şam yazması ya da Şam Belgesi denilen bu belge de değerli
bilgiler içermektedir.

Bakır rulolar

Ölü deniz yazmaları içinde en ilginç olanları da kuşkusuz bakır
rulolardır. Bu ruloların diğer rulolardan olan farkı bakır olması
dışında , topluluğun kuralları ya da inançlarından bahsetmemesi
bunun yerine saklı bir hazine hakkında bilgi vermesidir.
Bu rulo’nun bir hazine hakkında bilgi vermesi , yazmaları
araştıran ekibi de şaşırtmış, hatta bunu ilk tercüme eden John
Marco Allegro’nun bunu basması bu ekip tarafından, define
avcılarının hücum etmesi korkusuyla engellenmiştir.
Bu keşif bilim dünyasını da ikiye bölmüştür. Bir bölüm
araştırmacı burada gerçekten bir hazine olduğunu
savunurkenbaşkaları da bunun sembolik bir anlatım olduğunu
iddia etmişlerdir.
Bunun gerçek hazine olduğunu iddia edenler bu hazinelerin
birinci ya da ikinici tapınaktan geldiğini ve Esseniler tarafından
saklandığını söylemektedirler.
Bunun tersini iddia edenler ise Kumran Essenileri’nin bu kadar
zenginliğe sahip olamayacaklarını ve Kudüsteki toplulukla olan
ilişkilerinin kötülüğünden, tapınaktaki hazineleri elde
edemeyeceklerini söylemektedirler.
Bu hazinelerin gerçek anlamı ne olursa olsun bu hazineleri
arayanlar, hatta bu hazineleri Tapınakçıların bulduğunu
söyleyenler vardır. Ancak Roma’daki Titus’un zafer takına
bakıldığında Romalıların hazineleri aldıkları görülmektedir.
Buna karşılık olarak da bazı araştırmacılar asıl hazinelerin saklı
kaldığını , Romalıların aldıklarının sadece göstermelik olduğunu
iddia etmektedirler.

TOPLULUĞUN ÖĞRETİLERİ

Topluluk kaçınılmaz olarak Tevrat’da geçen ana kavramlara bağlı
idi ancak yine de kendine özgü görüşler geliştirmişti.
Ölü Deniz yazmaları incelendiğinde , topluluğun kendine özgü
doktrinleri ve topluluk kurallarının büyük ölçüde yazıya
geçirildiği görülmüştür.
Topluluğun inanışına göre, topluluk kutsal yazılardaki gizemleri
anlamış ve bunların sırrına ermektedir. Kurallar yazmasına göre
Büyk üsdatın da görevi, bu yolu seçmiş topluluk üyelerine bu
bilgileri almasında yardımcı olmaktır.
Bu şekli ile bu topluluk ezoterik karakterini göstermektedir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, ezoterik öğretilerin
aksine fazlasıyla yazılı metin bulunmasıdır. Ancak bulunan
yazılı metinler, topluluğun sakladığı sırlarla ilgili olmaktan öte
kuralları ve yorumları kapsamaktadırlar.

İyi – Kötü Karşıtlığı

Topluluğun öğretilerinde en ilgi çekici husus , Zerdüştlük’de
olduğu gibi , iyi ve kötü güçlerin karşıtlığının önemli bir yer
tutmasıdır.
İyi güçlere hükmeden güç topluluk tarafından “Işık Prensi” diye
adlandırılmaktaydı. Onun emrindekiler ise “Işık oğulları” diye
adlandırılmaktaydı. Onların karşısında ise kötü güçlere
hükmeden “Karanlıkların Prensi” ya da “Belial” vardı.
Emrindeki gçler ise “Karanlık Oğulları” olarak adlandırılıyordu.
Ölü Deniz yazmalarına göre, Tanrı insana iki tür ruh vermişti.
Bir doğruluğun yolundan giderken ötekisi sapkınlık yolunu
izliyordu. Bu yolların açıklaması da ilginçtir. Kurallar yazması
şöyle anlatır :
“ Bir ışık kaynağından Doğruluk kökünü almaktadır,
Sapkınlık ise karanlıkların kaynağından,
Işık Prensi’nin elinde
Doğruluk oğullarının hükümdarlığı vardı,
Işık yolundan yürüyorlardı.

Karanlıklar Prensi ise

Sapkınlık oğullarının hükümdarlığını elinde bulunduruyordu,
Ve onlar Karanlıkların yolundan yürüyorlardı.” (Kurallar 3,
19-20)
Kralların dördüncü bölümünde de buna benzer ifadeler geçer.
Yine Kurallar yazmasına göre Işık oğullarının işlediği günahların
nedeni de Karanlıklar Prensidir.
Burada dikkat edilmesi gereken, Işık ve Karanlıklar Prensinin İyi
ve kötü tanrılar olarak düşünülmemesi gerektiğidir. Çünkü her
ikisi de Tanrı tarafından insanlar için yaradılmışlardır.
“ Fakat Tanrı , Sapkınlığın sonunu önceden belirlemiştir.
Bu onun gizemi ve bilgeliğinin zaferidir.
Ve Tanrı yeniden geldiği vakit doğruluk sonsuza kadar
hükmedecektir. “
Ancak iyi ve kötünün savaşı Tanrı’nın geleceği hüküm gününe
kadar sürmektedir.
Bu bölümler bize, Hristiyanlığın kökeni, daha başka bir deyişle
Hristiyanlıktaki Şeytan kavramının kökeni hakkında bilgi
vermektedir.
Kişilerin Işık Oğullarına ya da Karanlık oğullarına katılmaları
tamamen Tanrı’nın önceden yaptığı bir seçim olarak
belirlenmiştir. Karanlık oğulları sonsuza kadar böyle kalacaktır.
Işık oğulları ise yanlış yollara da sapabilirler. Ancak “Tanrı ve
Işık Prensi bütün Işık oğullarının yardımına geleceklerdir.”
(Kurallar 3, 24-25) . Böylece toplulukta Tanrı’nın onları
kurtaracağına dair her zaman bir güven hüküm sürmektedir. Bu
güven daha sonra Hristiyanlık’ta da, İslam’da da karşımıza
çıkacaktır.
Buradaki bir dikkat çekici nokta da , hüküm gününde
ödüllendirilme ve cezalandırılma kavramlarıdır.
Hüküm günü geldiğinde “ölüler topraktan kalkacaklar” (Savaş
Kuralları Yazması 12,5) ve son mücadele başlayacaktır. Seçilmiş
olanlar ise sonsuz mutluluk dolu bir yaşamı yaşamı
yaşayacaklardır. Karanlık oğulları ise , karanlıkların ateşi içinde
tamamen yok olana kadar acılar içinde kıvranacaklardır. Kurallar
yazmasında geçen bu bölümler de bize Hristiyanlığı ve İslam’ı
anımsatmaktadır.

Mesih beklentisi

Mesih beklentisi detopluluğun doktrinlerinin önemli bir
öğesidir.
Değişik tarihlere tarihlenen belgeler ışığında, Mesih beklentisi
topluluğun tarihi boyunca da farklılık göstermiş , yukarıda adı
geçen kavramlarla karışmıştır. Ancak genel olarak bu topluluğun
bir beklenti içinde olduğunu ve zamanın sonuna gelindiğinini
düşünüldüğünü söyleyebiliriz. Ancak Mesih kavramı topluluk
yazmalarında oldukça karmaşıktır. Klasik mesih öğretisine bağlı
kalınmakla birlikte mesih-rahip, mesih-kral ve aşağıda
inceleyeceğimiz Adalet Üstadı kavramları birbirine karışmış bir
haldedir. Mesih kavramı ile beraber Adalet Üstadı kavramının da,
Adalet Üstadı’nın dönüşünün beklenmesinin debüyük rol
oynamış olduğu kesindir.

Adalet Üstadı

Yazmalarda geçen bir önemli kavram da “more hassedek” diye
adlandırılan ve Adaletin Efendisi, Adalet Üsdatı ya da Adil olan,
Adil Efendi diye tercüme edebileceğimiz kavramdır. Kumran
topluluğunun inançlarına göre, bu kişi beklenen Mesih’den farklı
bir kişi idi.
Bazı yazmalara göre Adalet Üsdatı, İsa’dan önce 180-60 yılları
arasında bir dönemde yaşamış ve ölmüş biridir. Ancak dönüşü
beklenmektedir. Burada şaşırtıcı olan Adalet Üsdatı ile İsa’nın
hayatı arasındaki şaşırtıcı benzerliktir.
Ancak Adalet Üsdatıhakkındaki bilgilerimiz oldukça kısıtlıdır.
Ölü Deniz yazmaları arasındaki Habakkuk yorumuna göre,
Habakkuk kşiabı aslında Adalet Üsdatı’nı anlatmaktadır ve
zamanın sonunun geldiğini haber vermek de Adalet Üsdatı’na
düşmüştür: “Ve Tanrı son nesile neler olacağını yazmasını
Habakkuk’a bildirdi. Dediklerine gelince; onu okuyan koşsun,
bu Adalet Üsdatı’nı anlatmaktadır. Tanrı ona peygamberlerin
sözlerinin sırrını açıklamıştır. “ Bu bölüm oldukça ilginçtir,
çünkü Adalet Üsdatı direk olarak Tanrı’dan vahiy alıyor olarak
gözükmektedir. Aslında burada Adalet Üsdatı Tanrı’dan vahiy
alan biri olarak görülmekten öte, eski bilgileri yeniden derleyen
biri olarak da görülebilir.
Burada bir başka dikkat çekici nokta da, Kumran topluluğu
zamanında çok yaygın olan, zamanın sonunun geldiği
düşüncesinin, Adalet Üsdatı tarafından ele alınıyor olmasıdır.
Oysa Vaftizci Yahya da bu savla ortaya çıkmıştır. Burada
Yahya’nın bu yazmaları bildiğini de düşünebiliriz, daha ileride
göreceğimiz gibi de bu hiç de düşük bir olasılık değildir.
Zamanların sonunun geliğini söyleyen Adalet Üsdatı, Habakkuk
yorumuna göre etrafındaki insanların karşı koyması ile
karşılaşmış ve onlar tarafından suçlanmış, hatta
cezalandırılmıştır. Ancak metinde nasıl cezalandırıldığı
yazmamaktadır.
Şam yazmasına göre ise Adalet Üstadı Tanrı’dan esin alan biri
olmaktan öte, insanlara yol gösteren bir rehberdir.

KUMRAN TOPLULUĞUNUN KİMLİĞİ

Kumran topluluğunun döneminde varolan hangi Yahudi tarikatı
ile ilşkili olduğu uzun zamandan beri tartışma konusudur.
Opluluğun belgelerinin yazım tarihlerinin yaklaşık MÖ 100
ılından MS 68 yılına kadar uzanması, ilk hristiyanlar da dahil
olmak üzere dönem içinde varolan bütün Yahudi topluluklarının
incelenmesini gerektirmektedir.
Dönemin toplulukları incelendiğinde, Kumran topluluğu ile en
çok Esseniler arasında benzerlikler göze çarpmaktadır.
Esseniler hakkında bize bilgi verenlerin başında Flavius
Josephus ve İskenderiyeli Philon gelir. Josephus, özellikle
Yahudi Savaşı adlı eserinde Essenileri olabildiği ölçüde
tanıtmıştır. Bu kitaptan, her ne kadar birebir yazmamış olsa da
Ölü Deniz Yazmaları ile olan benzerlikleri
gözlemleyebiliriz.Örneğin topluluğa kabul edilme sürecinde bu
benzerlik göze çarpmaktadır :
“ Topluluğa girmek isteyenler hemen kabul edilmezler. Aday
dışarıda bir yıl kadar bekler ; ancak ondan Esseni gibi
davranmasını isterler […] Daha sonra, bu süre boyunca, [aday]
kendini kontrol edebildiğini gösterir ve topluluğun yaşam
tarzına daha da çok yaklaşır. Aday , arınma (purificatio)
banyolarına da katılır. Ancak daha kabul edilmiş değildir.
Sabrını gösterdikten sonra iki yıl boyunca karakteri incelenir
ve eğer hak ediyorsa topluluk içine kabul edilir.”
Bunun dışında, topluluk içindeki hiyerarşi, din adamlarına
gösterilen saygı, ortaklaşmacı yaşam hakkında bilgiler, temizlik
ve adalet gibi kavramlar hakkındaki bilgiler, ezoterik bilgiler ve
kutsal kitapların çalışılması , inançlar gibi bir çok konularda
antik yazarların Esseniler hakkında verdikleri bilgilerve Ölü
Deniz yazmaları arasında ortak yönler bulunmuştur.
Son zamanlarda yapılan araştırmalarda da Essenilerin Kumran’da
yaşadığının ortaya çıkması , Kumran topluluğunun essenilerden
oluştuğu yönündeki savları kuvvetlendirmiştir.
Biz de bu savlara sadık kalacağımızdan ve bunları çürütecek
kanıtlar olmadığından ya da bulunamadığından Kumran
topluluğunu Esseniler olarak kabul edeceğiz.

HRISTİYAN DİNİNİN KÖKENLERİ VE YAZMALAR

Yazmaların bulunması ve okunması Hristiyanlığın orijinalliği
konusunu da tartışmaya açmıştır. Hristiyanlık ile ilk defa
söylendiği iddia edilen savların bu yazmalarda varolması bu
dinin tarihinin yeniden yazılması gerektiğini ortaya
koymaktadır.
Mesih sözcüğü köken olarak “yağlanmak” sözcüğünden
gelmektedir. Eski İsrail krallarının tahta çıkarken yağlanmaları,
gelecek olan kurtarıcının da yağlanacağını , kral olacağını
düşündürtmüş ve gelecek olan kurtarıcı bu isimle anılmıştır.
İsrailliler için gelecek olan kendilerini esaretten kurtarıp kral
olacak bir Mesih’tir. Yeni bir kuracak kurtarıcı hiçbir Yahudi’nin
beklentisi olmamıştır.
İlk yapılan çalışmalar toplulukta iki Mesih beklentisi olduğunu
göstermiştir. Bunlardan birincisi Aaron Mesih’i ötekisi de İsrail
Mesih’idir. Ancak daha sonra açığa çıkan yazmalarda bu ayrılık
ortadan kalkmış ve tek Mesih beklentisi belirgin olarak tespit
edilmiştir.
Yazmalarda geçen bir ilginç terim de Tanrı’nın Oğlu terimidir.
Hristiyanlıkla birlikte ortaya çıktığı sanılan bu terim yazmalarda
mevcuttur. Arami Apokalipsi diye adlandırılan yazmalarda
4Q246 olarak numaralandıran metinde bu terim bütün açıklığı
ile geçer : ” O Dünyada büyük olacak […] Ve onun adı Tanrı’ını
Oğlu olacak ve onu En Yüksek Olanın oğlu diye
çağıracaklar.[…] Onun krallığı sonsuz krallık olacak ve yolu
gerçeğin yolu olacak. […]O dünya yüzüne barış getirecek. […]
Yüce Tanrı onun efendisi olacak . […] Onun hükümdarlığı
sonsuz hükümdarlık olacak. ”
Bu metin aynı zamanda Luka İncili ile de büyük paralellik
göstermektedir : “Melek ona ‘Korkma Meryem’ dedi, ‘Sen
Tanrı’nın lutfuna eriştin. Bak gebe kalıp bir oğul
doğuracaksın, adını İsa koyacaksın. O büyük olacak,
kendisine en yüce olanın oğlu denecek. Rab Tanrı ona atası
Davut’un tahtını verecek. O da sonsuza dek Yakup’un soyu
üzerinde egemenlik sürecek ve egemenliğinin sonu
gelmeyecektir.’ ”
Aslında “Tanrı’nın Oğlu” deyiminin İsa’dan önce karşımıza
çıkması bu kadar şaşırtıcı olmamalıdır ; çünkü eski Mısır’dan,
Mezopotamya’dan Roma’ya kadar yöneticiler kendilerini Tanrı
soyundan gelen ya da Tanrı’nın oğlu olarak adlandırmışlardır.
İsa’nın Essenilerle olan ilişkisi hakkında elimizde daha birçok
ipucu vardır. İncil’de İsa hakkında geçen bir çok bölüm ile Ölü
Deniz yazmaları arasında ilşki vardır. Bunlardan bazılarını
incelersek :
-İsa’nın son yemeği , Essenilerin komünyon yemeği ile bağlantılıdır. Ölü
Deniz yazmalarında , toplanıldığı zaman şarap ve ekmekle nasıl yemek
yendiği ayrıntıları ile belirilmiştir. Hatta bu toplulukta , şarap ve ekmeğin
kutsanması ile yemeğe başlanır.
-Eski bir geleneğe göre İsa Salı akşamı Paskalya yemeğini yemiş, aynı
gece tutuklanmış, ve Cuma günü çarmıha gerilmiştir. Esseni takvimine
göre ise yıl 364 gün idi ve 52 haftaya bölünmüştü. Buna göre her yıl ,
bayramlar aynı güne düşmekteydi. Esseni gelenğine göre de bu
bayram (Fısıh/Hamursuz) Çarşamba gününe düşmektedir. Dolayısıyla
da yemeği Salı akşamı yenmektedir. Öyleyse İsa ya da İncil yazarları bu
geleneği izlemişlerdir.
-İsa etrafında on iki havari toplamıştır. Kumran topluluğunda da yüksek
konsey on iki kişiden oluşmaktadır. Bu aynı zamanda on iki kabilenin
bir sembolüdür.
-Sayılarla ilgili bir başka sembol de Markos’da geçer : “İsa onlara, küme
küme yeşil çimenlerin üzerine oturmalarını buyurdu. Halk, yüzer, ellişer
kişilik bölükler halinde oturdu.” (6 , 39-40) . Aynı düzen Ölü Deniz
yazmalarında da geçer : “Bütün herkes düzen halinde geçecek ,
herkes birbiri arkasına yüzer yüzer, ellişer ellişer, onar onar.” Bu düzen
şekli bir tür ritüelik şekildir. O zaman İsa’yı karşılamaya gelen ve İsa’nın
ders verdiği kalabalığın Essenilerden oluştuğu da söylenebilir. Ne türlü
düşünürsek düşünelim Ölü Deniz yazmaları ile olan bağlantı açıktır.
İncillerden bize ulaşan İsa ile ilgili bilgiler onun Kumran
topluluğu ile ilişkisi olduğunu , hatta bir Esseni olduğunu
düşündürtmektedir. Ancak onun Esseni olmadığını da
düşündürecek olaylar vardır.
İsa’nın davranışları Essenilere aykırıdır. Özellikle İsa’nın “temiz
olmayanlarla” ya da “günahkârlarla” yemek yemesi, yemeği
ritüel gibi gören ve temizlenmeyi şart koşanEsseni düşüncesine
aykırıdır.
Bir önemli ayrım da Esseni düşüncesinin ezoterik ve
inisiyasyona dayalı olmasına rağmeni İsa’nın halkın içinden,
seçim yapmadan müritlerini toplamasıdır.
Ancak burada, İsa’nın Esseniler içinden çıkan, onların
düşüncesini ortaya koyan ancak uygulamalarına karşı çıkan bir
“sapkın” olduğunu düşünebiliriz.
İncilde adı geçen kişiler içinde Esseni olduğu düşünülen sadece
İsa değildir.

Ölü Deniz Yazmaları ve Vaftizci Yahya

Vaftizci Yahya İncil’de geçen en ilginç kişiliklerden birisidir.
İncil’in Ölü Deniz Yazmaları ile beraber okunması Yahya’nın da
bu topluluktan biri olduğunu düşündürtmektedir.
Yahya’nın Esseni olduğu görüşü çok defalar ortaya atılmıştı. Eğr
Ölü Deniz Yazmalarını Essenilere maledersek bu görüş daha da
desteklenmektedir.
İlk olarak bu topluluğun bulunduğu yerle Yahya’nın ortaya
çıktığı yer arasında coğafi bir yakınlık vardır. Luka’ya göre
“Tanrı, sözünü çölde bulunan Zekeriya oğlu Yahya’ya
duyurdu.” (Luka 3,2) Burada çöl sözünden belli bir coğrafi
onumu da anlayabiliriz, başka bir deyişle çöl burada Kumran ya
da Esseni topluluklarının yaşadığı yer anlamında alınabilir. Buna
göre Yahya toplulukla birlikteyken Tanrı’nın sözünü duyduğunu
iddia etmiş olabilir. Ayrıca İşaya’da da (40,3) “Çölde Rabbin
yolunu hazırlayın” demesi bütün dindar Yahudi topluluklarını
çöle yöneltmişti. Bu ifade Ölü Deniz yazmalarında da
geçmektedir.
Yahya’nın ailesinin de ruhban sınıfından gelmesi de Yahya’nın
bu konuda eğitim almış olma olasılığını güçlendirmektedir. Öte
yandan Yahya’nın doğumunda babası Zekeriya’nın şükran
ilahisinde ( Luka 1,67-80) geçen bir çok motif de aynı zamanda
Ölü Deniz yazmalarında geçmektedir .
Matta’ya göre (3,4) “Yahya’nın deve tüyünden giysisi, belinde
deriden kuşağı vardı. Tek yediği, çakirge ve yaban balıydı. “
Aynı şekilde , Ölü Deniz yazmalarında da (Şam Belgesi) , çekirge
yendiği yazmaktadır.
Yahay ile Esseniler arasındaki bir ilginç bağ da Yahya’nın
söylediklerindedir. Matta’ya göre,“Kudüs’ün, bütün
Yahudiye’nin ve tüm Şeria nehri yöresinin halkı ona geliyor,
günahlarını itiraf ediyor, onun tarafından Şeria nehrinde
vaftiz ediliyordu. Ne var ki, Ferisilerle Sadukilerden birçok
kişinin vaftiz olmak için kendisine geldiğini gören Yahya
onlara şöyle seslendi: «Ey engerekler soyu! Gelecek olan
gazaptan kaçmanız için sizi kim uyardı? Bundan böyle
tövbeye yaraşır meyveler verin. Kendi kendinize, `Biz
İbrahim’in soyundanız’ diye düşünmeyin. Ben size şunu
söyleyeyim: Tanrı, İbrahim’e şu taşlardan çocuk yaratacak
güçtedir. Balta şimdiden ağaçların köküne dayanmıştır. İyi
meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılacak. Gerçi ben sizi
tövbe için suyla vaftiz ediyorum, ama benden sonra gelen
benden daha güçlüdür. Ben O’nun çarıklarını çıkarmaya bile
layık değilim. O sizi Kutsal Ruh’la ve ateşle vaftiz edecek.
Yabası elindedir. Harman yerini temizleyecek, buğdayını
toplayıp ambara yığacak, samanı sönmeyen ateşte
yakacaktır.” (Matta 3, 5-12) .
Bu ifadelerle Ölü deniz yazmaları arasında büyük benzerlikler
vardır. Burada belirtilen, gelecek olan gazap , hazırlanma ve
Mesih’in gelişi Ölü Deniz yazmalarında geçen motiflerdir. Suyla
vaftiz de , suyla temizleme de Kumran topluluğunun bir adetidir.
Aynı şekilde ateşde yanma ve helak olma da Kumran
topluluğunun yazılarında sıkça geçer. Bu motif ,aynı zamanda
Petrus’un İkinci Mektubu’nda karşımıza çıkacaktır.Kumran
topluluğu da zamanın sonunun geldiğine inanmaktaydı.
Burada ilginç olan bir nokta da , döneminde , Josephus’un da
belirttiği gibi, Ferisiler, Sudukiler ve Essenilerin bilinmesine
rağmen Yahya’nın sadece ikisine atıfta bulunması ve İncillerde
Essenilerin ihmal edilmesidir. Aslında bunun açıklaması basittir.
Eğer Yahya ya da bu kitapları yazan kişiler kendilerini Esseni
olarak kabul ediyorlarsa bu ismin-ya da kendilerini ne olarak
adlandırıyorlarsa – kendi yazılı begelerinde geçmemesi doğaldır.
Yahya’nın hayatında da Essenilere benzeyen yönler vardır.
Yahya’nın mayalı içki içmemesi, evlenmemesi ve dini bir hayat
sürmesi Essenilerle olan benzerliğidir.
Ancak Yahya da, İsa’nın mesihliğinde gördüğümüz gibi,
topluluğunu genişletmeye çalışmış ve öğretisini geniş kitlelere
yaymaya uğraşmıştır. Bu ise Esseniler ya da Kumran
topluluğunun prensiplerine aykırıdır. Aslında Yahya da bu
topluluktan ayrılmış bir sapkın gibi görülebilir.

İsa’dan sonra Esseni uygulamaları

İsa’dan sonra da İsa’nın yolunu izleyenler bazı Esseni adetlerini
uygulamışlardır.
İlk Hristiyan topluluklarının ortaklaşmacı yapısı zaten Esseni
topluluklarını anımsatmaktadır. Hiyerarşik olarak da benzer bir
yapı vardır. Kumran topluluğunda,on iki kişiden oluşan büyük
konsey gibi ilk hristiyan topluluklarında , – on iki havari gibi- on
iki kişilik piskopos heyeti vardı.
Bunu dışında Hristianlığın bir çok motifi ile – erken
Hristiyanlıkta günde üç kez dua, vaftiz ve vaftizden sonra beyaz
giyme, Şeytan – Essenilerin adetlerinin benzerliği de dikkat
çekicidir.
Bu durum ilk Hristiyantoplulukları ile Essenilerin arasındaki
coğrafi yakınlık ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Aslında bu çok
da yanlış değildir. İnzivaya çakilen Esseniler dışında, Filistin’de
binlerce Esseninin yaşadığını Josephus’dan öğrenmekdeyiz.
Ayrıca İsa’nın havarilerinin çoğunluğunun da Esseni olmadığını
bilmekdeyiz. Ancak ister İsa’nın yetiştiği topluluk Esseniler
olsun , ister sonradan katılsın, Hristiyanlığın kökeninde
Esseniliğin olduğu bir gerçektir.

Essenilerin Pavlus üzerindeki etkisi

Esseni etkisi hakında söylenmesi gereken bir başka husus da
Pavlus’un Essenilerdan etkilenmiş olabileceği hususudur.
Pavlus’un bir çok ifadesi Ölü deniz yazmaları ile aynıdır.
Pavlus Korintlilere ikinci mektubunda şöyle der: “Üstün gücün
bizden değil Tanrı’dan kaynaklandığı bilinsin diye biz bu
hazineye toprak(kil) kaplar içinde sahibiz” (4,7). Yazmalarda
ise bu ifade şöyle geçer: “Efendim, sana şükürler olsun,
mucizeni tozla, kil vazo yaparak gösterdin” . Bu iki ifade
arasındaki ilişki açıktır.
Pavlus’un Koloselilere mektubunda ise “Bizi kutsalların
ışıktaki mirasına ortak olmaya yeterli kılan Baba’ya
şükretmeniz için dua ediyoruz” (1,12)diye bir bölüm vardır. Bu
da yazmalardaki “ Tanrı onlara kutsalların mirasından pay
verdi“ ifadesi ile benzerlik göstermektedir.
Yine aynı mektuptaki “O bizi karanlığın hükümranlığından
kurtarıp sevgili oğlunun egemenliğine aktardı” (1,13) ifadesi de
bize Ölü Deniz yazmalarında sıkça geçen ışık ve karanlık
egemenliklerini anımsamaktadır.
Oysa ışık ve karanlık arasındaki bu mücadele Pavlus’un
mektuplarında sıkça geçmektedir.
Romalılara Mektup’da şöyle denilmektedir: “Gece ilerlemiş,
gündüz yaklaşmıştır. Bunun için, karanlığın işlerini
üzerimizden sıyırıp atarak, ışığın silahlarını
kuşanalım.”(13,12)Burada Pavlus ile Kumran topluluğu
arasındaki ilişki belirgin olarak gözükmektedir.
Işık ile karanlık arasındaki mücadele Pavlus ‘un Korintlilere
ikinci mektubunda çok ilginç bir şekilde geçer : “İmansızlarla
aynı boyunduruğa girmeyin. Çünkü doğrulukla fesadın ne
ortaklığı, ışıkla karanlığın ne beraberliği olabilir? Mesih ile
Belial arasında ne söz birliği , iman edenin iman etmeyenle ne
paydaşlığı olailir? “ (6,14) Burada ışık ve karanlık çatışmasının
yanında Mesih-Belial ikiliği de belirtilmiştir. Belial isminin
İncil’de geçtiği tek yer burasıdır. Belial isminin Ölü Deniz
Yazmalarında sık sık geçtiğini görmüştük. Pavlus da burada
Kumran topluluğu tarafından büyük önem verilen bu ismi
kullanarak bu toplulukla olan ilşikisi hakkında ipucu
vermektedir.
Elçilerin İşlerinde ise Pavlus’a İsa tarafından şu sözler
söylenmektedir: “Seni ulusların gözlerini açmak ve onları
karanlıktan ışığa, Şeytan’ın hükümranlığından Tanrı’ya
döndürmek için gönderiyorum. Öyle ki, bana iman ederek
günahlarının affına kavuşsunlar ve kutsal kılınanların
arasında yer alsınlar “ (26,17-18) Burada geçen ifadeler
arasında “gözlerini açmak”, “karanlıktan ışığa” ve “kutsal
kılınanlar” Ölü Deniz yazmalarında geçen ifadelerdir.

SONUÇ

Ölü Deniz yazmaları keşfinden itibaren büyük gürültü koparmış
ve üzerinde bir çok teori üretilmiştir.
En dikkat çekici tarafı ise Hristiyanlığın kaynakları hakkındaki
görüşlerin değişmesine neden olmasıdır.
Ancak bir öğretiye körü körüne inanan insanların özgün
düşünerek kendi ianançlarını sorgulamadsı beklenemez. Bu
yazmaları okuyan kişilerin çoğunluğunun din adamı ya da
tarikat mensubu olması burada çıkarılan sonuçların herkese
açıklanmasını engellemiştir. Aynı şekilde yazmaların bir
bölümünün tercümeleri halka açıklanmamıştır ve
sansürlenmiştir. Yazmaların yeni tercümelerinde 50’li yıllarda
olan metinler dahi yoktur.
Bunun dışında bu yazmalara ulaşıp,onları okuduktan sonra
dinden çıkan din adamları ya da okudukları ve tepkiler
karşısında alkole sığınan John Strugnell gibi araştırmacılar da
çıkmıştır.
Ölü Deniz yazmaları hakkında yapılacak tarafsız bir araştırma
Hristiyanlık hakkındaki görüşlerimizi kökünden değiştireceği
kesindir. Ancak içinde yaşadığımız yüzyıl bütün dogmaların
yıkılacağı bir yüzyıl olacaktır ve Hristiyanlık da bundan nasibini
alacaktır.

KAYNAKÇA

ALLEGRO John Marco, The People of the Dead Sea Scrolls,
Doubleday &Company Inc., New York, 1958
ALLEGRO John Marco, The Treasure of the Copper Scroll,
Doubleday Anchor Books, New York, 1964
BAIGNENT Michael, LEIGH Richard, The Dead Sea Scrolls
Deception, Touchstone, New York, 1991
DANILEOU Jean, Les Manuscrits de la Mer Morte et les Origines
du Christianisme, Editions de l’Orante, Paris, 1974
EISENMAN Robert, James, the Brother of Jesus, Penguin
Books, New York, 1998
FEATHER Robert, The Copper Scroll Decoded, Thorsons,
London, 2000
GASTER Theodor H., The Dead Sea Scriptures, Doubleday
Anchor Books, New York, 1956
LAPERROUSAZ E. M., Les Manuscrits de la Mer Morte, Presses
Universitaires de France, Paris, 1984
SHANKS Hershel, The Mystery and Meaning of the Dead Sea
Scrolls, Random house, New York, 1998
VERMES G., The Dead Sea Scrolls in English, Penguin Books,
Middlesex,

Yorum yazın