Mısır Teb Şehri

Mısır Teb Şehri

Teb, Eski Mısır dilinde vase ya da vose, İÖ y. 22. yüzyıldan sonra nove ya da nüve, eski çağların en ünlü kentlerinden biri ve eski Mısır İmparatorluğu’nun en parlak dönemindeki başkenti. Kahire’nin 670 km kadar güneyinde yer alır. Bir bölümünü bugünkü Luksor (el-Uksur) kenti kaplamaktadır. Eski Teb kenti yaklaşık 36 km2’lik bir alana yayılmıştı; büyük bölümü Nil’in doğu kıyı-sındaydı, batı kıyıda ise krallara ait mezar tapınaklarıyla bunlarda hizmet gören rahip, asker, zanaatçı ve hademelerin evlerinin bulunduğu “ölüler kenti” vardı.

Tarih. Yukarı Mısır’ın dördüncü eyaleti olan Vase’nin 4. sülaleden beri var olduğu bilinmektedir. Teb’de günümüze ulaşan en eski anıtlar, bölge valilerinin (nomarkh) Mısır’ı egemenlikleri altında birleştirdikleri

11. sülale dönemine (İÖ 2133-1991) tarihilenir. Teb bu dönemden sonra krallığın başkenti olmuş ve baştannsı Amon’a itha-fen Nove ya da Nüve (Amon’un Kenti) adıyla anılmıştır. Kente Yunanlıların verdiği Thebai adı ise, Luksor’un eski Mısır dilindeki karşılığı olan Taope’den gelir.

12. sülale döneminde (İÖ 1991-1786) krallık sarayı el-Feyyum’a taşındıysa da, Amon, onu kendi öz tanrıları sayan Mısır firavunlarının gözünde saygınlığını yitirmedi. Bu firavunlar Teb’de Amon adına tapınaklar inşa ettiler. İstilacı Hyksoslar bölgede belirgin bir varlık gösteremediler; onları sonunda Mısır’dan çıkaranlar da Teb firavunları oldu (y. 1560). Bunu Teb’in görkemli zenginlik dönemi izledi. 18. sülale firavunları Teb’i yeni baştan kurarak başkent yaptılar; Asya’da ele geçirdikleri ganimetler ve Nübye’den aldıkları vergilerle kentteki tapmakları güzelleştirdiler. IÖ 15. yüzyılda Nil’in her iki kıyısında da parlak renklerle boyanmış ve bahçelerle çevrelenmiş büyük saraylar yükseldi. Yeni Krallık firavunları ırmağın doğu kıyısını görkemli tapınaklarla, batı kıyısını da bunları bile gölgede bırakan mezar tapınaklarıyla bezemek için adeta birbirleriyle yanşa girdiler. Kent IÖ y. 1400’de, kendisine bağladığı ülkelerin vergilerinin çoğunu Amon’a tapınak yaptırmaya harcayan III. Amenofis döneminde zenginliğinin doruğuna ulaştı. Onun oğlu Ahenaton’un egemenliğinde kısa süren kötü bir dönem yaşadı; sarayın gözünden düşen kentte Amon adına düzenlenen ayinler yasaklandı. Ama Teb, Tutan-kamon’un bayındırlık girişimleriyle kısa süre sonra eski zenginliğine ve saygınlığına yeniden kavuştu. Bu yükseliş, yılın bir bölümünü burada geçiren I. Seti ve II. Ramses’in dönemlerinde de sürdü. Fira

vunların kentteki görkemli tapınaklarına yenileri eklendi. Eski kaynaklara göre III. Ramses, Amon tapınaklarına 86.486 köle ve zengin gelir kaynakları bağışlamıştı.

Ama sonraki firavunlar zamanında Teb gerilemeye başladı; hükümetin bu dönemde ciddi boyutlarda bir ekonomik bunalıma düştüğü sanılır. IX. Ramses’in hükümdarlığı sırasında, İÖ y. 1121’de doğu yakası yöneticisinin batıdaki meslektaşını suçlaması üzerine yapılan bir dizi soruşturmada Teb’in batı nekropolündeki kral mezarlarının yağmalandığı ortaya çıktı. Yağmalanan firavun mumyalan oradan oraya taşındı, sonunda Amon rahipleri tarafından II. Amenofis’in mezarına ve Deyrü’l-Bahri’de-ki(*) bir kuyu mezara kondu. (Bu iki mezann ortaya çıkanlması, modem arkeolojinin en önemli keşiflerinden biridir.) Teb’deki kötü yönetim kargaşalıklara da yol açtı; nekropol görevlileri arasında ayaklanmalar baş gösterdi. Yerel yönetim giderek Amon rahiplerinin eline geçti. Bu durum, Ramses sülalesinden son firavunun ölmesinden sonra Mısır’daki siyasal gücün Tanis’teki firavunla Teb’deki yüksek din görevlisi arasında paylaşılmasına yol açtı. Aile içi evlilikler ve evlat edinmeler, bu iki taraf arasındaki bağlan daha da güçlendirdi. Tanis krallan-nın kızlan, büyük güç sahibi oldukları Teb’de “Tanrı Amon’un Karısı” sayıldılar.

Napata (Nübye) firavunları Teb’i kendilerine başkent yaptılar. Kentin Yunanlılar arasında büyük ünü vardı. Homeros yapıtlarında “yüz kapılı Teb”in zenginliklerini anlatıyordu. Ama Asurbanipal’e bağlı Asur birlikleri İÖ 661’de kenti yağmaladılar. Saisler yeniden inşa ettilerse de, Teb bir daha eski zenginliğine kavuşamadı. Stra-bon’un yaşadığı dönemde (İÖ 64/63 – İS 23’ten sonra) yalnızca eski tapınakları görmeye gelen ziyaretçilerin uğradığı küçük bir köy haline gelmişti.

Arkeoloji. Teb’deki kalıntıların Nil’in doğusunda olanlan Kamak’taki(*) ve Luksor’da-ki(*) Amon tapınaklarıdır. Nil’in batısında uzanan nekropol bölgesinin kuzeyindeki Bibanü’l-Mülûk’ta(*) ve güneyindeki Biba-nü’l-Harim’de(*) kral mezarları vardır. Bi-banü’l-Mülûk’un hemen doğusundaki Dey-rü’l-Bahri’de II. Mentuhotep’in, Kraliçe Hat-şepsut’un (bak. Hatşepsut Tapınağı) ve III. Tutmosis’in mezar tapınakları yer alır. Bibanü’l-Harim’in güneydoğusundaki Medi-net Habu’da(*) III. Rar.ises’in mezar tapınağı bulunur.

III. Amenofis’in mezar tapmağı, belki de bütün Teb tapınakları arasında en büyük ve en gösterişli olanıdır. Ama sonraki firavunlar tarafından hemen tümüyle harap edilen yapıdan günümüze yalnızca birkaç temel duvarı parçası, 9 m yüksekliğinde dev bir stel ve Memnon Heykelleri olarak bilinen iki büyük heykel ulaşabilmiştir. III. Ame-nofis’i betimleyen bu heykellerin her biri tek bir taş bloktan yontulmuştur ve taçlarıyla birlikte yükseklikleri 21 m’yi bulur. Kuzeydeki heykel, belirli günlerde şafaktan az sonra garip bir ses çıkarttığı için “şarkı söyleyen Memnon” adıyla bilinir ve adına özel kutlamalar yapılırdı. Roma imparatoru Septimius Severas döneminde heykelin kırık yerleri onarılmış, o da bundan sonra bir daha hiç “şarkı söylememiştir”.

DeyrüTBahri ile Nil arasındaki Kurna’da bulunan I. Seti tapınağının bir bölümü ayakta kalmış, ön avlusu ve giriş pilonu(*) ise yok olmuştur. Tapınağın bir bölümü Seti’nin babası olan I. Ramses’in mezar kültüne adanmış, ama ancak Seti’nin oğlu II. Ramses (Büyük) döneminde tamamlanabilmiştir. Tapınaktaki kabartmalarda II. Ramses betimlenmiştir.

Ramesseum adıyla bilinen II. Ramses’in mezar tapınağı nekropol bölgesinin aşağı yukarı ortasmdadır. Büyük ölçüde harap olmuşsa da eski görkemini yitirmemiştir. Tapınağın dış pilonu firavunun Hititlere karşı yürüttüğü savaşları, iç pilonu ise Kadeş Savaşı’yla Bereket Tanrısı Min adına yapılan şenlikleri betimleyen canlı sahnelerle bezenmiştir. İç avludaki sütunlar firavunu Osiris kılığında gösteren büyük figürlerle kaplıdır. Birinci avludaki II. Ramses’i otururken canlandıran dev heykelin günümüze yalnızca parçalan ulaşabilmiştir. Heykelin tamam haliyle en az 18 m yüksekliğinde ve yaklaşık 1.000 ton ağırlığında olduğu sanılmaktadır. İkinci avlunun arkasındaki hipos-til(*) Kamak’ta bulunan Amon Tapınağı’n-daki benzerini anımsatır. Bu hipostilin arkasında günümüze ulaşamayan başka sü-tunlu salonlann ve bir kutsal mekânın bulunduğu anlaşılmaktadır. Tapınağın çevresinde, tuğladan yüksek bir duvarla çevrili olarak, tapınak hizmetlilerine ait depo, ahır, atölye ve konut olarak kullanıldığı sanılan çok sayıda tonozlu yapı kalıntısı yer alır. Diodoros Sikeliotes, Ramesseumı’u “Osymandias’ın Mezarı” diye tanımlamıştır.

Medinet Habu’da III. Ramses’in mezar tapınağının güneybatısında kalıntıları bulunan III. Amenofis ile Kraliçe Tiy’in sarayının bir zamanlar Teb’in batı yakasındaki en güzel yapılardan biri olduğu sanılır. Yapı gerçekte dört bölümden oluşur. Bunlardan biri “firavunun büyük karısı”na aittir. Firavun, karısının saltanat gemisiyle gezinti yapabilmesi için burada büyük bir göl yaptırmıştır.

Eski Mısır’da Teb’den başka büyük kentler de vardı; ama bunların hiçbirinden sonraki kuşaklara Teb’deki kadar zengin bir miras kalmamıştır. Teb’in tarihsel sahne ve yazıtlarla bezeli büyük tapınakları, duvarları günlük yaşama ve dinsel inanışlara ilişkin zengin resimlerle kaplı mezarları ve bugün dünyanın dört bir yanındaki müze ve özel koleksiyonları dolduran buluntuları bu mirasın parçalarıdır. Dünyada başka pek az arkeolojik bölge, ilkçağ konusundaki bilgilerin zenginleşmesine Teb kadar katkıda bulunmuştur.

Yorum yazın