Mağara Resimleri

Mağara resimleri
Bundan iki buçuk milyon yıl önce Taş Devri insanı mağaraları barınak olarak kullanmaya başlamış ve duvarlarına resimler yaparak süslemiştir. Bu ilk sanat yapıtlarının en güzel örnekleri Alp dağlarındaki mağaralarda görülür.
İlk insanların mağaraları süslemelerinin nedeni tam olarak anlaşılamamıştır. Duvarlara resim yapmalarının tek nedeni oturdukları yerin daha güzel görünmesi değildir. Çünkü çoğu zaman bu resimler gözle görülemeyecek kadar kuytu yerlere, kayaların çatlakları arasına kazınmıştır.
İlk insanın, resimlerin sihirli bir güç taşıdığına inandığı sanılmaktadır. Mağara resimleri, genellikle insanların beslenmek için avladıkları hayvanları konu almaktadır. Başarılı bir av sahnesini mağarasına kazıyan ilk insanlar, belki de böyle bir avın gerçekleşeceğine inanıyorlardı.
İlk insanlar mağara duvarlarına insan resimleri de yapmışlardır. Bunlar genellikle gebe kadın resimleridir. İyi bir av elde etmek için av resimleri yapan ilk insanların, çok çocuğa sahip olmak için de gebe kadın resimlerinin yardımcı olacağına inandıklarını düşünmek yanlış olmaz.
İlkel toplumun gelişmemişliğine ve kullanılan aletlerin basitliğine karşın, ilk insanlar sanatsal yetenek ve duygulardan yoksun değildiler. Kayaların yüzündeki doğal çıkıntıları kullanarak resimlerine üç boyut vermeleri büyük bir başarıdır. Çizgileri cesur ve canlıdır. Değişik mineraller kullanarak çeşitli renkte boyalar elde etmişlerdir.
Hava ile temasın olmadığı mağaralarda rastlanan fosillerden de anlaşıldığı gibi, soyu tükenmiş olan tarihöncesi hayvanları da mağaraları sığınak olarak kullanmışlardır. Hava ile temas eden mağaralarda bu kalıntılara rastlamak olanaksızdır. Çünkü havada bulunan bakteriler fosillerin içine işler ve onları çürütürler. Günümüzde, özellikle tropikal ülkelerde mağaralarda barınan hayvanlara rastlanır. Jamaika’daki Windsor mağarasında binlerce yarasa yaşar. Mağaralarda balıklara ve hem suda hem de karada yaşayabilen hayvanlara rastlanır, örneğin Meksika mağaralarında aksolotl denen semenderler yaşar.
Yarasalar mağaraları sığınak olarak kullanmakla birlikte, bazıları mağaranın dışında, gün ışığında avlanıp beslenirler. Mağaralarda yaşayan aksolotl gibi bazı hayvanlar ise tüm yaşantılarını mağaranın içinde geçirir, hiç güneşe çıkmazlar. Böyle bir ortamda yaşamaları sonucu pigmentleri gelişmez. Beyaz ya da saydam olurlar. Mağara hayvanlarının çoğu görme duyularını kullanmadıkları için kördür.
Mağaraların karanlığında yeşil bitkiler de yaşayamaz. Çünkü karbon özümlemesi yapmak ve beslenebilmek için ışığa gereksinme duyarlar. Mağaraların araştırılması iki yönteme dayanır. Birincisi bilimsel yöntemdir. Bu yönteme Yunanca mağara anlamına gelen “spelaion” sözcüğünden türetilen speleoloji denir. İkincisi spor amacıyla yapılan, sportif yöntemlere dayanan ve bilimsel temeli olmayan fakat oldukça yaygın bir biçimde uygulanan amatör mağaracılıktır. Speleoloji derneklerinin ilki XIX. yüzyılın sonunda Fransa’da kurulmuştur. Bu dernekler bugün dünyanın birçok ülkesinde araştırmalar yapmaktadırlar. Bazı hükümetler çevre kirlenmesini önlemede yararlanmak amacıyla, su kaynakları sistemini speleoloji uzmanlarına inceletirler. Speleoloji uzmanları içine giremeyecekleri kadar küçük akarsu kaynaklarını da incelerler, örneğin küçük bir ırmağa parlak renkte boyalar atarlar ve boyanın başka bir ırmakta görünüp görünmediğini araştırırlar. Speleoloji uzmanlarının kullandıkları aletler dağcılarınkine benzer. İp merdivenler, halatlar ve kayalara tutunabilmek için çakılan büyük çiviler kullanılır.
Mağara keşiflerinin en önemlileri bu yüzyılda ya da geçen yüzyılın sonunda olmuştur. Mağaralarla ilgili bilimler yeni yeni geliştirilmektedir. Mağaraların incelenmesiyle önemli bilgiler toplanmış olmasına karşın speleolojinin hâlâ bilinmeyen yönleri vardır.

Yorum yazın