Yabancı Ülkelerin Aile Yapısı

Yabancı Ülkelerin Aile Yapısı

Bazı kimseler, aile temel biriminin, anne – baba, çocuklardan oluşan küçük ailelerden değil, anne- çocuk işbirliğinden doğduğuna inanmaktadırlar, örneğin, Güney Doğu Afrika’nın “Swazi” kabilesinde baba, yarım daire şeklinde, birbirine bitişik kulübeler kurar. Bunların ortasındaki kulübe, annesiyle beraber kendisine aittir, öteki kulübenin her birine, babanın eşleri, çocuklarıyle beraber yerleşirler. Tüm bu aile gruplarının reisi, babadır. Ama, çocuklar ayrı ayrı kulübelerde yalnız anneleriyle beraber otururlar. Baba hiç birinin yanında bulunmaz. Çocuklar, annelerinin yanından ayrılmazlar, ona ölünceye kadar bakarlar.
Babanın, yanında bulunan annesi ölünce, baba, ençok sevdiği asıl eşini kendi kulübesine getirir. Baba ölünce, ailenin atası olarak her zaman saygı ile anılır. Ama, asıl sevilen ve sayılan annedir. Baba ölünce malı, mülkü, parası çocuklarına kalır.
Ghana’da yaşayan “Ashanti “terin çok değişik aile yaşantısı vardır. Anne ile baba ayrı evlerde otururlar. Anne, zaman zaman babanın evine misafir gider. Çocuklar da ayrı evlerde oturarak, arada sırada anne – babalarını görmeye giderler. Bazen de, annelerinin pişirdiği yemekleri babalarına götürürler. Arada sırada, babalarının evinde onunla birlikte yemek yedikten sonra annelerinin evine gece yatısına giderler.
Annelerinin malı mülkü çocuklarına kalır.
Ashanti kadınları eşlerinden fazla, erkek kardeşlerine ilgi gösterirler; çünkü erkek kardeşlerinin mirasçısı, kendi çocukları olacaktır.
“Swazi” ailelerinde olduğu gibi, “Ashanti” aile kuruluşlarında da önemli olan temel, anne – çocuk ilişkisidir.
Güney Hindistan’daki “Nayar”ların aile anlayışı şaşırtıcıdır. Bu toplulukta kadın, birden fazla erkekle evlenebilir.
Genç kız, ufak yaştayken ilk defa törenle evlendirilir, sonra kabile geleneklerine göre bu evlenme durumu kaldırılınca, genç kadın çeşitli erkeklere eşlik edip istediği kadar çocuk doğurabilir. Anne, bu çocuklarla birlikte aynı evde oturur. Kızları büyütüp çoluk çocuk sahibi olunca, bu çocuklar da aynı eve gelirler. Çocukların her biri, babalarının kim olduğunu bilirler ama, evine gidip onunla oturmazlar, annelerinin evinde kalırlar. Bazen de annelerinin kardeşi, yani dayıları tarafından bakılırlar.
“Nayar” halkının bu gelenekleri, İngiliz idaresi altında değişerek, İngiliz kanunlarına göre yeniden düzenlenmiştir.
Batı Sumatra’nın “Mentawei” kabilelerinde aile, büyükanne, büyükbaba, onların kızları – oğulları ve kızlarının çocuklarından oluşur. Bir kadın çocuk doğurunca baba önce onlarla birlikte oturmaz. Çocuk, büyükanne ve büyükbaba tarafından alınarak annenin ailesi yardımıyla büyütülmeye başlanır. Ancak, baba yaşlanıp kırkına varınca, çocuğun annesiyle evlenir ve ailenin evine girer.
Sanayileşme, dünyanın en uzak köşelerine kadar yayıldıkta, tüm bu aile sistemleri ister istemez
büyük değişikliklere uğrayacaktır. Daha şimdiden Japonya’da böyle değişiklikler baş göstermiştir bile. İkinci Dünya Savaşından önce, Japon ailesi binlerce yıldan beri hiç değişmemişti. Her ailenin bağımsız bir evi vardı. Bu ev, yaşayan aile kişilerinden başka, ölü akrabalardan, doğacak çocuklardan oluşuyordu. Ailenin oturduğu ev, ölülerinin gömüldüğü mezarlık, aile kişilerinin malı mülkü, tüm olarak o ailenin bölümü sayılıyordu. Hatta her ailenin kendine öz “yasaları” bile vardı, örneğin Japonya’da, 1700 yıllarında yazılmış bir “Aile Yasası” içinden bir kaç satır okuyalım: “Anne, çocuklara yumuşaklık ve ilgiyle bakar. Babalarının onlara neden sert davrandığını ayrıntılarıyla ve anlayışlı bir dille anlatarak onları yatıştırmaya çalışır ki, sonradan çocuklar babalarına kızıp karşı gelmeye kalkmasınlar. Annenin iyiliği ve görevi budur.”
Japon yasaları da, bu aile yasalarını geçerli saymaktaydı. Ama, İkinci Dünya Savaşı, endüstriyi Japonya içinde yaygınlaştırdı. Ayrıca sık sık batıklarla alış – veriş yapmak fırsatını bulan Japonların aile kuruluşları da, yavaş yavaş batıya dönük olmaya başladı.

Yorum yazın