Musevilik ve Hıristiyanlık

Musevilik ve Hıristiyanlık

Museviliğin temeli bildirisi. «Ev Musevilerî Tanrı birdir ve o bizim Taunun’muzdur» duasında belirtilir. Bu duaya Şema İsrail (Dinle. İsrail) denir. İmanları. Tanrı’nın birliğine imanı etmeye ve bu iman yoluyla kendi varluklarını da birleştirmeye çağırır.

Musevi Ahdi ve Anlam

Musevilik. İbrahim peygamber kavmiyle Yatova !Taınur»i arasında meydana. gelımiış bir ahit dinidir. İbrahim peygamber sınandığında. oğlunu Tanrı “ya kurban etmeye hazar olduğumu göstermişti. Bu ahiit,, Taran ile insan arasında do gan gizemli amılasmavı ¡Gösterir. Yahudi inancuraun «iğretileri. seçilmiş imusamılaınım davranışlarından oluşan tarihe dayanır, Tann mutlak gücüyle üstünlüğünü ortaya kovar ve kulllamyia da doğrudan ilgilenir. Mısır’daki kullarını kölelikten kurtarmış MU ve onlan Vaadedilmiş topraklara götürmüştür. Musevi ¡¡çim Tâmn’mın kulunu «seçmesi*, insanım Taran’nm imgesi olarak yaratılma giziyle koşutluk içindedir.. Mıuısevilerin hem ahde uvma-laını,, hem de varlıklarını basarıyla sürdürmeleri istenir. Yahudi filozofu Martin Buber tl«?e-l935i sövle demektedir: «İnsan özgür olmalı dır; çünkü insan bir küçük-evren dir ve onun içinde Firavun ve Mı sır vardın insan kendini köleleş ttirmektedir.-
Musevi gizemciliğinde -sürgün* ve «geri dönüş- simgesi, kozmik planda yeni bir yorum düzeyi bulmuştur. Ortaçağ Tevrat (Tanrı’nm Musa’ya verdiği yasa ve emirler) yorumcuları I «Kabalacılar») kozmik insanın (Âdem) günah ve sürgününde. tanrısal tecellinin dağılışını. Tann’nın bütün yaradılışta varlığını görürler. İnsanın kurtuluşu böylece yaradılışın kurtuluşuna sıkı sıkıya bağlanmıştır.

İnsanın bütün yaradılıştan sorumlu olduğu anlayışı, çağdaş Musevilikte en büyük etkisini Hasidim topluluğu üstünde göstermiştir. Bu topluluk. XVIII. yüzyılda Polonya’da ortaya çıkmıştır. Hasidim topluluğunda kutsal olanla olmayan arasında hiçbir ayrım yoktur. Varolan herşey özgürlestirilmevi bekleyen tanrısal bir kıvılcım taşır. Bu öğretiye göre insanın içinde tanrısal bir enerji vardır ve bu enerji her yerde varolan tanrısal kıvılcımları kendine çekip açığa çıkarabilir. Bütün bunlar isteğe ve insanın bütün varlığıyla Tann’va dönmesine bağlıdır. Hasidim topluluğu üyelerine göre, gün boyunca karşılaşılan herşey kutsaldır ve Tevrat herşeyin Tann’yla yeniden birleştirilebileceğini söyler.

Hristiyanlık ve Tanrısal Sevgi

Hristiyanlık dini tanrısal sevgi gizemi çevresinde toplanır. İnsanın görevi, bu sevgiye karşılık vermektir. Hristiyanlığın ilk kaynaklarında İsa, Yahudilere kendi dinsel sözcüklerini kullanarak şunları söylemektedir: «Tanrı’yı bütün kalbiniz, ruhunuz ve aklınızla seveceksiniz. Bu, ilk ve en büyük emirdir. İkincisi, birincisi gibidir; komşunuzu kendiniz gibi seveceksiniz. Bütün yasa ve peygamberler bu iki emirden doğar.» (Matta XXII: 37-40)

Daha sonra Hristiyanlık, Musevilik için gerekli temelden yoksun olanlarca kabul edildi. Hristiyanlık. bunların, gereksemelerine bir yanıt olarak ve o sırada geçerli olan düşünce sistemlerine uvgun biçimde, bağımsız bir din olarak gelişmeye başladı. Kudüs Museviliğinin ve Roma İmparatorluğunun engellerine karşın Hristiyanlık dünyaya yayıldı. Bu din günahkar insana umut kapılarını acıyordu. İsa bir örnek ve bir dayanaktı.

Hristiyanlık bir felsefe getirmedi, ama bazı ilkeler öne sürdü. Musevilik yolundan giderek insanın günah işlediğini ve bu nedenle kaderine kendi başına yön veremeyeceğini kabul etti.

Bu perspektif içinde Hristiyanlık, varolan herşeyi tanrısal sevginin bir ifadesi durumuna getirmiş ye bu sevginin etkisiyle bitkinin çekirdekte bulunan gizi açığa çıkarması gibi, kendi doğasını onunla doldurmaya amaçlamıştır. Ama. yaratılış düzeninde belirsizlik özelliği taşıyan, insandır; tanrı bu belirsizliği, bilerek, kendi imgesinden yarattığı insana bağışlamıştır; böylece tanrı, insan eğer sevgisini ona geri verecekse, bunu özgürce yapmasını istemiştir.
Âdem’in  cennetten kovulması üzerine insan için Yaradanından ayrı bir dünya yaratıldı. Ancak, tanrısal sevginin en büyük eylemine yolaçtığından bu günah, bazen »mutlu günah- olarak adlandırılır. Babanın oğlunu kurban etmesi veni bir ahitle tamamlandı. Tanrının oğlu insan oldu . İsa’nın kişiliğinde Tanrı yolu yeniden açıldı. İsa’nın insan biçiminde bedenleşmesi, insanlıkla tanrısallığı birleştirdi. İsa’nın tutku ve ölümü,’ insan arzusunun tanrısal arzuya teslimiyeti olarak bu birleşmeyi gösterdi. İsa’nın yeniden dirilişi , fedakarlığın meyve vereceğini ortaya koyar: -Yere düşen buğday tanesi ölmedikçe yaşar, ama eğer ölürse daha fazla meyve verir» (Yuhanna XII: 24). «Hayatını bulan kişi onu yitirecektir, ve hayatını yitiren kişi benim için onu bulacaktır» (Matta X: 32ı.

Tefekkür Yoluyla Tanrıyı Arama

Bu çağrıya derin ve ciddi bir karşılık, Hristiyanlığın tefekkür geleneğinde bulunabilir. Çağdaş bir kişi için tefekkür, düş görme ya da duygusal dalgınlık anlamına gelebilir. Ancak bu kutsal kitapların tefekküre verdiği anlamdan çok uzak bir görüş olur. Tefekküre dalmanın amacı, insanı kendi varlığının özüne götürecek serinkanlı ve bilinçli bir araştırma çabasıdır; insan ancak bu yolla kendi özüne vardığında, ancak orada, Tanrı’ya karşı duyulan gerçek gereksemeyi kavrayabilir. Âdem’in islediği günahla yabancılaşmış olan insan, içindeki sevgiyi bulmak ve «nevse o» olmak için mücadele etmelidir.

Etiketler: ,

Yorum yazın