Makedonya Türkleri tarihi – Makedonya Türkleri

Makedonya
Yugoslavya, Arnavutluk, Yunanistan ve Bulgaristan arasında yer alan ve denize ulaşımı olmayan bir kara devleti olan Makedonya, Orta Vardar adı verilen vadinin iki yakasında uzanır. Nüfusunun % 60’ı şehirlerde yaşamaktadır. 1990’a kadar Yugoslavya’ya bağlı özerk bir cumhuriyet statüsü taşıyan Makedonya, bağımsızlığını bu tarihte kazandı. Ancak Yunanistan’ın karşı çıkması yüzünden adının BM tarafından tescil edilmesi 3 yıl zaman aldı. Makedonya denilen coğrafya, bugün üzerinde Makedonya Cumhuriyeti’nin kurulu bulunduğu coğrafya ile sınırlı değildir. Tarihî Makedonya topraklarının 34.177 km2’lik parçası bugün Yunanistan sınırları içindedir. Bu topraklarda 2 milyonu aşkın Makedon yaşamaktadır.
Makedonyalılar ile Yunanlıların aynı kökten geldiği, genelde kabul edilen görüş olmakla birlikte; bazı tarihçiler Makedonların, Bulgarlarla irkî bağı olduğunu kaydetmektedirler. Makedonya’da bilinen ilk hakimiyeti M.Ö. 725’de Argead Hanedanından Birinci Perdikas kurdu. Böylece Makedonya Krallığı’nın temelini atan bu hanedan, Yunan asıllı değildir. Bölge, Milattan önce 513’ten MÖ. 479’a kadar Perslarin işgalinde kaldı. Milattan önce İkinci Filip’in kral olmasıyla Makedonya güçlenmeye başladı. İkinci Filip’ten sonra, 334-323 yılları arasında Makedonya Kralı olan Büyük İskender döneminde ülke sınırlarına Yunanistan, Anadolu, İran, Suriye ve Mısır katıldı. İskender, Türkistan ve Hindistan’a da girdi. Büyük İskender’in yerine MÖ. 323’te kral olan IV. İskender’i öldüren kumandan Antigonos Kiklons, Makedonya Krallığı’na geçerek yeni bir hanedanı başlattı.
Roma İmparatorluğu’na MÖ. 168’de yenilen Makedonya, bu imparatorluğun hakimiyetine girdi. Roma egemenliğinden sonra Miladî 9’uncu yüzyılın birinci yarısında Slav istilasına uğradı. Bunu Bulgar istilası takip etti. 1014’de Bizans tarafından yıkılan Bulgar İmparatorluğu ile birlikte Makedonya da Bizans İmparatorluğu’nun egemenliğine girdi. Bu durum, Müslüman Türkler Balkanlara gelinceye kadar devam etti. Makedonlar, 867-1057 yılları arasında Bizans Devleti’ne sekiz imparator ve iki imparatoriçe verdi. Dördüncü Haçlı seferi sırasında, 1204-1224 yılları arasında Makedonya’da Latin Krallığı kuruldu. Fakat ülke 1230’da Bulgarların, 1280’de de Sırpların egemenliğine geçti.
Başkent Üsküp dışında Manastır, Kalkandelen, Prilep, Resne, Ohri, Kumanova ve Struga gibi şehirleri olan Makedonya, tarihte önemini hiç yitirmemiş bir coğrafya üzerinde bulunmaktadır. Osmanlı devleti, ilk defa Orhan Gazi döneminde Rumeli’ye ayak bastı. Makedonya’ya ilk Osmanlı akını 1324’te yapıldı. Şehzâde Süleyman Paşa komutasındaki akıncılar, aralıksız yaptıkları akınlarla Selanik’e kadar ilerlediler.
Sultan I. Murat, 1362’de Edirne’yi ele geçirip Osmanlı devletinin başkenti yaptıktan sonra Macar Kralı I. Layoş komutasındaki birleşik Balkan ordusuna karşı 1364’de kazanılan Sırpsındığı savaşının ardından Türklerin Balkanlardaki varlığı tescillenmiş oldu. Sırp-Bulgar güçlerine karşı 1371’de kazanılan Samaku savaşının ardından bir yıl sonra Makedonya ve Sırbistan hükümdarlarına karşı kazanılan Çirmen savaşından sonra Yanbolu, İslimye, Samaku, İhtiman, Karınova, Aydos, Burgaz, İskeçe, Drama, Kavala, Serez, Avrathisarı, Vardır Yenicesi gibi şehirlerin fethiyle 1373’te Rumeli Beylerbeyliği kuruldu. 1389’da Sırp Kralı I. Lazar’a karşı kazanılan Kosova Savaşı’ndan sonra Balkanlar tümüyle Türk egemenliğine girmiş oldu. Bınırları Tuna nehri kıyılarına dayanan Osmanlı devleti karşısında Balkanlarda kafa tutan tek güç olarak Macaristan kaldı. Türklerin Balknlardaki varlığını pekiştiren savaş ise 1396’daki Niğbolu savaşı idi. Ankara savaşının ardından başlayan Fetret Devri’nde, Makedonya’nın kimi şehirleri Osmanlı’nın elinden çıkarken ülkenin birliğini yeniden sağlayan Sultan I. Mehmed döneminde buralar geri alındı. Balkanların tamamen Türk egemenliğine girmesi ise 1448’de Haçlı Ordusu’na karşı kazanılan II. Kosova savaşı ile oldu. Bundan sonra elde edilen topraklara süratle Türk nüfus göç ettirilmeye başlandı. Zaman içinde o hale geldi ki, Makedon nüfusu göçmen Türklerin altına düştü.
Makedonya ismi siyaset alanına 1876’da İstanbul Konferansı’nda imzalanan anlaşmayla isminden bahsedilmeden girdi. Avrupa ülkelerinin Rumeli için öngördükleri reform programı Makedonya’yı da kapsıyordu. Selanik, Manastır ve Kosova’ya atfen Vilayet-i Selase adı da verilen Makedonya, reform yapılması şartıyla Türk egemenliğinde bırakıldı. Çözüm gibi görünen bu durum vaziyeti iyice karmaşıklaştırdı.
Bir yandan Bulgarlar, bir yandan Sırplar, bir yandan da Yunanlılar Makedonya’yı parçalamak için bekliyordu. Bulgarlar, Ege denizine çıkmak için, Sırplar Selanik’i işgal etmek için ve Yunanlılar sınırlarını daha da kuzeye çıkartmak için Makedonya’yı istiyordu. Dolayısıyla bu ülkelerin üçü de Mekadonların kendilerine akraba olduğunu savunuyorlardı. Bu yüzden bölge, 1901’e kadar tam bir komitacılar arenasına döndü. Osmanlı’nın kurduğu iç örgütle Bulgar, Sırp ve Yunan komitacılar çarpışıyor, bunlar ayrıca birbirleriyle kapışıyordu. Sultan II. Abdülhamit tarafından Rumeli Vilayetleri Hakkında Talimat başlığıyla hazırlanan reform planı, hem Bulgaristan, hem de Avusturya-Macaristan ve Rusya İmparatorluğu’nu rahatsız etti.
1903 yazında Makedonya kanlı bir ayaklanmaya sahne oldu. Ayaklanma bastırıldı ama Makedonya’nın Osmanlı’dan kopartılması için de her türlü girişim başlatıldı. Yürürlüğe konulan reform programının takibi, Alman, Fransız, İtalyan, İngiliz ve Rus müfettişlere bırakılırken vergi toplama işi de Osmanlı Bankası’na terkedildi. II. Abdülhamit’in baskılarına boyun eğmesine itiraz eden İttihat ve Terakki Cemiyeti, Sultanı vatana ihanetle suçladı. Genç subaylardan Koloğası (Resneli) Niyazi ve Binbaşı Enver dağa çıkıp çetecilik faaliyetine başladı. İttihat ve Terakki Cemiyeti denetimindeki Manastır Ordusu ayaklandı. Karışıklıklar öylesine yaygınlaştı ki, II. Abdülhamit 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet’i de kabul etmek zorunda kaldı.
Bir yandan Arnavutluk, diğer yandan Trablusgarp ayaklanmasıyla uğraşan Osmanlı Devleti, Birinci Balkan Savaşı sırasında Yunan, Sırp, Bulgar ve Karadağ kuvvetlerinin istilasına uğrayan Makedonya’yı tamamen elinden çıkarttı.Birinci Balkan Savaşı’ndan sonra ele geçirdikleri Makedonya topraklarını paylaşma konusunda anlaşamayan Balkan devletleri birbirleriyle savaştılar. 1913’teki II. Balkan Savaşı’nın ardından 10 Ağustos 1913’te imzalanan Bükreş Anlaşması’yla Makedonya’nın Selanik dahil kıyı bölgesi Yunanistan’a, iç bölgesi Sırbistan’a katıldı. İkinci Balkan Savaşı’ndan yenik çıkan Bulgaristan Strumica vadisini aldı. 1941 yılında Almanya’nın yanında yeralan Bulgaristan, Makedonya’nın Yugoslav ve Yunan bölgelerini topraklarına kattı. Savaştan sonra ise aldıklarının hepsini geri verdi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Yugoslavya Federasyonu içinde özerk Makedonya Cumhuriyeti kuruldu.
1990 yılına kadar Özerk bir cumhuriyet olarak Yugoslavya Federasyonu çatısı altında yer alan Makedonya, Tito’nun ölümünün ardından parçalanma sürecine girer Yugoslavya ile yollarını ayırdı. Topraklarında yaşayan Arnavut ve Sırplara rağmen bağımsızlık kararı için 8 Eylül 1991’de referanduma giden Makedonya, % 90 halk desteği ile bu kararı onayladı. Aynı yıl 16 partinin katılımıyla seçim yapıldı. % 27.5 oyla Makedonya Milliyetçi Partisi birinci çıkarken cumhurbaşkanlığına da Kiro Gligorov seçildi.
Makedonya’nın nüfusunun % 67’sini Makedonlar, % 19.8’ini Arnavutlar, % 4.5’ini Türkler, % 2.3’ünü Sırplar, % 2.3’ünü Çingeneler, % 2.1’ini Boşnaklar ve 2’sini diğer etnik gruplar oluşturuyor. Ancak resmî rakamların Türk nüfusunu 80 bin civarında göstermesine karşılık Türk topluluğu önderleri bu rakamın 150-200 bin dolayında olduğunu belirtiyor. Ülke halkının çoğunluğu Hristiyan olmakla birlikte Makedonya’da çok sayıda Müslüman ve küçük bir Yahudi cemaati bulunuyor.

üsküp
Makedonca “Skopiye” denilen Üsküp, Makedonya Cumhuriyeti’nin başkentidir. Vardar nehrinin kıyısında bulunan kentin nüfusu 1990 itibarıyla 504 bindi. Ancak Bosna-Hersek’ten sonra Kosova’da meydana gelen kargaşa sırasında şehir, çok büyük miktarda göç aldı.
Antik Skupi şehrinin yerinde, İlliryalılar tarafından MÖ. 5’inci yüzyılın sonunda kurulduğu belirtilen Üsküp, MÖ. 168 yılında Romalıların eline geçti. MS. 395’de Bizans İmparatorluğu’nun payına düşen Üsküp, 8’inci yüzyılda yine bir Türk imparatorluğu olan Avarlarla tanıştı. Onları 9’uncu yüzyılda bir başka Türk devleti olan Bulgarlar izledi. 11’inci yüzyılda yeniden Bizans imparatorluğu’nun yönetimine giren Üsküp, 14’üncü yüzyıla gelindiğinde “Skopiye” adıyla Sırp krallığının başkentliği görevini yaptı.
Üsküp’ün Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altına girmesi ise 1389’da oldu. Bu tarihten itibaren bir sancak merkezi yapılan Üsküp, Fatih Sultan Mehmet tarafından Rumeli Beylerbeyiliği’ne bağlı eyalet merkezi yapıldı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde önemli bir yönetim ve ticaret merkeziydi. ancak, Osmanlı Devleti dönemine ilişkin izlerin bir bölümü, özellikle 1963’te 2 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan büyük depremde yok oldu ki, Üsküp’ü modern bir şehir görünümüne büründüren girişimler de bu tarihten sonra başladı. Şehire demir-çelik, kimya, tekstil, gıda sanayii fabrikaları kuruldu.
1683’te başarısızlıkla sonuçlanan II. Viyana kuşatmasından sonra Avusturyalıların işgaline uğrayan şehir kalesi 1689’da General Piccolimini tarafından yıktırıldı.1690 yılında tekrar Osmanlı topraklarına katılan Üsküp, Osmanlı İmparatorluğu Avrupa ve Balkan coğrafyasında eski etkinliğini yitirdiği için yavaş yavaş önemini kaybetti. 1863’te Nişle birleştirilerek vilayet merkezi yapılan Üsküp, 1869’da İşkodra’ya bağlı bir vilayete dönüştürüldü. 1881’de bir ara ayaklanan Arnavut milliyetçilerinin eline geçen Üsküp, 1888 yılında Kosova vilayetinin merkezi yapıldı. Kosova Valisi Mazhar Bey’in Üsküp’ü yeniden imar etmek içi Kosova vilayeti sınırları içinde gümrük vergisi uygulamasına geçmesi, halkın isyanına neden oldu. kanlı sokak çatışmaları, Padişah V. Mehmed Reşad’ın 1911 yılında Kosova gezisine çıkmasıyla durdu.
1912’de başlayan Birinci Balkan savaşında Sırpların eline geçen Üsküp, o tarihten itibaren Osmanlı devleti egemenliğinden çıktı. 1915’te Bulgarlar tarafından Sırplardan alınan Üsküp, Birinci Dünya Savaşı sonlarında, Fransız birlikleri tarafından Bulgarlardand alındı. İkinci Dünya Savaşı’nda Alman ve Bulgarlar tarafından işgal edilen şehir, 1944’de Partizanlar tarafından geri alınarak Yugoslavya bütünlüğü içindeki yerini aldı. Tarih boyunca toprakları Yunanlılar, Bulgarlar, Arnavutlar ve Sırplar arasında pay edildiği için tarihsel sınırlarının bugün küçük bir parçasında kalan Makedonya’nın başkentliği görevini yürüten Üsküp, Yugoslavyşa Federasyonu döneminde tarihteki önemini koruyamadığı için varlığını mütevazi bir şehir olarak bugünlere kadar getirdi.

Manastır
Makedonyalıların bugün “Bitola” diye isimlendirdiği kente Osmanlı İmparatorluğu döneminde, çevresindeki manastır kalıntılarından ötürü “Manastır” adı verildi. Bizans İmparatorluğu döneminde şehir, Balkanların dağlık bölgelerinden gelen ve Selanik’i Adriyatik denizine bağyalan eski Roma yolu üzerinde önemli bir konaklama merkeziydi.
Osmanlı devletinin topraklarına katılması, Sultan I. Murat döneminde oldu. 1378’de Kara Timur Paşa tarafından ele geçirilen şehir, Rumeli eyaletine bağlı bir sancak merkezi yapıldı. Balkanların dağlık bölgelerine yapılan seferlerde, müstahkem bir üs olarak kullanıldı. Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra, Makedonya’yı oluşturan üç vilayetten (Vilayet-i Selase) birisi olan Manastır, aynı zamanda Üçüncü Ordu’nun da merkezi yapıldı.
Üçüncü Ordu’nun merkezinin Manastır’a alınmasıyla birlikte, şehire bir çok okul yaptırıldı. 1982’de yatılı okula dönüştürülen Manastır Askerî İdadîsi de aynı dönemde açıldı. Mustafa Kemal’in 1895’ten itibaren okuduğu Manastır Askerî İdadîsi Osmanlı devletinin kaderinde önemli roller üstlenecek kişileri yetiştirdi.
20’inci yüzyılın başlarında dönemin en modern şehirlerinden birisi haline gelen Manastır, 33 yıl Osmanlı devletini yöneten Padişah II. Abdülhamit’e karşı oluşan muhalefet hareketinin askerî kanadının toplandığı yere dönüştü. İttihat ve Terakki.
Cemiyeti’nin yayın organı Neyyir-i Hakikat Gazetesi de burada yayımlandı. 1908’deki II. Meşrutiyet ilanına yol açan gelişmeler de burada başladı. Birinci Balkan Savaşı sırasında 18 Kasım 1912’de Sırpların eline geçen şehir, 10 Ağustos 1913’te Bükreş’te imzalanan anlaşmayla resmen Sırbistan’a bırakıldı.
Manastır’da, Osmanlı’dan günümüze ulaşan eserlerin başında; saat kulesi, 16’ıncı yüzyılda yapılan Yeni Cami, İshakiye Camii, Manastır Bedesteni, tarihî Postahane ve Manastır Askerî İdadîsi binası bulunuyor. Diğer taraftan bugün müze olarak kullanılan Manastır Askerî İdadîsi binasında, bir de “Atatürk Anı Odası” açılmış durumdadır. Bina girişindeki tabelada; “Çağdaş Türkiye’nin yaratıcısı ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk 1898 yılında Askerî İdadî’yi bu binada bitirdi” ibaresi yer alıyor

OHRİ

Makedonya’nın Arnavutluk sınırında bulunan ve kendisiyle aynı ismi taşıyan gölün kıyısında kurulu bir şehirdir. 26.400 nüfusa sahip olan şehir, antik Liknidos şehrinin yerinde kuruldu. 9’uncu yüzyılda rahip Clemens ve Naum tarafından Hristiyanlık merkezi haline getirilen şehir, 997’de 1018’e kadar Patriklik Merkezi olarak kullanıldı. Bu tarihten 1767’ye kadar bağımsız başpiskoposluk olarak varlığını sürdürdü.
Ohri, Sultan I. Murat döneminde, 1385 yılında Çandarlı Hayrettin Paşa tarafından Osmanlı devleti topraklarına katıldı. Manastır vilayetine bağlı bir sancak merkezi yapılan Ohri, Arnavutluk içlerine düzenlenen saldırılar için üs olarak kullanıldı.1464’te Osmanlı devletine karşı ayaklanan Arnavut kökenli İskender Bey tarafından ele geçirilmeye çalışılan şehir, 1788’de Avusturyalıların işgal girişimine direndi. Balkanların tarihsel sürecini aynen yaşayan Ohri, Birinci Balkan Savaşı sırasında Sırp ve Karadağ askerleri tarafından ele geçirildi. 1913’teki Londra Andlaşmasıyla da Sırbistan’ın egemenliğine bırakıldı.
Uzun süre Türk hakimiyetinde bulunan Ohri’de, Osmanlı döneminden kalan bazı eserler halen ayakta. Bunlardan bazıları; Haydar Paşa Camii, Kuloğlu Camii, Hacı Hamza Camii, Halvetî Tekkesi, Ali Paşa Camii, Hacı Durgut Camii ve restore edilmiş bir hamam.
Nüfus çoğunluğu Müslüman Arnavutlardan oluşmakla beraber Ohri ve çevresindeki köylerde halen çok sayıda Türk yaşıyor. Kentteki Türkler son derece duru bir Türkçe konuşmakta.
Şehirle aynı adı taşıyan Ohri Gölü’nün şöhreti kentinkini geçmiştir. Arnavutluk ile Makedonya sınırında yer alan ve Türkler tarafından Ohri olarak isimlendirilen göl, Makedonlarca Ohrid olarak isimlendirilmektedir. Deniz seviyesinden yüksekliği 698 m. olan Ohri Gölünün alanı 367 kilometrekare ve en derin noktası da 286 metredir.
Makedonya ve eski Yugoslavya’nın turizme açılabilen nadir su kaynaklarından olması dolayısıyla Ohri Gölü, çok sayıda turistin ilgisini çekmektedir. Bu da Ohri ile birlikte hemen yakınındaki Struga’yı ciddi birer turizm kenti haline getirmektedir.

VARDAR
Vardar (Vâr-dâr veya Vár-dár), Makedonya’nın Ege denizine dökülen en büyük ırmağının, Köprülü’nün göneyinde Gradsko civarında ve Hırvatistan’da Osyek’in Kuzeydoğusunda bir köyün, Karadağ’da ise Nikşiç’in Doğusunda bulunan 926 rakımlı bir tepenin adıdır. Görüldüğü ibi bu ad bir toponomastik terimi olarak bir ırmağa, bir tepeye ve iki köye verilmiştir.Vardar adına sadece Makedonya’da, Hırvatistan’da ve Karadağ’da rastlanmaktadır. Bu adın Slavlardan çok önce Makedonya ve Balkan yarımadasının diğer yerlerinde iskân eden Hun veya Avar Türkleri tarafından verildiği tahmin edilmektedir.
Atalarımız Orta Asya’dan Batı’ya veya başka taraflara göç ettikleri sırada yeni fethettikleri ve yerleştikleri topraklara anavatanlarında bıraktıkları antroponimleri, toponimleri, hidronimleri, oykonimleri ve diğer adları verdiler. Antroponimlerden en çok
Attila, Tarkan, Bayan, Kubrat, Teteven, Tervel, Tutrakan, Telerig, Kuman, Kumana, Mavragan, Omurtag, Sarakina ve diğer, toponimlerden ise en çok Dervent

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum yazın