Hinduizm Reformcuları

Hinduizm Reformcuları

Her dinin kendi düzeltimcileri (reformcuları) vardır. Bunlar, dinin bazı bölümlerine karşı çıkarlar. Bu gibi hareketler sık sık yeni mezheplerin, yeni dinlerin ortaya çıkmasına bile neden olmaktadır.

HİNDUİZM VE BUDİZM
En tanınmış Hindu düzeltimcisi, daha sonra Buda olacak olan Prens Siddertha Guatama’dır. Siddertha İ.ö. 563 ile İ.ö. 483 yılları arasında yaşamıştır. Saraydaki yaşamında mutluluğu bulamayınca her şeyini geride bırakarak,altı yıl süre Hindu geleneğince yoksulluk ve çile içinde dolaşmış, ama aradığı “kurtuluşu” bulamamıştır. Buda giderek kendi düşüncelerini geliştirmiş ve o düşünceler bu gün 250 milyon insanın bağlı olduğu Bu- dizmi doğurmuştur.
Buda, dünyanın bir acılar dünyası olduğu koşunda Hinduizmle uyuşuyordu. Karma’yı, yeniden doğuşu ve mokşayı (Yaşam Tekerleğinden kurtuluş) kabul ediyor, ama tüm öteki tanrıları yadsıyordu. Ruhun Brahma’ya geri dönmesi yerine, sonsuz mutluluk ve sevinç yeri olan “nirva- na”ya gittiğini söylüyordu. Ayrıca kast sistemine de karşıydı ve onun düşüncesine göre tüm insanlar eşitti.
Dünyanın büyük dinlerinden biri olmasına karşın, Budizm,doğduğu yer olan Hindistan’da bugün hemen hemen yok denecek kadar az izleyiciye sahiptir. Budizm, ilk ortaya çıktığı zamanlarda kesin ve katı kuralları olan bir dindi; öyle ki, kendisine bağlı olanların, kendilerini yalnızca dine adayarak manastır yaşamı sürmelerini öngörüyordu. Büyüyen Siva mezhepleri ise, kurtuluş için, gerek Hinduizm’den gerekse Budizm’den daha kolay yollar gösteriyordu. Bu etkenler, Budizme bağlananların sayısının azalması sonucunu doğurmuştur.

JAİN REFORMU
Hinduizm’i yeni bir din için temel olarak kullanan başka bir insan da, İ.Ö. 599’da doğan Mahavira’dır. Soylu savaşçılar sınıfından gelen Mahavira’nın kastı ile, Vedalarda 1. sınıf olarak belirlenen Brahminler arasında uyuşmazlık vardı. Mahavira, Vedalan kabul etmedi. Düşünceleri gelişerek sonunda Jainizm’i ortaya çıkardı.
Jainler, ruhun bedene tutsak olduğuna inanırlar. Karmayı yaratan bu tutsaklık, ruhun kendini dünyasal günahlardan kurtarmasına kadar sürer. Yalnızca, dünya nimetlerinden uzak kalabilen Jain Keşişleri kurtuluşu umabilirler. Aile bağlılıkları nedeniyle kendilerini buna veremeyen kimseler bu yolda başarı gösteremez. Bu nedenle, birçok Jain normal bir yaşam sürdürür. Ancak, keşişleri besleyerek ve onlara yardım ederek, yeniden doğuşlarında onlara yardımcı olacak iyi bir karmaya sahip olmaya çalışırlar.
Bugün Hindistan’da Jainizm’in fazla izleyicisi kalmamakla birlikte, birçok jain, ülkede endüstriyel ve mali kuruluşlarda önemli yerler tutmaktadır.

SİKHİZM
Sikhizm, İ.S. 1469’da doğmuş olan Nanak’ın düşüncelerinden gelişmiştir. Hindistan bu sıralarda Müslüman Moğolların yönetimi altındaydı. Na- nak, İslam ve Hindu dinlerini bir araya getirmeyi deneyen eski çalışmalardan esinlenerek iki dinin birleştirilmesi yolunda girişimlerde bulunduysa da bunlardan bir sonuç alamadı. Bunun üzerine Sikhizmi kurdu. Kişilerin kendi tanrılarına sevgi ve bağlılığı demek olan “bakti” ile İslam Sofizmi’ ni birleştirmeyi denedi. Bugün Sikhizm’in bir milyonu aşkın izleyicisi vardır.

ÖTEKİ REFORMCULAR
Her dönemde sürekli olarak, bazı Hindu düzeltimciler ortaya çıkmıştır. Bunlardan hiçbiri dinin temel özlerini değiştirememiş, ama bazı önemli değişiklikler meydana getirebilmişlerdir.
Bunlardan biri 1833’te ölmüş olan Ram Mo- han Roy’dur. Roy, bir Brahmin’di. Ne var ki, baldızının , kocasının ölüsüyle, birlikte yakıldığını görmek onun inançlarını iyice sarsmıştı. Bu eski geleneğe “Sati” adı verilir. O sıralarda Hindistan’da yönetimi ellerinde bulunduran İngilizler, bu geleneği durdurmak için hiçbir şey yapmıyorlardı. Ama Roy’un başlattığı bitmeyen çaba ve girişimler sonunda sati kaldırılabildi.

BRAHMO SAMAJ
Roy, 1826’da “Tanrının Çocukları” anlamına gelen “Brahmo – Samaj” topluluğunu kurdu. Roy, bu yeni tapınma biçimine, İslamiyet ve Hıristiyanlığın bazı önemli özelliklerini kattı. Toplumsal reform yolunda büyük çabalar harcadı; örneğin, o zamana değin kadınlar kocalarının kulları idiler. Kusursuz Hindu kadını, kocası ve ailesinin gönenci için yaşardı. Çok az sayıda kimi kadın da, gezgin keşişler olabiliyor ve böylece kurtuluş yolunu bulduklarına inanıyorlardı. Ne var ki, yine de Hindu kadını,iyi bir karmaya sahip olabilmek için iyi bir eş ve anne olmak zorundaydı. Roy, kadınların toplumsal durumlarını yükseltmek, çocukların ufak yaşlarda evlenmelerini kaldırmak ve kast sistemini değiştirmek için çok çalıştı.

RAMAKRÎŞNA

Çadadar Çatopadyaya, Siva’nın avatarı olan Ka- li’nin bir rahibiydi. Şayvaizm’den kendi mezhebini kurmak için ayrılmıştı, izleyicileri ona, Viş- nu’nun en sevilen iki avatarı olan Rama ve Kriş- na’nın adlarını birleştirerek Ramakrişna adını verdiler.
Ramakrişna hem İslamiyeti hem de Hıristiyanlığı incelemişti. İsa’yı, Krişna’yı ve Hz. Muham- med’i bir arada ele alan bazı görüşleri vardı. Bu görüşlerinde,bütün dinlerin gerçek olduğunu belirtiyor ve bu düşüncesini; balığı değişik biçimlerde pişirmenin değişik tatlar vereceğini söyleyerek açıklıyordu. Bu sözlerle şunu anlatmak istiyordu: Değişik dinler, uygulamalarından ve kurallarından soyundurulduğunda, temelde aynıdırlar.

Yorum yazın