Dinlerde Günah

GÜNAH i. (fars. günâh). Tanrı buyruklarına aykırı, düşen davranış, dince suç sayılan iş: En büyük günahı bir serçenin yüreğini bile dolduramazdı (H. Z. Uşaklıgil). Vicdanı rahatsız eden suç: Bu hayvana bu kadar eziyet etmek günahtır.
— çeş. dey. Günah benden gitti, «ben görevimi yaptım, bundan sonrası için sorumluluk kabul etmem» anlamında kullanılan söz. Günâh etmek {işlemek), günah sayılan davranışta bulunmak. Günah kazanmak, günah sayılacak bir şey yapmak. Günah kuyusu {küpü), çok günahkâr kimse. Günah mahsulü, gayrimeşru çocuk. Günâh olur, «yazıktır» anlamında kullanılır. Günah yazılmak, yapılan bir günahın Allah indinde kaydedildiğine inanılmak. Günaha girmek, dince süç sayılan bir şey yapmak. \\ Günaha sokmak, karşısındakini çileden çıkaracak davranışta bulunarak onun günah işlemesine sebep olmak. ¡1 Günahı boynuna {üstüne), günah sayılan davranışı başkasına yüklerken söylenir: Günahı boynuna, birşeyden haberi var mıydı bilmem? (Sabahattin Ali). Günahı kadar sevmemek, hiç sevmemek. Günahına girmek. Bk. gİrmek. Günâhını almak, haksız yere birisini suçlamak veya biri hakkında kötü düşünmek. |[ Günahım çekmek, işlediği günahın cezasını çekmek. Günahını vermez, çok cimri. [| Günahlarından soyunmak {arınmak, temizlenmek), pişman olup, tövbe etmek. Günahlarından kurtulmak.
— Esk. G ünah-pışe, günahkâr.
:— Din. İslâmlıkta: Kur’an ve Hz. Muhammed’in sözleri ile yasaklanmış işleri yapma; Allah’ın ve Peygamberin emir ve yasaklarını yerine getirmeme. (Bk. ansîkl.) Hıristiyanlıkta: Günah çıkarmak, bir katoîik
papazına, bağışlanmalarını sağlamak ama- cıyle, günâhlarını itiraf etmek. (Bk. ansîkl.) İlk günah, Âdem ile Havva’nın Tanrı emrine karşı gelerek yasak meyveyi yemekle işledikleri günah. (Bk. ansikl.) Musevîlikte: Günah keçisi, musevîlerin eskiden her yıl günahlarını yükledikleri inancıyle çöle saldıkları keçi.
— Mim. Günah çıkarma hücresi, Tanrıdan af dilemek için günahlarını anlatmağa geleni papazın dinlediği bölme. Bk. ansİkl.
— ansikl. Din. İslâm dinine göre, akıl ve irade sahibi kimsenin günah sayılan işleri yapması, yapılmasına rıza göstermesi, yapılmasında yardımcı olması yasaktır. Günahın işlenmesi halinde dünyevî ve uhrevî sorumluluklar altına girilmiş olur.
İslâmlıkta günah genel olarak iki bölüme ayrılır: Kebire (büyük) günahlar, sûgire (küçük) günahlar. Kur’an’da belirtilen, yapılmasından sakınılması emredilen hareketler kebire günahlardan sayılır: başlıcaları Allah’a ortak koşmak (şirk), haksız olarak insan öldürmek, zina yapmak, evli bir kadına iftira etmek, içki içmek, ana babaya karşı gelmek, dedikodu etmek, Allah’a, Hz. Muhammedi ve devlet büyüklerine isyan etmek v.b. Bu tür hareketlerde bulunanlar İslâm hukukunda belirtildiği şekilde cezalandırılın Bu kişilere ehl-i ukubat denir. Bu şekilde cezalandırılmayan günahlar da sagire günahlara girer.
Kur’an’a göre, Allah’a ortak koşma dışında, işlenen hemen bütün günahlarda af ihtimali vardır; Allah bunları affedebilir. Peygamberlerin hiç bir günah işlemedikleri kabul e- dilir. Ancak zelle adı verilen küçük hata işleyebilirler. Şiîler, imamlarının peygamberler gibi «masum» olduklarını ileri sürerler. Haricîler, hangi türden olursa olsun, günah işleyen kimsenin dinden çıkacağı görüşünü benimsemişlerdir. Cebriye, insanın alınyazı- sma uymak zorunda olduğu, bu bakımdan günah işleme ve işlememenin kendi iradesine bağlı olmadığı görüşündedir. Mutezile de Allah’ın günahları cezalandırmak zorunda olduğunu söyler.
• Hıristiyanlık. Günah çıkarma’mn ilkesi, İsa’nın havarilerine söylediği şu sözdedir: «Günah, günahı yüklediklerinizin üstünde, günahtan sakındıklarınızın dışında kalır.» Günâh çıkarmanın, alçak gönüllülükle, yani pişmanlık duyguları içinde geçmesi ve günahın bütününü kapsayacak biçimde tam olması gerekir. Sorumluluğu çoğaltan ye azaltan esas şartlar ortaya konar rak hatalar’ tenkit edilir. Bütün bir hayatın hatalarını itiraf etmeğe dayanan günah çıkarmalara genel günah çıkarma denir. Dördüncü Latran konsilinde (1215) erginlik yaşma gelen her dindarın hiç değilse yılda bir kere günah çıkarması gerektiği karan alınmıştır, ilk Günah, İslâm inançlarına göre Havva ile Âdem’in cennetten kovulmalarına yolaçan ilk eylem. İslâm dinine Tevrat’tan geçen bir inanca göre, insan soyu, içinde bulunduğumuz dünyaya gelmeden önce ruhlar âleminde, cennette mutluydu. İlk insan olan Âdem’in yaratılışından sonra, onun yalnızlıktan sıkıldığını gören Tanrı, ona eş olarak Havva’yı yarattı, cennete gönderdi. Cennette mutluluk içinde dolaşan Âdem, ile Havva’yı bir elma ağacının altında gören şeytan yılan kılığına girerek aldattı. Kendilerine yenmesi yasak olan bir elmayı yedirdi. Tanrı’nm koyduğu yasağı dinlemeyen, yenmemesi gereken elmayı yiyen Havva ile Âdem böylece Tanrı’ya karşı ilk suçu (ilk günahı) işlediler, ilk günah diye adlandırılan bu olay insan soyunun ilk düşüşü, cennetten kovuluşu, mutluyken, mutsuz oluşu sayılır. İslâm dininde, birçok . yorumculara göre, insan soyu Havva ile Â- dem’in işlediği ilk günahtan dolayı mutsuzdur, sorumludur. Tevrat’ın etkisiyle yayılan, insanı başkalarının işlediği suçtan, ilk günahtan dolayı sorumlu tutan bu inancı birçok mutasavvıflar kabul etmez. İslâm felsefesinde suçun insanın bağımsız «iradelisiyle bağlantılı olduğunu, insanın ancak kendi yaptıklarından sorumlu olabileceğini savunanlar ilk günah olayına inahmaz, onun Tanrı adaletiyle bağdaşamayacağını ileri sürerler. Kur’ah’da Havva ile Âdem’in cennetten kovulmalarına yolaçan ilk günah’ın bütün insan soyunu ilgilendirmediği görüşünü benimserler, ilk günah olayının gerçek olmadığını, ancak bir sembol niteliğini taşıdığını ortaya atan mutasavvıf ve İslâm filozofları da vardır.
— Mim. Günah çıkarma hücreleri, kiliselere XVI. yy .dan itibaren eklendi. En zengin şekilde bezenmiş olanlarına Flandre’da rastlanır. Üzerinde alegorik şahısların ve yuvarlak çerçeveli kabartmaların bulunduğu Grim- bergen hücreleri (Belçika) XVII. yy .da Henri François Verbruggen tarafından yapıldı. Saint – Michel de Louvain ve Théodore Ver- hoegen’in yaptığı Ninova manastırı bölmeleri barok sanat alanının en zengin örnekleri sayılır, (ml)
GÜNAHKÂR blş. sıf. (fars. günah-kâr). Günah işleyen, günahlı, suçlu: Ben hakir günahkâr bir kulum. Semaya çıkmak ne haddime kalmış (H. R. Gürpınar).
dey. Bin yıl günahkâr, bir gün tövbekar, günahtan kendini kurtaramayan, ancak arada bir tövbe edebilen kimseler için kullanılır: Biraz dur bakalım… Bin yıl günahkâr, bir gün tövbekâr!.. Hem ne malûm, o yolda olsa şimdiye kadar elbette kokusu çıkardı (Ahmed Rasim). t
♦ Günahkârlık i. Günahkâr olma hali.
♦ Günah kârâne blş. zf. Günahkâra yakışacak şekilde, (m)
Günahkâr Gönüller (Senso), Luchino Vis- conti’nin yönettiği İtalyan filmi (1953). 1866’- da, AvusturyalIların işgali sırasında Venedik’te bir İtalyan kontesi (Alida Valli) genç bir avusturyalı teğmenin (Farley Granger) metresi olur. Bu sırada vatandaşları ve AvusturyalIlar arasındaki savaş tüm şiddetiyle sürerken, kontes sevgilisini kaybetmemek için onun askerlikten muaf tutulmasını sağlar. Fakat sevgilisi kontesi terkeder, bunun üzerine kontes teğmenin asker kaçağı olduğunu ihbar eder, teğmen kurşuna dizilir. Viscon- ti, tiyatro yönetmeliğinden gelen yeteneklerini başarıyle uyşuladığından (özellikle dekor ve kostümlerin göz alıcı zenginliği), e- ser 1950 yıllarında çevrilen en ilgi çekici fi- limlerden biri oldu. Konuda gitgide açılan bir tutkunun titizce anlatılması, esere roınântik ve etkileyici (Sinema – Opera) bir anlam kazandırdı

Etiketler:

Yorum yazın