Antropolojinin Tarihi

Antropolojinin Tarihi

Birbirlerinden binlerce kilometre uzakta yaşayan bazı insan toplulukları nasıl olur da benzer diller konuşurlar? Bazı yerlerde çocuklar neden babalarının değil de annelerinin adını taşır? Yeryüzünün çeşitli bölgelerinde evliliğe ilişkin gelenekler neden farklıdır?
Bu tür sorulara yanıt arayan bilim dalına “antropoloji” adı verilmiştir. Biz de, Türkçe “insanbilimi diyoruz. Antropoloji adı, Yunanca “antropos” (insan) ve “logos” (bilgi) sözcüklerinden türetilmiştir. En kışa tanımıyla antropoloji, insan bilgisidir.

İNSANBİLİMİN DOĞUŞU
19. yüzyılın ortalarına gelinceye değin, hiç kimse yeryüzünün çeşitli bölgelerinde yaşayan insanlara ilişkin bilimsel bir çalışma yapmayı düşünmemişti. Gerçi, AvrupalI misyonerler ve gezginler Asya’ yı, Afrika’yı, Pasifik Adalarını ve dünyanın başka uzak köşelerini dolaşıyorlardı. Buralarda karşılaştıkları insanlar değişik renklerde ve görünümlerdeydi. Çocuklarını yetiştirme tarzları, toplumsal töreleri, görenekleri AvrupalIlara çok yabancıydı. Dilleri de bir garipti. Yaşama biçimleri bu “uygar” insanlara göre ilkel, yalın ve sağlık açısından yanlıştı. Bu insanları “kurtarma”nın biricik yolu, onlara Avrupa yaşam tarzını öğretmekti. Evet! Dünyayı dolaşan AvrupalI misyonerler ve gezginler böyle düşünüyorlardı. Çünkü onları ahlamıyorlardı. Anlamayınca da, onları değiştirmek gerektiğine karar veriyorlardı.
Daha sonraları, 1800’lerin ortalarında, bazı AvrupalIlar farklı düşünmeye başladılar. Belki de , AvrupalIların yaşam biçimi tüm insanlar için en iyisi ve en uygunu değildi. Belki de başka ulusların görenekleri, inançları, töreleri incelenerek, onlardan.bir şeyler öğrenilebilirdi.
İşte insanbilim, böyle doğdu. Giderek geçmiş çağların olduğu kadar bugünün insanını, uzak ülkelerin olduğu kadar kendi insanımızı da araştıran bir bilim dalı durumuna geldi.
İnsanbilim, genç bir bilim dalıdır. Bu nedenle çalışma yöntemleri henüz gelişme sürecindedir, değişmektedir. Yine de, onu iki ana kola ayırabiliriz. Bunlardan biri, insanların geleneklerini ve yaşam biçimlerini araştıran kültürel insanbilim; diğeri de onların fizyolojik özelliklerini inceleyen fizyolojik insaribilimdir. Bir de, zaman zaman insanbilimin alanına giren iki önemli bilim dalı daha vardır. Bunlar, geçmiş çağlara ait insan türlerinin kalıntılarını inceleyen arkeoloji (kazıbilim) ve dilleri araştıran linguistik (dilbilim)dir.


KÜLTÜREL İNSANBİLİM

insanbilimci için bir ulusun kültürü onun tüm yaşam biçimini kapsar. Bir halk topluluğunun sahip olduğu, yaptığı, düşündüğü, inandığı ve çocuklarına aktardığı her şey kültür kavramının bir öğesidir. Bu öğeler her insan topluluğunda değişik biçimler alır.
İlk kültürel insanbilimciler çalışmalarına uzak ülkelerde yaşayan ilkel insanlardan başladılar. Bu insanlar kendilerine kentler kurmamışlardı, yazıları yoktu, kullandıkları yalnızca kaba, taş aletlerdi. Bu topluluklar üzerindeki çalışmalar zaman yitirilmeden tamamlanmalıydı; çünkü kültürleri hızla değişiyor ya da tümüyle yok olup gidiyordu. Eğer batılı bilim adamları bu olanağı zamanında değerlendirmemiş olsalardı, atalarının geçmiş çağlarda nasıl yaşadıklarını öğrenme fırsatını kaçıracaklardı.
İlk insanbilimciler genellikle yalnız çalışırlardı. İncelemek istedikleri, sözgelimi, uzak bir adaya ya da köye giderler ve oranın halkıyla dostluk kurarlardı. Onların törelerini, dillerini öğrenmeye çalışırlardı.
Bugün yalnız çalışan insanbilimci azdır. Genellikle uzmanlardan oluşan bir ekip ortaklaşa çalışır. Böylesi bir ekip çoğu kez insanbilimci dışında bir doktor, bir ruhbilimci (psikolog), bir müzik uzmanı, ve bir dilbilimciden oluşur. Ekip, insanların yaşamlarını saptamak için fotoğraf makinesi, dillerini ve müziklerini kaydetmek için de ses alma aygıtı kullanır. Uzmanlar, üzerinde çalıştıkları insan topluluğunun kültürel yaşamım, bütün yönleriyle incelemelidir. Çünkü ancak bu şekilde onu diğer kültürlerle karşılaştırma olanağını bulabilir. İnsanbilimcilerin bulgularını böylelikle birkaç ana başlık altında toplayabiliriz.

İNSAN VARLIĞININ SÜRDÜRÜLMESİ
Çeşitli insan toplulukları geçimlerini nasıl sağlarlar? Avcılıkla mı? Balıkçılıkla mı? Tarımla mı?
İnsanların varlıklarını sürdürebilmek için tuttukları yol, onların tüm yaşam biçimlerini etkiler. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nin güneybatısında yaşayan Tewa Kızılderilileri bir çiftçi kabilesiydi. Köylerinin yakınındaki tarlalarda mısır, fasulye ye kabak yetiştirirlerdi. Yerleşik bir düzende yaşarlardı. Ayinler, törenler köyün ileri gelenleri tarafından önceden belirlenir, düzenlenirdi. Tewa’ların pek az düşmanı vardı. Üstelik onlarla savaşmak için fazla nedenleri de yoktu.
Buna karşılık, kuzey Rusya’da, yak, koyun ve at sürüleri besleyen göçebe kavimler yaşardı. Başlıca besinleri et ve süttü. Bu insanların yerleşik bir yaşam düzenleri olamazdı; çünkü hayvanları için her zaman taze çayırlar gerekliydi. Beraberlerinde çadırları, çeşitli eşyalarıyla, sürekli bir yerden diğerine gezerlerdi. Otlaklarını daima yabancılara karşı korumak zorundaydılar. Bu yüzden savaşçı kavimler olarak ün salmışlardı.

AİLE YAŞAMI
Geçimlerini sağlama biçimi gibi, insanların aile düzenleri de farklıdır. Batılı toplumların çoğunluğunda aile bir erkek, onun karısı ve çocuklarından oluşur. Buna karşılık, sözgelimi, Güney Afrikalı bir Zulu ailesi bir erkek, onun beş ya da altı karısı ve tümünden olan çocuklarını kapsar. Kuzey Amerika’nın bazı Kızılderili kabilelerinde ailelerin yöneticileri kadınlardı. Erkekler savaşa ya da ava gittiklerinde evde kalan ve tarımla uğraşan onlardı. Bu yüzden çocukların babalarının yerine annelerinin adını taşımaları doğaldı.
Aile yaşamının bütün yönleri insanbilimci için önemlidir. İnsanbilimci evliliklerin nasıl düzenlendiğini, çocukların nasıl yetiştirildiğini, yaşlılara nasıl davranıldığını araştırır. Ailenin yanı sıra, köy, klan, kabile ve ulus gibi daha geniş topluluklar da inceleme konusudur.
Topluluğu kimin yönettiği önemlidir. Yönetici, kimi zaman babasından devraldığı egemenliği sürdüren bir şef, kimi zaman “akıllı” bir ihtiyar ya da bir büyücüdür. Bazen de topluluk yöneticisini kendi seçer.

OYUN VE SAVAŞ
Bir topluluğun oyun ve savaş gelenekleri insanbilimci için önemli etkinliklerdendir. Çünkü her insan topluluğu savaşır ve oyun oynar. İnsanbilimci her şeyden önce savaş nedenleriyle ilgilenir. Topluluk için savaş bir yiğitlik gösterisi midir? Yoksa yeni topraklara sahip olmak, tutsak yada kadın ele geçirmek için mi savaşırlar? Belki de savaş nedenleri yalnızca saldırganlara karşı kendilerini savunmaktır?
İnsanbilimci ayrıca insanların nasıl savaştıklarıyla da ilgilenir. Sözgelimi, bazı topluluklarda törenler
ve giysiler savaşın ayrılmaz bir parçasını oluşturur.
Savaş gibi oyun gelenekleri de bir insan topluluğunun davranış özelliklerini aydınlatan etkinliklerden biridir. Bazı yerlerde oyunlar bir yarış niteliğindedir; bazılarında ise salt eğlence içindir.
İlkel insanlar daha çok açık havada oyun oynarlar. Oyun bazen dinsel niteliktedir ve bir tanrı onuruna düzenlenir. Kimi zaman da fala bakmak gibi bir şeydir; çünkü oyun sonucunun gelecekten haber vereceğine inanılır.

DÎN VE BİLGİ
Bir insan topluluğunun, genç kuşaklarına aktardığı geleneksel inançlar ve düşünceler insanbilimci için büyük önem taşır. Fakat bunların ortaya çıkarılması da o derece güçtür. Çünkü insanlar genellikle inançlarını yabancılara açmaktan pek hoşlanmazlar. Bu nedenle ilk insanbilimciler ilkel insanların dinlerinin olmadığı sonucuna varmışlardı. Bugün ise, birçok insan topluluğunun yaşamını dinsel inançların ve mitlerin yönettiği bilinen bir gerçektir. Sözgelimi, bazı yörelerde, ruhlara, tanrılara ve benzeri doğaüstü varlıklara ilişkin inançlar, insanların tohumu ne zaman ekeceklerini, ya da balığa ne zaman çıkacaklarını belirleyebilmektedir. Bazı topluluklarda da bu gibi işlere girişmeden önce din büyüklerinden önbilide bulunmaları istenir.
İnsanlar inançlarını kendisinden sonraki kuşaklara nasıl aktarmaktadır? İnsanbilimci bu soruya da yanıt arar. Yazı yazabiliyorlar mı? Yoksa inançlarını, düşüncelerini kuşaktan kuşağa sözlü olarak öyküler biçiminde mi aktarıyorlar? Çocuklarına başka neler öğretiyorlar? Sayı sayabiliyorlar mı? Evren konusunda, hayvanlar, bitkiler, Güneş, Ay ve yıldızlara ilişkin neler biliyorlar? Bu tür konular üzerine bilgileri dinsel inançlarla iç içe geçmiş olabilir.
Kültürel insanbilim bu soruları araştırarak, ele aldığı insan topluluğunun yaşam biçimini kültürel gelişimini bütün yönleriyle aydınlatır. Bunun yanı sıra, çağdaş makineleri, sağlık hizmetleri ve değişik yaşam biçimleriyle batılı insanın onlar üzerinde yarattığı etki de gözlemlenebilir.

FİZYOLOJİK İNSANBİLİM
Fizyolojik insanbilim, bu bilim dalının en eski koludur. Çalışma konusu insanın fizyolojik özellikleridir. Bu alandaki ilk araştırmalar eski iskelet kalıntıları üzerinde yürütülmüştür. İnsanbilimciler buldukları iskeletlerin kemik ve diş yapıları gibi özelliklerini çağımız insanın kilerle karşılaştırmışlardır. Bu çalışmalarla insanın, ilkel maymunsu yaratıklardan evrimleşme sürecine ilişkin önemli bilgiler elde etmişlerdir.
Günümüzde yaşayan çeşitli insan topluluklarının fiziksel özellikleri de birbirlerinden oldukça farklıdır. Fizyolojik insanbilimciler bu farkların incelenmesinde, deri, saç, göz, kan grubu ve kafatası biçimi gibi özellikleri karşılaştırma yöntemini kullanırlar. Değişik insan grupları arasında bu tür özellikler açısından benzer yanları olup olmadığını araştırırlar. Bu alanda çeşitli sorulara yanıt ararlar. Sözgelimi, bu özellikler, yeryüzünün çeşitli bölgelerine dağılımına göre belirli kategorilere ayrılabilir mi? Bedensel farklılıklar ve benzerlikler, geçmişte çeşitli insan gruplarının hareketine, birbirlerinden ayrılma ya da kaynaşma süreçlerine ilişkin ne gibi bilgiler vermektedir? Bazı fiziksel özellikler, insanların belirli doğa ve iklim koşullarına uyum sağlamasını kolaylaştırır mı? örneğin Eskimoların kısa boylu ve tıknaz yapılarının soğuktan korunmalarına yardımcı olduğu, tropikal bölgelerde de, koyu renk tenin yakıcı güneş ışınlarına karşı direnç sağladığı ileri sürülmüştür.

İNSANBİLİMLE İLİŞKİLİ BİLİM DALLARI
İnsanbilimciler genellikle kazıbilimciler ve dilbilimcilerle yakın ilişki içinde çalışırlar. Kazıbilimcilerin çalışma alanını, eski çağlarda yaşamış insanların yapıtları oluşturur. Bunlar, evler, kaleler, tapınaklar, gömütler ve bu yapıların içinde bulunan madensel para, çanak çömlek, araç, gereç ve sanat yapıtlarını kapsar.- Tüm bu kalıntılar eski insanların nasıl yaşadıklarına ilişkin bize bilgi verirler.
Kazıbilimcilerin başlıca çalışma yöntemleri kazılara dayanır. Bu kazılarda bazen kemiklere, hatta bütün iskeletlere rastlarlar. Kazıbilimciler bunların toprak altında ne durumda ve ne kadar derinlikte bulunduklarını tam olarak saptayabilmek için fotoğraflarını çekerler. Ayrıca beraberlerinde bazı eşyalar bulunmuşsa, onları da kaydederler. Daha sonra kemikleri, üzerinde insanbilimcilerin inceleme yapabilmeleri için, özenle topraktan çıkarırlar. İnsanbilimciler bunları incelerler ve diğer bulgularla karşılaştırırlar. Böylece kazıbilimci ile insanbilimcinin ortaklaşa çalışmaları, çeşitli yönleriyle geçmiş çağların insanına ışık tutar.
Dilbilimcinin işi oldukça karmaşıktır, önce üzerinde çalıştığı insan topluluğunun konuşmalarını bir ses alma aygıtına kaydeder. Daha sonra saptadığı dili oluşturan her bir sesi, uluslararası alfabe ile yazar. Bu alfabede insanın çıkarabileceği her tür sesi simgeleyen harfler vardır. Dilbilimci bu seslerin oluşturduğu sözcükleri ve tümceleri belirler. Son olarak da bu dilin dilbilgisini çözümlemeye çalışır. Bu genellikle uzun ve karmaşık bir iştir. Çünkü bu dili konuşan insanlar belki de daha önce, dillerinin kurallarını başkalarına açıklamayı hiç denememişlerdir.
Dilbilimci dili çözümledikten sonra, onun diğer dillerle olan ilişkisini araştırır. Bu doğrultudaki çalışmalar sonucunda dillerin “aileler biçiminde çeşitli gruplara ayrıldığı ortaya çıkarılmıştır. örneğin, Afrikalı kabilelerin konuştuğu yüzlerce dil, on bir dil ailesine ayrılır. Amerika kıtasındaki Kızılderililerin dilleri ise altı dil ailesini oluşturur. Hemen tüm Avrupa dilleri ve Güneybatı Asya’daki bazı diller aynı dil ailesindendir. Bu aileye Hint – Avrupa Dil Ailesi denir.
Dillerin bir “aile” oluşturması insana garip gelebilir. Ne var ki, diller birbirine benzer yapı ve gramer özelliklerine sahiptir. Bu benzerliklerin ve farklılıkların incelenmesi sonucu, çeşitli dillerin ana dilden ne zaman ayrıştıkları saptanabilir. Bu da, insan gruplarının birbirleriyle ilişkilerini araştıran insanbilim için çok değerli bir bilgi kaynağını oluşturur.

Etiketler:

Yorum yazın