Yeniden Kullanım Nedir

Yeniden Kullanım Nedir

YENİDEN KULLANIM, eko., inşaların ortaya çıkardıkları artık maddelerden değişik biçimlerde işlenerek yeniden kullanılması ve hiçbir hammaddenin yitirilmemesini güden sanayi yan dalı. Bu amaçla, artık maddeler, kendilerini oluşturan özgün hammaddelere ayrılır ya da yarı işlenmiş ürünlere dönüştürülür. Böylece bu maddelerden yeniden işlenmiş ürünler elde edilir. Yeniden kullanım işlemiyle yakından ilgili bir başka süreç de, artık ürünlerin hiçbir işlemden geçirilmeksizin kullanılması ya da doğrudan öteki ürünlere dönüştürülerek kullanılmasıdır. Bu iki işlem günümüzde çok sınırlı boyutlarda gerçekleştirilebilmektedir. Bununla birlikte artık maddelerin üretimi çoğaldıkça ve hammadde rezervlerinin ve üretim için gerekli enerjinin tükenmesi tehlikesi ortaya çıktıkça, bu iki işlemin de giderek artan bir ölçüde üretim ve tüketim yapılarıyla bütünleştirilmesi gerekecektir. Günümüzde bu gelişmenin önündeki başlıca engel, teknik sorunlardan çok, tehlikeye giren ekonomik çıkarlardır.

Geçmişte insanlar hemen tümüyle doğal çevrimin bir parçasını oluşturuyorlardı. O çağlarda yiyecek, giyecek ve ilkel el sanatları için bitki ve hayvanlardan yararlanan insanların ölümüyle birlikte bu maddelerin tümü doğaya geri dönüyordu. Bu doğal çevrim, bozulmaksızın bir milyar yılı aşkın bir süreden bu yana sürüp gitmekteydi. Bütün bu süre boyunca doğada ne bir hammadde yetersizliği ne de aşırı boyutlarda artık madde üretimi sorunu ortaya çıkmıştı. Bunun nedeniyse, her türden organizmanın, organik artıkları, yeni canlı biçimleri için temel öğelerine ayrış-tırmasıydı. Canlılığını koruyan doğanın dışarıdan alınacak hammaddeye gereksinimi yoktur. Başlangıçtaki belirli boyuttaki bir temel madde birikimi ve tek enerji Kaynağı olarak da güneş enerjisiyle birlikte bu doğal çevrim süreci sonsuza kadar sürüp gidebilirdi. Arncak, insanın tarım üretimine geçmesiyle birlikte bu çevrimde de küçük bir zedelenme ortaya çıktı. Topraktan ürün alınması, topraktaki bitkisel maddeleri tüketmektedir. Toprağın, yitirdiği bu maddeleri yeniden kazanabilmesi için yeteri kadar beklenecek olursa ortaya bir sorun çıkmayacaktır. Ancak duru böyle olmazsa, toprak tüm verimini yitirecek ve ortaya aşırı ürün alma neden olgunun bir türü çıkacaktır. Toprak verimini yitirince, tarımla uğraşanlar da başka bir toprak parçasına göç ettiler. Daha sonraları, yitirdiği besleyici maddeleri gübreleme yoluyla (hayvan ve insan dışkısı) toprağa geri vermeye başladılar. Böyle bir çevrim türüne karma tarımda rastlanır. Burada topraktan alınan ürünün bir bölümü yem olarak sığırlara verilir ve bu arada sığırların aldıkları besleyici maddeler ürettikleri gübreyle toprağa geri döner. Bununla birlikte, 19. yy’ın ikinci yarısından sonra yapay gübreler giderek artan ölçüde kullanılmaya başlandığında ve 20. yy’da bir yanda yoğun tarımla, öte yanda yoğun hayvancılık ve “biyolojik-sanayi” arasında bir bölünme ortaya çıktığında, bu doğal çevrim de bozuldu. Bu gelişmelerin sonucunda, doğadan büyük boyutlarda yapay gübre ve yiyecek alınırken, doğal gübre fazlaları da artık olarak hiç kullanılmadan bırakılır, insanlar üretim için genelde bitki ve hayvanlardan elde ettikleri maddelerden yararlandıkları sürece, bu maddeler doğal çevrimin bir bölümü olarak kalabilirlerdi. Ancak insanlar inorganik maddeleri giderek artan ölçüde kullanmaya başlayınca, bu durum hızla değişti. Madencilik gibi etkinlikler, toprakta ancak sınırlı boyutlarda bulunan birtakım maddelerin azalmasına neden oldu. Dahası, bu maddeler organizmalar tarafından ayrıştıralamayacak maddelere dönüştürüldü. Bu oluşum da hammaddelerin yok edilemediği bir duruma yol açtı. Artı madde sorunu, Sanayi Devrimi ile birlikte çok büyük boyutlara ulaştı. Kentlerde, nüfus yoğunluğunun artması sonucunda, ancak bir bölümü üretim sürecinde yeniden kullanılacak biçime dönüştürülebilen ya da hiç yararlanılamayan artık madde yığınları birikti. Eskici ve hurdacıların da bu sorunun çözümüne fazla katkısı olmadı, ikinci Dünya Savaşı sırasında artık madde sorunu, plastik gereçlerin ortaya çıkmasıyla daha da büyüdü. Daha sonralarıysa nüfus artışı ve tüketimindeki yoğunlaşma, sorunun büyümesinin ana nedenleri olarak belirdi. Bir ülkenin zenginliğiyle tüketim biçimi ve artık maddelerin oranı arasında açık bir ilişki vardır. Toplum zenginliğinin artması, daha çok tüketime ve daha çok artık madde üretimine yol açar. Bu nedenle en fazla artık madde üreten ülkeler sanayileşmiş ülkelerdir. Bu ülkeleri Doğu Bloku ülkeleri izler. Buna karşılık, gelişmekte olan ülkeler çok temiz sayılırlar. Belirli bir ülkede en fazla artık üretimi kentlerde ve sanayi merkezlerinde ortaya çıkar. Örneğin, Federal Almanya’da kişi başına düşen ortalama artık üretimi sanayi merkezlerinde, küçük köylerdekinin (yaklaşık 2000 kişinin yaşadığı) iki katı kadardır. Bir toplumun ürettiği artık maddeler, dört bölüme ayrılabilir: Ev (ya da kent) artıkları, endüstri artıkları, tarım artıkları ve lağımlar. Kent artıkları, evlerdeki çöplerden, normal olarak işlemden geçirilebilen ticari artıklardan, bina ve yıkım artıklarından ve hurda arabalardan oluşur. Ev çöplerini bileşimi zamanla çok değişmiştir. Yeni madde ve ürünlerin pazara sürülmesiyle ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra çarpıcı bir değişiklik ortaya çıkmıştır. Batı ülkelerindeki toplam artık maddelerin günümüzde ağırlık yönünden % 5’ini oluşturan plastik gereçler daha önceleri bilinmiyordu; bugünse evlerde kullanılan nesnelerin yerini, ikinci Dünya Savaşı öncesine göre çok daha büyük bir hızla, yenileri almaktadır. Paketleme maddelerinin (kağıt ve karton, cam, teneke ve plastik) ev çöpleri içindeki payı günümüzde % 35 kadardır ve bu pay giderek yükselmektedir. Öte yandan evlerdeki çöplerin % 45’i mutfak ve bahçe artıklarından oluşur. Evlerdeki çöpler genellikle çöp kamyonları aracılığıyla toplanır. Kentleri yenileme tasarılarının uygulandığı yerlerde, ticari artıklarla bina ve yıkım artıkları, evlerdeki çöplerin büyüklüğüne ulaşabilir. Bu tür artıklar genellikle açık bidonlarda toplanmakta ve özellikle bu maddeleri taşımak üzere donatılmış kamyonlarla götürülür. Atılacak hurda arabaların sayısı da arabası bulunanların sayısıyla ortalama araba yenileme süresince belirlenmektedir. Büyüklükleri nedeniyle bu tür artıkların öteki artıklardan ayrı olarak ortadan kaldırılmaları gerekir. Hurda arabalarda genellikle hâlâ kullanılabilecek birçok gereç vardır. Bir bölgedeki hurda arabasayısı belirli bir düzeye ulaştığında, bunları sıkıştırarak bloklar biçiminde parçalayan özel makineler kullanılabilir. Bu parçalar daha sonra demir ve çelik işletmelerine taşınabilir. Sanayi artıklarıysa daha çok ağır sanayi dallarından (demir ve çelik sanayi madencilik vb.) ve metal işletme sanayilerinden kaynaklanır. Kişi başına düşen sanayi artıklarının büyükülğü ev artıklarının büyüklüğünden daha azdır. Kimya sanayii ise toplam artığın çok küçük bir bölümünü oluşturan ancak bileşimi açısından büyük tehlike yaratan bir artık türü üretir. Bu maddelerin yapısı birbirinden çok değişik olduğundan, uygulanacak yöntemler de değişkenlik gösterir. Söz konusu maddelerin yakılmasına, daha az zararlı ya da hiç zarar vermeyen maddelere dönüştü-rülesine ya da üretim sürecinde yeniden kullanılmalarına çalışılabilir. Bütün bu yöntemler büyük harcamaları gerektireceğinden, tepkilere neden olsa da kimi durumlarda artıkların toprağa gömülmesine ya da denize atılmasına karar verilir. Tarım artıklarıyla lağımların ortak yanı, her ikisinin de temel doğal organik maddelerden oluşmuş olmasıdır. Tarım artıkları, çiftçilik, bahçıvanlık, hayvancılık ve “biyolojik sanayi’’ce üretilirken; kanalizasyon artıkları, arıtma kuruluşlarda açığa çıkan katı maddelerden oluşur. Kimi bölgelerde tarım artıkları, yeterli istem bulunmaması nedeniyle önemli bir sorun yaratıri. Bu durumda artıkları kümeler halinde biriktirilerek koşullar elverdiğinde, gübre eksikliği duyulan bölgelere taşınır. Kanalizasyon artıklarıysa kimi zaman toprağın veriminin artırılası için kullanılabilir. Bu artıkların bir bölümü borularla denize akıtılırken geri kalan bölümü de ev çöpleriyle birlikte ortadan kaldırılır.

Yakın zamanlara dek artık maddeleri ortadan kaldırmanın en yaygın yöntemi, bunları tümüyle denetimsiz bir biçimde açık alanlara, suya, açık tuyulara vb. yerlere dökmekti. Bu yöntem en basit ve en ucuz artı boşaltma yöntemiydi. Çevre koruma ve öteki nedenlerden dolayı artıkların böyle bir yöntemle ortadan kaldırılmasına artık karşı çıkılmaktadır. Toprağın ve yeraltı suyunun tehlikeli bir biçimde kirlenmesi gibi bazı durumlarda, boşaltılan artıkların atıldıkları yerlerden alınması gerekir. Bu maddeleri ortadan kaldırmanın daha iyi bi yolu, artığın, kent ve kırsal alan planlamasıyla çevre sağlığı açısından iyi seçilmiş yerlere denetim altında boşaltılmalıdır. Bu yöntem uygulandığında, örneğin hiçbir tehlikeli kimyasal maddenin atılmaması için dikkatli bir gözetim gerekir. Artık maddeler daha önceden belirlenmiş yüksekliğe ulaşır ulaşmaz, artık madde kümesinin üzeri örtülmeli ve bu üst tabaka çimlendirilmelidir. Bununla birlikte bu yöntemin de sınırları vardır; özellikle yoğun yerleşim bölgelerinde artık maddelerin atılabileceği hiçbir yerin kalmaması durumu ortaya çıkabilir ve o zaman artıkların başka bir ülkeye atılması bile zorunlu duruma gelebilir. Batı Avrupa ülkelerinde ev artıklarının yarımdan fazlası hâlâ belirli alanlara dökülür. Artıkları ortadan kaldırmanın ikinci yöntemi bunları yapmaktır. Batı Avrupa’da 20. yy’ın başlarında uygulanmaya başlanan bu yöntem, günümüzde bile ikinci önemli artık ortadan kaldırma yöntemidir. Yakma işlemi, artık maddenin birçok zararlı özelliğini giderir. Bu nedenle, ev artıklarının bir bölümü yakılarak ortadan kaldırılabilir ve bazen bu işlem sırasında açığa çıkan ısıyı kent ısıtmasında, sanayide kullanma olasılığı doğabilir. Geri kalan maddenin bir bölümü de (kül ve cüruf) yol yapımında vb. işlerde kullanılabilir. Ancak arta kalanın tümünün dökülmesi gerekir. Ev artıklarını yakmak için kullanılan değişik türden çok sayıda aygıt vardır ve bu sayı daha da artmaktadır. Ev artıklarının küçük bir bölümü komposto haline getirilir. Başka deyişle, artık madde yeterli düeyde hava ve suyla birlikte mayalanmak üzere açık alana bırakılır ve böylece organik maddelere ayrışması sağlanır. Bu süreç sonunda, lağımın bir bölümü gibi tarımda, kentlerdeki yeşil alanlarda ve bahçelerde gübre olarak kullanılabilecek bir ürün ortaya çıkar. Bununla birlikte, böyle bir sonuç elde edebilmek için artıktaki organik olmayan bölümün çıkarılması gekeri. Yüzyıllarca ev artıklarından komposto yapılması artık madde sorununun çözümüne önemli bir katkı sağlamışsa da yapay gübreler ortaya çıktığından, bu gübre türüne duyulan ilgi hızla azalmıştır.

Bugüne kadar artık maddelerin yeniden kullanımı işleminin büyük ölçekte uygulamaya konulmuş olması gerekirdi. Tüketilen malların pek çoğu bir tür maddeden yapıldığından ve bir malın yapımında değişik maddelerin Kullanılması durumunda bile bu maddeler büyük bir güçlükle karşılaşılmadan birbirlerinden ayrılabildikle-rinden bu işlem gerçekleştirilebilirdi. Ancak hâlâ toplumca oluşturulan artıkların küçük bir bölümünden yeniden yararlanabilmektedir. Bunun nedeni, Batı ülkelerinde uygulanan üretim ve tüketim işlemlerinin yapısında aranmalıdır. Üretim yeni hammaddeleri ve yeni enerji kaynaklarını temel almasına karşın, artık gereksinme duyulmayan nesnelere karşı yaklaşım, bu nesneleri en kıza zamanda ve en kolay biçimde ortadan kaldırmak biçiminde ortaya koyulmaktadır. Yoksul ülkelerde kesin olarak gerekli olanın dışında hemen hiçbir şey üretilmemekte ve tüketilmemektedir. Bu da yeniden kullanılabilecek hiçbir şey olmadığı anlamına gelir. Bu iki uç arasındaysa artığın çok küçük ölçekte ve ekonomik açıdan etki yaratmayacak biçimde yeniden kullanıma sokulduğu ülkeler ve bölgeler vardır. Çoğunlukla ancak ilkeli bir çevrede oluşabilen bu uygulamalar, yaşamla ilgili, yine küçük bir topluluk tarafından paylaşılan bir yaklaşımdan destek görürler. Bu yaklaşımın temelinde şu düşünce yer alır: Sağlıklı olabilmesi için bir ekonominin sürekli büyümesi gerekmez ve amaç büyük ölçekli kuruluşlar, merkezileşme yerine daha çok küçük ölçekli kuruluşlar ve merkezi olmayan bir ekonomik yapıyla tanımlanan bir toplum yaratmak, olmalıdır. Ayrıca, olanaklar elverdiği ölçüde de kendi kendisini sürdürebilen ve sonunda tükenmeyecek olan güneş ışığı, su rüzgâr gibi enerji kaynakları kullanılmalıdır. Bu dünya görüşünün başka bir özelliği de çevrenin korunmasına büyük önem vermesidir. Üreticiler açısından bakıldığında, genel olarak yeniden kullanım sorunu temelde ekonomik bir sorundur; oysa tüketiciler açısından, aynı sorun yine temelde bir toplumsal eğilimler ve yaşam biçimi sorununa dönüşür. Bu iki yaklaşım birbirini etkileyeceğinden, olumlu ya da olumsuz bir sonuç doğabilir.

Yeniden kullanım, ürünlerin bileşimindeki hammaddeleri bu ürünlerden çıkartıp alabilmek ve böylece dünyanın sınırlı kaynaklarının daha da tüketilip yok olmasını önemek amacıyla, yeni üretim ve tüketim süreçlerini başlatmaktan oluşur. Yeniden kullanımda en verimli ve en ucuz çözüm, işlemin dar kapsamda gerçekleştirilmesidir. Böylece elde edilen hammadedeler, hemen hemen oldukları gibi kullanılabilecek bir yapıda olduklarından, fiyat açısından en yüksek değerleri kazanırlar. Bunun örnekleri, demir ve çelik işletmelerine getirilen hurda demir, cam fabrikalarına getirilen cam artıkları, Kâğıt fabrikalarına getirilen eski kâğıt artıkları ve plastik fabrikalarına getirilen kullanılmış plastik gereçlerdir. Tüketim değişmez bir büyüklükte kalmış olsaydı, ilke olarak, belirli büyüklükteki bir hammadde de sınırsız bir süre için yeterli olabilecek ve bu durumda ancak üretim sürecinde ortadan kalkan sınırlı orandaki hammadde ve yeni hammadde girdileriyle karşılanabilecekti. Yeniden kullanıma giren artık, hem üretim hemde tüketim sonucu oluşan artık olabilir. Sanayi üretimi işlemlerinde ortaya çıkan artıkların tek tek bireylerden toplanması gerekmez. Üretim artıkları, kusurlu yarı işlenmiş ve işlenmiş ürünlerle, gereç kalıntıları (örneğin ağaç ve metal işleme endüstrilerinde olduğu gibi) ve fabrika artıklarından oluşur. Çeliğin işlenmesi sırasında ortaya çıkan yaklaşık % 20 oranındaki metal artıkları yeniden eritme işletmelerine gönderilebilir. Bununla birlikte çoğunlukla üretim artıkları ekonomik yönden fazla değerli olmadığından, bu sorunu çözümlemek için yalnız kurum içi bir kullanım uygulanabilir. Tüketim artıklarıysa tüketicilerce yaratılır ve genellikle bu artıkta çok sayıda değerli hammade bulunur. Burada ana sorun, yeni hammaddelere dönüştürülmelerinden önce, bu gereçleri toplamak, sınıflandırmak ve temizlemek zorunluğu olmasıdır. Bu gibi maddelerin (örneğin, kâğıt, hurda demir ve eski giysiler) toplanmasını çalışma alanı olarak alan fabrikalar, özel bir sanayi kolu oluşturur. Artıkların yararlı maddeye dönüştürülmesini içeren bir sanayi dalının gelişmesi pek kolay olmamaktadır. Bunun nedeni, ürünlere karşı istemin sürekli değişmekte olmasıdır. Belirli bir hammaddenin fiyatı düşük olduğu zaman, artık ürünlere (örneğin kullanılmış kâğıda), duyulan istem de düşük olmakta ve stoklar oluşmaktadır. Artık ürünleri hammaddelere ya da yarı işlenmiş ürünlere dönüştüren bir sanayi dalı da vardır. Bu iki dal birlikte yeniden kullanım sanayiini oluşturur. Bu yüzden, en etkin ve ve gideri en düşük yeniden kullanım biçimi, en dar kapsamlı olandır. Uygulamada bunun gerçekleştirilmesini engelleyen pek çok etmen vardır. Böyle durumlarda istenen türün yerini daha büyük, daha fazla zaman alıcı, daha karmaşık ve dolayısıyla da daha pahalı bir tür alacaktır. Örneğin, yararlanılmadığı için hemen atılacak ya da yapılacak ev artıklarından olabildiğince kullanılabilir nitelikte maddeler elde edilmeye çalışılabilir. Bu işlem, büyük bir bölgenin ev artıklarının toplandığı artık ayırma kuruluşlarında yerine getirilir. Artık ayırımıysa kuru ya da yaş işlemle gerçekleştirilebilir. Yaş işlemde ilk olarak artıktaki iri maddeler alınır ve artığın geri kalanı öğütülüp suyla karıştırılır. Artıktaki metal parçacıkları bir mıknatısla alınır ve bundan sonra artık İçindeki parçacıkların büyüklüğüne ve ağırlığına göre ayrıştırılır. Kuru işlem uygulandığında da ilk olarak, silindir bir elek aracılığıyla kum ve cam parçalan artıktan alınır. Daha hafif maddelerse aağır olanlardaki hava püskürtmeli eleklerle ayrılırlar. Daha ağır maddelerin içinden demir ve teneke parçaları da manyetik bir kayışla alınır. Organik artıkların büyük bölümü ikinci bir silindir elekle daha hafif maddelerden alınıp çıkartılırken, plastik gereçlerin ve kâğıdın alınması bir hava akımıyla gerçekleştirilir. Bu sonuncu işlem, kalın kâğıt parçaları ince olanlardan ayrılıncaya dek yinelenir, Daha sonra işlenecekleri fabrikaya gönderilmek üzere kâğıt ve plastik gereçler baylalar biçiminde sıkıştırılıp paketlenebilir. Demir ve teneke parçaları varillerde, organik artıklarsa komposto elde edebilmek için toplu olarak taşınırlar. Bu yolla elde edilen kâğıt, kâğıt fabrikalarına gönderilebilir ya da yakıt olarak enerji santrallarında kullanılabilir. Elde edilen demirin büyük bölümüm konserve kutusu biçimindedir ve bu maddeler kalay ayrıştırma fabrikalarında demir ve kalay olarak ikiye ayrılabilir. Plastik maddelerse, yeniden kullanılmak üzere plastik endüstrisinde taneli duruma getirilir. Organik artıklar, tarımda ve bahçecilikte kullanılmak üzere tompostoya dönüştürülebilir. Günümüzde kompostoyu oluşturan maddelerin öteki alanlarda uygulanabilme olanakları üzerinde araştırmalar yapılmaktadır. Bu uygulama alanları arasında, söz konusu maddenin binaların ısı ve ses yalıtımında, denizlerdeki petrol sızıntılarının alınmasında emici olarak ve yakıt biçiminde kullanılması gibi konular bulunmaktadır. Bu gibi ayırım işlemleriyle elde edilen tortular, genellikle kum, cam, taş ve odundan oluşmaktadır. Başlangıçta artık maddelerin hacim olarak yaklaşık % 20’sini oluşturan bu tortular, genellikle bir yere dökülmek zorundadır. Ancak bu durum artık çevre için büyük bir sorun oluşturmaktadır. Komposto elde edilmesi sürecinde, belirli koşullar altında metan açığa çıkabilir. Bu gaz yararlı bir biçimde, örneğin artık ayırım kuruluşunun makinelerinin çalıştırılmasında ya da elektrik üretiminde kullanılabilir. Metan, aynı biçimde tarım artıklarının (gübre) kullanılmasıyla da elde edilebilir. Bununla birlikte, bu yeni enerji kaynağıyle ilgili araştırmalar henüz sonuçlanmamıştır.

Yeniden kullanımın gerekliliğini daha 1960’larda kavranmasına karşın, bu alanda henüz çok az ilerleme sağlanabilmiştir. Hammaddeler arasında yeniden kullanım işlemiyle en fazla elde edilenler metallerdir. Üretimde kullanılan tüm çinko ve alüminyumun °/o 20’si bakırın % 35’i ve platinin de °/o 50’sinden yeniden yararla-nılabilmektedir. bu oranlarla ilgili nedenler, hem yeniden kullanım için gerekli enerji düzeyinde, hem de hammadde gereksinmelerinde aranmalıdır. Örneğin, hurdadan çelik elde edilmesi işleminde, filizden çelik elde edilmesi sırasında gerekli olan enerjinin 1/3’ü kadar enerjiye gereksinme vardır. Alüminyumdaysa, enerji tüketimi, filizden alüminyum elde edilmesinin 1 /20’si kadardır. Kimi Batı Avrupa ülkeleriyle Japonya’da tüm kağıt üretiminin °/o 20-40’ından yeniden yararlanılmaktadır. Bununla birlikte, ulaşım uzaklıklarının büyük ve odun fiyatlarının düşük olduğu ülkelerde bu oranlar daha düşüktür. Bu nedenle, ikinci Dünya Sa-vaşı’ndan sonra ABD’de, kullanılmış kağıdın üretime sokulması % 35’ten % 20’ye düşmüştür. Bu da ABD’ed ormanlardan daha fazla ürün alınmasının gerekli olduğu anlamına girer. Genellikle yeniden kullanımın önündeki engeller teknik sorunlardan değil ekonomik sorunlardan kaynaklanır. Hammaddelerin bir özelliği de bu maddelerin geçerli fiyatlarında ya da yakın dönemde beklenen fiyatlarda gelecekteki hammadde açığının normal olarak dikkate alınmasıdır. Ancak tükenme tehlikesi doğduğunda, hammade fiyatı hemen yükselir. Böyle bir durum ortaya çıktığında da 1970’lerdeki petrol bunalımında olduğu gibi, fiyat artışları öteki alan

lara da yansır. Bu durum ortaya ‘caya kadar fiyatlar rekabet koşullarıyla ya da kimi hammaddelerde tekel ya da kartel anlaşmalarıyla belirlenir. Hammaddelerin fiyatları yeniden kullanıma sokulmuş maddelerin fiyatlarından düşükse, Sanayi kuruluşları hammadde satın almayı yeğleyecektir. Örneğin, cam üretimi için gerekli olan maddelerin fiyatları çok düşük olduğundan, kimi kez kullanılmış camın toplanması, sınıflandırılması ve taşınması kazanç sağlamamaktadır. Bu nedenle, depozito verilerek alınan şişeler yerine geri verilmesi gerekli olmayan şişelerin (giderek plastik şişelerin) kullanılmasının daha ekonomik olabileceği de ileri sürülür. Burada başka bir sorun da ekonomik sistemin kendisinden kaynaklanır. Son yıllarda, sanayileşmiş ülkelerin başlıca hedefi ekonomik büyüme olmuştur. Büyümeyi sürdürebilmek uğruna, kullanım süreleri kısa olan ürünler üretilmiş ve bu da ürünlerin daha sık bir biçimde yenilenmelerini zorunlu kıldı. Amaçlanan büyüme hedefine, dayanıklılık ve rahat kullanım, biçim ve modayla ilgili öteki özelliklerin güdümüne sokularak ulaşılabilmiştir. Bu gelişmenin sonucunda hammaddeler ve enerji kaynaklan eskiye göre daha hızlı bir biçimde kullanılıp tüketilmekte ve her geçen gün daha da hızla çoğalan artık maddeler yığınlar halinde birikmektedir. Bu sorunla karşı karşıya bulunan ülkeler, böyle bir tüketim modeline bağımlı duruma gelmişlerdir ve bu eğilim ancak çok büyük güçlüklerle sınırlandırılabilmekte ya da önlenmektedir. Yine de bu gelişmenin sınırlandırılması gerektiği görüşü giderek güçlenmektedir. Ayrıca çevreye zarar vermeyecek tekniklerin, başka bir deyişle, “yumuşak teknolojinin” yaratılmasının gerekli olduğu konusundaki görüş de güç kazanmaktadır. Böyle bir yaklaşım, hem artık madde sorununa hem de enerji sorununa bir çözüm getirebilir. Burada doğal çevrimden olabildiğince yararlanılmaya çalışıldığından bu sonuca ulaşılabilir. Üretim ve tüketimse, dayanıklı malların üretimiyle sınırlandırılabilir. Böylece, artık yeniden kullanıma girebilecektir. Burada da olanaklar elverdiği ölçüde doğal maddeler kullanmak yoluyla, yeniden kullanım işleminin büyük bir bölümü doğal çevrime bırakılabilir. Aynı biçimde, sınırlı büyüklükte olan fosil yakıt rezervlerini koruyabilmek için, güneş, rüzgâr ve su gibi doğal enerji kaynaklarından daha fazla yararlanılmalıdır.

Yorum yazın