Yapraklı Ormanlar

Yapraklı Ormanlar

YAPRAKLI ORMANLAR, yazların serin, kışların ılık geçtiği, yıl içindeki yağışın eşit olarak dağıldığı ılıman kuşaklarda, yapraklarını döken ya da yaprakları yazın yeşil kalan ormanlar. Nemli tropikal bölgelerde, her zanan yeşil kalan yağmur ormanlarıyla, muson bitki örtüsünün gelişiminde son halkayı oluşturur. Anakaralarda tropikal iklimden, ılıman iklime geçiş, kara ikliminin, başka bir deyişle daha kurak bir iklimin egemen olduğu doğu bölümlerde (ABD’nin doğusu, Çin) nemli batı bölgelerine oranla daha yavaştır. Kurak, yarı tropikal çöl kuşağıyla yağış açısından zengin, yapraklı orman kuşağı arasında (geçiş bölgesi) uzanır. Bu bölgede yazlar kurak ve sıcak, kışlarsa iklimdeki gibi yağışlı geçer. Kışları yağışlı geçen bu gibi bölgelerde, her zaman yeşil kalan yapraklı ormanlar bulunur, ancak bunların tropikal bölgelerdeki kadar zengin türleri yoktur. Bu tür ormanlarda tahtalı ağaçlar görülür. Söz konusu ormanlara Akdeniz yapraklı ormanları da denir. Önceleri, tüm Akdeniz Havzası, sert tahtalı ağaçların oluşturduğu ormanlarla kaplıydı. Ancak buzul çağlarında, yapraklarını döken ormanların gelişmeye başlaması sonucu, giderek bu tür ormanlar Avrupa’daki alçak ovalar dışında tüm Akdeniz Bölgesi dağlarına yayıldı. İskandinav’ın orta bölgeleri, Finlandiya, Kuzey Rusya ve dağların yüksek kesimlerinde, yapraklarını döken ormanların yerini kozalaklı ormanlar aldı. Amerika ve Japonya’da da, yapraklarını döken ve her zaman yeşil kalan ormanlarla kozalaklı orman bölgeleri ayırt edilebilir; ancak bu ayırım fazla belirgin değildir. Bunun nedeni, bir iki bölgenin bitki örtüsünün de Avrupa’dakine oranla daha zengin olmasıdır. Üçüncü zaman bitki örtüsünden kalma mâbad ağacı (Ginkgo), Magudia, Liriodendron ve Carya cinsinden bitki türleri günümüzde de görülür. Buzul çağından sonra, buzların bir kez daha kuzeye doğru yayılması sonucu, bir zamanlar Avrupa’da da görülen ancak günümüzde yalnız fosilleri kalan bu bitkiler Amerika ve Japonya’da kuzey-güney dağ zincirleri boyunce geri çekildiler. Dağ zincirlerinin doğu-batı doğrultusunda uzandığı Avrupa’da bu bitkiler, dağları aşamadıkları için yok oldular. Güney yarıkürede, ağaçsız tundra bölgesine geçiş kuşağında kozalaklı ormanlar yoktur. Denizin kapladığı alana oranla, kara alanları daha sınırlı olduğundan, bu yörenin iklimi okyanusun etkisi altında kalmıştır. Bu yüzden, yapraklı ormanlar, güney yarıkürede aşağı enlemlerde bile gelişebilmektedir. notofagus cinsinin ağaç türü olan güney kayını, güneydeki bu yapraklı ormanlarda çok yaygındır. Eski dönemlerde, güney yarıkürede tropikal ormanların yanı sıra, yaygın bir biçimde, sert tahtalım ağaçlardan oluşan yarı tropikal ormanlar da bulunuyordu. Zamanla bunlar, yalnız, Avustralya, Yeni Zelanda Güney Amerika ve Güney Afrika’nın kışın yağış alan bölgelerinde yetişmeye başladılar. Ilıman bölgelerde bile, yapraklı ormanlarla kaplı alanlar giderek azalmıştır. Toprağın yüzyıllardır işlendiği Çin’de, artık ağaç türünden bitkilerin özgün yapılarını tanımlayabilmek olası değildir. Bu ülkede gerçek ormanlar günümüzde yalnız dağlarda bulunurlar. Yaklaşık 1800 m2’lik bir yükseklikten sonra, dağ ormanlarının yerini bambu ormanları alır.

Kış aylarında yaprak döken ormanlarda büyüme ve karbondioksit özümlemesi durur. Bu mevsimde söz konusu ağaçların yaprakları besin ve su yitimine yol açtıklarından yaz sonunda dökülürler, iklimin yanı sıra, toprakla ilgili etkenler ve yerel bitki örtüsünün özelliği de ormanın niteliği ve bileşimini belirler. Meşe (Quercus) ve kayın (Fagus) Kuzey Yarıküre’de çok yaygındır; bunun yanı sıra, Amerika’da akçaağaç (Acer) ve amerikan cevizi (Carya) yetişir.

Avrasya’da ise ıhlamur (77///a) ve kestane ağacı (Castanea sativa) bulunur. Toprağın verimsiz, iklimin soğuk ve kurak olduğu İskandinavya ile SSCB’nin kuzeyinde bodur gövdeli meşe ve huş ağacı görülür. Yarı arktik alanda, batıda okyanus kesimlerinde, bir başka huş ağacı bölgesi vardır. Nemli topraklarda da bataklık ormanlar bulunur. Bu ormanlar toprağın asitli olduğu yerlerde huş ağacı (Betula) ve söğütten (Salix), besini bol topraklardaysa kavaktan (Populus) oluşur. İyi gelişmiş, yapraklı bir ormanda ağaç katı, çalı, katı, ot katı ve yosun katı vardır. Kuzey Yarıküre’de, çalı katı genellikle alıç, fındık, yabanıl üvez ağacı, mürver ağacı ve böğürtlen çalısı içerir. Çalı katında, ot-çul bitkiler için çok elverişli, nemli ve rüzgârsız bir ortam egemendir. Ağaçların henüz çıplak olması nedeniyle ışığın kolaysa sızabildiği ilkbahar mevsiminde, gelincik çiçeği, menekşe ve çuhaçiçeği gibi yalnız ışıkta, yaşayan bahar bitkileri yetişirler. Daha az ışığın ormanlardaki toprağa ulaşabildiği yaz aylarındaysa küçük ince çiçeği (Aspergula odorata) ve mührü Süleyman (Polyognatum) gibi gölge seven bitkiler gelişirler. Çalılar ve ağaçlar, baştankara, ağaçkakan, çulluk, baykuş ve amerikan ispinozu gibi birçok kuş türüne sığınak, yuva yapacak yer ve besin sağlarlar. Yazın, böcekyiyenler buralarda pek çok karınca, kelebek ve öteki özsuyu emen, yaprak kemiren böceklerden bulabilirler. Kış gelince bu canlılar besin maddelerini değiştirir ya da^göç ederler. Alakarga da sincap ve hamster (Cricetus) gibi, kış için meşe palamudu ve fındık depolar.

Tilki, gelincik ve kakım da porsuk (Meles meles) gibi Avrupa ormanlarında çok sık görülen yırtıcı hayvanlardandır. Amerika’da aşayan kokarca da bu sansargillerin türündendir. Puma ve kurt türünün ortadan kalkmasından bu yana, kırmızı vaşak (Lyux rufus) ve rakun (Proc-yon lotor) Amerika’daki yapraklı ormanlarda en çok görülen yırtıcı türleridir. Aynı durum Asya ormanlarında yaşayan ta-nukiler (Nyctereules procyonides) için de geçerlidir. Çin ve Japonya’daki bambu ormanlarında, seyrek görülen bir hayvan olan dev panda (Ailuropoda melanoleu-ca) ve panda (Ailurus fulgens) yaşar. Bu iki tür de etobur olmalarına karşın, çoğunlukla bitkilerle ve özellikle bambu filizleriyle beslenirler. Çin ormanlarında yaşayan öteki otoburlarsa cüce munçak (Elaptıo-dus cephalophus) ve kısa boynuzlu küçük bir geyik olan çin munçağıdır (Mun-tiacus muntjak).
Kurak iklime uyumu sağlamak için, sert tahtalı ağaçların oluşturduğu ormanlardaki bitkiler buharlaşma yoluyla su yitirilmesini olabildiğince önleyebilmek amacıyla sert yapraklar geliştirmişlerdir. Yerel bitki örtüsü, yaprak dökmeyen meşe ormanlarından oluşan Akdeniz Bölgesi’nde en sık görülen tür mantar meşesidir Quercus ilex). Mantar meşesi ormanları, günümüzde ancak kıyılarda dar şeritler halinde, Korsika’nın bazı kesimlerinde ve Atlas Dağları’nda bulunur. Toprağın işlenmesi, hayvan otlatılması, ağaç kesimi ve bunların sonucunda oluşan aşınma, bu ormanların büyük bir bölümünü kayalıklara dönüştürmüştür. Geri kalan bozulmuş ormanlara maki adı verilir. Bu alanda, gerçek Quercus Ilex ormanlarında görülen türlerle aynı nitelikte türlerin yetiştiği 2-6 m, yüksekliğindeki yapraklarını dökmeyen çalılıklar vardır, iklimi Akdeniz Bölgesi’ne benzeyen Kaliforniya’da da maki benzeri gür çalılıklar görülür. Bu çalılıklarda ağaç yetişmemesi, orman bozulmuşlu-ğundan değil, yağışın azlığından kaynaklanır (yılda 500 mm). Kaliforniya’nın kuzeyine doğru ilerledikçe yağış artar ve ağaçlar (genellikle meşe) yetişebilir. Yalnız kaktüs çölleri bölgesinin üzerinde, dağlık Arizona yöresinde yapraklan dökülmeyen meşe ormanları görülebilir. Gür çalılıklarda en çok rastlanan tür, geniş alanları kaplayan funda benzeri bir çalı olan Adenosioma fasciculatum’dur. 3-4 m’lik bir yüksekliğe ulaşan bu bitkinin ince uzun yaprakları ve küçük beyaz çiçekleri vardır. Şili’nin orta kesimlerinde de gür çalılıkları anımsatan sert tahtalı bitkiler bulunmakla birlikte bu türlerin yapısı farklıdır. Ancak birçok yörede, yerel bitki örtüsünden geriye çok az örnek kalmıştır. Afrika’nın yalnız güneybatı ucunda Akdeniz iklimi egemendir. Bu bölgedeki bitki örtüsünün büyük özgünlük göstermesi nedeniyle burada ayrı bir alan ayırt edilir. Ümit Burnu’na özgü maki benzeri çalılar yarımadanın tümünü ve Cape Town’-un doğusundaki Table Dağı’nın eteklerini kaplarlar. Ağaç türünden tek bitki, boyu 15 m’ye ulaşan gümüş ağacıdır (Leu-caderıdron argenteum). Bu bölgedeki çalıların ortalama uzunluğu 4 m’dir. En üstteki çalı katında protealar (Protea) bulunur. Bunların altında dikenli, kelebeksi çiçekler ve çeşitli Erica türleri vardır. Ümit Burnu’nda funda familyasının türleri 600’e ulaşır. En alttaki kalın çalı katı, ıtır çiçeği (Pelargonium) ve Stobe türlerinden oluşur. Ot katı, özellikle soğanlı bitkiler, eğrelti otu ve küçük kuzukulağı türlerini içerir. Gerçek tohum bitkileri yoktur. Yazın ot katının tümü kurur. Avustralya’da yağış oranına bağlı olarak çeşitlilik gösteren sert tahtalı ağaçlar yetişir. Burada sıtma ağacı (Eucalyptus) türleri yaygındır. Kışın yağış alan bölgenin en nemli yerlerinde, yüksekliği 60-75 m’ye ulaşan karri (Eucalyptus dlversicolor) ormanları görülür. Bu ormanlar, çalılarla eğrelti otlarının bulunduğu, sık olmayan nitelikte bir türdendir. Daha az yağış alan sıcak ve kurak yazların egemen olduğu yörelerde, yüksekliği 15-20 m’ye ulaşan ağaçlardan oluşan Eucalyptus marginata ormanlarına rastlanır. Bu orman türü toprağın çok verimsiz olduğunun göstergesidir. Kireçli topraklarda bu türün yerini E. gomphocephala, nemli topraklarda E. patents, ırmak ağızlarındaysa E. rudis alır. Sıtma ağacının ba-lözü, çeşitli böcekler ve kuşlar için çok çekici bir besin türüdür. Okaliptüs ormanlarında yaşayan keseli ayı (Phascolarctos cinereus) gibi çok sayıda keseli hayvan okaliptüs yapraklarıyla beslenir. Lir kuşu ve papağan Avustralya’nın en güzel kuşlarındandır. Yeni Zelanda ormanlarıysa, burada yaşayan uçmayan kuşlar için çok elverişli bir ortam yaratır. Bu kuşlar, arasında kivi (Apteryx) Strigops habroptilus, bir tür uçmayan papağan ve soyunun tükendiği sanılmasına karşın 1948’de yeniden bulunan Notoruis mantelli sayılabilir.

Eski çağlarda ABD’nin doğu kesimleri, Avrasya’nın tümü ve Japonya’nın geniş bir bölümü (kozalaklı orman bölgeleri dışında) yapraklı ormanlarla kaplıydı. Çağımızın başlangıcında da Akdeniz Bölgesi hala geniş ormanlarla örtülüydü. Ancak yüzyıllar geçtikçe, yapraklı ormanların çoğu yerini tarım alanlarına bıraktı. Ayrıca, odun olan gereksinimin artması, ormanların geniş çapta yıkımına yol açtığından oldukça kötü sonuçlar doğurdu. Yapraklı orman alanının giderek daralması, hayvan yaşamını da önemli ölçüde etkiledi. Kahverengi ayı (Ursus arctas), kurt (Can/s lupus) ve vaşak (Lyux lyux) gibi büyük yırtıcıların soyu tükendi ya da bunlar yeterli besin, güvenli bir ortam ve dolaşacak alan bulabildikleri kozalaklı ormanlara çekildiler.

Yorum yazın