Yanardağ Çeşitleri – Yanardağ Türleri

Yanardağ Çeşitleri – Yanardağ Türleri

Yanardağ türleri. Lavlar çok hızlı püskürdüğü ve az miktarda gaz içerdiği zaman yanardağ en sessiz durumdadır. Böyle durumlarda lavlar.genellikle yarıklardan akar (yarık sızıntıları). Böylece büyük alanları kaplayan bazalt platoları oluşur (örneğin İzlanda’da). Bununla birlikte bazik magmalar da gerçek yanardağların ortaya çıkmasına yol açabilir. Lavların akışkanlığı nedeniyle bu yanardağların etekleri sarp değildir. Hawai’deki Mauna Loa yanardağı, bu özellikteki yana-dağlara örnektir. Lavlar biraz daha yapışkan (bu nedenle de daha asitli) olduklarında, bilinen yanardağ türleri oluşur. Bunlar da katmanlar halinde katılaşmış lavlar ve yanardağ olguları nedeniyle parçalanmış kayalar yer alır. Lavların akması ve püskürmesi az da olsa sürüyorsa, Stromboli türünde bir yanardağ ortaya çıkar. Bu ad, İtalya’da Stromboli Adası’ndaki Stromboli Yanardağı’ndan kaynaklanır. Yanardağların ağzındaki magmanın bir bölümü katılaşarak kanalı tıkayabilir. Daha sonra basıncın artmasıyla, bu “tıkaç’’ yerinden oynar. Lav akıntısı hâlâ oldukça azsa, o zaman Volkan türünde bir yanardağ ortaya çıkar. Bu ad, Sicilya ve Stromboli adaları arasındaki küçük bir adada bulunan bir yanardağın adından kaynaklanır. Öte yanda, şiddetli bir patlamayla yanardağın ağzını örten sert kaya fırlarsa, Vezüv türü bir yanardağdan söz etmek gerekir. Bazen yıllar süren bir basınç birikmesi sonucu aniden büyük bir patlama da olabilir (paroksizm). Bu tür patlamalar sırasında yanardağdan kısa zamanda büyük miktarda madde püskürün Bu durumda yeraltında birdenbire, büyük bir boşluk oluşur ve yanardağın orta bölümü de bu boşluğa çöker. Sonuçta ortaya çıkan çukura caldera (yanardağ bozukluğu) denir. Karalarda oluşan bu çukurlar genellikle hemen suyla dolar Örneğin Sumatra’daki Toba Gö„ö böyle oluşmuştur. 1883’te Endonezya’da Kra-katoa Adası’ndaki Perbutan Yanardağının püskürmesi de bu tür bir oluşuma yol açmıştır. Yaklaşık İÖ 1470’te Yunanistan’daki Thera Adası’nda da çok daha şiddetli bir yanardağ püskürmesinin olduğu sanılır. Romalı tarihçi Küçük Pilinius İS 79’da Vezüv Yanardağı’nda da bu tür bir püskürme olduğunu yazar. Bu nedenle söz konusu yanardağ olgularına plinian adı verilir. Magma çok asitli olduğu zaman, lav akıntısı olmaz. Püskürme sırasında gazlar hızla arınır. Böylece tüm katı maddeler dağılarak toz haline gelir. Ye-raltındaki büyük kraterler böyle oluşur (patlama çukuru). Günümüzde Eifell’de bulunan bu tür kraterler suyla dolu olduklarından bunlara krater gölleri adı verilir. Yanardağ olguları, insanlar ve çevre üzerinde yalnız olumsuz etki yapmazlar. Yanardağların en olumlu özelliği, birçok yanardağ kayasının çok verimli toprakların oluşmasına yol açmasıdır. Yanardağ külleriyle bu tür toprakları kısa sürede ortaya çıkar. Lavlar ise ancak birkaç yüzyıl içinde toprağa dönüşürler. Yanardağ birikinti yataklarında bol miktarda potasyum ve fosfor ortaya çıkar. Yanardağ kayaları yüzyıllardır değişik amaçlarla kullanılır. Örneğin bazaltların biçimleri oldukça düzgündür (sekizgen), bu nedenle kanalların örtülmesinde bazaltmardan yararlanılabilir. Öteki kaynaklardan genellikle yapı taşları olarak yararlanılır. Bunun nedeni, sertleşmiş küller (tuff) gibi bu kayaların da düzgün parçalar biçiminde kesilebilmesi-dir. Süngertaşı, özellikle geçmişte aşındırıcı bir madde olarak kullanılıyordu. Evlerde bazen çok kirlenen ellerin temizlemesinde süngertaşından yararlanılır. İtalya’da Lipari Adası’nda çok büyük bir sün-gertaşı ocağı vardır. Bunun yanında çeşitli amaçlarla geliştirilen kükürt yatakları da vardır. Yanardağ süreçleri nedeniyle yoğun halde olan birçok metal de vardır. Bunların başlıcaları: cıva, gümüş, altın, uranyum, kurşun, demir, bakır, nikel, manganez ve titanyumdur.
Uzun süreden beri yanardağlardaki ısı kaynağından yararlanma konusunda girişimleri yapılmaktadır. Ancak bu konuda büyük güçlükler vardır. Etkin haldeki volkanlarda ısı genellikle çok yüksek olduğundan (1,000°C kadar) bu ısıdan kolaylıkla yararlanılamaz. Buna karşılık yanardağların daha az etkin olduğu yerlerde ısı daha düşük olursa tüketim merkezleri yanardağlardan uzak yerlerde bulunduğundan, sağlanan buharın ya da suyun taşıma sırasında soğuması olasılığı vardır. Bununla birlikte, yüzyıldan fazla bir süre önce İzlanda’da Reykjavik’teki kapalı alanların ısıtılmasında gayzerlerden çıkan sıcak sulardan yararlanılmıştı. İzlanda’daki başarılı denemeden sonra, özellikle SSÖB’de jeotermal enerjiden bu amaçla yararlanma yaygınlaştı. Elektrik üretme amacıyla da yanardağ enerjisinden yararlanılabiliri Bu uygulama ilk kez 1904’te Lardarella’da (İtalya) fumaroller ve solfa-taralardan yararlanılarak gerçekleştirildi. Bu yolla enerji üretmenin maliyeti hidroe-nerji üretiminin maliyetine yakın olmakla birlikte 1958’e kadar bu yolla, enerji üreten tek tesis İtalya’da 1959’da Yeni Zelanda’daki Wairakei ile Meksika’daki Pat-he yakınlarında başka enerji fabrikaları da bu yolla enerji üretimine geçtiler. 1960’ta İtalya’daki Toskana’da Monte Amiate yakınında da bu tür bir tesis açıldı. O tarihten sonra da bu tesislerin sayısı sürekli olarak arttı. 1973-1974’teki enerji bunalımından sonra enerji fiyatlarının artması, bu konuda gelişmelerin sürmesine neden oldu. Yanardağlar insanların ilgisini çektiğinden turizm açısından ilgi çekicidir. Örneğin her ıl binlerce ziyaretçi ABD’deki Yellowstone Ulusal Parkı’nda bulunan gayzerleri görmeye gelir. Bu olgu bir turizm sanayiinin gelişmesine yol açmıştır. Bu parktaki gayzerlerden en ünlüsü olan Old Faithful her 64 dakikada bir 35-50 cm yüksekliğe kaynar su fışkırtır. İtalya’da Etna ve Vezüv, Japonya’da da Fuji San yanardağları başlıca turist merkezleri arasındadır. Sıcak su kaynaklarının yakınında sanatoryumlar, sağlık merkezleri ve tatil yerleri de yapılmıştır. Kaynak sularında çeşitli mineral eriyikleri bulunur. Bunların insan vücudunda yararlı etkileri olduğu sanılır. SSCB’de Paratunka Irmağı vadisindeki tatil yerleri (Kamçatka Yarımadası) bir örnektir. Kamçatka Yarımadası’nda iklim oldukça serttir. Kış mevsimi 8 ay sürer, topraklar yazın bile donmuş durumdadır. Bu nedenle, bölgedeki sıcak su kaynakları sert iklim koşullarını dengeler. Yanardağların püskürmesiyle büyük miktarda enerji açığa çıktığı gibi yeryüzünde kısa sürede büyük kaya parçaları da oluşabilir. 1873’te İzlanda’da Laki Yanardağının püskürmesi sırasında bir anda yaklaşık 12 km3 lav, 1912’de Alaska’daki Kat-mai Yanardağı’nın püskürmesi sırasında da 25 m3 lav fışkırdığı sanılır. 1759’da Meksika’daki Jorulla Yanardağı birkaç ayda ortaya çıktı ve 7 ay süreyle etkinliğini sürdürdü. 1943’te etkin halde olan Meksika’daki Paricutin Yanardağı 1952’ye kadar lav püskürdü. Bu dağın deniz düzeyinden yüksekliği 2.808 m’ye ulaştı. 1937’de Papua Yeni Ginesi’nin doğusundaki Yeni Britanya’da oluşan Vulcan’ın

yüksekliği bir günde 200 m’yi buldu. İzlanda’nın güneyindeki Surtsey Adası, 1963’ün sonunda denizaltındaki bir volkanın püskürmesi sonucu ortaya çıktı; adanın yüksekliği üç ayda 170 m’yi buldu.

Yanardağların püskürmesi nedeniyle ortaya çıkan felaketler sonucunda çok sayıda insan yok olmuştur. Bu tür olaylar sırasında ölen insanların sayısı yılda ortalama 800’dür. Bu sayı, başka doğal felaketler (örneğin seller) nedeniyle ölen kişilerin sayısından daha azdır. Örneğin yıldırım düşmesi sonucu ölen insanların sayısı bunun yaklaşık iki katıdır. Bununla birlikte yanardağların püskürmesi sırasında onbinlerce kişinin yaşamı tehlikeye girebileceği gibi, çok değişik ölüm nedenleri de ortaya çıkar. Örneğin yanardağ püskürmeleri sonucunda ortaya çıkan kıtlık olayları ve salgın hastalıklar, başlıca ölüm nedenleridir. Geçmişte bu konuda en fazla can kaybı 1815’te Endonezya’daki Tambora Yanardağı’nın püskürmesi yüzünden oldu, açlık ve hastalık 66.000 kişinin ölümüne yol açtı. İzlanda’daki Laki Yanardağı’nın püskürmesi de felaketlere yol açmıştı: Açlık nedeniyle yaklaşık

10.000 insan, yoğun küllerin düşmesi nedeniyle de 300.000 baş hayvan ölmüştü. Kül bulutlarının çok yoğun olması ve bulutların çok uzun süre havada kalması nedeniyle denizde balık avı hemen hemen olanaksızdır. Çeşitli yanardağ püskürmelerinin zararlı etkilerinden biri de denizde sarsıntı sonucu tsunami adı verilen dev dalgaların oluşmasıdır. Geçmişte özellikle Sunda Boğazı’ndaki Krakatoa Yanardağının püskürmesi büyük felaketlere yol açmıştı. Okyanuslardan saatte 560 km hızla karaya doğru ilerleyen ve binlerce kilometrelik alana yayılmış olan, açık denizde güçlükte farkedilen, ancak kıyılarda metrelerce yüksekliğe ulaşan tsunami dalgalar çeşitli kıyılarda 36.000’den fazla insanın ölümüne neden olmuştu. Bu arada yine yanardağların püskürmeleri sırasında ender de olsa ortaya çıkan ve ölüme yol açan Pelean bulutları da (Cnuces ardentas) felaketlere yol açar. Bu bulutlar sıcak kül parçaları ve yanıcı gazların karışımından oluşurlar. Basınçlı havayla karada ve denizde gidebilen uçaklar gibi bu bulutlar da yanardağların eteklerine saatte 150 km’den fazla hızla inerler ve yolları üzerindeki her şeyi yok ederler.

1902’de Martinique Adası’ndaki Pelee Dağı’nda ortaya çıkan pelean bulutları başkent St. Pierre’de birkaç saniyede

29.000 kişinin ölümüne yol açtı. 1930’larda Java’da Merapi yakınında da bir pelean bulutu ortaya çıktı ve 1.300 kişi öldü. 1951’de Papua Yeni Ginesi’nde-ki Larmington Yanardağının çevresinde oluşan çamurla karışık pelean bulutları da yaklaşık 3.000 kişinin ölümüne yol açmıştı. 1814’te Melanezya’daki Manam Yanardağının benzer bir madde püskürtmesi sonucu yaklaşık 1.200 kişi ölmüştü. Yanardağ püskürmelerinde, suyla karışık küller (örneğin bir sağanak yağmurdan sonra) isli çamur biçiminde yere indiklerinde, çamur akıntıları (lahar) görülür. 1972’de Japonya’daki Unzen-dake Yanardağı’nın püskürttüğü lahar’ nedeyile 10.000’den fazla insan ölmüştü. Endonezya’daki Awu Yanardağı eteklerinde ortaya çıkan lanar da 1711’de 3.200, 1856’da 2.800 ve 1892’de 1.500 kişinin ölümüne yol açmıştı. Endonezya’da başka yanardağların püskürmeleri sırasında ortaya çıkan laharlar da can kaybına neden olmuştur. Bu olaylarda 1919’da Ke-lud’da 5.100 kişi, 1822’deGalunggung’ta

4.000 kişi, 1772’de de Papandajan’da

3.000 kişi ölmüştü. İS 790da Vezüv Ya-nardağı’nın püskürmesi sırasında ortaya çıkan küllü çamurlar Roma kenti Herkü-laneum’un yok olmasına yol açmıştı. Lahar oluşturan sular, her zaman yağmurlardan kaynaklanmaz, 1936’da Java’da Kavvah Idgen Yanardağı’nın püskürmesiyle bir krater gölünde yarıklar ortay çıktı ve sonuçta lahar oluştu. Suyla karışık olan kül serpintileri kuşkusuz daha tehlikelidir. örneğin İS 79’da Vezüv Yanarda-ğı’nın püskürmesi sonucu savrulan küller (Plinian) Pompei’yi tümüyle kaplamıştı. Yanardağlardan çıkan küller Meksika’daki Paricutin Yanardağı’nın püskürmesi sırasında olduğu gibi bazı zararlara da yol açabilirler: Kül yığınları yaklaşık 1 m yüksekliğe ulaştığında tüm bitki örtüsü ölür. Küllerle kaplı bitkileri yiyen hayvanlar da zehirlenme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Lav akıntıları, genellikle çok sayıda kişinin ölümüne neden olmaz, Bunun başlıca nedeni, akıntı hızının yavaş olmasıdır. Ancak 1669’da Etna Yanardağı’nın püskürmesi sırasında sıcak lavlar yaklaşık

100.0000. kişinin ölümüne yol açmıştı. 20.yy’ırren büyük yanardağ felaketlerinden birkfe Kolombiya’da oldu. 15 Kasım 1985’te.etkin duruma geçen Armero Kenti yakınlarındaki 5.400 m yüksekliğindeki Nevado del Ruiz Yanardağı 25.000 kişinin ölümüne yol açtı. Birçok yanardağ püskürmesi olayında meraklı izleyiciler ya volkanik kayaların çarpması ya da lav akıntıları arasında kalmaları sonucu ölmüşlerdir. Sonuncu olay 1872’de Vezüv Yanardağı’nın püskürmesini izlemeye gelen 20 kişilik bir grubun başına gelmişti.

Yorum yazın