Vehhabilik Nedir

Vehhabilik Nedir
Vehhabilik, 18. yüzyılda Arabistan’da Muhammed bin Abdüİvehhab’ın(*) etkisiyle oluşan dinsel ve siyasal akım. Vehhabilik adı akımın karşıtlarınca kullanılır; akımın üyeleri kendilerini Muvahhidun olarak adlandırır. Günümüzde Suudi Arabistan’ın resmî mezhebidir.

Muhammed bin Abdülvehhab’la 1744’te karşılaşan Deriye emiri Muhammed bin Suud onun düşüncelerinde kendisini Arabistan’a egemen kılacak dinsel bir dayanak bulmuş oldu. Abdülvehhab şirk içindeki insanlara tevhidi benimsetmek için kılıç kullanmanın zorunlu olduğunu, can ve mallarının helal sayıldığını öne sürüyor, böylece yağmacılık ve yayılmacılığa cihad adına kutsallık kazandırıyordu. Suud, ganimet kazanma düşüncesiyle kendisine katılan güçlerle egemenlik alanım genişletmeye başladı. Abdülvehhab’ın ölümünden sonra hareketin siyasal niteliği daha da ağırlık kazandı. Vehhabilik adına hareket eden Suudi hanedanı 19. yüzyıl başlarında Halep’ten Hint Okyanusuna, Basra Körfezi ve Irak sınırından Kızıldeniz’e kadar uzanan topraklar üzerinde egemen duruma gelmişti. Bunun üzerine harekete geçen OsmanlIların Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın Hicaz’a gönderdiği kuvvetler Mekke, Medine ve Taif’i Vehhabilerin elinden aldı (1812-13). Daha sonra I. Abdullah ve çocukları da yakalanıp İstanbul’a götürülerek orada idam edildi (1819).

Savaş sırasında kaçarak kurtulmayı başaran Suud ailesinden Türkî bin Abdullah, Necd bölgesinde etkin olarak 1821’de Veh-habi rejimini yeniden kurdu. Daha sonra hanedan çekişmeleri nedeniyle bu devlet de parçalandı, ama II. Abdülaziz (hd 1902-53) Vehhabi egemenliğini canlandırdı. I. Dünya Savaşı’nın ardından Vehhabiler Hail, Taif, Mekke, Medine ve Cidde’yi de ele geçirdiler (1921-25). II. Abdülaziz 1926’da Necd ve Hicaz kralı olarak kabul edildi, 1927’de de Suudi Arabistan kralı olarak tüm Hicaz’ı egemenliği altına aldı.

Vehhabiliğe göre Kuran ve sünnet metinlerin sözel anlamına (zahir) bağlı kalınarak anlaşılmalı, kesinlikle yorumlanmamalıdır; kıyas dinin dayanaklarından biri değildir. Buna karşılık içtihat kapısı açıktır, herkes içtihatla yükümlüdür. İman kalple tasdik, söz ile ikrar ve ameldir. Bu nedenle İslamın öngördüğü görevleri yerine getirmeyen kişiler mümin sayılamaz.

Vehhabi öğretisine göre Tann’nın birliğini kalple tasdik etmek tevhid için yeterli değildir; gerçek tevhid edimlerde kendini gösterir. Kuran ve sünnet dışında yasa koyucu tanımak, Hz. Muhammed döneminde bulunmayan kurallar kabul etmek, kişi ve nesneleri aracı edinmek, peygamber için bile olsa Tanrı dışındaki birisine kurban kesmek, adakta bulunmak kişiyi doğrudan şirke düşürür. Bu anlayışın getirdiği önemli sonuçların başında Hz. Muhammed’den şefaat talebinde bulunulamayacağı gelir. İnsanları şirke düşüren edimlerin başlıca kaynağı bid’atlardır. Bid’atların başında da mezarlar, türbeler ve bunların ziyareti gelir. Emri bi’l-marif nehyi ani’l-münker (iyiliği emretmek, kötülüğü yasaklamak) ilkesi öncelikle bid’atlara karşı savaşmayı içerir. Sözlü uyarıyla gerçeği kabul etmeyen kişilere karşı kılıç kullanılmalıdır.

Yorum yazın