Ufo Nedir

UFO, İngilizce tam ,adı Unidentified Flying Object (“Kimliği Belirlenememiş Uçan Cisim”), uçan daİre olarak da bilinir, gözleyen tarafından nedeni hemen açıklanamayan optik olgu ya da pek çok kişi tarafından başka gezegenlerden geldiğine inanılan uçan cisim. II. Dünya Savaşı’ndan sonra havacılık ve uzay bilimlerinde görülen gelişmelerin de etkisiyle en çok ilgi çeken konular arasına girmiştir.

1948’de ABD Hava Kuvvetleri, Mavi Kitap Projesi (Project Blue Book) adı verilen ve UFO’larla ilgili raporların toplandığı bir dosya oluşturmaya başladı. Temmuz 1952’de Washington kentindeki Ulusal Havaalanı yakınlarında gözlendiği bildirilen görsel olayların kimi radar bulgularıyla eşzamanlı olduğunun anlaşılması üzerine ABD hükümeti Pasadena’daki California Teknoloji Enstitüsü’nden fizikçi H.P. Robertson başkanlığında mühendisler, meteo-rologlar, fizikçiler ve bir astronomdan oluşan bir komsiyon kurdu. Komisyonun Merkezi Haberalma Örgütü (CIA) tarafından örgütlenmiş olması, toplantılarında ABD” nin askeri etkinliklerinin ve haberalma sisteminin ele alınması ve hazırladığı raporun “gizli” olarak nitelendirilmesi kamuoyunun ve yönetimin konu üzerinde ne denli duyarlı olduğunun bir göstergesiydi. Daha sonra açıklanan raporda, saptanan UFO görüntülerinin yüzde 90’ının parlak gezegenler, göktaşları, tan kızıllığı, iyon bulutları gibi astronomi ve meteoroloji olayları olduğu ya da hava taşıtları, kuşlar, balonlar, projektörler ve sıcak gazlardan ya da ender rastlanan meteoroloji koşullarıyla karmaşıklaşan çeşitli olgulardan kaynaklandığı belirtiliyordu.
İlk iddialara basın tarafından gösterilen ilgi ABD’nin yanı sıra Batı Avrupa, SSCB, Avustralya ve başka ülkelerde de benzeri yeni savların ortaya atjlmasına yol açtı. Şubat 1966’da oluşturulan ikinci bir komisyon bir öncekininkilere benzer sonuçlara vardı. Böylece bazı görsel olayların nedeni açıklamasız kalmış oldu. 1960’ların ortalarında Arizona Üniversitesi’nden (Tucson) meteorolog James E. McDonald ile Kuzeybatı Üniversitesi’nden (Evanston, Illinois) astronom J. Ailen Hynek başta olmak üzere az sayıda bilim adamı ve mühendis, en güvenilir UFO raporlarından küçük bir bölümünün uzaylı ziyaretçilerin varlığına ilişkin kesin belirtiler içerdiği sonucuna vardılar.

Dergiler ve gazeteler tarafından da abartı-. lan bu heyecan uyandırıcı varsayım öteki bilim adamlarının sert tepkileriyle karşılaştı. Tartışmaların sürmesi 1968’de ABD Hava Kuvvetleri’nin Colorado Üniversitesinde, tanınmış fizikçi E. U. Condon başkanlığında bir araştırma başlatmasına neden oldu. Condon’ın “UFO’lar Üzerine Bilimsel Bir Araştırma” adlı raporu, Ulusal Bilimler Akademisinin özel bir komitesi tarafından yeniden gözden geçirildi ve 1969 başlarında açıklandı. Her biri raporun ayrı bir bölümünü kaleme alan 37 bilim adamından oluşan komite 59 UFO olayını araştırmış, kamuoyu eğilimlerini değerlendirmiş ve radar ve fotoğraf tekniklerinin yeteneklerini gözden geçirmişti. Condon’ın yazdığı “Sonuçlar ve Öneriler” bölümünde Yer ötesi canlılar varsayımına (ETH) kesin olarak karşı çıkılmış ve araştırmaların sürdürülmesinin gereksiz olduğu öne sürülmüştü.

UFO’lara ilişkin çeşitli tartışmalar bu raporun yayımlanmasından sonra da sürdü. ABD’de kamuoyunun büyük bir bölümü ile az sayıda bilim adamı ve mühendis ETH’yi savunmayı sürdürürken bir grup bilim adamı da Yer ötesi canlıların var olma olasılığının az da olsa bulunduğunu ileri sürerek araştırmaların sürdürülmesi gerektiğini savunuyordu. Bir başka grup ise, UFO raporlarının sosyal psikoloji alanındaki çalışmalarda yararlı olduğu düşüncesiyle çalışmaların sürdürülmesinden yanaydı. Bu değişik görüşler Aralık 1969’da Amerikan Bilim Geliştirme Derneği tarafından düzenlenen toplantıda tartışıldı. 1973’te bir grup ABD’li bilim adamı bu alanda yeni çalışmalar yürütmek amacıyla Northfield’da (Illinois) UFO Araştırmaları Merkezi’ni kurdular.

UFO gözlemlerine ve olaylarına ilişkin resmî kayıtlar. Mavi Kitap Projesi İ969’a değin, astronomik, meteorolojik ya da yapay nedenlerden kaynaklandığı “belirlenen” ya da bilgi yetersizliği nedeniyle kaynağı “belirlenemeyen” 12.618 görüntü ve olaya ilişkin raporları içeriyordu. Con-don’ın raporunda varılan sonuçlara bağlı olarak Aralık 1969’da son verilen bu proje dışında tek resmî ve kapsamlı UFO kaydı Kanada’da tutuldu. 1968’de Kanada Ulusal Savunma Bakanlığı’ndan Kanada Ulusal Araştırma Kurumu’na devredilen bu kayıtlara göre 1960’ların sonlannda, bildirilen UFO’lann sayısı 750’ye ulaşmıştı. İngiltere. İsveç, Danimarka, Avustralya ve Yunanistan’da da yetersiz de olsa UFO kayıtları tutulmuştur.
Bildirilen UFO türleri. UFO’larla ilgili gözlemlerin güvenilirlikleri, tanıkların sayısı ve birbirlerinden bağımsız olmaları, gözlem koşulları (örn. sis, pus, ışık durumu) ve görüş yönü gibi etkenlere bağlı olarak değişir. Genel olarak tanıklar gördükleri nesnenin bir uzay cismi ya da askeri araç olabileceğini, ama kesinlikle akıllı bir yaratık tarafından yönetildiğini ileri sürerler. Bu yargı gözlemin çoğu zaman bir grup cismin düzenlenmiş uçuşu, bir hedefe yöneltilmiş olağandışı bir uçuş, ya da yön, parlaklık ve harekette ani ve amaçlı değişiklikler biçiminde algılanmasına dayanır.

Çıplak insan gözünün görüngülerde sann-ya varan aldanmalara yol açtığı bilinmektedir. Örneğin ayaklı bir teleskopla hareketsiz olduğu saptanabilen Venüs gezegeni gibi parlak bir ışık kaynağı, çıplak gözle hareketli görünür. Cisimlerin varsayılan büyüklüklerine dayanan uzaklık tahminleri de güvenilir olmaktan uzaktır. Pencerelerden ve gözlük camlarından yansıyan ışık üst üste binmiş görüntülere yol açabilir. Öptik hatalar nokta ışık kaynaklarını kolaylıkla uçan daireler biçiminde gösterebilir. Böylesi optik yanılsamaların ve görüntüleri yorumlamaya duyulan psikolojik isteğin birçok UFO raporuna kaynak olduğu bilinmektedir. Pek çok bakımdan daha güvenilir olan radar görüntüleri ise göktaşı, iyonlaşmış gaz, yağmur ve ısıl süreksizlik ‘izleri ile başka fiziksel cisimler arasındaki farkı saptamakta yetersizdir. Ayrıca elektronik girişim, nemli bölgelerden (örn. kümülüs bu-lutlanndan) ve iyonlaşmış katman ya da bulutlardan yansıma gibi birçok olay hatalı radar yankılarına yol açar. Görüntünün yanı sıra hareketin de varlığının bildirildiği “bileşik olay”ların çoğunun da düş ya da sanrı olduğu saptanmıştır. Bu tür savların güvenilirliği, birbirinden bağımsız iki ya da daha çok tanığın varlığıyla yakından ilişkilidir.

Yorum yazın