Tropik Ormanlarda Yaşayan Omurgalı Hayvanlar

Tropik Ormanlarda Yaşayan Omurgalı Hayvanlar

“…Burada, gökyüzüne değiyormuşcasına uzanan ve İspanya mayısına özgü yeşil renkte binlerce ağaçla çevrili bulunuyoruz. Tüm bu ağaçlar çeşitlerine göre yaşamlarının değişik dönemlerini sürdürmekteler. …”

Bu sözleri, Christopher Columbus, 1492’lerde Amerika’nın ekvator bölgelerindeki ormanları tanımlarken kullanmıştır. 500 yıl sonra bile, günümüzde tropikal ormanların görünümü değişmemiştir (bu ormanlara, tropikal bölgelerde bulunduğundan bu ad verilmiştir). Bu bölgelerde hep yaz mevsimi yaşandığından, ormanlar yoğun ve sürekli yeşil bir örtüye sahiptir. Dallardan düşen yapraklar henüz sararmadan, yerlerini yenileri almaktadır. Tomurcuklar çiçek açmakta, çiçekler uygun mevsimin gelmesini beklemeden meyve vermektedirler.

Sürekli ısı, bol ışık ve bol su gibi öğeler birleşerek, tropikal bölgeleri dünyamızın en verimli kaynakları durumuna getirmektedir. Tropikal ormanlar (coğrafyacılar bunları yağmur ormanları diye de adlandırırlar) yıllık yağışların 2 m.’yi geçtiği, en kuru aylarda bile en az 10 cm.’ye ulaştığı yerlerde bulunur. Yağmurlu mevsimlerde ormanların tepesi, yağmurlar dinse bile sürekli damlamaktadır. Böylece (güneş ısısı yapraklardan oluşan engelleri aşabilir) nem, bu ormanları bitkilerin kendiliğinden çok verimli biçimde büyüdüğü bir sera haline getirmektedir. İklimin kurak ve çöl bitki örtüsünün egemen olduğu Afrika’nın doğu kıyıları dışında, ekvatorun geçtiği tüm alanlar, tropikal ormanlarla kaplanmıştır. ı

Tropikal ormanların en geniş alanları, insan etkisinin en az hissedildiği Güney Amerika’da bulunmaktadır. Afrika’daki tropikal ormanlar ise, en küçük alanlara sahiptir. Bunlar Kongo Irmağının ve kollarının sınırları içine kapanır, sonra kuzeybatıya Gine Körfezine ve Liberya’ya kadar uzanırlar. Endonezya ve Malaysiya’nın tropikal ormanları çok parçalanmıştır.

Bu bölge, Doğu Hindistan (Sumatra, Borneo, Filipinler) ve Asya’daki küçük alanların yanısıra, Çinhindi Yarımadasını kapsar.

Yeni Gine ve Avustralya’daki Queensland Ormanları da aynı doğal yapılarından ötürü, bu alanlara eklenebilir. Ancak bu iki bölgenin de değişik bitki örtüsü ve hayvan türleri vardır: Değişiklikleri, özel oluşlarından kaynaklanmaktadır. Bu çok becerikli orman denizi (denizlerde olduğu gibi) yatay olarak üç tabakaya bölünebilir. Işığın gücündeki değişiklik buralardaki canlıların dağılımını da etkilemektedir.

Çatı ya da tavan, etkin fotosentez işleminin gerçekleştiği yerdir. Güneş ışınları buraya dolaysız olarak gelmektedir. Bilindiği gibi tüm bu topluluk, yaşam için güneşe bağımlıdır. En üst tabaka 45 m. ile 60 m. yüksekliğindeki ağaçlardan oluşur. Ancak, çok ender bulunan türler en fazla yükseklik olan 90 m,’ye ulaşabilirler.

Orta bölge, bitkilerin yüksekliklerine göre ikiye ayrılır. Buradaki bitkilerin boyları 20 m. ya da 40 m.’ye ulaşmaktadır. Toprak ya da taban (denizlerde deniz dibi olarak bilinmektedir) loştur. Ancak oldukça yüksek ısı ve nem, birçok maddelerin çürümesiyle birlikte, bereketli bitki yaşamını sağlar. Başka yerlerde olduğu gibi, doğa burada da çeşitli yollarla ve araçlarla yaşamı elden geldiğince kolaylaştırmıştır. Okyanuslarda yüzmek ve su üstünde durabilmek için gelişmiş yapılar görmekteyiz.

Orman denizlerinde de doğa, uçabilme ve daha önemlisi yoğun ağaçlar, ağaç gövdeleri, dalları ve yaprakları atasından çabuklukla hareket edebilme problemini çözmek durumundadır. Böylece kavrama yeteneği olan pençe ve ayaklar, dallara ve sürüngen asmalara asılabilen kuyruklar, emici organlarla

donanmış parmaklar, uzun ve kuvvetli kollar görülmektedir.

Sadece Güney Amerika’da yaşayan maymunlara özgü kavrama yeteneği olan kuyruklar, günlük yaşamın, düşmanlardan uzak olan ağaçlarda geçen bir dünya için değerli bir koruyucudur. Aşağı yüzeyleri tüysüz olan bu tür kuyruklar, beşinci bir organ gibi kullanılmaktadır.

Maymunlar, tropikal ormanlarda yaşayan hayvanlardan en yaygın olanlardır. Tropiklerin sıcak ve değişmeyen iklimine bütünüyle bağımlıdırlar. Olası iklim soğukluklarında bile göç edemezler. Yiyecekleri (böcekler, meyveler, çekirdekler gibi sıcak mevsim ürünleri) kısıtlıdır ve kış aylarında yemek için yiyecek toplayamazlar. Maymunları dört bölüme ayırabiliriz: Prossimiiler; Eski Dünya maymunları; Yeni Dünya maymunları; ve büyük antropomorfik maymunlar.

Prossimiiler birbirlerinden oldukça değişik yaratıkları içerirler. Ancak bunların hepsinin ortak yönü geceleri gezmeleri ya da yem aramalarıdır (ancak Madagaskar’da yaşayan lemur türleri bunların dışındadır).

Ağaç soreksi, lemur, lori ve potto bu gurubun üyelerindendir. Bu hayvanların özellikleri ve alışkanlıkları iyi bilinmemektedir. Görünümleri küçük ve çirkindir. Genellikle az gelişmiş beyinleri, karanlığa uygun iri, parlayan gözleri olan prossimiiler güçlü ayaklarıyla dallara sarılarak ağaçlarda yaşarlar. Ayak parmaklarında uzun, kıvrık pençeleri vardır. Meyvelerle ve böceklerle beslenirler.

Gerçek maymunlar birbirlerinden Eski ya da Yeni Dünyaya ait olmalarına göre ayırt edilirler. Bu ayrılık iki hayvan gurubunun gelişmelerinin birbirlerinden değişik zamanlarda ve değişik biçimlerde oluştukları varsayımıyla açıklanmaktadır. Gerçekte daha önce de anlatıldığı gibi sadece Güney Amerika maymunlarının kavrama yeteneği olan kuyrukları, Eski Dünya maymunlarının ise yanaklarında geçici süreler için yiyecek depoladıkları torbaları vardır. Bu torbalar sayesinde tüm tehlikeler ve tehditlerden uzak, zeminde geçirdikleri zaman oldukça kısalmıştır. Bu maymunlar genişleyebilen yanaklarıyla önce yiyecek arama, sonra çiğneme ve yutma yerine, doldurduklarını yemek için yüksek dallara sığınmakta ve ilkin torbalarını boşaltıp sonra da seçtiklerini küçük lokmalarla tüketmektedirler. Maymunların’ en belirgin organlarının arasında, Afrika’da ve Hint Malaya’sında bulunan türlerde, eşlerini cezbetmeye yarayan parlak renkli kaba etler bulunmaktadır.

Maymunların doğal silahlarının en korkutucu olanı, birçok türün erkeklerinde bulunan büyük köpekdişleridir. Ön kısımlarda düzeltilmiş, arkalarda bir bıçak gibi keskinleşen bu dişler Afrika babunlarında oldukça iri boyutlara ulaşır.

Bu gurubun, söz konusu edilebilir birtakım alışkanlıkları daha bulunmaktadır. Bu maymunlar az da olsa, anlaşılabilen ve anlatmak istedikleri duygularının türüne bağlı olarak sınıflandırılabilen, ses çıkarma yeteneğine sahiptirler. Acı, korku, toplanmaya çağrı, dikkatli olma emri açıkça anlaşılabilecek yollarla gurubun üyelerine bildirilmektedir. Bu sesler, anlamlı yüz ifadeleriyle birleştirilmektedir.

Maymunlar arasında en gürültücü tür uluyan maymunlardır. Bu hayvanlar gırtlak yapıları sayesinde uzun süren ve çirkinlikleriyle dikkati çeken sesler çıkarabilmektedirler (bu sesler yalnızca bir maymundan değil, tüm topluluk tarafından çıkarıldığı için hoş değildir).

Tüm Yeni dünya maymunları ağaca bağımlı yaşamayı yeğlerler ve yaşamlarını daha çok ormanların çatısında sürdürürler.

Antropomorfik maymunlar (Afrika’daki goril ve şempanzeler, Asya’daki gibbonlar, .Güneydoğu Asya’daki orangutanlar) da aynı biçimde, ağaçlara bağımlıdır ve özellikle en yüksek yerleri yeğlerler.

Gurubun adından da anlaşılacağı gibi, bu yaratıklar hayvanlar dünyasına ait yaşam merdiveninin son basamağında, insana çok yakın bir yerde bulunmaktadır. Kafataslarının ve gövdelerinin biçimi, uzak atalarımızın ve soyumuzun ilk üyelerinin özelliklerini anımsatmaktadır. Beyinleri oldukça gelişmiştir ve bunlara ek olarak da bu memelilerin ellerindeki parmaklar karşılıklı olarak birbirine bakar.

Çok iri olmasalar bile goriller, şempanzeler, orangutanlar ve gibbonlar ağırlıklarına oranla olağanüstü güçlüdürler. Çevrelerindeki dünyayı tanımak için, birinci ve en önemli araç olarak gözlerini kullanan bu hayvanlar, orman yaşamına bütünüyle uyum sağlamışlardır. Gözlerinin ayrıca renkleri ayırt edebilme yeteneği vardır (bu özellik insanlardan başka birkaç kuşa ve balığa özgüdür). Antropoid (insansı) türler sabit barınaklar kurmazlar, yiyeceklerini depolamazlar ve yiyecek kaynaklarına genellikle zarar verirler.

Goriller yaşlı bir öncünün dikkatli denetiminde titizlikle düzenlenmiş bir gurup yaşamı sürerler. Günleri yiyecek (günün saatine göre nicelik ve niteliği değişen; başka bir deyişle yemeğin cinsine göre değişen) aramakla geçer. Artan zaman, bir yerden diğerine hızla hareket ederek ve yapraklar arasına dinlenmek için gizli minderler hazırlayarak değerlendirilir. Tüm maymunlar gibi bu türdeki maymunlar da yavrularına titizlikle bakar. Emzirme dönemlerinde, hatta daha sonraki aylarda bile göğüslerinde taşırlar. Ormanların yüksek yerlerinde, maymunlardan başka tembel hayvanlar ve kuşlar barınmaktadır. Bunlara ek olarak, kavrama yeteneği olan kuyrukları ve uzun, korkunç bir taç gibi vücudunu kaplayan ve küçük oklara benzeyen dikenleriyle kirpileri, bir daldan diğerine rasgele sıçrayan sincapları, bukalemuna benzeyen ve ayaklarındaki yapışkan diskler sayesinde sıçrayabilen ufak kertenkeleler gibi bazı sürüngen türlerini, korkunç görünümlerine karşın kolay evcilleştirilebilen ve 2,5 m.’ye sıçrayabilen iguanaları sayabiliriz.

Tembel hayvanların, üç parmaklı tembel hayvan ve iki parmaklı tembel hayvan (Cholvepus didactylus) olmak üzere, bilinen iki türü vardır. Birincilerin kısa kuyrukları, arkadakilerden uzun ön bacakları ters olarak aşağı sarkarken bile, yeri görebilmesi için uzun ve kıvrılabilen boyunları vardır. İkincilerin kuyrukları yoktur. Her iki türün de iyi gelişmemiş, içleri çukur ve düzgün sıralanmış yirmi tane benzer dişleri vardır.

Tembel hayvanlar güçlü ve kıvrık pençeleriyle tutundukları ağaç dallarına asılı olarak yaşarlar. Yavaş hareket ederler ve sürekli olarak yapraklan çiğnerler. Memelilerden yalnızca bu türün derisi olağandışı bir yeşil renktedir. Bu deri iki çeşit tüylerden oluşur. Birincisi uzun, kaba ve daha üstte, İkincisi kısa güzel ve birincisinin altında gizlidir. Ancak uzun tüyler genellikle hayvanların gerçek renklerini saklayan ve çevrelerinin rengini almalarını sağlayan mikroskobik yeşil alglerle kaplıdır.

Sürekli aşağı sarkan başlarıyla tembel hayvanlar ender olarak etkindirler. Bu etkinlikler, pençelerinin tehlikeli bir silaha dönüştüğü saldırı anında, aynı dalda kendi türlerinden bir bireye rastladıklarında (böyle bir durumda söz konusu alan için başlayan mücadele, sonradan gelenin atılmasıyla sonüçlanır), doğurduklarında ve yılda bir kez, yeni yuva bulmak için en yakın ırmaktan öteye göç ettiklerinde, görülürler.

Tropikal ormanlarda görülen diğer hayvanlar, son derece güzel renkli kuşlardır. Amerika’nın birçok torpikal bölgelerinde görülen tukanlar, sinekkuşları ve çok çeşitli papağanlar, ilginç kuşlar arasındadır. Büyük sarı gagalı tukanlar, yeşilliklerin tepelerinde, guruplar halinde yaşarlar. En garip alışkanlıkları ağaç oyuklarına çamurdan yuva yaparak dişilerini tüm kuluçka dönemi boyunca buraya hapsetmeleridir. Ancak bu dönem tamamlandıktan sonra yuva açılır ve dişiler yeniden dışarıya çıkabilirler.

Sinekkuşları çok uzun ve ince gagalarını çiçeklerin taçyapraklarına sokup bitki özünü emerler.

Papağanlar, çok iyi bilinen sesleri taklit etme yetenekleriyle birlikte, değişik renkli tüylerinden ötürü de ilginç hayvanlardır. Papağanların tüyleri, olası saldırılardan korunabilmek amacıyla, çevredeki bitkilerin rengini alırlar. Papağanlar, gerçekte iyi uçamadıklarından (sadece yiyecek aramak için hareket ederler), ağaçlarda tüneyerek yaşamayı yeğlerler.

Ormanların orta bölge diye adlandırılan yerlerinde, yüksek bölgelerdekine birçok yönden benzeyen bir bitki örtüsü görülür. Burada da hayvanlar, yoğun yeşil bitki örtüsü arasında çevik hareket edebilme yeteneğine sahip olmalıdır. Uzun, kavrama yeteneği olan kuyruklara sahip opossumların yanı sıra ormanların bu bölgelerinde çok değişik iki tür hayvan barınmaktadır: karıncayiyen ve pangolin.

İlk bakışta hantal ve garip görünmelerine karşın (ağırlıkları 50 kg.’dan biraz azdır) karıncayiyenler, ağaçların dallan arasında büyük hız ve çeviklikle hareket ederler. Boyunları yoktur. Uzun burunları bir çeşit ince dişsiz ağızla sonuçlanmaktadır-. Adından da anlaşıldığı gibi, çok uzun ve yapışkan dilleriyle yuvalarını dağıttıkları karıncaları ve beyaz karıncaları yerler.

Vücutları uzun bir kuyrukla sonuçlanır. Kuyruklarındaki yelpazeyi andıran tüyler hayvanın tutunmasına yardımcı olurlar.

Karıncalarla beslenmelerine karşın, pangolinlerin yapıları değişiktir. 1 ya da 2 m. uzunluğunda bir kertenkeleye benzeyen pangolinlerin vücutları başlarından kuyruklarına kadar bir damın kiremitleri gibi dizilmiş sert kabuklarla kaplıdır. Hayvan bu kabukların düzenlenişi sayesinde, gerektiğinde kendisini sarmal biçimde yuvarlayabilir.

Düşen yapraklar ve çürüyen maddelerden oluşup ince bir tabakayla kaplanan orman tabanı omurgasızların dünyasıdır.

Doğal olarak burada oldukça iri hayvanları görebiliriz. Büyüklüklerine karşın, sallanan dallar ve uzayan bitkiler arasında oldukça rahat hareket eden filler, yabansığırları, Afrika ormanlarındaki yabandomuzları ve leoparlar, Amerika ormanlarının jaguarları ve uzun burunlu tapirleri bunların arasındadır.

Etobur ya da otobur, tüm bu hayvanlar, hızlı ve çevik, ileri ya da geri sıçrayabilirler. Birçoğunun postları etraflarındaki ormanların ışık ve gölgeleriyle kendilerini gizleyebilmeleri için noktalı ya da çizgilidir. Bazı geyiklerin ve antilopların başlarında kendilerini korumak ya da dişilerinin kalbini kazanmak için hemcinsleriyle boğuşurken kullandıkları boynuzları vardır.

Orman tabanında yaşayan türlerin ağızları, toprağı altüst edip araştırarak, bulduklarını hızla silip süpürmeye uygun biçimdedir. Sürüler halinde yaşayan yabandomuzları ve pekariler avlanmak için geceleri yuvalarını terk eden tavşana benzeyen bazı kemiriciler (örneğin Amerika tavşanı) bu türlerdendir. Güney Amerika ormanlarında, diğerlerinin yanı sıra, bazı memeliler ve Amerika’da yaşayan ve keseli hayvanlar gurubuna giren opposumlar da bulunmaktadır.

Orman zeminlerinde ilginç bir hayvan olan zırh kabuklu tatugilleri (kemerli hayvanlar) görebiliriz.

Kısıtlı sayıda türleri bulunan tatugillerin boyları dev tatudan (kuyruğuyla birlikte 15 m.) Arjantin’in küçük tatusuna (15 cm.) kadar çeşitlilik

göstermektedir.

Bu hayvanların sırtlarında, deriyle kaplanarak sert bir kabuk oluşturan kemikli pullar bulunur. Bu pullar çizgiler halinde, aralarında yumuşak yerler bulunacak biçimde dizilmiştir. Bu yapı sayesinde tatugiller kendilerini, kafaları ve ayakları kabuğun içinde kalacak biçimde, bir top gibi yuvarlayabilirler. Bu kabuğun oluşturduğu kalın zırha karşın tatugiller, sürekli korku içinde yaşarlar, çünkü başlıca düşmanları olan jaguarlar ve pumalar güçlü pençeleriyle, vahşi köpekler de keskin dişleriyle bu kabuğu kolayca parçalayabilirler. Bu nedenle tatugiller düşmanlarından kaçabilmek için oldukça derin çukurlar kazarlar.

Tepelerde yaşayan kuşların yanı sıra orman zemininde de birçok kuş bulunur. Keklikler, bıldırcınlar ve borazankuşugiller en fazla bilinenlerdendir. Kırmızı ibişler de bataklık alanlarda yaşarlar, solucan ve benzerlerini bulabilmek için kıvrık gagalarıyla çamurları altüst ederler.

Ormanlarda yaşayan en eski ve başlıca hayvanlar; omurgalılardan sürüngenler ve amfibilerdir.

Sürüngenler iki guruba ayrılabilir: kertenkeleler ve zehirli ya da zehirsiz yılanlar. Kertenkelelerin, tropikal Amerika’da bulunan ve boyları 2 m.’yi bulan iguanalardan, Malaysiya’da bulunan, ön ve arka ayakları arasındaki kabuğa benzer derileri sayesinde uçabilen ağaç kertenkelelerine kadar değişebilen çok sayıda çeşitleri bulunmaktadır.

Bukalemun, eşsiz özellikİerinden ötürü ormanda yaşayan hayvanların en ilginçlerinden biridir. Kendisini korumak için hızla renk değiştirebilen bu hayvan, yavaş hareket eden bir sürüngendir. Üzerinde bulunduğu zeminin özelliğini kusursuz bir biçimde taklit edebilir. Avını yakalayabilmek için kullandığı dili, vücuduna yakın boydadır ve ucu yapışkan bir maddeyle kaplıdır. Kavrayıcı kuyruklarıyla kendilerini güven altına alan bukalemunlar, dallar arasında yavaşça yürürler. Büyük yuvarlak gözleri, son derece hızlı olan dilleriyle avlarını yakalayabilmeleri için sürekli olarak tetiktedirler. Yılanlar, zehirli ya da zehirsiz dişlerine göre sınıflandırılırlar. Isıran yılanlar dişlerinin gücünü bilmektedirler. Bazıları ise, daha tehlikeli benzerlerinin korkutucu görünümlerini almışlardır.

Zararsız yılanların bazıları çok hızlı hareket edebilirler. Malaysiya ormanlarında bulunan ve uçanyılanlar diye adlandırılan bazı türleri daha çok, ağaçlarda yaşarlar ve avcı bir kuşun saldırısına uğradıklarında, kendilerini ağaçtan, ustalıkla gizlenebilecekleri zemine atarlar.

Korkutucu ve son’ derece zehirli siyah ve yeşil mambaların yaşadığı Afrika’da, ağaçta yaşayan diğer yılan türleri de benzer renklere sahiptirler. Aynı biçimde, tropikal Amerika’da yaşayan ve zehirli bir yılan olan fer-de-lance de birçok zehirsiz yılan türleri tarafından taklit edilir.

Zehirsiz yılanlar arasında avını sıkarak öldüren, 10 m. uzunluğunda ve 100 kg.

ağırlığındaki yılanlara da değinmeliyiz. Bu sürüngenler, oldukça büyük memelileri öldürebilecek kadar güçlüdürler. Anakondalar ve çeşitli boğa yılanları alçak dallara sarılarak, avlarının geçmesini beklerler. Gördükleri avın üstüne hızla atlarlar ve onlara sarılarak öldürünceye kadar sıkarlar. Tropikal ormanlarda en yaygın bulunan yılanlar, engerek ve kobra guruplarıdır. Birinci gurup yalnızca Eski Dünya’da bulunan yeşil engerek (ya da adi engerek) yılanlarını ve Yeni Dünya’da bulunan çıngıraklıyılanları içerir. Tüm bu sürüngenlerin vücutları kısa ve kalın başları üçgen biçimindedir. Çıngıraklıyılanların başları çevredeki sıcakkanlı hayvanları algılamalarını sağlayan duyu oyuklarının gelişmesi nedeniyle biraz küçülmüştür. Tüm bu yılanlar avlarını, üst çenelerindeki oluklu dişlerinden çıkardıkları zehirle öldürürler. Bu yılanların vahşi yapılarına karşın, zehirlerine karşı bağışıklık kazanmış bazı küçük memeliler, onlara karşı durmaktan çekinmezler. Buna örnek olarak Güney Amerika fer-de-lance’si ve Hindistan kobrasının zehirine bağışıklık kazanan firavun farelerini gösterebiliriz. Zehirli yılanların düşmanları arasında bu memeliler ve bazı kuşların yanı sıra onları etleri için avlayan, aynı türden zehirsiz yılanlar da görülür. Örneğin, Amerika’da Yeni Dünya engereklerinin en vahşi düşmanları, onları sıkarak öldüren yılanlardır.

Tropikal ormanların (özellikle Güney Amerika’da) sıcak ve nemli iklimi,amfibiler için kusursuz bir çevredir. Burada, çeşitli korunma mekanizmaları geliştirmiş, birçok kurbağa ve karakurbağaları bulunmaktadır. Tropikal kurbağaların derilerinde çok zehirli maddeler bulunur. Deride bulunan özel bezler, dokunulduğu anda karşıdaki hayvanın derisine zarar vermeyen ancak, salgı ya da bir yara yoluyla vücuda girdiği anda etkisini gösteren bir çeşit öldürücü zehir salgılarlar.

Tropikal kurbağaların çoğu, huni biçiminde yüzen yaprakların üzerine ya da muma benzer bir maddeyle su geçirmeyecek durumda olan ağaç oyuklarına, az sayıda (yaklaşık bir düzine) yumurta yaparlar. Yumurtalar genellikle geniş ve içleri su doludur. Böylece iribaşlar bunların içinde rahatça gelişir ve küçük bir kurbağa haline gelince dışarı çıkarlar.

Güneydoğu Asya tropikal ormanlarının en güçlüsü ise kaplandır. Özellikle insana saldıran bu hayvanlar görüldükleri her yerde insanlar tarafından öldürülmüşlerdir. Bu nedenle sayıları çok azalmıştır. Yetişkin bir erkek kaplanın ağırlığı 200 kg., boyu 3 m. kadardır. Bunlar diğer erkek kaplanları içine sokmadıkları bir bölgede egemen olurlar ve genellikle yalnız olarak

yaşadıkları bu alan 100-500 km2 kadar büyük olabilir. Kaplanın sesi 3-4 km. den duyulabilir. 4 yaşına gelen bir dişi kaplan olgunlaşır ve bir doğumda 2-3, en fazla 6 yavru yapar. 2 yaşına gelen yavrular bağımsız yaşamaya başlarlar. Günümüzde yalnız Bangladeş ve Malaysiya’da doğal olarak bulunabilen kaplaiılaj, hayvanat bahçelerinin en çok aranan hayvanlarıdır.

Yorum yazın