Tesettür nedir nasıl olmalıdır

tesettür, setr-İ avret ya da hîcab olarak da bilinir, İslamda, kadınların ve erkeklerin, vücutlarının belirli yerlerini örtecek biçimde giyinme yükümlülüğü. Vücudun örtülmesi zorunlu sayılan bölümü avret ya da edep yeri olarak adlandırılır.

Tesettür kuralını erkekler için bağlayıcı kılan âyet “Müminlere söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar ve mahrem yerlerini korusunlar” (Nur 30) mealini taşır. Bu âyetin hadis verileriyle birlikte yorumuna dayanan kurala göre erkeklerin bedenlerinin göbek ile diz arasındaki bölümünü örtmeleri farzdır.

Kadınlar için tesettürü düzenleyen âyet ise şu mealdedir: “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar ve mahrem yerlerini korusunlar; kendiliğinden görünenler dışında süslerini açığa vurmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kardeşlerinden, kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kadınlardan, cariye-lerden, kadına ihtiyaç duymayan hizmetçilerinden, kadınların mahrem yerlerinden anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler” (Nur 31).

Bu âyetin yorumunda “mahrem yerlerinin korunması”, yalnız zinadan kaçınmayı değil, Şafii ve Hanbelilere göre bütün vücudu, Hanefi, Maliki ve Caferilere (İma-miye) göre ise yüz ve eller dışındaki bütün vücudu kapsayacak biçimde anlaşılır. Bu fark “kendiliğinden görünen süsler” ifadesinin yorumundan kaynaklanır: Süslerin kadının yalnız takılarını ve makyajını değil, bütün doğal güzellik öğelerini içine aldığında yorumcuların çoğu birleşir; ama “kendiliğinden görülen” istisnası birinci gruba göre süslerin istemdışı biçimde görünmesini, ikinci gruba göre ise yüz ve elleri belirtir. Öte yandan kadınların kadınlara karşı örtmekle yükümlü oldukları yerler gene göbek ile diz arası biçiminde tanımlanır. “Başörtülerinin yakalarının üzerine konması” hükmü de başörtüsünün kadının bütün saçlarını ve boynunu örtmesi gerektiği biçiminde yorumlanır.

Kadınların örtünmesine ilişkin bir başka âyet “dış elbiselerini (cilbab) üstlerine giymeleri” hükmünü getirdikten sonra, bunu “onların tanınması ve incitilmemesi” gereğine bağlar (Ahzab 59). Geleneksel tesettür uygulaması, bu âyette dönemin soylu Arap kadınlarına özgü bir tür çarşaf olan “cilbab” dan söz edilmesinin, tüm vücudun örtülmesini zorunlu kıldığı biçiminde yorumlanmasına dayanır. Bununla birlikte tesettüre uygun giysinin biçimi konusunda kesin bir sınırlama getirilmemiş, yalnızca bazı koşullar öngörülmüştür. Buna göre giysinin haram kılınan bir kumaştan (örn. erkekler için ipek) yapılmaması, vücudu gösterecek kadar şeffaf olmaması, vücut çizgilerini belli edecek biçimde dar olmaması gerekir. Tesettür kuralı İslam toplumlarında yüzyıllar boyunca uygulanmıştır. Emevilerle birlikte başlayan saltanat döneminde saray yaşamının etkileriyle tesettür kadının toplum yaşamından soyutlanarak harem içine hapsedilmesine yol açan bir uygulamaya dönüşmüştür. 20. yüzyılda Batılılaşma ve laikleşme akımları bazı İslam toplumlarında tesettür uygulamasının alanını daraltırken, özellikle kadınların tesettür kuralına göre giyinmesi köktenci İslamcı akımların başvurduğu önemli kimlik simgelerinden biri olmuştur.

Yorum yazın