Teizm Nedir – Tanrıcılık nedir

Teizm Nedir – Tanrıcılık nedir

tanrıcılık, bütün sınırlı ya da sonlu varlıkların şu ya da bu biçimde bağımlı bulunduğu, ama onlardan ayrı olarak var olan ve kişisel düzeyde sözü edilebilen yüce ya da sonul varlığı kabul eden görüş. Genel olarak dinler Tanrı’yı insan kavrayışının ötesinde, yetkin ve varlığım yalnızca kendisine borçlu, ama dünya ve dünya olaylan üzerinde özellikle etkili olan bir varlık olarak tanımlar. İslamda Tann’mn özel adı Allah’tır)*). Tanrıcılığı benimseyenler bu inançlarını genellikle ussal kanıtlara ve deneyime dayandırmaya çalışırlar. Özellikle Batı düşüncesi tarihinde bu çaba, Tanrı’nın varlığını göstermeyi amaçlayan kanıtlamaların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bunlar genellikle kozmolojik, teleolojik, ontolojik ve ahlaki kanıtlamalar biçiminde sınıflandınlır.

Kozmolojik kanıtlama, dünyanın belirli niteliklerini ya da varoluşunu veri alarak Tanrı’nın bunların sonul nedeni olduğunu öne sürer. Buna göre dünyanın anlaşılabilirliği ve varoluşu, dünyanın ötesinde bir varlığa bağımlıdır. Kozmolojik kanıtlamaların klasik anlatımı Aquino’lu Aziz Tomma-so’nun Summa Theologica’sında (İlahiyat Toplu Yapıtı) yer alır.

Teleolojik kanıtlama, dünyadaki bütün olguları belirli amaçlar ya da erekler yönünde işlevli kılan düzenliliklerin gözlemlenmesinden yola çıkar. Bunun bir türü ereksel neden kavramına başvurarak, gerçekte terimin dar anlamıyla kozmolojik kanıtlamanın bir biçimini oluşturur; her türlü ereksel eylemin us sahibi ereksel bir varlık tarafından sonul olarak tasarımlanmış ya da yönlendirilmiş olması gerekir. Teleolojik kanıtlamanın bu türünün en açık anlatımı, evreni düzenli bir makineye benzeten David Hume’un eleştirel çözümlemesinde görülür.

Ontolojik kanıtlama, başlı başına Tanrı kavramının, Tann’nın varoluşunun zorunluluğunu içerdiğini göstermeye çalışır. Pros-logium (Söylev ya da Hitabe) adlı yapıtında bu kanıtlamanın klasik biçimini ortaya koyan Anselmus Tanrı’yı “kendisinden daha büyük hiçbir şeyin düşünülemeyeceği” varlık olarak tanımlar. Bu kanıtlamanın bir biçimi, varoluşun bir yetkinlik öğesi olduğu, dolayısıyla bütün yetkinlikleri kapsayan Tann’nın varolmamasının düşünülemeyeceği savından yola çıkar. Ontolojik kanıtlamanın bir başka türü, Tann’nın ancak zorunlu varlık (İslam felsefesinde vacibü’l-vücud) olarak kavranabileceğim, dolayısıyla varol-mamasının ya da varlığının yalnızca olabilirliğinin düşünülemeyeceğini öne sürer. Immanuel Kant’ın geliştirdiği ahlaki kanıtlama, yükümlülük ya da ahlaki ödev kavramına dayanır. Kant’a göre ahlakın ussal biçimde temellendirilebilmesi ve insan eylemleri üzerinde etkili olabilmesi için, yükümlülüğe boyun eğmenin mutlulukla sonuçlanacağını varsaymak kaçınılmazdır. Dolayısıyla insanın değerliliğini ödüllendiren ve ahlaki yaşama ussal anlaşılabilirlik kazandıran bir Tann’nın varlığı postula olarak kabul edilmelidir.

Bu kanıtlamalann hiçbirinin Tann’nın varlığını kesin olarak tanıtlayamadığı genellikle kabul edilir. Hepsi bazı tartışmalı varsayımlara dayanan bu tür “tanıtlar” genellikle Tanrı’ya inanmanın ya da inanmamanın mantıksal vargılannın incelenmesinin aracı olarak görülür.

Tanrı kavramının kültürel, dinsel ve tarihsel koşullara göre büyük farklılıklar göstermesine karşın, Tanrı’ya inananların savlarında bazı ortaklıklar da vardır. Örneğin Tann’nın dünyayla bir tür kayra ya da esirgeme ilişkisi içinde olduğu varsayımını tümü paylaşır. Sonul varlığın hem içkin, hem aşkın olduğu savı da değişik Tanrı kavramlarının ortak noktalarından biridir. Tanrı’ya inananlar Tann’nın sonsuzluk, öncesizlik ve sonrasızlık, bilgisinin ve gücünün her şeyi kapsaması gibi özniteliklerini insan deneyimine dayalı analojilere dayandırırlar. Bu alanda ortaya çıkan en önemli sorunlardan biri, yetkinlikten uzak ve sonlu niteliklerin Tann’da yetkin biçimde nasıl varola-bildiğinin açıklanmasıdır. İlahiyatın ya da din felsefesinin bir başka önemli tartışma alanı da Tann’nın yetkin olduğu ve her şeye gücünün yettiği savı ile dünyada kötülüğün varlığının bağdaştınlmasıdır.

Tanrıcılık öğretilerinden hiçbiri tarihteki dinsel geleneklerin aktardığı düşünce ve inançlardan bağımsız olmamakla birlikte, Tann’nın varolduğu savı hiçbir belirli dinle özdeşleştirilemeyecek felsefi bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, ilahiyatta ya da felsefede kendi başına bir eğilim olarak ortaya çıkabileceği gibi, kurumlaşmış ilahiyat sistemleri içinde özgül bir düşünce çizgisi olarak da belirebilir.

Yorum yazın