Tefsir Nedir

Tefsir Nedir

tefsir, kutsal metinlerin açıklanıp yorumlanması ve bu yorumları içeren yapıtlar. İslamda terimin bu iki anlamını ayırt eden ilmü’t-tefsir ve tefsirü’l-Kuran adları bazen eşanlamlı kullanılır; tefsirin kural ve yöntemlerini inceleyen bilgi dalı ise usulü’t-tefsir olarak adlandırılır.

Hz. Muhammed’in yaşadığı dönemde Kuran hükümleri onun yorumuyla uygulanıyordu; yorumları kendisinden sonra sahabe-lerce aktarıldı. İslam topraklarının genişlemesi ve toplumun yeni sorunlarla karşılaşması sonucunda tâbiin döneminde tefsir özellikle önem kazanmaya başladı. Bu dönemin en ünlü müfessirleri İkrime (ö. 725), Mücahid (ö. 721), Ata bin Ebi Rebah (ö. 733), Said bin Cübeyr (ö. 714), Tavus bin Keysan (ö. 724) ve Mesruk bin el-Ecda’ydı (ö. 683). Bu dönemde daha çok hadis biliminin parçasını oluşturan tefsir, ancak tebei’t-tâbiin döneminde bağımsız nitelik kazandı. Gene bu dönemde tefsire kişisel görüşler de katılmaya başladı. Önemli tefsir yapıtları bırakan tebei’t-tâbiin bilginleri arasında Ali bin Ebi Talha (ö. 760), Mukatil bin Süleyman (ö. 767), Süfyanü’s-Sevri (ö. 778), Abdurrezzak bin Hemmam (ö. 827) ve Yahya bin Sellam (ö. 815) sayılabilir. Tebei’t-tâbiin döneminden sonra tefsir iki ana okul biçiminde gelişti. Yalnızca Hz. Muhammed’den ve ilk Müslüman kuşaklardan gelen rivayetlere dayalı açıklama yolunu benimseyen birinci okul çerçevesinde kaleme alınan yapıtlar tefsirü’r-rivaye (rivayet tefsiri) ve tefsiru bi’l-me’sur (eser tefsiri) adlarıyla anıldı. Kuran’ı açıklamada aklın verilerinden de yararlanan ikinci okulun ürünleri ise tefsiru bi’d-diraye (dirayet tefsiri) ve tefsiru bi’r-rey (kişisel tefsir) olarak adlandırıldı. Mutezile bilginleri de Kuran âyetlerini aklın verileriyle bağdaştırabilmek için genellikle tevil adı verilen bir tefsir yöntemini benimsediler. Bazı mutasavvıfların ve özellikle batini Şii mezheplerinin başvurduğu tevil yöntemi de geleneksel tefsir kurallarından uzaklaştı.

Rivayet tefsirinin en önemli örnekleri Taberi’nin (ö. 923) Camiü’l-beyan an Tevili’ l-Kuran, Ebu İshak Ahmed bin İbrahim es-Salebi’nin (ö. 1035) el-Keşfu ve’l-beyan an Tefsiru l-Kuran, Ebu Muhammed el-Hüseyin bin Mes’ud el-Ferra el-Begavi’nin (ö. 1122) Mealimü’l-Tenzil, el-Hafız İsmail bin Ömer bin Kesir’in (ö. 1373) Tefsirü’l-Kurani’l-Azim, Süyuti’nin (ö. 1505) Kita-bü’l-Dürri ‘¡-Mensur fi’t-Tefsirü’l-Mensur adh yapıtlarıdır.

Dirayet tefsirinin başlıca örnekleri ise Ebu’l-Kasım Mahmud bin Ömer ez-Zemah-şeri’nin (ö. 1143) Mecmaul-beyan fi Ulu-mi’l-Kuran, Fahreddin Razi’nin (ö. 1209) Mefatihü’l-Gayb, Beyzavî’nin (ö. 1291) En-varü’t-Tenzil ve Esrarü’t-Tevil, Alaeddin Ebu’l-Hasan Ali bin Muhammed bin İbrahim’in (ö. 1340) Lubabu t-Tevil fi Meanii’t-Tenzil, Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin (ö. 1574) İrşadii’l-Akli’s-Selim ilâ Mezâyal-Kurani’l-Azîm, Muhammed bin Ali eş-Şevkani’nin (ö. 1834) Fethü’l-Kadir, Şeha-beddin Mahmud el-Alusi’nin (ö. 1853) Ru-hü’l-Meani fi Tefsiri’l-Kurani’l-Azîm ve’s-Seb’i’l-Mesani adlı yapıtlarıdır. Cumhuriyet döneminde Türkiye’de kaleme alınan önemli tefsir yapıtları arasında Konyalı Mehmed Vehbi Efendi’nin Hülasatul-be-yan fi Tefsiri’l-Kuran, Ömer Nasuhi Bil-men’in Kuran-ı Kerim’in Türkçe Meal-i Âlisi ve Tefsiri, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kuran Dili ve Süleyman Ateş’in Yüce Kuran’m Çağdaş Tefsiri sayılabilir.

Kuran’ın içerdiği hukuk kurallarını belirlemeye ve açıklamaya yönelik tefsirler tefsi-rü’l-ahkâm olarak adlandırılır. Bu tür yapıtlarda tüm âyetler değil, yalnızca hüküm âyetleri açıklanır. Kuran’ın tasavvufi açıdan yorumlanmasına yönelik tefsirler tasavvufi ya da iş’ari, belli bir kelam anlayışı doğrultusunda açıklanmasına yönelik tefsirlerse mezhebi olarak nitelenir.

Kutsal metinlerin yorumlanması Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da büyük önem taşır. Kitabı Mukaddes’in yorumlanmasının ilke ve kurallarıyla ilgili araştırmalar yorumbili-min(*) (hermeneutike) ayrı bir disiplin olarak gelişmesine yol açmıştır. Eski Ahit’in doğrudan kutsal tarihi aktaran bölümleri dışındaki peygamber ve bilgelik kitapları gerçekte kutsal tarih bölümlerinin yorumu niteliğindedir ve öteki kutsal metin yorumlarına temel oluşturur.

Hıristiyanlıkta, kutsal metinlerin yorumunda izlenecek yaklaşım bakımından ayırt edilebilecek farklı okullardan birincisi, bu metinlerin açık anlamını temel alır. Genellikle Kitabı Mukaddes’in her sözcüğünün tanrısal esinden kaynaklandığı varsayımına dayanan bu yaklaşımın başlıca savunucuları arasında Aquino’lu Aziz Tommaso, John Colet, Martin Luther ve Jean Calvin sayılabilir. Kitabı Mukaddes’ten ahlaki sonuçlar çıkarmayı amaçlayan ikinci okulun tarihteki ilk örneği olarak İS 100 dolaylarında kaleme alınmış olan Barnabas’ın Mektubu’ndan söz edilebilir. Üçüncü okulu oluşturan alegorik yaklaşım, kutsal metinlerdeki anlatılarda açıkça anılan kişilerin, nesnelerin ve olayların gerçekte kendilerinin ötesinde ikinci bir düzlemi betimlediği varsayımına dayanır. Hz. İsa’nın çağdaşı Yahudi filozof Philon, Tevrat’ı yorumlamak amacıyla Pla-toncu ve Stoacı felsefenin kategorilerine başvurmuş, daha sonra İskenderiyeli Cle-mens de bu yolu izleyerek Kitabı Mukaddes’in alegorik yorumuna öncülük etmiştir. Hıristiyanlıkta kutsal metin yorumculuğunun dördüncü okulu olarak, bu metinlerden öbür dünyaya ilişkin sonuçlar türetmeye çalışan mistik yorum anılabilir.

Günümüzde Kitabı Mukaddes! eleştirel yaklaşımla inceleyip yorumlamak amacıyla kullanılan yöntemler her türlü metne uygulanabilecek ilkelere dayanır. Metin incelemelerinin temel amacı, kutsal metinlerin özgün biçimlerini saptamaktır. Eski Ahit incelemeleri için temel alınan yapıtlar 9. yüzyıldan sonra yazılmış İbranice metinlerle Lût Gölü çevresinde yaşamış Kumran halkından kalma yazmalardır (İÖ 5-2. yy). İbranice metinlerin Yunanca çevirisi Septu-agint, Süryanice çevirisi Peşitta ve Latince çevirisi Vulgata öteki kaynakları oluşturur. Yeni Ahit incelemelerinde temel alınan metinler ise 2-15. yüzyıllar arasında üretilmiş Yunanca yazmalar, Süryani, Kopt, Ermeni, Gürcü ve Geez dillerindeki eski metinler ve ilk dönem Hıristiyan yazarlarının yapıtlarıdır. Filolojik incelemeler kutsal metinlerin aslına en yakın biçimde çevrile-bilmesini amaçlar. Gelenek incelemesi adı verilen yöntem ise kutsal metinlerin kaynaklarını ortaya çıkarmayı ve onların ardındaki sözlü gelenekleri belirlemeyi amaçlar. Bir ölçüde gelenek incelemesinden türeyen biçim incelemesinin ana ilkesi, sözlü ya da yazılı her ürünün, onu aktaran topluluğun çerçevesi içinde karşıladığı işlevlere göre belirli biçimler aldığıdır. Yazar araştırmaları ise belirli bir geleneği oluşturan çeşitli parçaların, bir yazar ya da derleyicinin elinde son biçimini nasıl aldığını saptamayı amaçlar.

Yorum yazın