Tapınma yöntemleri

Tapınma yöntemleri

Dua, dışsal yada insanüstü Tanrı’ya  inanca, meditasyon ise Hinduizm yada Budizm gibi kişinin içindeki  tanrısal özü gerçekleştirmeye yönelik dinlere uygun yöntemlerdir. Bununla birlikte Hinduların Tanrının bir simgesi önünde dua etmeleri gibi Hristiyanların da, Budist rahibin «oturmasına» benzer bir meditasyon eyleminde bulundukları görülür.

Özünde dua da, meditasyon gibi, Tanrı’dan belirli bir ödül beklemekle pek az ilgilidir. Bir XIX. yüzyıl Hindu’sunun yaşantısı çok canlı bir örnektir. Acı çeken ailesini kurtarmak için dua etmeye girişen bu adam, birkaç denemeden sonra vazgeçmek zorunda kalmıştı; çünkü her defasında tanrının varlığını duyduğunda öylesine bir coşkuya kapılmıştı ki, ondan herhangi bir şey isteyememişti.

Dua ve Meditasyonun Niteliği

İslam geleneğinde dua. kozmik konumdaki merkezi yeri nedeniyle insanın, temel hak ve sorumluluğudur. İnancına uygun olarak («Allah’tan başka tanrı yoktur») bir Müslüman, bütün yaradılışın Tanrı’nın dolaylı yansıması olduğu yolundaki doğruyu, dolaysız biçimde vurgular. Dua, Kuran’da bir şey istemek, yardım dilemek ve tapınma anlamlarında kullanılmıştır.

Musevi-Hristiyan geleneğinde İsa dua, Tanrı ile insanın bir araya gelmesidir. Bir Musevi mistik akımı olan Hasidizme göre, «İnsan Tanrı nın önünde dua ettiğini sanır. Ama bu doğru değildir; çünkü duanın kendisi, özünde tanrısaldır.« Aynı biçimde Hristiyan mistik geleneğinde dua, insanın en fazla kendinde olduğu yeri (varlığının yeri) bulma çabasıdır ve bu felsefenin gizemiyle Tanrı’ya en yakın olabileceği yerdir.

Her iki din geleneğinde de insan, başlangıçta kendisi olduğuna inandığı şeyin gerçek olmadığı savıyla karşılaşır. Sözgelimi, bir Hristiyan öyküsünde zengin bir adamın oğlu, kendine kalan mirası har vurun harman savurur ve sonunda domuzların arasında yaşamak zorunda kalır; ancak Tanrı’nın gözünde değişmez. Hindu bilgeleri, gerçek Benliğin sonsuz ve değişmez bir Tanık olduğunu söylerler. Budizm ise bütün acıların kaynağı olarak kişisel benliğe inanma yanılsamasını gösterir.
Geleneksel bakış açısına göre meditasyon, insanın kendi kendisini tanıdığı bir «laboratuvar çalışmasıdır. Rahat bir bilinçlilik, araştırmanın gerekli koşulu olarak öne sürülür ve buna katkıda bulunan bedensel etkiler dikkatle ele alınır.

En büyük ve en çok bilinen Hindu metinlerinden biri olan 3ha-gavad Gita, meditasyon için dangeli bir duruş («beden, baş ve boyun dik; kollar ve bacaklar hareketsiz; içe dönük bakış hareketli») ve dengeli bir yaşam önerir. «Yoga, uyumdur. Çok yemek ona göre değildir, az yemek de; çok uyumak da ona gelmez, az uyumak da.»

Kutsal Kitabın İç Gizemi

Mussvi mistikleri tanrısal yasayı keşfetmek için Musa’nın beş kitabı Tevrat’ı incelediler. Gizemli özü Tanrı’nın Adı olarak görülen Tevrat’ın, yaradılışın bir aracı biçiminde görev yaptığına inanıldı. Hristiyanlıkta bunun yerini, gerçeği içine alan İncil, yani İsa’nın sözleri aldı (9); «Her şev O’ndan varoldu ve O olmadan hiçbir sev varolamazar» (Yuhanna I: 3).

Varoluş ve vahiy arasındaki bağ, Hinduizmin Veda kavramında da görülür; Kutsal Kitapta olduğu gibi Veda’da da madde ve enerjinin bütün dönüşümlerini yöneten değişmez evrensel yasaları gören, olağanüstü insanlardan söz edilir. Ancak «sonsuz Veda-, sözü edilen olayların bir anahtar görevi yaptığı bu evrensel yasaların kendisidir.

Eğer Kutsal Kitap ta insandaki gizeme benzer bir gizem varsa, bu yüzeyde değildir. Geleneğe göre Kutsal Kitap kişinin hazırlıklı olmasına ve dönüşüm gereksemesine duyduğu düzeye bağlı olarak bir yanıt verir. Müritleri İsa’ya neden benzetmelerle konuştuğunu sorduklarında o, bir paradoksla karşılık verir: «Her kimde varsa, o bolluğa kavuşacak, ama her kimde yoksa, o olanı da yitirecek» (Matta XIII: 12)

Dolaylı bir iletişim olan Kutsal Kitap, gerçeği aynı zamanda hem gizler hem de açıklar. Gizemlerini anlamak belirli bir hazırlığı gerektirmekle birlikte, daha kolay anlaşılır düzeydeki bölümleri, bu hazırlığı sağlar. Buyruklar ve özel kurallar insanın bütün vasam koşullarında yol gösterir, çabalarına yön verir ve ona Tanrı’yı ansıtır. Ortaçağın büyük Musevi düşünürü  Maimonides’e llbn Meymunl (1135-1204) göre, İncil’de görülen çelişkiler bile, okuyanı daha derindeki anlamı kavramaya yöneltme amacını taşır.

Kutsal Simgelerin Değeri

İslam inancının temelini oluşturan Kuran’da Arap dilinin fonetik ve simgesel nitelikleri, yo! gösterici sayılmıştır. Kutsal savılan bütün eski vahiy dilleri gibi Arapça da iç yapısı bakımından simgeseldir. Tek bir sözcüğün, bir nesnenin’ adından tutun da, soyut bir kavramın ince, belirsiz anlamına kadar çeşitli anlam düzeyleri olabilir, Bu nedenle Kuran’ın kesinlikle başka dile çevrilemeyeceği savunulur; çevirenin yapacağı yorumun kendi kavrayış düzeyinde olacağı ve bunun da sınırlayıcı bir sonuç doğuracağı söylenir.

Kutsal sanat ise, insanın iç dünyasına büyük etki yapabilen ve doğruları daha simgesel biçimde ortaya koyan bir yoldur. Sanatsal nesne, bazen kozmik bir niteliği , bazen kozmik gücü simgelemek , ve bazen de belirli bir bilinci yaratmak  amacını taşır.

Yorum yazın