Taht Nedir

Taht Nedir

taht, üstüne oturan rütbe ya da mevki sahibi kişinin gücünü temsil eden ve bazen de böyle bir güç sağlayan, kürsü üstüne yerleştirilmiş ve çoğu zaman bir sayvanla örtülü makam koltuğu.

Eski Yunan tarihinin en başından beri taht, tanrıların oturdukları yerlerle özdeş-leştirilmişti. Eskiçağda, özellikle Doğu’da taht her zaman görkemliliği simgelerdi. Bizans sarayında Hz. Süleyman’ın tahtı örnek alınmış, o tahtı koruyan canlı aslanların yerine heykelleri konmuştu. British Museum’da Asur kralı II. Şarrukin’in tahtına ait olduğu sanılan altın, fildişi, lapis lazuli kakmalı bir parça vardır.

Günümüze ulaşan en eski taht (İÖ y. 1800) Knossos Sarayı’nın duvarlarından birine gömülüdür. En görkemli taht ise Delhi sultanlarının, gümüş basamaklı bir kürsü üstünde yükselen, mücevherlerle bezeli Tavus Tahtı’dır. Hıristiyanlıktan sonra Avrupa’da taht çok yaygınlaştı. Çünkü hem taç giyme törenlerinde taht kullanılıyordu, hem de kardinal, piskopos, başkeşiş gibi çeşitli din adamlarının bir tahta sahip olma hakkı vardı. Torcello’da görüldüğü gibi, ilk tahtlardan bazısı kilise duvarlarının taş örgüsü içinde oluşturulmuştu. Ama papalığın simgelerinden biri olan, İS 4. yüzyıldan kalma. San Pietro Bazilikasındaki taht meşe ve fildişinden yapılmıştı ve taşımak için demir halkaları vardı. Başpiskopos Maximianus’un (İS 546-556) Ravenna’daki görkemli fildişi tahtı alçak kabartmalarla kaplıdır ve Geç Roma Dönemi mobilyalarının izlerini taşır. Paris’te Saint-Denis Hazinesi’ndeki Kral Dagobert’e ait olduğu söylenen taht tunçtan yapılmış katlanan bir iskemledir ve büyük olasılıkla 8. yüzyıla aittir. 12. yüzyılda Başkeşiş Suger tarafından üstüne bazı ekler yaptırılmıştır. Westminster Abbey’deki Taç Giyme Törehi Koltuğu’nu I. Edvvard’ın kuyumcusu Adam’ın yaptığı ileri sürülür.

17. yüzyıl sonları ve 18. yüzyılda tahtlar en çok gümüşten yapılıyordu: sonraları daha çok ahşap üstüne altın kaplama uygulandı.

Emevi ve Abbasi halifeleri, abanozdan yapılmış, üzeri değerli taşlarla süslü ve altın kaplamalı tahtlarda otururlardı. Büyük Selçuklu sultanları ile Türk ve Müslüman hükümdarların oturdukları görkemli taht kanepelerine “tahtü’l-melik”, “serir-i melik” denirdi. Bu tür tahtların başköşesine konduğu taht salon ya da odalarında önemli günlerde resmî törenler düzenlenirdi. Hükümdarların, biri bu tür törenlerde oturdukları çok daha görkemli ve süslü, öbürü sıradan günlerde kullandıkları daha basit yapıda iki tahtı olurdu. Müslüman Doğu devletlerinde 13. yüzyıla kadar halifenin onayı alındıktan sonra tahta çıkıp biat töreni düzenlenmesi gelenekti.

Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu betimleyen resimlerde, Osman Bey’in, taştan bir sedir üzerinde oturduğu, komutan ve danışmanlarının da çevresinde ayakta durduğu gösterilir. II. Mehmed (Fatih), koyduğu yasalarda tahta oturma ve tahta çıkanın kardeşlerini öldürtmesi ile ilgili kurallara da yer verdi. Cülus denen tahta çıkma törenlerinin önem kazanması bundan sonradır. Osmanh padişahları, Abdülaziz’e (hd 1861-76) değin İstanbul’da, Topkapı Sarayı’nın Bâbü’s-sâade adlı üçüncü kapısı önündeki eyvan altına konan “Taht-ı Hümayun”a oturarak biatları kabul ettiler. Bu amaçla kullanılan tahtlara “cülus tahtı”, “taht-ı âli-i saltanat” denmekteydi. Son dönem padişahları ise Dolmabahçe Sarayı’nda, Muaye-de (Bayramlaşma) Salonu’na konan tahta oturarak hükümdarlıklarını duyurdular. Padişahlar, vezirazam ve elçi kabullerinde ise taht kullanmayarak Arz Odası’ndaki, üstü sayvanla örtülü geniş bir sedir biçimindeki “Arz Odası tahtı”nda, Tanzimat Döneminden itibaren de büyükçe bir koltukta oturmaktaydılar. Dinsel bayramlardan önceki günde “arife tahtı”, bayram günü “muayede tahtı” denen özel kanepelere oturarak kutlamaları kabul etmekteydiler. Bu tahtlarla,

I. Ahmed’in (1603-17), IV. Murad’m (1623-40) adlanna yapılan, ayrıca “Şah İsmail’in Tahtı” olarak bilinen ve I. Mah-mud’a (hd 1730-54) İran’dan hediye olarak gelen bir taht Topkapı Sarayı Müzesi’n-dedir.

Yorum yazın