Taç Nedir

Taç Nedir

taç, fahr olarak da bilinir, tarikatlarda giyilen özel başlıklara verilen ad.

Her tarikatın tacı, biçimi ve taşıdığı simgelerle öbürlerinden ayrılır. Taçların üst bölümüne kubbe, başa geçen yerine lenger adı verilir. Tacın üstüne destar denen sarık sarılır. Mutasavvıflara göre Hz. Âdem Cennetleyken taç giyerdi. Yeryüzüne indikten sonra da Cebrail başını tıraş etti ve taç giydirdi. Öbür peygamberlere de gökten taç indi. Mutasavvıf yazarlar taçların biçimlerini, simgeledikleri anlamlan konu edinen taçnameler yazmışlardır.

Sikke denen bal rengi ya da beyaz Mevlevi tacı iki katlı keçeden yapılırdı; dilimsiz, bir karış dört parmak uzunluğunda olur, tepeye doğru darlaşırdı. Mevlevi şeyhlerinden sey-yid olanlar bu sikke üstüne yeşil, öbür şeyhler beyaz, halifeler de koyu mor destar sararlardı. Mevlânâ soyundan gelen çelebiler destan, sikkeyi alttan tam kapatacak gibi, öbür şeyhler ise alttan bir parmak boşluk kalacak biçimde sararlardı. Müritler destar saramaz, dalsikke diye anılan çıplak sikke giyerlerdi.

Bektaşilerin taçları beyaz keçeden, bir karış uzunluğunda, tepeye doğru darlaşmayan, kubbesi On iki İmam’ı simgelemek üzere 12, lengeri dört kapıyı belirtecek biçimde dört dilimli olurdu. Tepesinde başparmak tırnağı büyüklüğünde bir keçe parçasının üstü iplikle işlenerek dikilen bir parça vardı; buna düğme ya da mühür denirdi. Bu taca tac-ı Hüseyni ve tac-ı Celali adı verilirdi. Tepesinde düğme bulunmayan ve dilimleri dıştan dikişli olmayan, kubbesi 12, lengeri dört dilimli taca da Kalenderi taç denirdi. Bektaşîlikte taca yalnız babalar destar sarabilirdi. Muhibler ise daltaç denen destarsız taç giyerlerdi.

Rıfaiye, Kadiriye, Bedeviye, Sadiye taçları da 12 dilimliydi. Ama bunların lengerleri düz ve dikişsiz olurdu. Rıfaıler bu dikişsiz yere siyah, Kadiriler yeşil, Bedeviler kırmızı, Sadiler beyaz sarık sararlardı. Şazililerin taçları dilimsiz ve beyaz sarıklıydı. Kadirile-rin ayrıca, üstü sivri, nakışlarla süslü, altı koyun yünüyle çevrelenmiş bir taçları daha vardı. Bu taca müjgânlı (kirpikli) taç denirdi.

Tarikatlarda taç, tekbirleme denen özel tören ve dualarla giydirilirdi Mevlevilik ve Bektaşilik dışındaki tarikatlarda dervişler taç yerine arkiye (arakiye. terlik) denen başlıklar giyerlerdi. Arkiye de taç gibi tekbirlenerek giydirilirdi.

taç, hükümdarların güç ve iktidar simgesi olarak giydikleri, değerli taşlarla bezeli başlık. Eskiçağda atletler, şairler ve zafer kazanan savaşçılara ödül olarak çeşitli biçimlerde çelenkler verilirdi. Barbar kabilelerin reisleri de başlarına özel bir miğfer takarlardı. İngiltere’de bin yılı aşkın bir süre önce yapılan bir taç giyme töreninde krala taç yerine miğfer giydirilmişti. Barışsever Aziz Edward da (Dindar) krallık mühründe, başında kenarları bezemeli bir miğferle betimlenmişti.

İngiltere’de ve başka ülkelerde kullanılan ve çelenge benzeyen bir başka taç biçimi de üstüne mücevherler geçirilmiş (arkadan bağlanan) bir şeritti. Mücevherlerin altın bir halka üstüne dizilip başa konduğu da oluyordu. Bu tür baş çelenklerinin soylular arasında yaygınlaşması üzerine, krallık tacının onlardan ayrılması için kenarına, yukarıya doğru yükselen bezemeler yapılmaya başladı. 15. yüzyılda taçlara kemere benzeyen kavisli parçalar eklendi. Kenarlardan yükselip tacın üstüne çaprazlama geçen bu kemerlerin kestiği noktaya genellikle bir küre yerleştiriliyordu. Fransa’da XIV. Louis döneminden sonra (devletin arması olan) zambak çiçeği biçiminde bir tepelik kullanıldı.

İngiliz kral ve kraliçeleri tahta çıkma töreninde Aziz Edward Tacı diye bilinen bir taç giyerler. Mücevherlerle kaplı bu altın tacın tepesinde bir haç bulunur. Haçtaki Aziz Edward Safiri adı verilen gül kesimli, açık mavi renkli değerli taşın Aziz Edwad’in 1042’deki taç giyme töreninde taca eklendiği söylenir. Bu taş İngiliz kraliyet mücevherlerinin en eski parçalarından biridir. Aziz Edward Tacı’nın, hiç taç giymemiş olan V. Edward dışında, I. Edward’dan I. Charles’a kadar bütün İngiliz krallarının tahta çıkma törenlerinde kullanıldığı sanılır. Bu taç 1649’da parlamentonun emriyle kırılmıştır; ama II. Charles (hd 1660-85) için hazırlanan ve bugün de kullanılan taç büyük olasılıkla eskisinin parçalarından yapılmıştır.

İngiltere’de kralın tahta çıkma törenine katılan soylular, özel giysileriyle birlikte, biçimleri hiyerarşik konumlarına göre değişen taçlar giyerler. Düklerin tacında sekiz çilek yaprağı, markilerinkinde dört yaprak ve dört gümüş küre, kontlarınkinde aralarında çilek yaprakları bulunan sivri uçlar üstünde sekiz küre, vikontlarınkinde birbirine yakın yerleştirilmiş 16 küçük küre, baronlarınkinde de biraz daha aralıklı yerleştirilmiş altı küre vardır.

Galler prensi (veliaht prens), önden arkaya doğru tek bir kemeri bulunan özel bir altın taç giyer. Kralın öbür yakın akrabalarının da, üstünde sırayla bir haç ve bir zambak çiçeği yer alan taçları vardır. Törende pajların taşıdığı bu taçları sahipleri, Aziz Edward Tacı’nın kralın başına konduğu anda giyerler. Eğer kraliçe varsa, onun taç giymesi de beklenir.

Avrupa’da kullanılan ilk taçların çoğu, birbirine uzun pimlerle bağlanan parçalardan oluşuyordu. Bu hem taşıma ve saklama kolaylığı sağlıyor, hem de taç, kullanacak kişinin başının büyüklüğüne ve biçimine göre ayarlanabiliyordu. Kraliçe Victoria için de parçaları birbirine menteşelerle tutturulmuş böyle bir taç yapılmıştı. Taçlardaki kemerler 17. yüzyıldan sonra başa geçen halkaya değil de, bunun üstündeki bezemelerin tepesine oturtulmaya başladı. Bu uygulama taç biçiminin değişmesine ve tepesinin basıklaşmasına yol açtı. Bugün çeşitli Avrupa ülkelerindeki katedral, müze ve kraliyet hâzinelerinde birçok taç bulunmaktadır. Bunların bazısı gerçek tarihsel kişilere aittir; ama Romanya’nın çelik tacı gibileri de oldukça yenidir. Günümüzde dinsel bir kutsama töreniyle taç giydirme uygulamasını sürdüren Avrupa devletleri yalnız Birleşik Krallık ve Vatikan’dır.

Taç İslam ülkelerine İran etkisiyle girdi. İslam döneminde yapılmış minyatürlerde eski İran hükümdarlarının başlarında taçla canlandırıldıkları görülür. Bazı minyatürlerde meleklerin, Miraç tasvirlerinde de Hz. Muhammed’le Burak’ın başlarında taç vardır. İlk İslam hükümdarları egemenlik simgesi olarak taç taşımadılar. Ama ilk dört Abbasi halifesi özellikle bayram ve törenlerde taç (tacü’l-halife) giydiler. Daha sonraki dönemlerde ise halife ve sultanlar, hilatla birlikte vali ve elçilere taç verdiler ya da gönderdiler.

İslam ülkelerinde erkek ve kadınların başlarına giydiği koni biçimli yüksek, kenarsız bir tür başlığa da taç denirdi. Osmanlı hükümdarları Batı’daki krallar gibi taç giymemiş, ama giydikleri bir tür serpuşa taç denmiştir. Devletin kurucusu Osman Bey’in tac-ı Horasani olarak bilinen bir taç taşıdığı söylenir.

Yorum yazın