Süleymaniye Külliyesi Hakkında Bilgi

Süleymaniye Külliyesi Hakkında Bilgi

Süleymaniye Külliyesi, İstanbul’da, aynı adı taşıyan semtte, Haliç’e bakan bir tepe üstünde I. Süleyman’ın (Kanuni) yaptırdığı cami, iki türbe, dört medrese, darüttıp, darüşşifa, darülhadis, darülkurra, sıbyan mektebi, imaret, tabhane, hamam ve dükkânlardan oluşan külliye. Mimar Sinan tarafından 1550-58/59 arasında yapılmıştır. Fatih Külliyesi’yle birlikte Osmanlı mimarlığının en büyük yapılar topluluğudur. Topografik yapıya da başarıyla uyarak araziye çok akılcı bir biçimde yerleşmiştir.

Külliyenin ana yapısını oluşturan cami 144 m x 216 m boyutlarında, duvarla çevrili bir dış avlunun içindedir. Öbür yapılar batı,

kuzey ve doğudan bu avluyu “U” biçiminde çevreler; avluyla bu yapılar arasında yollar yer alır. Caminin planı 61 m x 70 m büyüklüğünde, kareye yakın bir dikdörtgen biçimindedir. Bunun ortası, çapı 26 m’yi aşan bir kubbe ve (kıble aksı üzerinde) önde ve arkada iki yarım kubbeyle örtülmüştür. İki yandaki (doğu ve batı) ince uzun satımların örtüsünü ise, bir sıra üstüne dizilmiş beşer kubbe oluşturur. Bunlardan iki uçlardaki ile ortadaki büyük (çapı y. 10 m), aralardaki ikişer tanesi ise daha küçüktür (çapı y. 7 m). Merkezî kubbeyi dört filayağı taşır. Filayakları birbirlerine dört büyük askı kemeri ile bağlanmış, kubbeye geçiş pandantiflerle sağlanmıştır. Bu askı kemerlerinden öndekiyle arkadaki, üstlerine yarım kubbeler dayandığı için dışarıdan görünmez. İçleri üçer sıra pencere ile delinerek hafifletilen iki yandakiler ise, yan sahınları örten büyüklü küçüklü beş kubbenin üzerinde yükselerek caminin Haliç’ten görünen ünlü siluetinin en önemli parçasını oluşturur. Kemerlerin basamaklı üst örtüsü ve iki uçlarında yer alan, üzerleri dilimli bir kubbeyle örtülü ağırlık kuleleri de bu siluetin önemli öğeleridir.

Filayakları beden duvarlarına da kemerlerle bağlanmıştır. Bu noktalarda duvarların kalınlaştırılmasıyla oluşturulan payanda ayakları, dört yönde kubbeden gelen itme kuvvetini karşılar. Kuzeydekiler hariç, ayaklar duvarlardan dışarıya taşırılarak belli edilmiştir. Doğu ve batı cephelerinde bu ayakların arasında yer alan iki katlı, üzerleri bir saçakla örtülü revaklar, caminin yan görünümlerine hareketlilik kazandırır.

İç avlu camiden biraz daha küçük bir dikdörtgen biçimindedir. Ortasında kırma çatılı küçük bir şadırvan vardır, dört yanını kubbeyle örtülü revaklar çevreler. Caminin kuzey duvarı önündeki revak daha yüksek yapılarak son cemaat yeri haline getirilmiştir. Dört minareden ikisi bu son cemaat yerinin iki ucunda, yani caminin kuzey köşelerinde, öbür ikisi ise iç avlunun kuzey köşelerindedir. Camiye bitişik minarelerin üçer, öbürlerinin ikişer şerefesi vardır.

Süleymaniye Camisi bezeme sanatı bakımından da önemli bir yapıdır. İç avluyla caminin cümle kapılarındaki alınlık ve kemer kavsarası gibi öğelerle, şadırvanın sa-çaklığı, sütun başlıkları, mihrap, minber, müezzin ve hünkâr mahfillerinde dönemin zarif taş işçiliğinin yalın örnekleri yer alır. Kıble duvarında, mihrabı çevreleyen renkli camlı pencerelerin (bak. revzen) bazısı caminin yapıldığı dönemden kalmıştır. İç avlu revak kubbelerinin içi, ibadet mekânında da pandantiflerle yarım kubbeler zarif kalem işleriyle kaplıdır. Bunlar 1961-67 arasında özgün biçimlerine uygun olarak onarılmıştır. Kaynaklarda, camideki yazıların çoğunun Ahmed Karahisari’nin öğrencisi Haşan Çelebi tarafından yazıldığı belirtilmektedir.

Caminin kıble duvarının arkasındaki hazi-rede I. Süleyman’ın ve karısı Haseki Hur-rem Sultan’ın türbeleri yer alır. Hurrem Sultan Türbesi sekizgen prizma gövdeli, kubbeyle örtülü bir yapıdır. Dört sütunun taşıdığı geniş saçaklı bir giriş sundurması vardır. Girişin iki yanı ve iç duvarlar dönemin çok güzel İznik çinileriyle kaplıdır. Kanuni Sultan Süleyman Türbesi külliyenin bitmesinden sonra, 1566/67’de yapılmıştır. Planı sekizgen, kubbesi çift çeperlidir. İç kubbesi sekiz somaki sütuna, dış kubbesi beden duvarlarına oturur. Türbe dışarıdan bir revakla çevrelenir. Sekizgenin her kenarında beş sütuna binen dört kemerin oluşturduğu bu revak, türbenin yarı yüksekliğinde, tek eğimli, kurşun kaplı bir çatıyla örtülüdür. Bu plan şemasının, Akdeniz çevresi mimarlıklarında Antik Çağdan beri görülen, çevresi galerili, daire ya da çokgen planlı yapılara benzemesi ilginçtir. Kanuni Sultan Süleyman Türbesinde de girişin iki yanı ve iç duvarlar çok değerli 16. yüzyıl İznik çinileriyle kaplanmıştır. Haziredeki üçüncü yapı, güney duvarına bitişik darül-kurradır. Kubbeyle örtülü, kare planlı bu yapıya güney cephesinde, avlu duvarı dışında kalan iki kollu bir merdivenden girilir.

Süleymaniye Külliyesi’nin ünlü medreselerinden evvel (birinci) ve sani (ikinci) cami avlusunun batısında, salis (üçüncü) ve rabi (dördüncü) doğusunda yer alır. Bunlar ikiz yapılar olarak düzenlenmiştir. Temelde hepsinin plan şeması dörtgen bir avluyu çevreleyen revaklarla bunların arkasında sıralanan hücrelerden ve batı kenarlarının ortasındaki birer dershaneden oluşur. Evvel ve sani medreselerinin karşılıklı girişleri aralarındaki dar sokağın batı ucundan verilmiştir. Evvel medresesinin güneyinde sıb-yan mektebi, sani medresesinin kuzeyinde de darüttıp yer alır. Sıbyan mektebinin kubbeyle örtülü bir dershanesi, bir de bunun önünde çevresi açık, üzeri gene kubbeyle örtülü bir hayatı vardır. Darüttıp bir sıra üzerine dizili 12 hücreden oluşmaktadır. Arazinin eğiminden yararlanılarak, sıbyan mektebi, evvel ve sani medreseleri ve darüttıbbın alt katlarına, cami avlusunun batı kenarında uzanan sokak boyunca dükkânlar yapılmıştır. Bu dükkânlar Tiryaki Çarşısı adıyla anılır. Bugün evvel ve sani medreseleri Süleymaniye Kütüphanesi)*), sıbyan mektebi bu kütüphanenin çocuk bölümü, darüttıp da avlusuna eklenen yeni bir yapıyla birlikte sağlık merkezi olarak kullanılmaktadır.

Külliyenin kuzeybatı köşesinde, darüttıb-bın yanındaki darüşşifa, arka arkaya iki avlulu bir yapıdır. Enlemesine dikdörtgen

planlı ilk avlu dört yandan revaklarla çevrilidir. Buradan geçilen ikinci avlunun da dört yanı revaklıdır; ilk avludan farkı, bu revakların arkasında üç yanda hücrelerin dizili olmasıdır.

Darüşşifanın doğusunda, cami dış avlusunun kuzey ucundaki sokak boyunca yan yana imaret ve tabhane yer alır. Her ikisi de genelde bir orta avluyu çevreleyen revaklarla bunların arkasındaki hücrelerden oluşan yapılardır. Darüzziyafe olarak da anılan imaretin kuzeybatı köşesinde, dört kubbeyle örtülü ve dışa doğru bir çıkıntı yapan mutfak bölümü bulunur. Uzun süre Türk ve İslam Eserleri Müzesi olarak hizmet görmüş olan imaret, bu kurumun 1983’te Sultanahmet’teki İbrahim Paşa Sarayı’na taşınmasından sonra Süleymaniye Kültür Merkezi olarak kullanılmaya başlamıştır. İmaretin doğusundaki tabhanenin ilginç yanı, doğu ve batı köşeleriyle kuzey kenarının ortasındaki üç eyvanıdır. Bunlardan ilk ikisi birer çift kubbeyle, avlu kapısının tam karşısına gelen üçüncüsü ise ortada bir kubbe ve iki yanda birer yarım kubbeyle örtülüdür. Bu yapı da bugün Başbakanlık Arşivi’nin deposudur. İmaret ve tabhane birlikte bir kervansaray oluşturmak üzere düşünülmüştür. Arazinin bu noktada kuzeye doğru eğimli olmasından yararlanılarak imaretin alt katına da kervansarayın ahırları getirilmiştir. Eğimden dolayı buranın girişi arkadaki sokaktadır.

Arazi doğuya, Haliç’e doğru da eğimli olduğu için, cami dış avlusunun tabanı, doğusundaki sokaktan 3-4 m yukarıda kalır. Bu yükseklik farkından yararlanılarak sokak boyunca avlunun altına dükkânlar yapılmıştır. Sokağın karşı (Haliç) tarafında bulunan dükkân sırası ise bugün ortadan kalkmıştır. Zamanında karşılıklı bu iki dükkân sırası Bakırcılar Arastası’nı oluşturmaktaydı. Aynı sokağın biraz daha ilerisinde, Haliç tarafında yer alan ikiz salis ve rabi medreselerinin en ilginç yanı, eğimden dolayı hem avlularının, hem de revak ve hücrelerinin kademeli düzenlenmiş olmasıdır. Gene aynı eğim, her iki yapının doğu kenarında bir, alt katta da bir sıra medrese hücresi yapılmasına olanak vermiştir.

Rabi medresesinden sonra sokak, cami dış avlusunun güneydoğu köşesine ulaşır ve 45 derece güneybatıya doğru döner. Bu köşede solda hamam, sağda da dış avluya çıkan bir rampayla bir merdivenin girişi vardır. Bu girişten sonra sağda sokak boyunca uzanan dükkânların üst katında da, gene bir sıra hücreyle bir dershaneden oluşan darül-hadis yer alır. I. Süleyman döneminin ünlü şeyhülislamı Ebussuud Efendi adına yapılmış olan bu darülhadisin hücreleri arka taraftaki ince uzun bir avluya açılır. Darülhadisin ilginç bir yanı, kurşun kaplı, kırma bir çatıyla örtülü olmasıdır.

Külliyedeki küçük ama çok etkileyici bir yapı da Sinan’ın kendi türbesidir. Dış avlunun kuzeydoğusunda, sokağın köşesinde yer alan türbe yoldan biraz yüksekte, mermer şebekeli bir duvarın arkasındadır. Sinan’ın mermer sandukası, sivri kemerlerle birleştirilmiş altı ayağın taşıdığı bir kırma çatının altına, açığa yerleştirilmiştir. Önünde, sokağın köşesinde bir de sebil bulunmaktadır.

Yorum yazın