Suç nedir

Suç nedir

suç, hukuk kurallarının toplum için zararlı ve tehlikeli görerek yasakladığı ve cezai yaptırıma bağladığı eylem.

Suç anlayışı, toplumlara ve çağlara göre büyük değişiklikler göstermiştir. Bu nedenle evrensel olarak suç sayılan bir eylem bulmak güçtür. Özellikle savaş ve çatışma dönemlerinde önem kazanan ihanet ve sadakatsizlik en evrensel ve en eski suçların başında gelir. İnsanlık tarihinin ilk döneminden beri toplumun duyarlı olduğu öteki suç türleri, kutsal kavram ve nesnelere karşı saygısızlık, doğaüstü tabuları çiğnemek ve değişik kültürlerde değişik biçimlerde tanımlanan ensesttir. Cinayet de bütün uygar toplumların suç saydığı bir eylemdir. Ama ilkel topluluklarda bir insanın öldürülmesi, akraba grupları içinde ele alınması gereken özel bir sorun olarak görülebilir. Bazı toplumlarda gelenek olan yeni doğan çocuğu öldürme, kelle avcılığı ya da çok yaşlıları öldürme gibi eylemler başka toplumlarda suç sayılır.

Suç konusunda, ilkel toplulukları uygar toplumlardan ayıran bazı özelliklerden söz edilebilir. İlkel topluluklarda toplumsal kuralların çiğnenmesini daha çok yanlış ya da haksız bir eylem olarak görme eğilimi ağır basar. Suçu işleyenin niyeti ya da içinde bulunduğu durum pek dikkate alınmaz. Sorumluluk genellikle belirli bir kolektifçe paylaşılır. Uygulamada değişiklikler olmakla birlikte, yazıya geçmemiş toplumlarda suçun belirlenmesinde dinsel yeminler, ordaliler ve büyüsel uygulamalar kullanılır.

Modern sanayi toplumlanyla birlikte suçlarla ilgili olarak ortaya çıkan önemli bir gelişme, mülkiyet hakkını korumaya yönelik ceza yasalarının büyük oranda artmasıdır. Kapitalist kuramların gelişmesine bağlı olarak mülkiyet kavramı ve mülkiyete karşı işlenen suçların niteliği de büyük bir değişikliğe uğramıştır. Ceza hukukunun ekonomik konuları ve benzeri alanları da kapsaması bu yeni yapılanmanın bir sonucudur. Günümüzde dinsel görevlerin yerine getirilmesine ve çeşitli cinsel davranış biçimlerine ilişkin ceza hükümlerinin giderek yasalardan çıkarıldığı ya da uygulamadan düştüğü gözlenmektedir.

Modern toplumlardaki ceza hukuku kuralları çok karmaşık bir nitelik taşır. Gittikçe genişleyen bu yazılı kural ve ilkeler bütünü genellikle sıradan yurttaşlarca bilinmez. Suç işleyenler yakalanarak mahkemeye çıkarılır, meslekten hukukçularca yargılanır ve sonunda mahkûm olarak belirli bir cezaya çarptırılırlar. Bu arada kriminolog denen uzmanlar suç nedenlerini araştırır ve kişinin topluma kazanılması ve yeniden suç işlememesi için alınması gereken önlemler üzerinde dururlar. Yargıçlar, savcılar, savunma avukatları, polis, hapishane görevlileri, sosyologlar, sosyal hizmet uzmanları, psikiyat-ristler ve psikologlar, suça değişik açılardan yaklaşır ve değişik öneriler getirirler.

Cezabilim alanındaki başlıca çatışma, kişinin yeniden suç işlemesine engel olacağı ve başkalarını da caydırıcı rol oynayacağı gerekçesiyle katı cezalandırma yöntemlerinden yana olanlarla, öteki uçta yer alarak cezanın yararsızlığını ve hapishane yaşamının zararlarını vurgulayanlar arasındadır. İkinci gruptakiler genellikle suçluyu kendi dışındaki toplumsal ve psikolojik güçlerin kurbanı olarak görürler. İki uç arasında bir uzlaşma sağlamaya çalışanlar ise cezaların tümüyle kaldırılması yerine, ılımlı ve haklı bir cezalandırmanın kişiyi topluma kazandırıcı bir etki yapacağını söylerler. Bu görüş-tekilere göre katı cezalar yerine hızlı ve kesin bir ceza uygulaması daha caydırıcı ve suçluyu kazanma açısından daha etkilidir. Cezasız iyileştirme yöntemiyse, yalnızca akıl hastalarıyla çok genç insanlara uygulanabilir.

Ceza hukukunun temelini oluşturan suçun genel tanımı kolay ve yasa için de gerekli olmadığından, birçok ülkede yasalar suçun genel tanımını yapmazlar. Suçları cürüm ve kabahat diye ayıran Türk Ceza Kanunu da (TCK) suçun genel tanımını yapmamıştır. Yasa için gerekli olan, belli suçları tanımlamaktır. Suç sayılan eylemlerin yasada açık tanımlarla gösterilmesi “kanunsuz suç olmaz” ilkesinin gereğidir.

Suç kuramı, bir suçun tam olarak var olması için gerekli koşulları, yani suçun unsurlarını incelediği gibi, suç olanı suç olmayandan ayırt etmeye yarayacak hususları, suça etkide bulunan nedenleri, suçun ne zaman doğup ne zaman ortadan kalktığını da araştırır. Aynca çeşitli suçların hangi hukuki değerlerle bağlantılı olduğunu gösterir ve bunlan belirli özelliklerine göre çeşitli gruplara ayırmaya çalışır.

Bir suçun oluşması için bir dizi unsurun varlığı aranır. Her suçta bulunması gereken unsurlara suçun genel unsurları adı verilir. Bu unsurlardan herhangi birinin bulunmaması eylemi suç olmaktan çıkanr. Suçun genel unsurlarından başka her suça özgü unsurlar da vardır. Bunlara suçun özel unsurları denir. Suçun genel unsurları ceza yasalarının genel hükümler bölümünde, suçun özel unsurları ise ceza yasalarının özel bölümlerinde ya da ceza hükümlü özel yasalarda suçları öngören tanımlarda yer alır.

Suçun genel unsurları hareket, tipiklik, hukuka aykırılık ve kusur olarak dörde ayrılır. Kişinin dış dünyada beliren iradi davranışı olarak tanımlanan hareket unsuru, bir şeyi yapma (icra) ya da yapmama (ihmal) biçiminde ortaya çıkabilir. Suç bir harekettir; hareketsiz suç olmaz. Bu bakımdan bazı ceza hukukçularının olumlu ve olumsuz bir hareketle işlenmediğini iddia ettikleri ve sırf şüphe suçlan ya da hareketsiz suçlar adını verdikleri suçlar da aslında icrai birer suçtur. Hareketin dış dünyada meydana getirdiği değişiklik olan sonuç, suç tipine, suçun yasadaki tanımına uyuyorsa, ceza hukuku bakımından sonuçtur. Bu anlamda bu sonucun bulunmaması durumunda ortada suç yoktur. Sonucun bir kimseye yüklenebilmesi ve dolayısıyla onun sorumlu olabilmesi söz konusu değişikliğin o kimsenin hareketinden kaynaklanmasına bağlıdır. Bir başka deyişle hareket ile sonuç arasında bir nedensellik bağı bulunmalıdır.

Suçun bir başka unsuru olan tipiklik, bir eylemin ceza yasasındaki soyut tanımıdır. Bireysel olaylardan soyutlanarak bir araya getirilen birtakım özellikler bir bütün oluştururlar ve bir ceza tehdidi altına konurlar. Hareket, soyut bir kavram olan tipikliği somut hale getirir ve insanın iradi davranışı suç tipinde belirtilen maddi unsurları ihlal ettiğinde, tipiklik de gerçekleşmiş olur.

Suçun üçüncü unsuru olan hukuka aykırılık, işlenen ve suç tipine uygun olan eylemin yalnızca ceza hukukuyla değil, bütün hukuk düzeniyle çatışma halinde olması anlamına gelir. Ceza yasasının ya da ceza hükümleri koyan özel bir yasanın suç saydığı bir eylemin işlenmesine başka bir kural izin veriyorsa, o eylemin hukuk düzeni tarafından yasaklanmadığı, yani hukuka aykırı olmadığı sonucuna varılır. Bu şekilde bir ceza kuralının yasakladığı eylemin işlenmesine izin vererek onun hukuka aykırı olmasını önleyen kurala hukuka uygunluk nedeni denir.

Suçun dördüncü unsuru olan kusur, sayılan objektif unsurları tamamlayıcı nitelikte sübjektif (manevi) bir unsur olarak kabul edilir. Ceza hukuku tarihinde kusurun bir genel unsur olarak kabul edilmesi oldukça yakın bir döneme rastlar. Roma ve Germen hukuklarında sonuç sorumluluğu, yani kusursuz sorumluluk ilkesi geçerliydi. Kusur kavramı değişik biçimlerde tanımlanmıştır. Bir anlayışa göre kusur, fail ile eylem arasındaki sübjektif (ruhsal) ilişkidir; bu ilişkiyi bilmek ve istemektir. Bir başka tanıma göre, iradesinden dolayı kınanan fail kusurludur. Dolayısıyla kusur, iradesinden dolayı failin kınanmasıdır. Bu kınama kasıtta, taksire oranla daha yoğundur.

Suçlar değişik açılardan gruplara ayrılabilir. Harekete göre ayrımda suçun bir hareketi yapma (icra) ya da yapmama (ihmal) biçiminde ortaya çıkışına bakılır. Yasanın yasakladığı bir hareketi yapma yoluyla işlenen suçlara “icrai suç”, yasanın yapılmasını zorunlu kıldığı bir hareketi yapmama yoluyla işlenen suçlara “ihmali suç” denir. Kusura göre ayrımda suçlar, kasıtlı ve taksirli suçlar olarak ayrılır. Suçun ağırlığına göre ayrımda ise üçlü (cürüm, cünha, kabahat) ya da ikili (cürüm, kabahat) bir ayrım söz konusu olabilir. TCK’da ikili ayrım benimsenmiştir.

Suçları cürüm ve kabahat biçiminde ayırmanın maddi ceza hukuku ve yargılama hukuku açısından önemli sonuçlan vardır. Cürümlere teşebbüs cezalandırılır; kabahatlere teşebbüs ise cezalandınlmaz. Yasanın cürüm ve kabahatler için kabul ettiği zamanaşımı süreleri ile zamanaşımını kesen ve durduran nedenler birbirinden farklıdır. Tekerrürde cürümler kabahatlere, kabahatler cürümlere esas oluşturmaz. Yabancı ülkelerde işlenen suçlardan yalnızca cürümler kovuşturulabilir. Cezaların ertelenmesinde deneme süresi cürümlerde beş yıl, kabahatlerde bir yıldır. Cürümlerde failin cezalandırılabilmesi için kastın varlığı kuraldır. Kabahatlerde ise kastın kanıtlanması zorunlu değildir. Tutuklama koşulları da kabahat ve cürümler bakımından farklılık gösterir.

Yorum yazın