Su Taşkınları

Su Taşkınları
Yeryüzündeki tüm su kaynaklarını ve denizleri bir su damlası kadar küçülttüğümüzü varsayalım: Bu damlanın hemen tümünü (% 97 ya da % 98′, ini) tuzlu su yani denizlerin ve okyanusların suyu oluşturur. Yaşam için gerekli olan tatlı su ise % 2 ilâ % 3 oranında olurdu.
Üstelik, bu tatlı suyun % 75’i de katı maddelerden oluşmuştur (buz örtüsü, buzul). Geri kalan kesimin büyük bir yüzdesi ise toprağın derinliklerindedir. Bu anlamda, insanlar dünyadaki bütün tatlı suyun yalnızca % Tinden azını kullanabilmektedirler.
İşte, bizim denetimsiz biçimde harcadığımız, hiç düşünmeden kirlettiğimiz ve tüketim oranı her geçen gün biraz daha artan, bu az miktardaki sudur.
O halde, tatlı su bulabilmek kesin bir zorunluluktur. Bu amaçla çalışma ve araştırmalarda başlıca, iki yöntem uygulanmaktadır. Bunlardan birincisi deniz suyunu tuzsuzlaştırmak, İkincisi ise tatlı su rezervlerinden yani kutup bölgelerindeki buzullardan yararlanmaktır.
Deniz suyunun tuzunu gidermek çok masraflı bir işlemdir. Buzdağlarının nakli yoluyla tatlı su üretimi ise, tersine, ekonomik olarak çok daha verimli bir girişimdir.
Buzdağı, tatlı sudan oluşur. Bu tatlı su, arıtılmış suyun saflığına yakın saflıktadır. Değerlendirmelere göre Antarktika’da her yıl 10.000 milyar m3 buz, buzul biçiminde yitip gitmektedir. Bugüne dek rastlanan ve ölçülen en büyük buzul 350 km uzunluğunda, 90 km eninde ve yaklaşık 250 m kalınlığındadır; yani diğer bir deyimle Belçika’nın yüzölçümüne eşittir. Bu buzul 8.000 milyar m3 buz içermektedir… Buzulların kaynağı (buz örtüsü) her yıl yiten miktarı yeniden, hatta yığılma ve yağış sonucu belki de daha fazlasiyle sağlamaktadır.
Bir buzulun “susuz bölge” limanlarından, örneğin Suudi Arabistan limanlarından birine getirilmesi ne kazandıracaktır? Olağan boyutlu yani 100 milyon tonluk, 1.200 – 1300 m uzunluğunda 300 – 400 m eninde, 250 – 300 m kalınlığında bir buzulu ele alalım. Taşınma sırasında buzul hacminin % 20’sini yitirirse de, geri kalan yararlanabilinecek su miktarı yine de 80 milyar litre gibi dev bir hacme ulaşır. Bugün yılda birkaç santimetre yağış alan Cidde (Suudi Arabistan) kentinin çevresini 20 km uzunluğunda, 2 km genişliğinde bir ormanla çevirecek olsak, bu bölge yılda 2 m3 yağış alır. Bu durumda Cidde, birkaç yıl içinde yemyeşil bir vaha haline gelebilecektir.
Peki ama, buzullar neden Kuzey Kutbu’ndan değil de Güney Kutbu’ndan getirilecektir?
Çünkü, her şeyden önce Kuzey Kutbundaki buzulların genellikle, düzensiz bir biçimleri vardır ve tehlikeli bir dengesizlik içindedirler. Üstelik, dağ buzullarından kaynaklanan (örneğin, Grönland) bu buzullar istenen hacme sahip değildirler.
Oysa, Güney Kutbu’ndaki buzullar düzdürler, genellikle düzenli bir biçime ve hatırı sayılır bir hacme sahiptirler. Güney Kutbu’nun buzul yaylaları üzerinde biriken kar yavaş yavaş buza dönüşür/son derece ağır bir şekilde kıtanın uç kesimlerine doğru akar (buz akışkan bir maddedir). Bazen de 250 ilâ 300 metre kalınlığında buz tabakaları oluşturur. Buna örnek olarak, Fransa’ nınkine yakın bir yüzölçümüne sahip olan Ross buz katmanı verilebilir. Dikdörtgen biçiminde ve iki köşesinden karaya bağlı olan bu katmanın cephesi 500 m. yükseklikteki bir yardan oluşur. Bu büyük kitleden kopan buz parçaları değişik boyutlu düz buzullar meydana getirirler.
Ayrıca, Kuzey Kutbu’ndan gelen ve güneye inen akıntıların elverişli olmamalarına karşılık, güneyden gelen ve kuzeye çıkan akıntılar elverişli özelliklere sahiptirler. Bu dev buz adalarının naklinde güçlü römorkörlerin yanı sıra bu akıntılar olmasaydı, buz adalarının nakli çok daha güç ve yavaş olurdu.
Başvurulacak işlem kârlıdır da. Cidde’ye teslim edilen buzun 1 m3,ü yaklaşık olarak 60 Amerikan sentine (70 TL) gelirken, deniz suyunun tuzsuzlaştırıİması sonucu elde edilen suyun 1 m3’ü 80 senttir.
Acaba bu proje gerçekleştirilebilir mi? 1977 Ekiminde lowa Üniversitesinde toplanan ve konuyu inceleyen uluslararası konferans, günümüz teknolojisinin sorunların üstesinden gelebilecek çapta olduğu ve buzullardan su sağlanmasının, tuz- suzlaştırma tekniğine oranla % 30 – 50 daha ekonomik olacağı kanısına varmıştır.
Buzuldan su edinme fikri yeni değildir. Daha 1977 Haziran’ında Paris’te ve 1977 Ekimi’nde lovva’da ve öteki uluslararası toplantılarda bu konuya ilgi duyulması Suudi Arabistan prensi Mu- hammed el Faysal’ın bir sorusundan kaynaklanmıştır. Prens, 1975 Eylülü’nde bir buzulun denizden çekilerek ülkesine getirilmesi fikrini ortaya atmıştı. İşte, danışman mühendis Georges Mougin tarafından yönetilen bir dizi inceleme ve
araştırmanın temelinde bu soru yatmaktadır.
Ames’te toplanan bir konferans sonunda, konuya ilişkin kuramsal ve uygulamalı incelemelerde bulunmak amacıyla uluslararası bir bilim komisyonu görevlendirilmiştir. Komisyon başta buz- bilimciler olmak üzere çok tanınmış on kadar bilim adamından oluşmaktadır.
Günümüz insanı, buzulların (kar, buzulkar, buz) yapısını, buzulların iç gerilimini, yarıklarını, çatlaklarını ve diğer zayıf noktalarını daha iyi bilmek zorundadır.
“Uygun” bir buzul, iletildiği yerde istenen miktarda su sağlayacak ölçüde geniş bir hacme (100 milyon ton) sahip bulunmalıdır. Üstü düz, boyu eninden fazla olmalı, olabildiğince düz bir yüzeye sahip bulunmalı, fazla çatlaklı ve yarıklı olmamalıdır. Büyük Okyanusta, Atlas Okyanusunda ve Hint Okyanusunda bu türden buzullar vardır.
1971 – 1973 arasında Fransız Kutup Araştırma Gezilerinde, Antarktika çevresindeki buzulların sürüklenmesine ilişkin incelemeler yapılmıştır. Söz konusu incelemeler bu kesimdeki buz setlerinden kopan buzulların Antarktika bölgelerinde yoğunlaştığını göstermiştir.
Bu buzullar, kuzeye doğru sürüklenmekte ve ortadan kaybolmaktadırlar. Uydulardan çekilen fotoğraflar,,bu sürecin aydınlatılmasına daha bü-
yiik bir belirginlik kazandıracaktır.
En önemli sorun yer değiştirim sırasındaki sürtünmeye karşı koruyucu önlemler alabilmektir.
6.000 deniz millik (yaklaşık 10.000 km) bir uzaklık, en hızlı bir römorkörle bile (saatte yaklaşık 2 km) 8-9 ayda aşılmaktadır.
Bu süre içinde buzdağını korumanın bir dizi yolu vardır. Bunlardan biri, buzdağının kenarlarını, pancuru andıran, yansıtıcı bir maddeden yapılmış şeritlerle, ayrıca yalıtıcı örtülerle erimeye karşı korumaktır. Su altındaki yalıtma, etek ile buzdağının kenarları arasında birikecek soğuk tatlı şu ile sağlanmaktadır. Buzdağının altı ise, şişirilebilir şamandıralarla tutturulan bir tür “örtü” ile korunabilir. Mekanik erozyona karşı korunma ise, çeşitlimaddderden yalmış bir kuşakla sağlanabilir.
Bu maddele’rıfi üretilmesi ve Antarktika sularında yerleştirilmesi, henüz çözülmemiş bir dizi sorun içermektedir. Römorkörle taşıma ise, kuramsal planda bir sorun getirmemektedir. En büyük römorkörlerin 125 tonluk çekme güçleri vardır. 100 milyon tonluk bir buzdağını taşımak için gereken çekme gücü 600 ile 700 ton arasındadır. Yani bu iş için 5 -6 tane büyük römorkör
gerekmektedir. Buzdağı, istenen yere ulaştırıldığında (bazı durumlarda, kıyının sığ olması nedeniyle buzdağı kıyının on, onbeş kilometre uzağında bırakılır) eriyen su toplanıp borularla karaya pompalanacaktır. Ancak, daha önceden, su stoklama ve dağıtım ağı kurmak gerekecektir. Çünkü tatlı suya gereksinimi olan çoğu ülkede, böyle bir ağ sistemi henüz yoktur.
Buzdağının erime sürecini de hızlandırmak gerekecektir. Güneşin ısısı, yeterli su üretecek düzeyde olmadığı için, erime sürecini hızlandırmak gerekir. Bunun için, atmosferin ısısını azaltabilmek amacıyla, buzdağının tepesinde birikecek suyu püskürtme, denizle ısı takasını sağlama ya da dış kaynaklarından yararlanma gibi yöntemlere başvurulabilir. Bütün bu işlemler sırasında buzdağının koruyucu örtüsü yerinde kalacaktır.
Buzdağlarının taşınması sonucu tatlı su elde etmek, çağımızın yalnızca en özgün değil, aynı zamanda en yararlı projelerinden biridir de. İnsanlığın bir numaralı sorununun tatlı su sorunu olacağı günler yakındır. Nitekim, insan yemek yemeden 40 – 50 gün kadar yaşayabilir ama 4 günden fazla susuz kalamaz.

Yorum yazın