Su Sorunu Nedir – Nedenleri

Su Sorunu Nedir – Nedenleri Hakkında Bilgiler

Yüzyılımızın sonunda, yeryüzündeki nüfusun yarısı kentlerde yaşar durumda olacaktır. Peki ama, acaba kentleşmenin ve sanayileşmenin su ortamına olan etkisi gereğince bilinmekte midir? Bu etki sürecinin gündeme getirdiği sorunları yanıtlayabilmek için 1971 yılında Unesco ve FAO’nun girişimiyle bir çalışma gerçekleştirilmiştir.
Elde edilen ilk veriler, kentsel kesimde yoğun su kullanımının yol açtığı sonuçların hiç de gereği gibi bilinmediğini göstermektedir. 1975 yılında, Uluslararası Su Programı Hükümetlerarası Konseyi, kentlerdeki su sorunlarının daha iyi kavranılmasına yönelik beş araştırma projesini onaylamıştır.
Modern kentlerin tümünde suyla ilgili üç büyük sorun vardır: İçilecek ve sanayide kullanılacak suyun sağlanması, kullanılan suların boşaltılması, su kaynaklarının yenilenmesi.
Bu anlamda öncelikle kentlerin içilebilir su gereksinimini karşılamak zorunluğu vardır. Değerlendirmeler, insan başına düşen tüketim miktarının 50 ilâ 400 litre arasında değiştiğini göstermektedir. İsveç’te insan sağlığı ve ev işlerinde kullanılmak üzere günde insan başına 210 litre su düşmektedir. Sözünü ettiğimiz kullanımlar toplam tüketimin ancak bir kesimini oluşturmaktadır. Üstelik kalabalık bir kent merkezi bile söz konusu olsa, bu miktarlar küçük bir akarsuyun debisiyle karşılaştırıldığında oldukça azdır. Ne var ki sözü edilen saf sudur ve bu tüketime diğer gereksinimler, özellikle sanayinin gereksindiği su miktarı da eklenmektedir.
Kentler susamıştır. 1965’de, ABD’de bir kentin saniyede 100 m3’den fazla suya ihtiyacı olduğu saptanmıştır. Veriler bu sayının 1980’de saniyede 1500 m3’e, 2020’de ise saniyede 3000 m ’e ulaşacağını göstermektedir. Bu miktarlar oldukça önemli akarsuların debilerine eşittir.
Su bazen uzaklardan getirilir. Stuttgart’ın içme suyu 300 km’lik bir kanal sistemiyle sağlanmaktadır. İsveç’te Malmö- Lund- Helsinbourg’un gereksinimleri ancak 300 km’lik bir kanal ağı ile karşılanmaktadır. Kaliforniya’da kentsel ve tarımsal gereksinimleri karşılayabilmek, ancak 1100 km uzunluğunda ve saniyede 167 m3 su sağlayan California State Water Project’in gerçekleştirilmesiyle mümkün olmuştur.

Baz» durumlarda da, yeraltı sularından yararlanılmış, bu yöntem kimi zaman doğal su dengesinde bazı değişikliklere yol açmıştır. Çünkü, bu suyu bazen aşırı mineral içerdiği için işlemden geçirmek gerektiği gibi, çoğu kez, aşırı kullanım, yeraltı su kaynaklarının tüketimi karşılayamaz duruma gelmesi sonucunu doğurmuştur. Yeraltı sularının düzeyinde alçalmalar meydana gelmiş, bu olgu da, toprak düzeyinin alçalmasına kaynaklık etmiştir. ABD’de, Japonya’da, İsveç’te benzeri durumlar gözlemlenmiştir. İsveç’te, kentlerde tüketilen suların % 47’si yeraltından gelmektedir. Yeraltı kaynaklarının yerinin değiştirilmesine bir de yapımların ağırlığı eklenince toprak çökmeleri meydana gelmektedir, örneğin, Stockholm’de bazı yapılar ciddi olarak zarar görmüş, diğer kentlerde 50 sm. ila 1 metre arasında göçme gözlemlenmiştir.
Bir diğer sorun da kentlerde kullanılan suların ve yağmur sularının boşaltılmasına ilişkindir. ABD’de yağmur sularını boşaltan kanalizasyon ve kanalların toplam uzunluğu 300.000 km’dir. Bu sayı ABD’den 25 kat daha az insanın yaşadığı İsveç’te, 1971 yılında 35.000 km’yi buluyordu. Dünyanın en uzun üç nehri olan Nil, Amazon ve Missisipi – Missouri’nin toplam uzunlukları
20.000 km’ye ulaşmamaktadır. Bu anlamda, yeni bir su coğrafyası doğmuştur.
Artık kentler suların yolunu değiştirmektedir. Bu yapay yolların uzunluğu New – York’da 7000 km’ye ulaşmaktadır. Üstelik bu sayı çevre belediyeleri kapsamamaktadır. ABD’de, Michigan gölü kıyısındaki Milvvaukee kenti 60 km’lik uzunlukta doğal akarsu uzantısına sahiptir. Buna 13 km’ lik göl sınırı da eklenebilir. Aynı kentte yaklaşık 900 km uzunlukta bir kanalizasyon sistemi, yalnızca yağmur sularının boşaltımı için 1300 km’ lik kanal ağı bulunmaktadır. Bu arada 1100 km’ lik “lağımları” da unutmamak gerekir.
Kentleşme doğal su şebekelerini de etkilemiştir. Akarsular yapay su şebekeleriyle kaplanmıştır. Çoğu akarsu yatağı kanal ya da kanalizasyon haline getirilmiştir. 1913’de Washington’da, 68 km2’lik bir bölgede 103 km uzunlukta akarsu bulunuyordu. 1966’da ise, artık kentsel bir merkez haline gelen bu yörede sadece 43 km’lik doğal akarsu uzanıyordu.
Ancak kentler,yalnızca suların dağıtım ve bölüşüm sürecini etkilemekle kalmazlar, rejimlerini de değiştirirler. Kentler, yağmur sularının kaderini değiştirirler. Kentsel yerleşme merkezlerinin çoğunda toprağa sızan suların azaldığı, sel sularının ise arttığı gözlemlenebilir. Bunun nedeni, kentsel merkezlerde yağmur sularını doğal bir toprak örtüsünün değil de, çoğu kez çimento ve asfalt tabakasının karşılamasıdır. Bu su geçirmez tabakalar kentlerde geniş çapta yaygın olup, suları toprağa sızdırmaz.
Sonuç olarak, yağmur suları toprağa sızma ile dağılmayıp, sünger görevi gören bir tabaka ile karşılaşırlar. Böylece bu boşaltma şebekelerine iletilmeleri ve bu şebekeler aracılığı ile en kısa
yoldan akarsu yataklarına taşınmaları gereği doğar. Tabii, bu arada akarsu debilerinde kentleşme öncesinde rastlanmayan şiddetli bir “eklenti” meydana gelir. Almanya’da otuz yıldır kentleşme sürecine giren bir vadide yağışlar, 1919’a oranla sulann iki kat daha fazla ve daha hızlı kabarmasına yol açmıştır.
Bu olguların yol açtığı gelişmelere gelince, ABD’de yapılan araştırmalar, su taşkınlarının kentsel merkezlerde gittikçe arttığını ve önem kazandığını göstermektedir. Fransa’da Marsilya dolaylarında, çeşitli yapımların ve ulaşım yollarının son on beş yılda hızla arttığı bir bölgede, su taşkınlarının ani ve tehlikeli biçimde arttığı gözlemlenmiştir. Bu sonucun ortaya çıkmasında,bir ölçüde giderek daha fazla kullandığımız betonun da payı vardır.
Bu anlamda, bentleri ve debileri düzenlemeye, su taşkınlarını “köreltmeye” yönelik barajların yapımı büyük önem kazanmaktadır.
Nitekim günümüz koşullarında akarsuların akış doğrultuları değişmiş, akarsu rejimleri değişikliğe uğratılmıştır. Üstelik kentler suların özelliklerini bile etkilemektedir.
ABD’de Philadelphia kenti, günde 2900 ton çöp üretmektedir. Bu kent her yıl 330 km2’lik yüzölçümü ve iki milyon nüfusuyla, sanayi artıklarının dışında 1500.000 tondan fazla artık yaratmaktadır. Bü sayılara bir de, sokakların asfaltlanmasının (yılda 30 ilâ 40 km. yol) neden olduğu artıkları, dört milyon çift ayakkabının ve iki milyondan fazla lastiğin yol açtığı yıpranmaları, kentteki 650.000 binanın erozyonunu ve 250.000 kadar hayvanın dışkısını eklemek gerekir.

Yorum yazın