Strateji Nedir

Strateji Nedir

strateji, savaşta, belirlenmiş hedeflere ulaşmak için eldeki bütün kaynakları (askeri, ekonomik, siyasal vb) uygun bir biçimde seferber etme ve düzenleme sanatı ya da bilimi. Bazen “yüksek strateji” olarak da adlandırılan bu tanım, giderek karmaşık bir nitelik kazanan savaşın yürütülmesinde askeri olmayan etkenlerin de önemli rol oynadığı modern çağın gereklerini yansıtır. Terimin geçerlik kazandığı 18. yüzyılda ve 19. yüzyıl başlarında strateji, silahlı birliklerin sevk ve düzeni ile askeri harekâtları planlama ve yönetme sanatı anlamını taşıyordu.

Strateji ve taktik(*) arasındaki farklılık geleneksel olarak iki noktada toplanır: 1) Strateji savaşın bütün cepheleriyle ilgilenerek tek tek çarpışmalar sonunda savaşı kazanma hedefine yönelirken, taktik temelde belirli bir çarpışmayı kazanmak için eldeki birliklerin ve donanımın kullanımı üzerinde yoğunlaşır. 2) Taktik çarpışma alanındaki birlikleri yönlendirmeyi sağlarken, strateji çarpışma öncesinde bu birlikleri uygun biçimde konumlandırmayı belirler. Aralarındaki bu farklılıklara karşın, strateji ve taktik belirli bir ilişki içinde birbirlerine de bağlanır. Strateji, taktiğin görev ve araçlarım belirler ve bunun sonuçlarını elde etmeye çalışır. Taktik, stratejinin koşullarını belirleyen önemli etkenler arasında yer alır; taktikte ortaya çıkan bir değişiklik stratejinin de değişmesini getirebilir.

Seferlerini uzak görüşlü ve titiz bir planlamayla yürüten Büyük İskender, Hannibal ve Julius Caesar gibi büyük komutanlar modem strateji sanatının öncüleri sayılır. Bununla birlikte eski savaş sanatının temelleri taktiğe ve çarpışmalara dayanıyordu. Modem strateji ilkeleri ancak profesyonel orduların ortaya çıkmasıyla ve Napoléon’un 19. yüzyıl başlarında giriştiği seferlerle biçimlenmeye başladı. Napoléon’un harekât stratejileri temelde, düşmana karşı bütün kuvvetlerin kritik bir noktada toplanmasını, ani bir saldırıyla düşmana ezici darbeyi indirmeden önce kuvvetlerin titizlikle hazırlanmasını ve avantaj sağlayacak çarpışma alanlarının seçilmesini kapsıyordu. Daha sonraki askerlik uzmanlan modern savaşın temel ilkelerini ortaya koyarken, bu stratejiden çıkanlan klasik örneklerden yararlandılar. Askeri ve siyasal stratejinin birlikte yürütülmesi gerektiğini savunan Kari von Clausewitz, asıl zaferin düşman topraklannı işgalden çok düşman kuvvetlerinin savaş alanında yok edilmesine bağh olduğu görüşünü geliştirdi. Aynca stratejiyi, çarpışma-lan kullanarak savaşta istenen sonuca ulaşma biçiminde tanımladı.

Amerikan İç Savaşı (1861-65) yeni bir strateji dönemine geçişte dönüm noktası oldu. Örneğin, uzun menzilli piyade tüfeğinin isabetli ateş gücü, Napoléon dönemi stratejisinin özünü oluşturan hızlı piyade saldırısının etkisini ortadan kaldırdı. Nüfusça daha kalabalık olan sanayileşmiş Kuzey’ in tarıma dayalı Güney’i yenilgiye uğratması, savaşta ekonominin ve insan gücü kaynağının giderek artan stratejik önemini gözler önüne serdi.

19. yüzyıl sonlarıyla 20. yüzyıl başlarında çeşitli stratejik düşünce okulları ortaya çıktı. Alman askeri önderleri kesin darbe indirici bir çarpışma ve ustaca düzenlenmiş bir saldın hareketiyle zafere ulaşmaya ağırlık verirken, ABD’li Alfred Thayer Mahan gibi strateji uzmanlan deniz gücüne ve dünya ticareti üzerindeki denetime dayalı bir ekonomik savaşı öne çıkardılar. Dönemin bütün strateji öğretileri I. Dünya Savaşı’nın gerçekleri karşısında altüst oldu. Bu savaşta makineli tüfek ve sahra topu gibi modem silahlann ezici ateş gücü üstünlüğü, cepheden saldın gibi klasik askeri harekât-lan yararsız duruma getirdi. Saldınya dönük savaş anlayışının yerini yıpratma ve statik savunma, düşmanı hayati hammaddelerden yoksun bırakmaya yönelik deniz ablukası, düşmanın iradesini ve çarpışma yeteneğini kırmak amacıyla bütün insan gücünün ve maddi kaynaklann seferber edilmesi aldı.

I. Dünya Savaşı sonrasının strateji öğretileri, Fransızlann savunma anlayışı ile uçak ve tank gibi yeni silahlara dayanan saldın anlayışı arasında bocaladı. II. Dünya Sava-şı’nın başlanndaki harekâtlar ikinci çizgiyi haklı çıkardı. Bu dönemde hava gücü ile seri tank birliklerini birleştiren Almanlann geliştirdiği yıldmm savaşı (blitzkrieg) stratejisi, geçilmez gibi görünen hatları kısa sürede yardı ve savunmaya ağırlık veren strateji yaklaşımını alt etti. Müttefikler savaşın gidişini değiştirmek için yeni hareketli silahlann gücünden yararlanan ve üstün sanayi ve insan gücü kaynaklanna dayanan bir strateji geliştirdiler. Savaşın ortaya çıkardığı önemli bir gelişme de düşmanın cephe gerisine karşı havadan girişilen ve sanayi kapasitesini yok etmenin yanı sıra halkın moralini bozmayı amaçlayan stratejik bombardıman oldu. ABD’nin Japonya’ya karşı atom bombası kullanarak getirdiği stratejik ve taktik yenilik, modern savaş stratejisinin ilkelerini temelden değiştirdi. Sonraki yıllarda daha güçlü termonükleer silahlann ve dünyanın herhangi bir yerindeki hedefi birkaç dakikada vurabilecek kıtalararası balistik füzelerin geliştirilmesi, bir genel savaşın katılan tarafları karşılıklı bir yıkıma sürüklemesi tehlikesini doğurdu. Böylece yeni nükleer stratejide, daha önceki bütün askeri stratejilerde olduğu gibi savaşı kazanma yerine nükleer bir savaşı önleme hedefi (caydırma stratejisi) öne çıktı. Karşı tarafı nükleer silaha başvurmaktan caydırmak için, anında misilleme tehdidi kullanılmaya başladı. Savaş sonrasında süper devletler arasında tırmanan silahlanma yarışı, nükleer saldırganlığı etkisiz kılmak için gerekli tahrip gücüne ulaşarak, niteliksel ve teknolojik bir denge sağlama çabasını getirdi.

Yorum yazın