Stoacılık Nedir

Stoacılık Nedir

Stoacılık, Eski Yunan ve Roma’da ödev kavramını vurgulayan ve insan yaşamında evrendeki düzen ve dinginliğe ulaşılabileceğini savunan felsefe akımı. İnsan aklının, fiziksel ve ahlaki evreni yazgının yönettiğini ve bu düzenin, görünümüne karşın temelde ussal olduğunu kavrayabileceğini ileri sürer. Evrende var olan her şeyi ve bu arada kendi yaşamını tam bir içtenlikle ve dingin bir zihinle kabul etmeyi öğrenebilen insanın yaşamını evrenin düzenine uydurabileceğini, ölümünü de evrendeki olaylar zincirinin zorunlu bir halkası olarak dinginlikle kabul edebileceğini savunur. Epikurosçuluğun tersine, bir dünya vatandaşı olarak insanın toplumsal olaylarda etkin rol oynaması gerektiğini vurgular.

Stoacılık İÖ y. 300’de Atina’da Kıbnslı Zenon tarafından kuruldu ve adını Atina Agorası’nın yanında Zenon’un ders verdiği Poikile Stoası’ndan (Resimli Stoa) aldı. Sokrates’in öğretilerinden ve Kynik Dioge-nes’in yaşam biçiminden etkilenen Zenon, önce yerleşik ahlak yaklaşımlarının köktenci bir eleştirisini yaptı. İnsan için gerçek iyinin, sağlık, zenginlik ya da mutluluğu dünyevi başarıya bağlayan herhangi bir dizi değer olmadığını savunarak, kesin anlamda yalnızca erdem ve erdemsizliğin iyi ve kötü sayılabileceğini belirtti. Erdem bütünlüğe ve dinginliğe ulaşmış bir zihin durumu olarak her zaman yararlı, erdemsizlik ise parçaları arasında sağlam ilişkilerden yoksun ve dolayısıyla huzursuz bir zihin durumu olarak her zaman zararlıydı. Bunların dışında her şey mutluluk açısından göreliydi, çünkü örneğin sağlık da zenginlik de hem iyiliğe, hem kötülüğe yarayabilirdi. Erdemli insan mutlu olabilmenin bütün koşullarına sahipti. Erdemsiz insan ise alışılmış anlamda nelere sahip olursa olsun, tümüyle mutsuzdu. Dolayısıyla mutluluk insanın doğma, yetişme ve yaşama koşulla-nna bağımlı değildi. Her insan doğal akıl yürütme yeteneğiyle iyi yaşama ulaşabilirdi. Değerlerinin doğruluğunun ya da yanlışlığının ölçüsü ise, duygusal denge ya da dengesizliğiydi. Korku, tutku, üzüntü gibi duygusal çalkantılar erdemsizliğin göstergeleriydi; çünkü zayıf ve kendi içinde bölünmüş bir zihin gerektirirdi. Oysa her zaman her iyiye sahip olan erdemli insan, dengeli ve dingindi; sıradan insanları sarsan geçici olaylar onun erdemini etkilemezdi. Erdemli insan kendisinin ve başkalarının maddi koşullarını iyileştirmek için çalışır, ama bu eylemlerinin değeri, dışarıdan bakıldığında görülen başarısıyla değil, amacının erdemliliğiyle ölçülürdü.

Bu ahlak görüşüyle Stoacılık Antik Çağ’ın en etkili felsefe görüşlerinden biri oldu, çünkü geleneksel ırk, toplumsal konum ve cinsiyet sınırlarını aşarak, ortak bir insanlık ülküsü geliştirdi. Mutluluğun temellerini insanın içinde bularak ve bunları bilgelik, cesaret, adalet ve ölçülülük erdemleriyle özdeşleştirerek, karşılıklı yardımlaşmanın birleştiği bir insanlık öngördü. Eski Yunan ve Roma dünyasının çok farklı topluluklarında olumsuzluklarla karşılaşan bireye destek olabilecek bir ahlak sistemi ortaya koydu. Aynı zamanda toplum için üyelerinin ahlaklılığına dayalı bir “doğal hukuk”un geliştirilmesine katkıda bulundu. Bu yüzden Stoacılık bütün Antik Çağ boyunca, İS 2. yüzyıla değin yandaş buldu.

Sonraki Batı düşüncesinde Stoacılığın bu ahlak öğretisi, Stoacı olmamakla birlikte bu görüşü çok iyi kavrayan Cicero’nun yapıtlarıyla ve Romalı Stoacılar olan Seneca, Epiktetos ve Marcus Aurelius’un metinleriyle yaygınlaştı. Ama bunların hepsi Ze-non’dan çok sonra yazılmıştı. Stoacılığı ilk kez sistemleştirenler ise Zenon’un çevresini ve ardıllarını oluşturan AtinalIlarla Yunanca yazan Doğulular, özellikle Kleanthes, Khrysippos, Panaitios ve Poseidonios’tu. Bu düşünürler kozmoloji, fizik, mantık ve psikoloji gibi alanlarda Stoacılığa önemli katkılarda bulundular. Platon’un Atina’daki izleyicileri olan Akademia Şüphecilerinin eleştirileri de Stoacılığın geliştirilmesine yol açtı.

ilk Stoacıların yazılarının çoğu günümüze ulaşmamış olmakla birlikte, eldeki metinler temel görüşleri konusunda yeterli bilgi vermektedir. Klasik Stoacılıkta evren, tanrısal olarak belirlenmiş bir olaylar dizisinden oluşur. Her şeyi kapsayan ussal bir etken olan tanrısal bir ilke bütün evrene biçim ve yön verir. İnsan zihni de tanrısal usun bir “parçası” olarak evreni kavrayabilir. Böyle-ce “doğaya uygun yaşama” olanağı doğan insan, kendi aklını geliştirirken tannsal olarak yönlendirilen doğaya uygunluk içine girer. Ahlaksal bir tutum olarak evreni olduğu gibi kabullenmeyi öğrenir çünkü, evrendeki uyumu kavrayan insan, kendisine “kötü” gelebilecek bazı olayların evrenin bütünü içinde gerekli ve zorunlu, dolayısıyla iyi olduğunu anlayacaktır. Sonuçta ulaşılan dingin ve huzurlu ruh hali Stoacılıkta “bilge” insanının zihinsel durumudur.

Antik Çağ sonrasında Stoacılığın en önemli etkisi, kendi aklını geliştiren insan ülküsü doğrultusunda birçok Stoacının mantık, dilbilgisi ve matematik gibi ussal alanlarda yaptıkları çalışmalardan kaynaklanmıştır. Bir ahlak görüşü olarak ise, Platonculuğun çeşitli biçimleriyle kaynaşarak, kendisinden sonraki Hıristiyanlığın ilk kuramcıları olan Kilise Babaları’nın görüşlerine katkıda bulunmuştur.

Etiketler: , ,

Yorum yazın