Soluk nedir

Soluk nedir

SOLUK sıf. (solmak’tan sol-u-k). [Cilt i-çin] Donuk bir beyazlığı olan, rengi atmış olan: Yün eğiren soluk benizli ihtiyar ka
dınları… (A.H. Müftüoğlu). Birçokları o-nun betinin benzinin soluk olduğunu far-kettiler (Vâ-Nû). Soluk dudaklar. || [İşık ve renk için] Kuvvetini, parlaklığını kay betmiş: Burası mavi, soluk boyalı, eski bir konaktı (Ömer Seyfeddin). Karşıdaki koyu yeşil tepeler soluk bir renk bağladı (R.N. Güntekin). || Rengini atmış: Birkaç soluk fotoğraf (B. Felek). [M]

SOLUK i. (esk. türk. k.). Fizyol. Akci- jjgB ğerlere çekilen veya akciğerlerden dışarı atılan hava: Cemil, soluklarını tutarak doktorun «Bizi adamdan saymayın» sözüne karşı ötekilerden bir tepki bekledi (Kemal Tahir). [Bk. ANStKL.] || Bu havayı çekmek veya atmak eylemi: Temiz havayı derin soluklarla ciğerlerine doldurdu (Kemal Tahir). ölmek üzere olan hastanın solukları duyulmuyor. (Eşanl. NEFES.) J| Soluk alma, göğüs kafesini genişleterek, gaz alışverişlerine yarayacak olan dış havayı akciğerlere dolduran göğüs kafesi ve diyafram hareketlerinin tümü. || Soluk verme, nefes alırken akciğerlere çekilen ve akciğer peteğinde cereyan eden gaz alışverişi sonucunda kirlenen havayı dışarı atmak eylemi.

— çeş. DEY. Soluk almak, dinlenmek:

Ovaya inince biraz soluk alırız sanmıştık (Kemal Tahir). |J Soluk aldırmamak, dinlenmesine, rahatlamasına fırsat bırakmamak. || Soluğu (bir yerde) almak, vakit geçirmeden gideceği yere varmak: Bir arabaya atlayıp soluğu Beyoğlu’nda aldı (Y.K. Karaosmanoğlu). ]| Soluğu dar almak, kaçıp kurtulmak. || Soluk soluğa, güçlükle nefes alarak, yorgun ve bitkin bir halde, sık sık soluyarak, telâşla: Kâmran’m ellerini bırakarak soluk soluğa kendimi dışarı attım (R. N. Güntekin). || Bir soluk, kısa bir zaman için, bir an: İşimden çıkar çıkmaz bir soluk oraya uğruyor, […] günlük üzüntülerden uzak, yalnız, şakadan bir âleme giriyordum (A.H. Tanpmar). || Bir solukta, kısa bir sürede, çabucak, aceleyle: Elimdeki kocaman kitabı bir solukta okumuştum (Y.Z. Ortaç).

— Anat. Soluk aldırıcı kaslar, akciğerlere havanın girmesine yardım eden kaslar. ||

Soluk borusu, gırtlağı bronşlara bağlayan ve solunum sırasında havanın geçmesine yarayan boru. Bk. ANSİKL

— Binic. Soluk zinciri, gemin bir bölümü; atın ağzına iki çenesinin birleştiği yere gevişini önlemeyecek şekilde sokulur.

— Dilbil. Soluk verme, sesleri çıkarmak için ciğerlerin havayı dışarıya itmesi. Esk.

Zefir.

— Müz. Nefes alışta diyaframı sıkıştıran soluğu idareli bir şekilde ses telleri arasından geçirmek ve gırtlağın, damağın v.b. nin çınlatıcı unsurlarını harekete getirerek en iyi sesi çıkartma. || XVII. ve XVIII. yy.da kullanılan bir müzik süslemesi. (Gerek bir derece çıkarken, gerek bir derece inerken esas notanın sonuna kısa bir nota ekleyerek yapılır.)

— Tıp. Vücudun çeşitli bölgelerini dinlerken duyulan normal veya patolojik ses.

Bk. ANStKL.

— ANSİKL. Anat. Soluk borusu yaklaşık olarak 12 sm uzunluğunda, hemen hemen dikey durumda bir borudur. Gırtlaktan başlayarak boynun içinde, yemek borusunun önünden geçer, göğsün üst kısmına iner; sağ ve sol bronşlara ayrılarak son bulur.

Soluk borusu, at nalı şeklinde ve üst üste dizili 15-20 kıkırdak halkasından meydana gelir.

— Fizyol. Normal olarak ağızdan atılan havanın içinde sadece karbon dioksit, su buharı, azot ve biraz oksijen bulunacağından, nefesin kokusu yoktur. Birçok sebep, nefese özel bir koku, genellikle hoş olmayan bir koku verir. Nefesi kokutan sebepler şöyle sıralanabilir: içinde kısmen solunum yollarından dışarıya atılan uçucu maddeler bulunan soğan, sarımsak gibi bazı yiyecekler; ağız, diş, burun, akciğer hastalıkları; beslenme bozukluğundan diyabet, asetonemi) veya enfeksiyondan ileri gelen bazı hastalıklar (humma, zatürree, tüberküloz, akciğer kangreni) sindirim yolu hastalıkları ve bağırsak tıkanması (bu ârıza nefese dışkı kokusu

verir). Bk. kakosmi. (LM)

Yorum yazın