Solaklık Neden Olur

Solaklık Neden Olur

Sağ ve sol eli kullanma konusunda halk arasında yaygın olan boş inançlar ve gelenekler bir yana; doktorlar, bilim adamları ve filozoflar, yüzyıllardır, kimi insanlar sağ ellerini kullanırken, kimilerinin de sol ellerini kullanmalarının nedenini açıklamaya çalışmışlardır.
Bundan 2500 yıl kadar önce yaşayan Yunan filozofu Eflatun, bir bebeğin hangi elini kullanmaya eğilimli olacağını, onu sallayan elin belirlediği inanandaydı. Sözgelimi, sağ elini kullanan bir anne,bebeğini doyururken onu her zaman sol koluna alır. Bu tutuş biçiminde, çocuk sağ elini annesinin vücuduna yapıştıracağından, sol eli kullanmak zorunda kalacaktı. Bu durumun bilincine varan Eflatun, dünyaya gelen çocukların bir çoğunun solak olacağım düşünerek, anneleri çocuklarını sağ elleriyle tutmaları ve sallamaları için uyarmıştı.
Diğer bir varsayıma göre de, solaklık kalıtım yoluyla çocuğa geçmekteydi. Ancak, solak olan çocukların yüzde sekseninin ana — babasının sağ ellerini kullandıkları gerçeği saptanınca, bu varsayım da değerini yitirdi. Ayrıca bunun böyle olmadığı, Kanada’da 1934 yılında doğan dördüzlerden yalnızca birinin solak oluşuyla da kanıtlandı.
Ondokuzuncu yüzyıl sonlarında, bu konuda incelemeler yapan bir başka araştırmacı da Sir Cyril Brüt idi. Onun elde ettiği bilgilere göre nüfusun yüzde yetmişbeşinin sağ kemikleri, yüzde dokuzunun da sol kemikleri daha uzunca ve güçlü İdi (geri kalan, nüfusun yüzde onaltısının kemiklerinin ve kol gücünün nasıl olduğu belirlenmemiştir). Ne var ki yapılan deneyler, insanların sağ ve sol kemiklerinin çok küçük yaşlarda birbirlerine eşit olduğunu göstermiştir. Bunun üzerine de, “çok kullanılan” elin çok gelişeceği sonucuna varılmıştır.
1900’den bu yana, bu konuda daha birçok değişik görüşler öne sürüldü. Kimilerine göre bu, güneşin hareketi ile ilgiliydi. Kimileriyse, solak kişilerin salt direnme gücünden kaynaklanan bir eğilimle sol ellerini kullandıkları görüşündeydiler. Bu arada kimileri de, solaklığın beynin zarar görmesi sonucu ortaya çıktığı kanısına varmışlardı. Bu varsayımların tümü de günümüzün deneyimleriyle çürütülmüş bulunmaktadır.

DOĞRU YANITI BEYİN VERİYOR
Bilim adamları, kendilerini çok uğraştıran bu sorunun yanıtını bulabilmek için, çalışmalarını bu kez beyin üzerinde yoğunlaştırdılar.
Araştırmaların ilk aşamasında, solak olmaya kalıtımın yol açtığı inancına vardılar. Ancak bu varsayım, Kaliforniya Üniversitesi’nden Dr. Jean- nine Herron’un araştırmaları sonunda çürütülmüştür. Herron’un kendisi de bir solaktı ve solaklığı şöyle açıklıyordu: “Solakların, sağ ellerini kullananlardan iki belirgin ayrımları vardır: Birincisi, solakların sağ ellerini sanıldığından daha çok kullandıkları; İkincisi de değişik bir beyin düzeyine sahip olabilecekleridir”.
Bunu daha iyi anlatabilmek için, beynimizin nasıl çalıştığına şöyle bir göz atmamız gerekir. Dr. Herron’a göre beynimiz, son derece bakışımlı (simetrik) bir yapıdan değil, ancak bir ekip gibi birlikte çalışan iki tamamlayıcı yarımdan oluşmaktadır. Her yarımın ötekinden tümüyle ayrı görevleri vardır.
Çoğu insanın beyninin sol yarısı, dil merkezi ve mantıklı (usa yatkın) düşünme kaynağıdır. Birçok kişi, matematiksel soruların yanıtını bulmada, kimya formüllerini ve sözcüklerin yazılışını öğrenmede beyninin sol yarısını kullanır. Beynin sağ yarısı, genellikle sezgi ve duyulara tepki gösterme gibi daha geniş kavramları denetler. Nesneleri görüş biçimimiz, seslere ve kokulara gösterdiğimiz tepki, genellikle beynin sağ yarısınca denetlenir. Bu işlemlerin yardımıyla her şeyi hemen algılar, bunun sonucu, duyduğumuz bir şarkı, ya da gördüğümüz bir resim hakkında genel bir izlenim ediniriz. Bu izlenim, insanların çoğunda, beynin sağ yarısında oluşur.
Beynin sol yarısı, sağ eli ve vücudun sağ yanını yönetir; sağ yarım ise, sol el, sol ayak yani sol yanı yönetir. Eğer beyinlerimizin ve vücutlarımızın işleyişi, bu denli anlaşılır ve basit olsaydı, sağ ellerini kullananların matematikçi, bilgisayar uzmanı ve bilim adamı; solakların da sanatçı, besteci, yazar gibi yaratıcı kimseler olmaları gerekecekti.
Ancak iş bu denli uyumlu yürümemektedir, jeannine Herron, her iki yarının corpus callosum denen çok büyük bir lif demeti ile bağlı olduğunu, bu demetin iki yarı arasında, anı anına denecek derecede hızlı bir iletişim sağladığını belirtmekte ve hem sağ elin, hem de sol elin her iki yarıdan bilgi ve komut aldığını söylemektedir.
Bununla birlikte, sağ ellerini kullananların “dil merkezleri” genellikle sol yarıda olmasına karşın, on solaktan ancak altısının dil merkezi sol yarıdadır. Diğer solaklar bunun için, ya beyinlerinin sağ yarısını ya da her iki yarısını birden kullanırlar. Sağ elini kullanan bir kişinin, bir kaza ya da hastalık sonucu beyninin sol yarısı incinirse, genellikle o kişi konuşma özelliğini yitirir. Oysa bir solak için, beyninin her iki yarısını da kullanma olasılığı büyük olduğundan, beyninin hangi yarısı incinirse incinsin, solak bir kişi konuşma becerisine yeniden kavuşabilir.
Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden araştırmacı Jerre Levy’e göre de; solaklar sözlü problemlerin çözümünde oldukça başarılı, ancak algısal problemlerin çözümünde daha az başarılı oluyorlardı. Solakların, yazıda çektikleri sorunlara ilerdeki bölümlerde değineceğiz.
Yine bir ruhbilimcinin (psikolog) yaptığı gözlemlere göre, solaklar büyük bir olasılıkla daha imgeci oluyorlar ve her nedense, su altında yüzmeyi sağ elleriyle iş görenlerden daha çok seviyorlar.
Beyin düzeni, yalnızca hangi elimizi kullanacağımızı belirlemekle kalmaz; aynı anda hangi ayağımızı, hangi gözümüzü, hangi kulağımızı kullanacağımızı da belirler. Kullanılacak olanı seçmek elimizde değildir. Seçimi beyin yapar. Kimse, karşısındakinin sol kulağını kullanıp kullanmadığını bilemez. Ancak bu da, aynen sol ya da sağ eli kullanma gibidir. Sözgelimi, yapılan son deneyler, solakların müzik notalarındaki değişiklikleri daha iyi algıladıklarını ortaya koymuştur. Bu konuda yapılan bir deney sırasında, bir grup insana kulaklıkla belirli tonda sesler dinletildi. Bir kulak yüksek tonları alırken, diğeri alçak tonları alacaktı. Verileni yanıtlardan, sağ ellerini kullananların yüksek tonları sağ kulaklarıyla, alçak tonları sol kulaklarıyla algıladıkları saptandı. Bunun tersi uygulanınca da sonucun yine böyle olduğu görüldü.
Solaklar ise yüksek tonları sol kulaklarıyla, alçak tonları da sağ kulaklarıyla algılıyorlardı. Bir başka deyişle, sol elini kullanan bir kişi, işitmek için de sol kulağını kullanıyordu.

NE KADAR SOLAK VAR?
Yapılan son araştırmalar, dünya nüfusunun yüzde on beşinin solak olduğunu göstermektedir. Ancak bilim adamları; “Küçükken sağ ellerini kullanmaları için zorlanmasalardı, bugün insanların yarısı sol ellerini kullanıyor olacaktı” demektedirler. Bir ülkedeki solak oranı, ayrıca o ülkenin kültür düzeyine göre de değişmektedir. Daha açık söylemek gerekirse, solaklığın doğal karşılandığı ülkelerde solak sayısı yüksektir. Genellikle Asya ve Afrika kıtalarındaki birçok ülkede sol elini kullananlara fazla rastlanmaz.
Araştırmacılar, bir kişinin solak olup olmadığını anlamak için ona “çember testi” uygularlar. Bu deneyde tüm yapacağınız iş önce bir elinizle, sonra da diğeriyle bir daire çizmektir. Solaklar ve ambidextraller (her iki elini de kullanabilen insanlar) daireyi saatin işleyiş yönünde çizerler. Sağ ellerini kullanan insanlar ise, daireleri genellikle saatin işleyiş yönünün tersine doğru çizerler.
Her iki elini ya da sol elini kullanan çocukların genellikle sağ ellerini kullanan çocuklara oranla kekeleme ve ters çevirme ya da harflerle sayıları karıştırma gibi iki sorunları olur. Böylece 6 9’a; b de d’ye dönüşür. Solaklık üzerine otuz yıl araştırma ve incelemeler yapan Minnesota Üniversitesi’nden Dr. Bryng Bryngelson araştırmaları sonucunda, solaklarda kekemelik sayısının sağ ellerini kullananlara oranla dört kat daha fazla olduğunu ortaya çıkardı. Dr. Bryngelson bu olayı: “Solakların, her şeyi sağ ellerini kullananlara göre düzenlenmiş bir dünyanın gelenekleri, görenekleri ve aletleri kullanış biçimleriyle uyum sağlayamamaları sonucu, beyinlerinin karışmasıyla ortaya çıkan bir durum” olarak açıklamaktadır. Çocuktan ısrarla “sağ elini kullanması” istendiğinde bu durum daha da kötüleşmektedir.
Sol elini kullanmaya eğilimli olduğu halde, baskı sonucu sağ elini kullananlar ile kekemelik arasında bir ilişki olduğunu gösteren pek çok kanıt vardır, örneğin, İngiltere Kraliçesi II. Elizabethan babası Kral VI. George çocukluğunda sağ elini kullanmaya zorlanmıştı. Tenis ve golfte gösterdiği başarıyı, bu sporları “sol” eliyle oynayarak sağlamıştı. Ancak radyoda bir demeç vereceği zaman konuşmasını önce banda aldırtmak, sonra da kekelediği sözcükleri düzelttirmek zorunda kalırdı. Küçük bir çocukken sağ elini kullanmaya zorlanan ve kekeme olan bir diğer kral da Fransa Kralı II. Lui’ydi. Bu yüzden kendisine “Kekeme Lui” denirdi.
Çocukluğunda, sol elini kullanmaya eğilimli iken, sağ elini kullanmaya zorlanan ve bu yüzden yaşamı boyunca kekelemek zorunda kalanlardan biri de Lewis Caroll’dur (1832 -1898). Lewis Caroll, Alice Harikalar Ülkesinde ve Aynanın İçinden adlı çocuk öykülerinin yazarıdır. Yazar, bu kitaplarda kendisinin yaşamı boyunca karıştırıp durduğu “ikiliği”, bir ayna görüntüsünde işlemiştir. Aynanın İçinden adlı kitabında her şey tersine çevrilmiştir. Sözgelimi,Alice Kraliçeyi karşılamak için arka arka yürür, Kırmızı Kraliçe, iğneyi daha eline batırmadan bağırmaya başlar, Beyaz Şövalye, sağa giyeceği ayakkabıyı sola giyer (solaklar, yönleri ve hangi ayağın hangisi olduğunu sürekli olarak birbirine karıştırdıklarından böyle şeyler başlarına çok gelir). Kısaca, zorla sağ elini kullanmaya itilmesi, Lewis Caroll’un yaşamı boyunca dünyaya uyum sağlayamamasına neden olmuştur.

SOLAKLIK NE ZAMAN BAŞLAR?
Bebeğin hangi elini daha çok kullanmak eğiliminde olduğu ilk kez altı aylıkken ortaya çıkmaya başlarsa da, iki yaşına dek hangi elin üstün geleceği kesinlikle belli olmaz. İki yaşına dek çocuklar yemek yerken, bir şeyi atarken ya da tutarken her iki ellerini de kullanırlar. Hangi elin yeğleneceği üç ile altı yaş arasında belli olur. Eğer anne, çocuğun sol eline aldığı kaşığı ya da çatalı sağ eline geçirmesinde diretirse, gerçekten solak olan bir çocuğun aklı karışır.
Ne var ki, solakların çoğu, sağ ellerini de bir ölçüye kadar kullanabilirler. Bu kimi zaman beyin düzeni ile, kimi zaman uyumla, kimi zaman da toplumsal baskıyla olur. Böylece solaklar her iki ellerinden de olabildiğince yararlanmayı öğrenirler.

“SOL” SÖZCÜĞÜNÜN DEĞİŞİK DİLLERDEKİ ANLAMI
“Sol” sözcüğünün anlamı ve bu sözcükle bağdaştırılan kavramların nereden çıktığı gerçekten ilginç bir araştırma konusudur. Çünkü dünya dilleri, bu sözcükle ilgili çok özel terimler içermektedir.

ESKİ DİLLERDE SOL SÖZCÜĞÜNÜN YORUMU
Büyük dillerin çoğunun kökenini oluşturan Latince’de solak anlamına gelen iki sözcük vardır; “sol el” anlamına gelen Leavus.diğeri ise “cebin olduğu yan” anlamına gelen Sinister’dir. Çünkü eskiden giyilen bir giysi türü olan Toga’da cep kesinlikle sol yanda bulunurdu. Ancak Batı dillerinde bugün kullanılmakta olan Sinister sözcüğü “korkunç”, “uğursuz”, “kötülük saçan” anlamına da gelmektedir. Bu anlamın doğuşu Roma ve Yunan toplumlarında kâhinlik (bilicilik) geleneğinin yerleşmesi ve “kestirim” yönteminin benimsenmesiyle ortaya çıkmıştır.
Şöyle ki;bir bilici (kâhin, gelecekte olacakları önceden söyleyen kişi) önce yüzünü belirli bir yöne döner, sonra ilerde çıkacak olan savaşları,iktidar kavgalarını ya da diğer büyük olayları önceden bildirirdi. Yunan kestirim yöntemine göre, kâhin yüzünü kuzeye dönerdi ve sağ elinin uğurlu olduğuna inanırdı. O günden sonra, solda kalan her şeye uğursuz gözüyle bakılmıştır.
Diğer eski dillerde de, kökleri Latince laevus sözcüğüne dayanan sözcükler vardır, örneğin, İngilizce’de Left ya da Lift, “güçsüz” ya da “değersiz” anlamına gelmekteydi.
Eski Almanca’da Loof, Luchter, Lucht, Luft Leeft, “güçsüz”‘ demekti.
Anglosakson dillerinde Lyft “güçsüz”, “kırık” anlamına kullanılırdı.

GÜNÜMÜZ DİLLERİNDE
İngilizce’de Left – handed (solak) sözcüğü, “çoğunlukla sol elini kullanan kişi” anlamına geldiği gibi, “uğursuz”, “anlaşılmaz”, “beceriksiz” gibi anlamlara da gelir.
Fransızca’da “sol” demek olan Gauche “acayip”, ‘beceriksiz” anlamında da kullanılır. Portekiz ce’de “sol” için kullanılan Ganhoto aslında “güçsüz” ya da “garip” demektir. Çingene dilindeki “sol” sözcüğü olan Bongo “dolandırıcı” ya da “günahkâr” anlamına da gelir. Bu günahkâr tanımı, İtalyanca Manchini (sol) sözcüğünde de vardır. İspanyolca’da Zurde yalnızca sol anlamına gelmektedir, ancak “günahkâr” olarak kullanıldığı da olur. Ayrıca “solak olmamak” anlamına kullanılan no ser zurdo deyimi “çok akıllı olmak” anlamına da gelmektedir.
Türkçe’de “sol” sözcüğünün karşılığı TDK’nın sözlüklerinde şöyle belirlenmektedir:
Sıfat olarak:
1- Yüreğin bulunduğu tarafta olan; sağ karşıtı: Sol el, sol kulak.
2— Bu taraftaki yön: Sola dönmek
3- Toplumculuktan yana olan: Sol düşünce
Ad olarak:
4— Politikada toplumculuk.
“Solak” sözcüğü ise, “sağ yerine sol elini kullanan” kimse olarak tanımlanmaktadır. Ancak “sol” yine Örneklenen dillerde görüldüğü gibi, “kötülükle” bağdaştırılmaktadır. Sözgelimi, “Sol yanından kalkmak” deyimi “terslik edenler için” kullanılır. Yine “değersiz”, “önemsiz” anlamında da “solda sıfır” deyimi kullanılmaktadır.
Bunların dışında bir de, halk arasında yaygın biçimde kullanılan “sol yanlısı”, “solcu” gibi sözcükler vardır. Siyasal görüşleri ilerici, devrimci ve komünist plan kişilere de “solcu” denir. Siyasal anlamda pek çok örnekleri bulunan bu sözcüğün, siyasal yaşama ne zaman ve nerede girdiği araştırılınca, bunu ilk kez tarihçi Thomas Carlyle’in 1837’de yazdığı Fransız Devrimi adlı kitapta kullandığı görülür. Bu kitapta Cariyle, Fransa devlet başkanının sol yanında oturanları solcu diye tanımlamıştır. Solda köktenciler (radikaller), basın üyeleri ve devrimciler oturmaktaydı. Soylular (aristokratlar) başkanın sağında, ikisi arasında olanlar da başkanın tam karşısında oturuyorlardı.
Halk arasında solun “kötü” anlamda kullanılışı; sol elin “pis”, sağ elin “cici” sayılması, solaklar için gerçekten büyük bir şanssızlık olmuş, yaşamları boyunca neyin “doğru” olduğunu bulmakta güçlük çekmişlerdir.

BOŞ İNANÇLAR, DİNLER VE TERS YÖN OLGUSU
Roma Çağı’nda, sağın iyi, solun kötü olduğu inancı tüm insanlar arasında yaygınlaşmaya başladı. Kimi tarihçilerin varsayımına göre bu, güneşin hareket yönünden kaynaklanıyordu. Kuzey Yarıküre’deki bir insan, yüzünü güneye döndüğünde güneşin soldan sağa doğru hareket ettiğini görür. O zamanlar güneş, en önemli yaşam simgele
rinden biriydi ve bu yüzden soldan sağa doğru olan hareketin en doğru gidiş yönü olduğuna inanılmıştı. Böylece sağ el iyilik ve güç ile bağdaştı- rıfirken sol el de güçsüzlük ve kötülük simgesine dönüştürülmüş oldu.
Ancak Güney Yarıküre’deki insanları düşününce, bu varsayım geçerliliğini yitiriyor. Ekvator’un aşağısında kalan yörelerde, güneş gün boyunca sağdan sola doğru hareket eder. Eğer insanlar sağ ve sol arasındaki ayırımı, gerçekten güneşin devinim yönüne göre yapsalardı, Güney Yarıküre’- deki insanlar için sol el değerli olacaktı. Buna karşın tarih boyunca dünyanın çeşitli yerlerinde güneşin hareket yönünü gösteren güneş simgeleri yapılmış, bir takım kurallar buna göre düzenlenmiştir.
1936’ların Almanya’sında Nazilerin yönetimi ele almasıyla değişen Alman bayrağına, eski çağlardan günümüze dek gelen güneşin soyutlaştırılmış bir hareketini anlatan “Gamalı Haç” işareti konmuştu. Gamalı haçlar tarih boyunca Mısır’da, Yunanistan’da, Güney Amerika’da, Meksika’da, İngiltere’de, İspanya’da, Hindistan’da ve Kuzey Amerika’da ortaya çıkmışlardı. Gamalı haçın uçları güneşin devinimi yönünde, yani soldan sağa doğru ktvrılı olduklarından iyi şansı ya da uğuru simgelemişlerdi. Bunun gibi, uğur belirtisi olarak düşünülen başka bir gamalı haç da, bir zamanlar Hindistan’ın güneyinde yaşamış olan ünlü İngiliz yazarı Rudyard Kipling (1865 – 1936) tarafından yaratılmıştır. Bu gamalı haçın kıvrılış yönü sağdan sola doğruydu ve Kipling’in, konuları Hindistan’da geçen pek çok kitabının sayfalarını süslüyordu.
İskoçya’da bir zamanlar, saat yönünün tersine görülen hareketler doğrudan doğruya kötülükle bağdaştırılırdı. İskoçların inançlarına göre; şeytanlar ve cadılar (büyücüler) güneşin devinimi yönünün tersine doğru giderlerdi. Bu nedenle, güneşe karşı yürüyen ya da koşan birinin şeytandan hoşlandığı, belki de bir büyücü olduğu sanılırdı.
Herhangi bir yapının çevresinde, soldan sağa doğru yürüyecek yerde, sağdan sola doğru yürüme gibi günlük yaşamda her zaman olagelecek sıradan eylemler, kişinin büyücülükle suçlanmasına yeter de artardı bile! Hele bu kişi solaksa, işi tümden bitik demektir.
Şeytan, genellikle resimlerde solak olarak betimlenir. Bir Fransız boş inancına göre; şeytan, büyücüleri “sol koluyla” selamlar. Hıristiyanlar, istemeyerek masaya tuz döktüklerinde sol omuzlarının üzerinden, bir diğer deyişle şeytanın olduğu yöne doğru, bir tutam tuz atarlar. Bu boş inancın kökeni şudur: Hz. İsa’yı ele vererek çarmıha gerilmesine neden olan Judas, onu teslim etmeden önce yedikleri son yemekte tuzu masaya dökmüştü.
Sol ve sağ ayırımı, diğer dinlerde de görülür. Tevrat geleneklerine çok bağlı Yahudiler, deri kutu içine konan kutsal kitaplarını sol ellerinde taşırlar. Budistler, çok önemli iki simgeye inanırlar: Yang ve Yin. Yang etkindir, erkektir; ışığı, yaşamı ve sağ eli simgeler. Yin ise tepki göstermeyeni, kadını, dünyayı, karanlığı ve sol eli simgeler. Ancak iki simge bir daire oluşturduğunda, Çinliler’in “Tao” dedikleri bir uyum simgesine dönüşürler.
Müslümanlarda da yine sağ el, sol elden üstündür. Sözgelimi, sabahleyin sağından kalkan bir kimsenin, o günkü işinin yolunda gideceğine inanılır. Abdest alınırken önce sağ kol yıkanır ve: “Tanrım defterimi sağımdan dür” denir. Oysa sol kolun yıkanması sırasında: “Tanrım beni defteri solundan dürülen günahkârlardan eyleme” diye yakarılır. Çünkü sağ omuzda iyilikleri yazan meleklerin, sol omuzda da yapılan kötülükleri yazan meleklerin olduğuna inanılır. Yine, en güvenilir kişiye “benim sağ kolum” denir. Çünkü boş inançlar, insanları sürekli olarak sol elin güvenilmez olduğu konusunda koşullandırmalardır.

UĞURLU AYAK
Kimi insanlar, sol eli uğursuz saydıkları gibi sol ayak için de bu tür boş inançlar taşımaktadırlar, örneğin Roma Çağı’nda bir eve sol ayakla girmenin uğursuzluk getireceğine inanılırdı. Bu inanç bugün de, dünyanın bazı bölgelerinde yer yer görülmektedir. Buralarda kimi insanlar, evlerinden çıkarken önce sağ ayağı atarak çıkmanın ya da bir yere giderken sağ ayakla gitmenin, işlerinin yolunda gitmesini sağlayacağına inanırlar. Ancak askerler yürüyüşe sol ayaklarıyla başlarlar. Askerlerin neden sağ ayağı değil de, solu önce attıkları konusunda değişik varsayımlar vardır. Bunlardan biri bu durumu; “Sol ayak sağa oranla daha güçsüz olduğundan, sol ayağın incinmesi büyük bir sorun yaratmaz” diye açıklar. Diğer bir varsayıma göre de; silah sağ kolda taşındığından, önce sol ayak ileri atılarak sağ ayağa hız verilmektedir.
ABD’de çok önceleri, biri idam edileceği zaman orada kesinlikle bir tavşan bulundurulurdu. Sonra tavşanın sol bacağı kesilir ve cellata, onu uğursuzluklardan korusun diye verilirdi. O gün bu gündür, tavşanın sol ayağının insana uğur getirdiği inancı sürmektedir. Ancak tavşana hiçbir uğur getirmediği de kesin!

Etiketler:

Yorum yazın