Şeyh nedir

ŞEYH i. (ar. şeyhühat’tan şeyh). Tasav. Tarikatın kurucusuna, bir tarikatta en yüksek mertebeye ulaşmış olan kimseye, tarikat büyüklerine veya tarikat kollarından birinin başında bulunan kimselere verilen ad. (Bk. ansikl.) || Tekke ve dergâhlarda tarikat şeyhlerinin oturdukları özel post.

— Esk. Yaşlı kimse, ihtiyar. || Şeyh-i ek-ber (veya şeyh-ül ekber), Muhiddin Arabi’nin unvanı. || Şeyh-i necdî. Mec. Şeytan. || ŞeyhU’l-islâm. Bk. ŞEYHÜLİSLAM.

— Huk. Esk. Şeyhi fani, yaşlılığı yüzünden savaşma gücü kalmayan, karşı koyma yeteneğinden yoksun kişi. (Bir kimsenin şeyhi fani sayılması için iradesinin, bilincinin yerinde olup olmadığına bakılmaz.)

— 1da. Esk. Şeyhül harem, halife tarafından Mekke’de görevlendirilen memur. (Şeyhül haremi nebevi de denir. Eskiden hac yolu üzerinde olduğu için Şam valileri hakkında da bu deyim kullanılırdı.) || Şeyhül yüzera, vezirlerin en yaşlısı.

— Spor. Esk. Şeyhül meydan, Okçular tekkesini yönetenlerin başı. (Binikiyüzcü şeyhi de denirdi). Bk. ANStKL.

— Tar. Bk. ANSİKL.

— Teşk. tar. Şeyhi imaret, bir imareti yöneten, misafirleri karşılayıp ağırlayan; yoksul ve muhtaç kimselere gerekli yardımı yapan görevli.

— ansikl. Tasav. Şeyh mertebesine ulaşamayan kimse tekkenin yönetimini eline alamazdı. Tarikat töresi ve kurallarına göre, şeyhin gerek bilim, gerek derece bakımından bütün kademeleri geçmesi, adım adım yükselerek olgunlaşması, «kemale ermesi» gerekirdi. Genellikle tasavvufta şeyh, şeyhüt tarikat, yani Tanrı ile tarikatçılar arasında bir aracı durumundaydı. Şeyhül irade, tarikatta en yüksek durumdadır. İradesi, Tanrı iradesiyle karışarak kaynaşmıştır. Tarikata girenlere ilk yolu gösteren bu makamda oturan şeyhtir. Bunun tarikatın yöneticisi olan şeyhUt tarikat ile bir ilgisi yoktur; görevi ayrıdır. Yönetici değil, eğitici, yetiştiricidir. Şeyhül ik-tida, kendisine uyulması, gösterdiği yoldan gidilmesi gereken şeyhtir. Onun ardından gidilir, yaptıkları yapılır ve uygun görmediklerinden sakınılır. Şeyhüt teber-ruk, kendisinde uğur bulunduğu sanılan ve manevî gücünden yararlanılmak istenen kimsedir. Şeyhül intisab, bir müridin tarikata alınmasında aracı olan, kendisine tarikata girmek isin hizmet edilen, manevi gücünden yararlanılan kişidir. Şeyhüt telkin, her müride yapması gereken dersi, öğrenmesi gereken ilk bilgileri veren kimsedir. Şeyhüt terbiye, tarikata yeni girenlerin eğitimiyle uğraşır, onlara tarikat için gerekli kuralları öğretir.

— Spor. Esk. Şeyhül meydan, tasavvuftaki tekke şeyhleri gibi değildi; bugünkü spor kulübü başkanı durumundaydı. önceleri Rik&bı Hümayun okçubaşısı, şeyhül meydan olurdu. Sonraları kemankeşlerin menzil sahibi olan ihtiyarları arasından seçilmeğe başlandı. Bu makamda hayat boyu kalınırdı. Tekkenin yönetiminde şeyhül meydanın geniş yetkileri vardı.

— Tar. Şeyh unvanı, Araplar arasında, «seyidi unvanıyle yan yana kullanılırdı. Seyid’e yaşlılığı, akıllılığı, aile üstünde etkisi, manevî gücü dolayısıyle şeyh adı verilirdi. Zamanla şeyh, ayrı bir terim, bir ‘invan niteliği kazandı; bir birliğin, bir topluluğun başında bulunan, onu yöneten kimseye şeyh dendi. IX. ve X. yy. larda İslâm kavimleri içinde yönetimi ele geçirenler, bu unvanı almağa başladılar. X. yy.da Ebu Yezid, kendini «şeyhül müminin» olarak ilân etti. Medine valisi yalnız «şeyhül harem» unvanıyle anılmağa başlandı. Daha sonra bu unvan Kuzey Afrika’daki müslüman topluluklar arasında da yayıldı. Doğu müslUmanları özellikle İran ve Anadolu halkı arasında başka bir anlamda kullanıldı. En büyük din görevlisine şeyhülislâm* dendi. İdare işlerinde de bir şehrin belediye başkanına şeyhülbeled* adı verildi. Ayrıca halk arasında, özellikle Tunus ve yörelerinde, kabile reislerine, çalgı eşliğinde kaside okuyan şairlere şeyh denir. (M)

Yorum yazın