Şet nedir

ŞET veya ŞED i. (ar. şedd). Esk. Sıkarak bağlama, sıkma. || Sertleştirme, pekleştirme. || Bütün gücüyle koşma, atılma: Korku, lâkin, azmi teyid eylemek icabeder: / Kurtulursun şedd-i rahl etmiş de gitmişsen eğer (M. Â. Ersoy). ||

fedd-i nitak-ı himmet, («himmet kuşağını uşanma») işe sıkı sarılıp başlama. || Şedd-i rihal, yola çıkmak için hayvanın semerini bağlama, semerleme.

— Mus. Türk musikisinde bir diziyi bulunduğu yerden başka bir perdeye göçürme (nakletme) anlamında kullanılan terim. (Şet’te dizi aralıklarının değişmemesi esas tutulur. Her perde üzerine göçürme sağladığı için tercih edilmiştir. Eşit olmayan 24 aralıklı türk dizisinde her perde üzerine göçürme imkânı yoktur. Türk dizisi üzerinde en fazla 18 perdeye göçürme yapılabilir.) || Şet makam, mevkiinden başka yere göçürüldüğü zaman tını değişikliği dolayısıyle farklı etki yapan makam. (Şet makamlar, türk musikisi makamlarının ayrıldığı üç makam türünden biridir, öteki iki makam türü [basit ve birleşik makamlar] gibi göçürüldüğü zaman aynı kalmaz. Şet makamları belirtmek için esas makamın hangi perde üzerine göçürüldüğünü söylemek yeter ise de (meselâ dügâhta rast gibi), türk musikisinde bir kısım şet makamlara, tını özelliklerinden ötürü ayrı isim verilmiştir. Asıl mevkii (durağı) çar-gâh-do perdesi olan çargâh makamının şet-leri: acemaşiran (/a), mahur (sol). Asıl mevkii dügâh-7a perdesi olan buselik makamının şetleri: sultanîyegâh (re), ruhnü-vaz (mi), nihavend (sof). Asıl mevkii dü-gâh-/a perdesi olan kürdî makamının şetleri: ferahnüma (re), aşkefza (mi), kürdi-lihicazkâr (sol). Asıl mevkii diigâh-lâ perdesi olan zengüle makamının şetleri: şe-daraban (araban) suzidil (mi), evcârâ (sol bemol), hicazkâr ve zengüleli suzinak (sol). || Şedd-i araban. Bk. ŞED ARABAN.

— Tar. ve Tasav. Fütüvvet kuruluşlarında, bir kimsenin kendini tarikata, ahiliğe verdiğini, ona bağlandığını göstermek için sarındığı kuşak.

— ANStKL. Tar. ve Tasav. Fütüvvet -kuruluşlarında şet ve şalvarın özel önemi vardır. Sonradan bir efsane

ğine bürünen bir söylentiye göre, şet ve şalvarı Cebrail, Hz. Muhammed’e getirdi, o da bunları Ali’ye giydirdi. Bazı fütüv-vetnamelerde Cebrail’in, şet ve şalvarı cennetten getirdiği anlatılır. Şet, bazı özellikleri olan kimselere bir törenle bağlanır. Müslüman olmayanlara, münafıklara, falcılara, büyücülere, ayyaşlara, yalancılara, hırsızlara, ihtikâr yapanlara, avcı, kasap ve carrahlara şet bağlanmaz.

Çeşitli mesleklerden olanlara değişik biçimlerde şet bağlanır. Meddahlara şeddi elifî (şeddi rumîyan), gazilere şeddi kavsî (şeddi fahiran), savaşlarda çadır kurup döşeyen ferraşlara şeddi Süleymanî (şeddi h âdi mân), dervişlere şeddi Yusufî (şeddi misriyan), şeyhlere şeddi mihrabı (şeddi taziyn) adı verilen şetler bağlanırdı. Fütüvvet – ahi teşkilâtının Seyfî koluna bağlı olanlara da şet yerine kılıç kuşatılırdı. Bu kola bağlı olanlar asker olmadıkları halde silâhlı gezerler ve savaşlara katılırlardı (Osmanlı devletinin kuruluşunda büyük hizmetleri geçen Alperenler bu kolun bir devamıdır.)

Şet bağlanırken yapılan tören, fütüvvet-namelerde bütün ayrmtılarıyle anlatılır. Bunlara göre kuruluşun ilerigelenlerinden nakib, ahilerin huzurunda kıbleye karşı a-yakta durur ve «eüzü besmele» çektikten sonra: «Zinaya yaklaşmayın, çünkü o, şüphesiz bir hayasızlıktır, kötü bir yoldur. Allah’ın haram kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça, kıymayın. Kim mazlum olarak öldürülürse biz onun velisine bir yetki vermişizdir. O da katide israf etmesin, çünkü o, cidden yardıma yaraşır kılındı. Yetimin, erginlik çağına erişinceye kadar, malına yaklaşmayın. Meğer ki bu en iyi bir suretle ola. Bir de verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü ahiden cayanlar sorumludur, ölçtüğünüz vakit de ölçeği tam yapın, doğru teraziyle tartın. Bu hem daha hayırlıdır, hem sonucu dolayısıyle daha güzeldir. Senin için, hakkında bir bilgi hasıl olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz, kalp; bunların her biri bundan sorumludur. Yeryüzünde büyük gönüllülükle, kendini beğenmişlikle yürüme; çünkü, ne kadar bassan arzı gerçekten yaramazsın, boyca da asla dağlara eremezsin, kötü olan bütün bunlar Rabbinin katında sevilmeyen şeylerdir. Bunlar Rabbinin sana bildirdiği hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka bir Tanrı edinme ki sonra yerinmiş, kovulmuş olarak cehenneme atılırsın» (ts-ra suresi, 32-39) anlamındaki ayetleri okur. Hz. Muhammed’e ashabına ve ehli beytine selavat vererek halifeye, ülkenin padişahına dua ettikten sonra, «Yüce Tanrı suyu temiz yarattı, tuzu da, her şeyi oldurucu halk etti» diyerek «Şu tatlı ve susuzluğu gidericidir. Bu ise tuzlu ve acıdır» (Furkan suresi, 53) anlamına gelen ayeti okur, «Bunu ahid, borç ve söz verme alâmeti kıldı; Allah lâ-net etsin ahdini bozana» sözlerini ekler ve elindeki suya bir tutam tuz atar. Sonra toplantıda bulunanlara dönerek «Ey hazır bulunan ulular, bu talibi ragıb, cedde ulaşan fütüvvet şeddini kuşanmak ister ve sizinle, ulu Tanrı’ya tevessül eder, filânı şeyh edinmek diler» der; toplantıdakilerin onu arkadaşlığa kabul etmeleri üzerine sol yanında ayakta duran şet kuşatılacak kimseye, şeddi bağlar ve şerbet adı verilen tuzlu suyu içirir. Fütüvvet – ahi kuruluşunda şet kuşanan talibin karnının ve belinin haramdan, dilinin gıybet ve gereksiz sözlerden, elinin halkı incitmekten, ayağının Tanrı’-nın razı olmayacağı yerlere gitmekten bağlanmış olduğu, cömertliğinin, eli açıklığının, alçak gönüllülüğün arttığı kabul edilir.

Fütüvvet- #ıi kuruluşlarındaki şeddin Hz. Muhamrtröd tarafından Ali’ye kuşatıldığı ve onun da, her biri bir sanatın piri olan 17 kişiye bu kilşağı bağladığı inancı, sonraları esnaf, teşkilâtlarında ustaların yetiştirdikleri çırakların bellerine bir törenle şet yerini tutan bir peştemal kuşatmalarına yol açmıştır. (M)

Yorum yazın