Şah nedir

ŞAH veya ŞEH i. (fars. şah veya şeh). Padişah, hükümdar; özellikle İran ve Afgan hükümdarı. (Bk. ANSİKL.) || —Esk. Şah-ı encüm, güneş. || Şah-ı geda-nihad, kibirsiz hükümdar. || Şah-ı Kerbelâ («Kerbelâ şahı»), Hüseyin. Şah-ı Kevneyn («iki cihanın şahı»), Hz. Muhammed. || Şah-ı Mer-dan («mert kimselerin şahı»), halife Ali. || Şah-ı Risalet, Hz. Muhammed. || Şah-ı ve-lâyet (veya şah-ı Zülfikar). halife Ali.

— çeş. DEY. Şah iken şahbaz olmak, çirkinliği veya içinde bulunduğu kötü durumu gittikçe artan kimseler için alay yollu kullanılır. || Ben şahımı bu kadar severim, «bundan fazla fedakârlık yapamam, daha fazlasını göze alamam» anlamında kullanılır.

— Anat. Şah damarı. Bk. ŞAHDAMARI.

— Ed. Esk. özellikle İran ve divan edebiyatında sevgiliye verilen ad. (Bütün güzellikleri varlığında toplayan sevgili, insan gönüllerini buyruğu altına aldığı için şah’tır.)

— Oyun. Satranç’ta en önemli taş.

— ANSİKL. Tar. Tarihte ilk defa İran’ın Akamanış denen hükümdar ailesi tarafından kullanılan şah unvanı, hüküm sürmek anlamına gelen hşay veya hşayasiya kökünden türemiştir. Bir ülkeyi yöneten, o zamanın din inançlarına göre elinde tanrısal yetkiler bulunan kimse demektir. Eski İran hükümdarları kelimeyi bu anlamda kullanıyordu. Zamanla kelime birtakım değişikliklere uğrayarak şah biçimine girdi. Şah kelimesini bugünkü anlamda tanımlayan, eski İran’da hükümdarlara verilen bir unvan olduğunu ileri sürerek şiire sokan i-ran şairi Firdevsî’dir. Eski İran tarihini, masallarını konu edinen eserine Şehname* adını veren Firdevsî’den sonra şah kelimesi bütün İslâm ülkelerine yayıldı. X. yy.dan sonra bütün İran hükümdarlarına şah dendi. İran’da şiî mezhebinin benimsenişinden sonra şah kelimesi bir din kavramı niteliği de kazandı. Devletin başında bulunan hükümdar, hem siyasî, hem dinî yetkileri e-linde bulundurduğu için şah kelimesi iki anlamda kullanılmağa başlandı. Bugün İran’da Pers imparatorluğunun kurucusu Büyük Dâra’dan (M. ö. 535) son hükümdara kadar gelen bütün devlet başkanlarma şah unvanı verilir.

— Tasav. özellikle şiî mezhebine bağlanan, Ali ve Oniki imama karşı sevgi ve saygı duyan tarikatlarda halife Ali ve ondan sonra gelen bütün tarikat ulularına verilen ad. (Şiîler Ali’den sonra en büyük şah o-larak, Şah İsmail de denen İsmail Safevî’yi [öl. 1524] tanırlar. Osmanlı devleti sınırları içinde bulunan bütün bektaşî ve kızıl-başlar şah denince, Şah İsmail’i anlarlar. Ayrıca Tanrı’ya da şah denir. Bazı mutasavvıflara göre bütün evrenlerin yöneticisi, yaratıcısı durumunda olan, bütün varlık türlerinde görünüş alanına çıkan tanrı Şah veya Şahı Mutlaktır. Gönül, şahın kutsal makamıdır.)

+ Sıf. ve i. En güzel, üstün, mükemmel, (şey).

— Ed. Esk. Şah beyit (şah beyi), divan edebiyatında, bir şiirin en güzel beyti. (Şah beyit, gazel, kaside v.b. gibi divan edebiyatı nazım şekillerinin fikir, duygu ve biçim açısından en olgun beytidir. Gazelde beytülgazel, kasidede beytülkasid adını a-lır.)

+ Şahan çoğl. i. Esk. Şahlar. (M)

ŞAH i. (fars. şâh). Esk. Dal, budak, filiz. || Geyik v.b.nin boynuzu. || Saç lülesi, büklüm, kıvrım. || Parça. || Kadeh. || A-lın. || Şah-ı âhu, ceylân boynuzu. || Şah-ı gül, gül dalı. Geyiğin çatallı boynuzu.

— Mus. Türk musikisinin en az altı yüzyıllık birleşik makamlarından biri. (Bugüne kalmış örneği yoktur.) || Türk musikisinde, diyapazon la’sini si kabul eden âhenk. (M)

ŞAH i. Atın, ön ayaklarını yerden keserek arka ayakları üzerinde durması. J| Şaha kalkmak, [at için] ön ayaklarını havaya kaldırarak kısa bir süre arka ayaklarının üstünde durmak, şahlanmak: Atı şaha kalkmış, ayağının altında toplar, tüfekler, bacağı kolu kopmuş insanlar… (Ömer Seyfed-din). [M]

ŞAHA i. (fars. sâhe, dal > şâhâ). Esk. 1-ki dişli çatal. || Boyunduruk.

Yorum yazın