Ölüm Nedir

Ölüm Nedir

İnsanlar, yaşamları boyunca, ölüm denen şeyin ne olduğunu merak edip durmuşlardır. Bugün de biz, ölüm nedir diye düşünmüyor muyuz?
Ne demektir ölüm?
Sağlıklı, sapasağlam bir insan, yıllar geçtikçe neden ihtiyarlayıp hastalanıyor, kuvvetten düşüyor, sonra da ölüyor?.
Hastalığı doğuran etkenler nelerdir?
Ölürken ne duyuyoruz?
öldükten sonra ne oluyoruz?
ölüm ötesinde, başka bir dünya var mıdır? İnsanlar öldükten sonra başka bir dünyada mı yaşıyorlar, yoksa, başka şekillere dönüşüp, yeniden bu dünyaya mı geliyorlar?
Bugün, bu sorulardan çoğunun yanıtlarını verebiliyoruz. Ama, bir kısmını henüz çözebilmiş değiliz. Ölüm olayı, hâlâ gizemini koruyor ve biz de gizemlerini çözemediğimiz ve anlayamadığımız şeylere karşı, çoğunlukla korku duyuyoruz.
Bilinmeyen ve denenmemiş olan yeni bir girişimi düşündüğümüzde, örneğin, yeni bir kente ya da eve taşındığımızda, yeni bir okula başladığımızda,
içimiz sıkılır, benliğimizi ürkütücü bir duygu kaplar. Hele, bu yeni yere gidenlerin hiçbiri geri dönmez ve bize o yer konusunda bir bilgi getirmezse, korkumuz daha da artar değil mi? Bunun gibi, her şeyimizi ve tüm bildiklerimizi bu dünyada bırakarak, bilinmeyen başka bir dünyaya göçme düşüncesi hepimiz için amansız bir kaygı ve korku kaynağı olmaz mı?
ölümün nedenini anlasak bile, ölüm denen o korktuğumuz olay, kapımızı çaldığı zaman avunabilecek miyiz? Hayır! Çünkü, bir yakınımız, komşumuz, arkadaşımız ya da evdeki kedimiz bile ölecek olsa, içimize yine de bir üzüntü ve mutsuzluk çökecektir.
Başka bir kimsenin ölümünden hem korku, hem de üzüntü duyarız. Birgün, bizim de böyle bir sonla karşılaşma duygusu içimizi kaplar, öyle ise ölüme ilişkin ne denli çok şey öğrenirsek, korkularımız o ölçüde azalır. Canlı olan her varlık için, ölümün ne kadar doğal ve kaçınılmaz bir olay olduğunu anlamaya çalışmalıyız.

TEMELSİZ VE BOŞ İNANÇLAR
Tarihten önceki çağlara dek uzanan çok eski zamanlarda insanlar, çoğunlukla genç yaşlarında, ya yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanarak, ya düşman kabilelerin saldırılarıyla ya da depremler, yangınlar, su baskınları, kasırgalar gibi doğal afetler nedeniyle ölüyorlardı.
Bu olayların dışında, hastalık ya da yaşlılık sonucu ölümler de o zamanki insanların hiç anlayamadığı büyük bir sorundu. Yaşlanan bir insan neden ölüyordu? Hastalık neden bir insanın ölmesine yol açıyordu?
Bu ilkel çağlarda, ne bilim adamı ne de doktor vardı. Hiç kimse hastalıkların, mikropların ve yaşlılığın,/insan vücudunu nasıl yıpratarak zayıf düşürdüğünü anlatacak durumda değildi. İnsanoğlu kaderiyle başbaşa bulunuyordu.
Gök gürültüsü, şimşek, yıldızların, ayın hareketleri, gel-git olayları gibi, ölüm olayı da insan için aynı anlamda derin bir gizemdi. Bu konularda ilkel toplulukların bilgileri olmadığı için, korkmaktan kendilerini atamıyorlardı.
Olayın aslını bilmediklerinden, ölümün nedenleri hakkında kendi kafalarına göre bir takım asılsız masallar uyduruyorlardı. Bugün bile, eğitim görmemiş insanlar böyle yapmıyorlar mı?
örneğin, Romalılar, gök gürültüsü ve yıldızların, Tanrı Jüpiter’in silahları olduğunu sanıyorlardı. Başka birçok ilkel topluluklarda gök gürültüleri ve yıldırımlar, tanrıların insanlara karşı öfkeleri biçiminde yorumlanıyordu.
Bazı ilkel topluluklar da, vücuda giren kötü ruhların, büyülerin ve cezalandırıcı tanrıların insanları öldürdüğü inanandaydılar.
Hindistan’da yaşayan ilkel topluluklar, yasalara uymayan insanlara kızan tanrıların, yeryüzüne ölüm yağdırdığına inanıyorlardı.
Bugün bile, Haiti adalarındaki ilkel topluluklarda; sihirbazların öldürmek istedikleri insanın çamurdan bir şeklini yaparak ona iğneler saplamaları sonucunda, o insanın gerçekten öleceği inancı yaygındır. Bazı Haitili sihirbazlar, öldürmek istedikleri düşmanlarının balmumundan şekillerini yaparak ateş üstünde eritmekte ve onların böylece öleceğine inanmaktadırlar.
Avustralya’daki ilkel kabilelerde, şamanlar ellerindeki bir kemik ya da odun parçasını sallarken sihirli sözler söyleyerek düşmanların kalbini bir arıda delerek öldüreceklerini sanırlar. Bunların tümü, bilimsel temeli olmayan, gerçek dışı boş inançlardır.
ÖLÜMÜN ANLAMI
Bugün bilim bize, şimşek ve yıldırımın havanın üst katmanlarındaki elektrik akımından oluştuğunu öğretmektedir. Şimşek ışığıyla ısınan havanın genişlemesinden de gök gürültüsünün doğduğunu biliyoruz. Bu bilgilerimiz, bu gibi olaylara karşı duyduğumuz korkuyu ortadan kaldırmaktadır.
ölümün de nedenini anlayacak olursak, ona karşı duyduğumuz korku kuşkusuz azalacaktır.
Ama ne yazık ki, günümüzde, bizim toplumu- muzda ve diğer toplumlarda ölüm olayı, çoğunlukla yasak bir konu gibi kabul edilir ve ondan hiç söz açılmaz ya da bu önemli gerçek görmemezlikten gelinir.
ölüm olayı, ancak son onbeş yıl içinde, üzerinde özgürce tartışılabilen bir konu haline gelebilmiştir.
Bütün insanlar, günün birinde öleceklerini bilerek ve bunun normal bir olay olduğuna inanarak yaşayacaklardır.
“Ölmek yok olmak değil,
Mevsimin yıla dönüşmesi,
Zaman akışında derin bir iç çekmesi”

Yorum yazın