Nöbet nedir

NÖBET i. (fars. nevbet’ten). Sıra: Geçenlerde Behlûl bana ne dedi, biliyor musun? Mile de Courton’dan sonra nöbet kendisine geleceğinden korkuyor (H.Z. U-şaklıgil). Yanlarında yetmiş deve olup nöbet ile binerlerdi. Hattâ Resul-i Ekrem ile Ali tbni Ebi Talib ve Zeyd tbni Harise Radiyallahu Anhüma için bir deve olup üçü nöbet ile binerlerdi (Cevdet Paşa). J| Sıra ile yapılan hizmet: Nöbette olmak, jj Defa, kere: Biz de Hüseyin’le günde en a-şağı, beş nöbet kavga ederdik (R.N. Giin-tekin). Meftun, değişik kadınlarla birkaç nöbet oynadı (H.R. Gürpınar). || Hastalık sebebiyle titreme, ateşin yükselmesi. || Aynı cinsten olan ve zaman zaman bünyede kendini gösteren fizyolojik bozuklukların tümü. || Esk. Sıtma.

— ÇEŞ. DEY. Nöbet beklemek (veya tutmak), [bir şey için] sıra beklemek, sırada durmak: «Vesika almak için nöbet bekle-yoruz». (H.R. Gürpınar). Kenarda nöbet bekleyen çocuklar titizlenmeğe: «Çok oldu amma, bizi de, bizi de!» diye bağrışmağa başlıyorlardı (R.N. Güntekin). Ye-nilenler, acılarını unutmak, yenenler, zaferlerinin tadını çıkarmak için, furunlar kadar içki ve sigara dükkânlarının önünde nöbet tutuyor (F.R. Atay). [Asker, polis v.b. görevli için] Bir yeri, kimseyi, aracı korumak, gözetlemek v.b. sebeplerle ve görevli olarak bulunduğu yerden belli bir süre ayrılmamak: Vatanın en uzak köşelerinde / Hatırla ki birisi nöbet bekler (F.H. Dağlarca). Hükümet konağında kaymakam beyin odasına çıkan merdivenlerde nöbet tutacaksınız. Kaymakam beyin yanına, Kuvayı Milliyecilerden, Müdafaayı Hukuk Erkânından başka kimse gidemez (S. Kocagöz). Cemil teğmen Faruk’u değiştirmek için lokomotife gitti. Makinist yabancı olduğundan, başında nöbet tutmayı uygun görmüşlerdi (Kemal Tahir). || Nöbet değiştirmek, daha önce nöbetçi olanın yerine geçmek, nöbeti devir almak: Hayır […] Nasıl olsa bir gün nöbet değiştireceğiz seninle […] Fakat daha o gün gelmedi … (R.N. Güntekin). || Nöbet gelmek, (bir şeye) sıra gelmek: Evler döşemekti bendeki tasa / Yaptım ettim, nöbet mezara geldi (N.F. Kısakü-rek). Şimdi de onun dinlenme nöbeti gelmişti (Vâ-Nû). [Hastalık için] Ateş ve titıemeyle kendini belli etmek: Babama nöbet gelince ne yapılacağım o biliyor (Sabahattin Ali). Hattâ düşmemek için o-lacak ki beline sarıldı … Bakın bakın … eyvah!.. Nöbet mi geldi, ne oldu? (Ah-med Rasim). || Nöbet savmak, nöbetini, sırasını geçiştirmek: Bu suretle Kemal Ah-med Dedenin «benden sonra yedi Ahmed bu makamla nöbet savacak» sözü de bâtıl oluyor (N. Araz).
— Ask. Silâhlı kuvvetlerde birlik, karargâh ve kurumlarda ortak hizmetlerin yapılmasını sağlamak amacıyle, teşkilât içindeki görevli asker ve sivil personel tarafından belli bir sıra ve süreyle yürütülmesi gereken hizmet. (Bk. ANSiKL.) || Nöbet alan, nöbetçilik görevine başlayan asker veya müfreze. || Nöbet değiştirme, nöbetçilerin değiştirilmesi. (Nöbet nizamî talimatın verilmesi suretiyle, törenle yapılır.) || Nöbet karakolu, nöbetçileri kapsayan bir kıtanın yerleştiği lokal.

— Denize. Nöbet defteri, emirlerin yazıldığı defter.

— Mutf. Nöbet şekeri, su şeker ve krem tartardan yapılan şeker. Bk. ANSİKL.

— Teşk. tar. Nöbet kalfası, Osmanlı devletinde nöbet tutan hadımağalarma verilen ad. Bk. ANSiKL.

— ANSİKL. Ask. Nöbet barışta ve savaşta yürütülen önemli hizmetlerden biridir. Birliklerde, karargâhlarda ve askerî kurumlarda nöbet hizmetine girecek olanların kimler olacağı, nöbet hizmetinin yapılış taızı ve şekli, nöbetçilere ait görevler talimatnameyle belirtilir. Buna göre, nöbetçi kurulları, kural olarak başta güvenlik ve disiplin olmak üzere, birlik, karargâh ve ku-rumların günlük hizmet saatleri dışında çıkabilecek her türlü iş ve hizmetten sorumludur. Nöbet süresi bir kişi için 24 saati geçemez.

Subay ve assubayların nöbet devir ve teslim işleri, ilgililerin yüz yüze gelerek görüşmeleri suretiyle yapılır. Her nöbet hizmeti için bir defter tutulur, devir ve teslim sırasında gereken önemli konular bu deftere işlenir, nöbeti teslim eden ve alan tarafından imzalanır. Bir üst derecedeki âmir de bu defteri görerek imza eder.

Nöbet hizmetlerinin çeşitli ad ve türleri vardır. Meselâ askerî hastahanelerde çalışma saatleri dışında sağlık hizmetlerinin yürütülmesi için nöbetçi tabipliği, İdarî işler için hastahane nöbetçi subaylığı, askerî okullarda okul nöbetçi âmirliği, okul nöbetçi öğretmenliği, nöbetçi assubaylığı, büyük askerî birlik veya kurum karargâhlarında nöbetçi âmirliği, nöbetçi subaylığı ve nöbetçi assubaylığı gibi görevler vardır. Silâhlı kuvvetlerde, genellikle, bölük nöbetçi onbaşılığı, koğuş nöbetçi onbaşılığı, bölük nöbetçi çavuşluğu, mutfak nöbetçi onbaşılığı, bölük nöbetçi assubaylığı, bölük nöbetçi subaylığı, tabur nöbetçi subaylığı, tabur nöbetçi âmirliği, alay nöbetçi subaylığı, alay nöbetçi âmirliği, nizam karakol subaylığı, bölükler nöbetçi subaylığı adı verilen çeşitli nöbet hizmetleri, birliğin subay, assubay, erbaş ve erleri tarafından tutulur.

— Mutf. Nöbet şekeri. Su ve şeker kazanda ısıtılarak karıştırılır. Hafif kıvama gelince kesilmesi için bir çorba kaşığı krem tartar atılır. Eriyik tam kıvamını alınca etrafı 4-5 sıra delikli ve bu deliklerden karşılıklı pamuk ipliği geçirilmiş bir kazana boşaltılır. Sonra kazanın etrafı (delikler) alçı ile kapatılır. Kazanın ağzına mukavva örtülür, üstüne çuval atılarak kapatılır ve ılık bir yerde soğutulur. Nöbet şekeri adı «nöbet» denen bu işlemden gelmektedir. Anadolu’da eskiden soğutma işi gübre içinde yapılırdı. Kazanın soğutulması 1 hafta sürer. Bu süre içinde şeker, kristalizasyona uğrar ve iplerin etrafına sucuk görünümünde yapışır; bir kısmı da dibe çöker. İpler kesilir ve 20-30 sm’-lik uzunlukta çubuklar halinde çıkarılır. Nöbet şekerinin öksürüğe iyi geldiği söylenir.

— Teşk. tar. Nöbet kalfası, Haremi Hümayun kapısındaki nöbetçileri denetlerdi. Haremde görevli zenci hadımağaları, en aşağı rütbeli hadımağalar gibi hizmet görürlerdi. Nöbet kalfaları harem kapılarının anahtarlarını sabah namazından önce dârüs-saade ağasından alır ve gereken kapıları a-çardı. Akşamları, harem kapıları kapanınca, anahtarlar yine dârüssaade ağasına teslim edilirdi. Nöbet kalfalarından dördü harem kapılarını beklerdi. Harem kapıları Fatiha suresi okunarak açılır, Mülk suresi okunarak kapatılırdı. Beşinci nöbet kalfası denilen kalfa sadece halvetle görevliydi. En yüksek rütbeli nöbet kalfası buydu. Halvet yapıldığı, yani padişahın harem dairesine geldiği günlerde, kapı nöbetçisi olmayan harem ağalarını halvete göndermekle görevliydi. Geceleri, hastalık gibi özel durumlarda, dârüssaade ağasına haber verilir, bu ağanın aracılığıyle getirtilen hekim, hastayı görüp gittikten sonra kapı tekrar kapanırdı. Kapılar kapandıktan sonra kapı yakınında ve ağa koğuşlarında yabancı kimse bırakılmazdı; bunun için, ortanca veya hasıllı* ağalardan birisi yüksek sesle «hû» çekerdi, Nöbet sırası acemi ağalara da gelirdi. Kapı nöbetçilerinin kumandanı durumunda olan nöbet kalfaları, nöbet tutmazlardı. En eski nöbet kalfası teıfi edince ortancalığa getirilirdi. (M) NÖBETÇİ i. ve sıf. (nöbet’ten nöbet-çi). Nöbet bekleyen (kimse): Köylerinin şurasına burasına siper kazmışlar. Gece-gün-düz nöbetçi gezdirmektelermiş… (Kemal Tahir). Koridorda dolaşan nöbetçi hademeyi bir bahane ile aşağı göndererek muavinin boş odasına girdim (R.N. Güntekin). Tazyik ve ıhafe edilen telgraf memurlarının hemen icap edenleri, vali paşayı ve diğer alâkadaranı haberdar etmemelerinin ve nöbetçi zabitinin bunda gaflet göstermesinin sebebi nedir? (Atatürk). || Nöbet sırası kendisinde olan. || Nöbetçi eczane, düzenlenen sıraya uygun olarak geceleri ve tatil günleri açık tutulan eczane.

— Ask. Bk. ANSÎKL.

— Deıizc. Aynı hizmeti aralıksız olarak birkaç saat yapmak üzere ayrılmış gemicilerden meydana gelen vardiya grubu. |j Güverte veya makinede görevli gemici veya ateşçi. || Nöbetçi araç, nöbetçi geminin, amiral gemisine yolladığı küçük deniz a-racı. || Nöbetçi gemi, açık demir yerinde yatan ve bir filoda, bütün gün süresince içinde her zaman aranabilecek bir hekim ve idare subayı (komiser) bulunduran gemi. || Nöbetçi fenerliği, nöbetçi fenerinin içine konulduğu tel kafesli muhafaza. || Nöbetçi vardabandıra, demir yerinde yatan gemilerin bütün hareketlerini gözlemekle yükümlü olan ve köprü üstünde nöbetçi o-lan vardabandıra. || Demir nöbetçisi, gece nöbet tutmak ve görebileceği şeyleri haber vermekle yükümlü nöbetçi.

— ANSiKL. Ask. Eskiden sahra hizmetlerinde beliıli bir bölgeyi gözetleyen askere nöbetçi denildi. Tek başına dolaşan kişileri kontrolla ve düşmanın yaklaşmasını meydana çıkarmakla görevli olan bu nöbetçiler, silâhbaşı ettirmekle görevli bulundukları küçük karakolların ilerisine dikilirlerdi. Nöbetçiler hattı böylece sahrada bulunan bir kıtanın kontrol ettiği bölgenin görünen çevresini belirli kılardı. Bu anlamdaki «nöbetçi» terimi yerine Birinci Dünya savaşından beri «gözcü» kelimesi konmuş ve «nöbetçi» kelimesi de garnizon hizmetinde bir askerî müesseseye girenleri kontrolla görevli silâhlı askeri belirten bir terim olarak süre gelmiştir. Yalnız bir posta kumandanının emrine verilen nöbetçiler, özellikle tek başına dolaşanların veya kıtaların keşfi bakımından görevlerine ait ö-zel talimat alırlar ve nizamî ihtarı yaparak bunları her zaman durdurabilirler.

+ Nöbetçilik i. Nöbetçi olma hali. (M) NÖBETLEŞE zf. (nöbet > nöbetleşmek’ -ten nöbetleş-e). Sırayle, aralarında nöbete bindirerek: Şoföre lüzum yoktu; ikimiz nöbetleşe kullanırdık (R.H. Karay). [M] NÖBETLEŞME i. (nöbet > nöbetleşmek’-ten nöbetleş-me). Jeol. Paralel tabakalar dizisinde, bir kaya ile başka bir tip kayanın arka arkaya sıralanması: marnlar ve kireçtaşları nöbetleşmesi. (ML)

Yorum yazın